ŞUARÂ SÛRESİ
Son kısmındaki dört âyet dışında sûrenin tamamı Mekke’de inmiştir. 224. âyeti şâirlerden söz ettiği için «şâirler» manasına gelen «şuârâ» sûreye isim olmuştur.
Âyet sayısı : 227
Kelime sayısı: 1279
Harf sayısı : 5540 (Lübabu’t-te’vîl: 3/358)
Sûrenin kapsadığı başlıca konular:
1- İnkârcı sapıkların İslâm’a karşı olumsuz yöndeki faaliyetlerine dikkatler çekiliyor. Hak ile bâtıl mücadelesinin insanla birlikte başladığına işâretle Hz. Muhammed (A. S. ) ve arkadaşları teselli ediliyor.
2- Çok çeşitli bitkileri yetiştiren Yüce Yaratanʹın varlığına, birliğine delîl getiriliyor. Böylece ilgililerin botanik üzerinde ciddi araştırma yapmaları isteniliyor.
3- Gelip geçen milletlerin ve kavimlerin kıssaları ve peygamberlerini yalanlamaları ve bunun neticesi olarak büyük felâketlerle onların yüzyüze gelmeleri ibretli yanlarıyla anlatılıyor.
4- Kurʹân’ın bütünüyle İlâhî vahyin ürünü olduğu açıklanıyor ve bu sebeple Kur’ân âyetleri üzerinde ilmî çalışmalar yapmamız ilhâm ediliyor.
5- Hz. Muhammed’in (A. S. ) hâşâ kâhin veya şâir olduğunu iddia edenler reddedilip kınanıyor. Ona indirilen bilginin bu hususta yeterli delil ve belge olduğuna işâret ediliyor.
6- Putperest müşriklerin, sapık inkârcıların sonlarının çok elem verici azâp olacağı hatırlatılıyor.
7- Hz. Muhammed’in (A. S. ) şâir olmadığı, Ona indirilen Kitabʹın şiir Kalıplarına uymadığı konu ediliyor ve Kur’ânʹın bir bakıma Allahça olduğuna işâretle bu dil üzerinde araştırma yapılması öneriliyor.
8- Mekkeli putperestlerin yakında nasıl bir inkılâba uğrayacakları haber verilerek Hz. Muhammedʹin (A. S. ) İslâmiyet adına yeryüzünde en kalıcı inkılâbı yapacağına ve bunun çok yakın olduğuna değinilerek sûre noktalanıyor.
MEÂLİ:
1- Tâ-Sîn-Mîm.
2- Bu, açık-seçik (aynı zamanda açıklayıcı) Kitabʹın âyetleridir.
3- (Ey Peygamber! ) Onlar dosdoğru imân etmiyecekler diye neredeyse kendine yazık edip kıyacaksın.
4- Biz isteseydik onlara gökten bir âyet (açık bir belge ya da muʹcize) indirirdik de onlar ona boyun büküp eğilirlerdi.
5- Onlara Rahmânʹdan ne kadar yeni bir öğüt geldiyse mutlaka ondan yüzçevirdiler.
6- Cidden (onu) yalanladılar. Alaya aldıkları hususların haberi kendilerine gelecektir.
7- Yeryüzüne bakmadılar mı? Onda gönül çekici her (bitki)den nice çiftler yetiştirdik.
8- Şüphesiz ki bunda açık bir belge vardır, ama onların çoğu inanmazlar.
9- Rabbin gerçekten çok üstündür, çok güçlüdür ve çok merhamet sâhibidir.
AÇIK SEÇİK KİTAP
«Bu, açık seçik (aynı zamanda açıklayıcı) Kitabʹın âyetleridir. »
Allah’ın insanlara rahmetinin son habercisi ve kıyâmete kadar son mesajı olarak Kur’ân-ı Kerîm, okunup anlaşılmak, anlaşılıp uygulanmak için indirilmiştir. Hükümleri açık seçiktir. Taşıdığı ana fikirler, koyduğu temel bilgiler ve temel kaideler tazeliğini hiçbir dönem ve devirde kaybetmeyecek kadar köklüdür, gerçektir ve müsbettir. Naklettiği kıssalar ibret ve öğüt alınacak ölçü ve muhtevadadır.
Ayrıca Kur’ân; akla ışık tutup onu harekete geçirmek ve böylece insana geniş düşünme ve araştırma imkânı vermek için bazı konuların sadece özetini verir, bazı konulara işâret yoluyla atıfta bulunur ve bazı ilmî konularda sadece ip ucu vermekle yetinir.
İşte Kurʹân’ın açık seçik olması, İlâhî muradın anlaşılır ölçüde olmasını göstermekte ve açıklayıcı olması ise, insan aklına malzeme vermek suretiyle bazı konular üzerinde rahat yorum ve içtihatta bulunma imkânlarını yansıtmaktadır.
PEYGAMBER (A. S. ) EFENDİMİZ’İN LÜZUMUNDAN FAZLA ÜZÜLMESİ
«(Ey Peygamber! ) Onlar dosdoğru imân etmiyecekler diye neredeyse kendine yazık edip kıyacaksın. »
Şüphesiz âlemlere rahmet olarak gönderilen Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in kalbi insanlıktan yana rahmet ve şefkatla dolup taşıyordu. O bakımdan kimsenin küfür ve nifak üzerinde kalmasına gönlü razı olmuyordu. Mekkeli müşrikleri Hakkʹın yoluna dâvette çok ciddi gayretler ve ardı- arkası gelmeyen mesailer sarfetti; gece gündüz demeden gerçeği anlatmaya çalıştı; fakat olumlu sonuç alamadı. Bâtılı inatla, ısrarla savunanların çoğuna, özellikle elebaşılarına tesir edemedi. O yüzden fazlasıyla üzüldü ve göğsü daralır gibi oldu.
İlgili âyetle bu kadar üzülüp sıkılmaya gerek olmadığı hatırlatılarak Peygamberʹin (A. S. ) asıl görevine ve yetki sınırlarına dikkatler çekildi. Zira Onun görevi, gereğinden fazla üzülmek değil, Allah’tan inen emirleri olduğu gibi Allah’ın kullarına teblîğ etmek ve mevcut ortama, şartlara göre irşat hizmetini sürdürmektir. Kalpleri hakka açan, kişileri doğru yola kavuşturan ise, Allah’tır.
O halde Hz. Peygamber’in izinde olup insanları hakka dâvet ve irşat eden din mürşitlerinin, ilim adamlarının üzülmelerine, öfkelenmelerine, sıkılmalarına gerek yoktur. Zira ne şu insanları, yani doğru yolda yürümeyenleri yaratan, ne de diriltip hesaba çekecek olan onlardır. Kendilerini doğru yola eriştiren Allah’a hamdedip doğru yolda olmayanlara da hidâyet nasip etmesini dilemeleri ve hizmetlerini sükûnetle, vakarla ve sabırla sürdürmeleri yeter bir görevdir.
GÖKTEN ÂYET VE BELGE İNDİRİLMEMESİ
«Biz isteseydik onlara gökten bir âyet (açık bir belge ya da muʹcize) indirirdik de onlar boyun büküp eğilirlerdi. »
Cenâb-ı Hak bu âyetle, bir diğer önemli hususu hem Peygamberʹe (A. S. ), hem de mü’minlere öğretiyor. Şöyle ki: Boyunları eğecek, inatları kıracak, taassubu yenecek, gururları kaldıracak büyük bir âyet, yani bir mu’cize indirebilirdi. Ama indirmedi. Çünkü o zaman serbest düşünmenin, aklı yeterince kullanmanın anlamı kalmaz; ihtiyarî bir imâna değil, ıztırarî bir imana kapı açılmış olurdu. Oysa Cenâb-ı Hak, kullarına verdiği akıl, idrâk ve benzeri yeteneklerle akıl ve düşünce yolundan hareketlerini sağlamayı dilemiştir. Bunun için de ihtiyarî imânı kabule lâyık görmüştür. Öyle ki, sünnetullah bu yolda tecelli etmiştir ki, bazı istisnalarla sünnetullaha değişmesi söz konusu değildir.
KÜFRÜN BAŞ AŞAĞI GELECEĞİ HABERİ
«Cidden (onu) yalanladılar. Alaya aldıkları hususların haberi kendilerine gelecektir. »
Cenâb-ı Hak kudret ve üstünlüğünün damgasını yarattığı her şeye vurmuştur. Eşya her yönüyle Oʹnun birliğine, kudretinin kemal mertebesinde bulunduğuna şehadet etmektedir.. Böylece her şey insan aklına ışık tutup yardımcı olmakta, her düzen mutlak bir düzenleyicinin mevcudiyetinden haber vermektedir.
Gerçek bu olunca, küfürde inat ve ısrar edenler kiminle yarışmakta veya ne ile boy ölçüşmektedir? Allah’ın sınırsız kudretiyle yarışmak veya Oʹna karşı gelmek mümkün müdür? İndirdiği kitap, gönderdiği peygamber rahmetinin birer tezahürü değil midir? Yoksa Oʹnun buna ihtiyacı mı vardır? İmân edenlerden bir menfaat mı beklemektedir? Hâşâ O ganiy-i mutlaktır. Mülk O’nun, her şey O’nundur. İndirdiği her emir insanlığın mutlaka hayrınadır. O halde bu hayırdan kaçmanın anlamı ne?
Mekkeli müşrikler küfür ve tuğyanda, saldırı ve işkencede çok ileri gittiler ve hem Kur’ân’ı, hem de Hz. Peygamberʹi (A. S. ) alay konusu edindiler. Yıllar çarçabuk birbirini kovaladı; derken İlâhî yardımın müʹminlerden yana tecelli zamanı yaklaştı. İşte o çok sıkıntılı ve ıstıraplı günlerde altıncı âyetle şu haber verildi: Yakında alaya aldıkları değerlerin nasıl bir kudrete mazhar bulunduklarının haberi kendilerine gelip ulaşacak ve artık alay konusu edindikleri o değerlerin karşısında baş eğip zelil ve hakir olacaklardır.
Nitekim çok geçmeden hicret emri indi. Arkasından Medine’de şehir devletinin temeli atıldı ve çok geçmeden Tevhîd Burcu’na zafer bayrağı dikildi; Mekke fethedilmekle kalmadı, müşriklerin Kâbeʹye yaklaşmaları bile yasaklandı ve Arap Yarımadası bir baştan bir başa Allahu Ekber sesleriyle fethedildi.
BİTKİLERDE ZEVCİYET
«Yeryüzüne bakmadılar mı? Onda gönül çekici her (bitki)den nice çiftler yetiştirdik. »
Cenâb-ı Hakk’ın yeryüzünde kudretinin üstünlüğünü yansıtan bir diğer olay, bitki örtüsüdür. Toprakta bir çok elementleri oluşturan kudret, onu bir bakıma hayatın anası yapmış ve ona yerleştirdiği yararlı bakterilerle yeryüzünü renk renk bitkilerle süslemiştir.
Her türde zevciyet nüvesini oluşturmuş, aşılama ameliyesini böcek ve rüzgârla sağlayıp geliştirmiştir.
Ancak âyette belirtilen «zevc» kavramından maksat, çiçeklerdeki erkek-dişi organlarının yer alması mıdır, yoksa eşeyli üreme, eşeysiz üreme midir? Bilindiği gibi eşeyli üreme; bitki hücrelerini çoğaltarak büyür. Ergen hale gelince tohum yoluyla kendine benzeyen yeni bir bitki meydana getirir. Eşeysiz üreme ise, bitki önce parçalara ayrılır sonra da her parça yeni bir bitki şeklini alır.
Diğer bir yorumla «zevciyet», çiçekli ve çiçeksiz bitkilerde olabilir. Çünkü çiçekli bitkilerde erkek ve dişi üreme hücreleri vardır. Bu bakımdan hem çiçekli ve çiçeksiz yönünden, hem de çiçekli olup erkek ve dişi üreme hücreleri yönünden bitkiler çift çift yaratılmış, denilebilir.
Çekirdekliler ise «spor» adı verilen üreme hücreleriyle çoğalırlar. Böylece bitkileri hangi yönüyle incelersek «zevciyet» faktörünün farklı şekilde mevcut olduğunu görebiliriz.
Bütün bu konudaki düzenlemeler ve türün kendi özelliğini korumak suretiyle devam edegelmesi, üstün bir kudretin hazırladığı kusursuz bir plân ve proğramı yansıtmaktadır.
O bakımdan Cenâb-ı Hak bu konuyu az değişik anlatımla. Kur’ânʹın sekiz yerinde açıklayarak, özellikle yaklaşık olarak yeryüzünde 600. 000 çeşit bitki üzerinde geniş araştırma yapmak isteyenlere ana fikir vermekte ve botanik üzerinde çalışmanın insanı Allahʹa daha çok yaklaştıracağını ilhâm etmektedir. (Bilgi için bak: Kaf Sûresi: 7, Hac Sûresi: 5, Lukmân Sûresi: 10, Rahman Sûresi: 52, Ra’d Sûresi: 3, Zâriyat Sûresi: 49, Yâ-Sîn Sûresi: 36 ve Tâ-Hâ Sûresi: 53. âyetlerin tefsiri)
ALLAH, HEM AZÎZ’DİR, HEM RAHÎM’DİR
«Rabbin gerçekten çok üstündür, çok güçlüdür ve çok merhamet sâhibidir. »
Kâinat mu’cizelerle doludur. Gözlerimizin önüne serilen renk renk, biçim biçim bitkilerin her biri ayrı bir muʹcize değil de nedir? Hem de aklımıza seslenen, ona temel bilgi veren mu’cize.. İnkârcı nankörler ise bütün bu mükemmel düzenleme ve proğramlamayı tabiatın kendisine hamletmekte ve bunların ötesinde başlarına inecek başka muʹcizeler istemektedirler. Oysa Cenâb-ı Hak, kurduğu düzeni, hazırladığı plân ve proğramı kişilerin arzu ve heveslerine göre değiştirmez ve herkesin isteğine göre bir muʹcize indirmez. Çünkü insana gerçeği arayıp bulabilecek, hakikati öğrenebilecek güçte ve yetenekte akıl, zekâ ve idrâk vermiştir. Böylece O Yüce Kudret insanı, aklını doğru yolda, hakikati arayıp bulmada kullanıp kullanmadığından dolayı sorumlu tutacağını açıklamış ve yol gösteren peygamberler göndermekle, kitap indirmekle beraber kişiyi cüzʹi irâdesiyle bulunduğu şart ve ortam içinde serbest bırakmıştır.
İşte Cenâb-ı Hakkʹın Aziz sıfatı, O’nun çok üstün, çok kudretli olduğunu vurgularken, hazırladığı kâinat düzeninin her parçasına izzet ve rahmet damgasını vurduğunu ilhâm etmektedir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Mekkeli putperestlerin İslâmʹa karşı ilgisiz kalmakla yetinmeyip, onu doğduğu yerde yok etmek için çok hırçınca birtakım ölçüsüzlüklerde bulundukları konu edildi. Bu yüzden Hz. Muhammed’in (A. S. ) çok üzüldüğüne dikkat çekilerek buna gerek olmadığı belirtildi. Sonra Onun görev ve yetki sınırları çizilerek hidâyete erdirmenin ancak Allahʹa ait olduğuna işârette bulunuldu.
Aşağıdaki âyetlerle, hak ile bâtılın tarih boyunca mücadele halinde olduğu belirtilerek Hz. Peygamber (A. S. ) ve arkadaşları teselli ediliyor. Hemen arkasından Musa (A. S. ) ile Fir’avn kıssası, ibretli ve aydınlatıcı bir misal olarak hatırlatılıyor.