Meryem Suresi 1-11. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

كٓهٰيٰعٓصٓ ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّا اِذْ نَادٰى رَبَّهُ نِدَاءً خَفِيًّا قَالَ رَبِّ اِنِّي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنِّي وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْبًا وَلَمْ اَكُنْ بِدُعَائِكَ رَبِّ شَقِيًّا وَاِنِّي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَٓاءِي وَكَانَتِ امْرَاَتِي عَاقِرًا فَهَبْ لِي مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّا يَرِثُنِي وَيَرِثُ مِنْ اٰلِ يَعْقُوبَ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا يَازَكَرِيَّا اِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ اسْمُهُ يَحْيٰى لَمْ نَجْعَلْ لَهُ مِنْ قَبْلُ سَمِيًّا قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَاَتِي عَاقِرًا وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِيًّا قَالَ كَذٰلِكَ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْـًٔا قَالَ رَبِّ اجْعَلْ لِي اٰيَةً قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَ لَيَالٍ سَوِيًّا فَخَرَجَ عَلٰى قَوْمِهِ مِنَ الْمِحْرَابِ فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ اَنْ سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِيًّا

1.

Kaf Ha Ya Ayn Sad.

Diyanet İşleri

2.

Bu, Rabbinin, Zekeriya kuluna olan merhametinin anılmasıdır.

3.

Hani o, Rabbine gizli bir sesle yalvarmıştı.

4.

O, şöyle demişti: "Rabbim! Şüphesiz kemiklerim gevşedi. Saçım sakalım ağardı. Sana yaptığım dualarda (cevapsız bırakılarak) hiç mahrum olmadım."

5-6.

(5-6) "Gerçek şu ki ben, benden sonra gelecek akrabalarım(ın isyankar olmaların)dan korkuyorum. Karım ise kısırdır. Bana kendi tarafından; bana ve Yakub hanedanına varis olacak bir çocuk bağışla ve onu hoşnutluğuna ulaşmış bir kimse kıl!"

7.

(Allah, şöyle dedi:) "Ey Zekeriyya! Haberin olsun ki biz sana Yahya adlı bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce onun adını kimseye vermedik."

8.

Zekeriyya, "Rabbim!" "Hanımım kısır ve ben de ihtiyarlığın son noktasına ulaşmış iken, benim nasıl çocuğum olur?" dedi.

9.

(Vahiy meleği) dedi ki: Evet, öyle. (Ancak) Rabbin diyor ki: "Bu, bana göre kolaydır. Nitekim daha önce, hiçbir şey değil iken seni de yarattım."

10.

Zekeriyya, "Rabbim, öyleyse bana (çocuğumun olacağına) bir işaret ver", dedi. Allah da, "Senin işaretin, sapasağlam olduğun halde insanlarla (üç gün) üç gece konuşamamandır" dedi.

11.

Derken Zekeriya ibadet yerinden halkının karşısına çıktı. (Konuşmak istedi, konuşamadı) ve onlara "Sabah akşam Allah'ı tespih edin" diye işaret etti.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MERYEM SÛRESİ

Sûrenin tamamı Mekkeʹde inmiştir. Ancak bazı müfessirlere göre, 58 ve 71. âyetler Medine’de inmiştir. Allah daha iyisini bilir.

İsa Peygamberin (A. S. ) annesi Hz. Meryemʹden söz edildiği ve ona geniş yer verildiği için buna «Meryem Sûresi» denilmiştir.

Âyet sayısı : 98

Kelime » : 780

Harf » : 3700 (Lübabu’t-te’vîl: 3/214)

Sûrenin kapsadığı başlıca konular:

1- Zekeriya Peygamberin (A. S. ) duâsına yer verilir ve Allahʹın daha önce hiç kimseye isim olarak konulmayan «Yahya» adında bir erkek evlât­la onu müjdelediği açıklanır.

2- Yaşlı bir baba, kısır bir anadan çocuk dünyaya gelir mi, şeklinde bir sorunun ortaya atıldığına dikkatler çekilir.

3- Yahya Peygamberden, ona verilen nübüvvet payesinden ve ken­disine açılan hikmet kapısından söz edilir.

4- Hz. Meryem’in Melek Cibrîlʹin nefesiyle gebe kaldığı ve o sebep­le bilhassa doğum günlerinde kendini halktan devamlı uzak tutmaya ça­lıştığı anlatılır.

5- Hz. Meryem’e yönelen İlâhî ilhamlara atıflar yapılarak kadri yüce bir anne olduğuna işâret edilir.

6- Hz. İsa’nın (A. S. ) kundakta iken konuşması, kendisine peygam­berlik verileceğini ta o günlerde söylemesi bir mu’cize çerçevesi içinde ifade edilerek İsa Peygamberʹin Allah yanında birçok kerametlere nâil kı­lındığı dolaylı bir şekilde işlenir.

7- İbrahim Peygamberʹin (A. S. ) babası Azer ile olan ilgisinden önem­li bir safhaya yer verilir. Sonra da İshak ve Yakub’un ona birer İlâhî mevhibe olarak sunulduğu belirtilir.

8- Musa Peygamber (A. S. ) ve Tevrat’taki münacatı ve Harun’un ona vezir olarak verilmesi üzerinde durularak öğüt alınacak bazı safhalar nak­ledilir.

9- İsmâil ve İdris peygamberlere dikkatler çekilir. Birinin vaʹdinde sadık olduğu, namaz ve zekâtla emrolunduğu; diğerinin ise, kadri yüce bir zat olduğu duyarlı bir ifadeyle açıklanır.

10- Tevbe edip iyi, yararlı amellerde bulunanlara vaʹdedilen mükâ­fatlar çekici bir tablo halinde gözler önüne serilir.

11- Müşriklerin ikinci hayatı ret ve inkâr etmelerine parmak basıla­rak, kıyâmetin mutlaka gerçekleşeceğiyle ilgili deliller getirilir ve insan aklına malzeme verilir.

12- Hakk’ı ret ve inkâr eden kâfirlerin kendi dost ve yakınları olan şeytanlarla birlikte haşredilecekleri, Cehennemin etrafında öbek öbek yer­lerini alacakları İlâhî uyarı olarak hatırlatılır.

13- Kur’ân okununca müşriklerin tutum ve davranışları üzerinde du­rulur. Daha duyarlı bir uyarı ile İlâhî rahmete geniş kapı açılır.

14- Allah’tan korkup kötülüklerden sakınanlara verilecek kerâmet yurdunun ana vasıfları ortaya konurken, suçlu günahkârların rüsvaylık yurduna sevkedilecekleri haber verilir,

15- Allah’a çocuk isnat edenler şiddetle kınanır.

16- Kur’ân’ın çok açık ve net bir Arapça ile indirildiği bildirilerek sû­re noktalanır.

MEÂLİ:

1- Kâf - Hâ - Yâ - Ayn - Sâd.

2- Bu, Rabbin rahmetini kulu Zekeriya’ya anmasıdır.

3- Hani bir vakit o, Rabbine gizli bir seslenişle seslenmişti de,

4- «Ey Rabbim! demişti, kemiklerim gerçekten iyice zayıfladı ve ba­şımdaki saçlarım da aklaşıp alev alev tutuşurcasına ağardı. Rabbim! sa­na yalvarıp yakarmakla hiç de bedbaht olmadım.

5- 6- Ve doğrusu arkamdan yerime geçecek yakınlarımdan endişe­liyim. Karım da kısır bulunuyor. Artık sen kendi katından bana da, Yâkub âilesine de vâris olacak bir velî (işleri senin adına yürütecek bir erkek ev­lât) bağışla. Hem Rabbim! onu rızana lâyık gör. »

7- (Allah), «Ey Zekeriyâ! doğrusu biz seni Yahyâ isminde bir oğlan­la müjdeliyoruz ki ondan önce bu adı kimseye vermedik. »

8- Zekeriya dedi ki: «Rabbim! benim nasıl oğlum olabilir ki karım kısırdır, ben de yaşlılığın son kertesine gelmiş bulunuyorum?! »

9- Allah ona: «Bu böyledir. Rabbin buyurdu, o bana göre çok ko­laydır; sen hiçbir şey değil iken bundan önce seni yarattım, » dedi.

10- Zekeriya, «Rabbim! o halde bana bir alâmet lütfet» dedi. Allah ona: «Sağlığın tam yerindeyken insanlarla üç gece konuşamaman (senin için alâmet)dır» buyurdu.

11- Bunun üzerine Zekeriya, mihrâbdan çıkıp kavmine, «sabah ak­şam tesbîh edin! » diye işârette bulundu.

İLGİLİ HADÎSLER

«Zekeriya Peygamber dülger idi. O, dülgerlik yapıp elinin emeğiyle geçinirdi. » (Müslim/fezâil: 169- İbn Mâce/ticarat: 5- Ahmed: 2/296, 405, 485)

«Biz peygamberler miras bırakmayız. Geriye bıraktığımız şeyler sada­ka alarak dağıtılır. » (Sahîh-i Müslim - Sahîh-i Buharî)

İLÂHÎ ŞİFRE

Kâf-Hâ-Yâ-Ayn-Sâd. Bunlar Allah ile Peygamberi arasında bir şifre­dir. Aynı zamanda sûrenin özeti, ondaki hikmetlerin işaretidir. Gerçek ma­nalarını ise, ancak Allah bilir.

ZEKERİYA PEYGAMBER (A. S. )

Dâvud Peygamberʹin (A. S. ) torunlarındandır. Hz. İsaʹdan hemen ön­ce nübüvvet göreviyle İsrâil oğullarıʹna gönderilmiştir. Aynı zamanda Tev­rat ahkâmını teblîğ ve uygulatmakla emrolunmuştur. O bakımdan Tev­rat’ın birçok hükümleriyle amel etmiyen Yahudilerle çetin mücadele et­miş ve sonra da bu uğurda onlar tarafından öldürülmüştür.

Bir ara yaşının ilerlemesine bakıp kendisinden sonra dinî hizmeti sür­dürecek güvenilir bir kimseyi geride bırakmadığını düşünerek, hem ken­disine, hem Yakub ailesine verilen ilim ve hikmete vâris olacak bir oğlan evlâdı dileğinde bulunmuştu. Cenâb-ı Hak onun bu dileğini kabul buyura­rak ona Yahya adında tertemiz bir evlât ihsan etmiştir.

Onun istediği vâris, mal ve mülke sahip çıkacak anlamda değil, öte­den beri Yakub soyundan gelen peygamberlerin neşrettiği ilim, irfan, ah­lâk ve fazîlete, aynı zamanda peygamberlik nîmetine vâris olacak bir ev­lâttır. Nitekim Hz. Yahya’ya (A. S. ) bu anlamda veraset intikal etmiş ve böylece o da babası gibi peygamberlik payesiyle şereflendirilmiştir.

Zekeriya Peygamberʹin Dâvud Peygamberʹin torunlarından sayıldığı gibi, Harun Peygamber’in soyundan geldiğini kabul edenler de olmuştur. İkincilerin tesbiti daha çok Tevratʹa dayanmaktadır. Çünkü Dâvud Pey­gamber iyice yaşlanınca kutsal dine ve mâbede kimlerin nasıl hizmet ede­ceğini belirleyip düzenlemek istemiş ve böylece o, İsrâil’in bütün reisle­rini ve Levilileri toplamış. Otuz yaşından yukarı olan Levililer sayılınca otuz sekiz bin erkek tesbit edilmiş, onlardan yirmi dört bini Rabbʹın evine bakmak için görevlendirilmiş.. Böylece bu kutsal görev ta Zekeriya (A. S. ) zamanına kadar sürüp gelmiş, kendisinden sonra aynı soydan bir pey­gamberin bu işin başına geçmesini ve Levilileri aynı hizmete yöneltip sür­dürmelerini sağlamasını gönülden arzu etmişti. (Geniş bilgi için bak: Tevrat/I. Tarihler: 23/1-6)

Böylece Yahya Peygamber’in neye vâris olacağı daha iyi anlaşılmış oluyor.

Ayrıca Kitab-ı Mukaddesin son bölümlerinde Zekeriya (A. S. ) ile ilgili özel bir bölüm ayrılmıştır. Tamamı on dört babdır.

Diğer bir rivâyet:

Kutsal mâbede hizmet edenlerin, genellikle Harun Peygamber soyun­dan gelen din adamları olduğunu müfessir Aleaddin Ali kendi tefsirinde belirtirken şu olayı nakleder:

«Hanne, Meryemʹi doğurunca onu bir bez parçasına sardı ve alıp mâ­bede götürerek oradaki Harun Peygamber soyundan olan din hizmetlileri­nin önüne koydu. Çünkü o gün için de Beytüʹl-Makdisʹe onlar bakıyorlar­dı. Hanne, «İşte adanılan kız ve işte siz» deyince, hepsi de ona rağbet edip istekli çıktılar. Zira Meryem, onların imamlarının (lider ve önderleri­nin) kızı idi. Bunun üzerine Zekeriya (A. S. ), «Ona bakmaya, onu himâye etmeye ben daha haklıyımdır. Çünkü onun teyzesi benim yanımdadır! » de­yince, din hizmetlileri ona: «Eğer Meryem’in en haklı olana bırakılması gerekiyorsa, şüphesiz onu doğuran annesine bırakılması gerekir. Ama madem ki öyle diyorsun, aramızda kura çekelim. Kura kime çıkarsa, Mer­yem’i o himaye edip büyütsün» diye öneride bulundular. Kura Zekeriya’ya (A. S. ) çıktı ve böylece Meryem onun himayesine verildi. » (Lübabuʹt-teʹvîl: 1/225 - Ayrıca bilgi için bak: Âl-i İmrân: 34-41. âyet­lerin tefsiri)

Bu rivâyetten, Zekeriya’nın Harun Peygamber soyundan değil de Dâ­vud Peygamber soyundan olduğu anlaşılıyor. Allah daha iyisini bilir.

Nitekim adı geçen müfessir konunun son kısmında şöyle açıklamada bulunmuştur: «Zekeriya (A. S. ) Ezen’in oğludur. O da Müslimʹin, o da Sadukʹun oğludur ki, Saduk, Dâvud oğlu Süleyman’ın evlâdındandır. » (Lübabu’t-te’vîl: 1/225)

ZEKERİYA KISSASINDAN ÖĞÜTLER VE İBRETLER

1- Allah’ın rahmeti sâlih kullarından yanadır. Bu rahmet onların yer­yüzünde de, göklerde de anılmasını sağlar,

2- Önemli istek ve ihtiyaçlarımızı, kimselerin duymadığı bir yerde hafif bir seslenişle Allahʹa arzetmemiz, duâmızın daha çok kabul olunma­sına ortam hazırlar. Ancak duâ ve seslenişi tam bir ümit ve imân atmos­feri içinde yapmamız gerekmektedir.

3- Allah’tan dine, ülkeye ve insanlığa güzel, yararlı hizmetlerde bu­lunacak hayırlı evlât istemek, İlâhî rahmet ve inâyeti harekete geçirmeye vesîle olur.

4- Yaşlılıktan, hormonlardaki arızadan veya eşinin kısırlığından do­layı çocuğu olmayan çiftlerin, maddî ve zahirî sebeplere baş vurup umut­ları kesilince, erkeğin oruç tutup bir köşeye çekilerek Allahʹa yalvarıp ya­karması, Oʹnun geniş rahmet ve lûtfunu dilemesi, o konuda sebepleri ko­laylaştırır, hayırlı bir evlâdın ihsan edilmesi umulur. (Böyle bir duâ ve oruç İslâm’da sünnet kılınmamıştır; sadece Kur’ân’dan mülhem bir temennidir.)

Cenâb-ı Hakk’ın bu hususta Zekeriya Peygamber’i (A. S. ) bize misal verdiğini unutmamamız gereken önemli bir olaydır. Çünkü Kur’ân, mü’min­lere hiç bir yararı olmayan bir konu veya kıssayı anlatıp nakletmez.

Ayrıca ev halkının da bir süre sabah ve akşam Allah’ı tesbîh etmeleri tavsiye edilmektedir.

YAHYA PEYGAMBER (A. S. )

«(Allah), Ey Zekeri­ya! doğrusu biz seni Yahya isminde bir oğlanla müjdeliyoruz ki ondan ön­ce bu adı kimseye vermedik.. »

Yahya Peygamber, Zekeriya Peygamber’in (A. S. ) oğludur. İncil ondan «Vaftizci Yahya» diye bahseder. Kitab-ı Mukaddesʹte anasının adının Elizabeth olduğu belirtilir. Sahîh hadîslerden ise, Meryem ile Yahyaʹnın ana­sının kardeş oldukları anlaşılıyor. Nitekim Mi’rac olayı anlatılırken Resû­lüllâh (A. S. ) Efendimiz, ikinci gökte teyze oğulları İsa ve Yahya (salât ve selâm ikisine de olsun) ile karşılaştığını beyân buyurmuştur.

Yahya Peygamber henüz çocuk iken kendisine hikmet verilmiştir. Ay­rıca kalp yufkalığı, gönül açıklığı ile tam bir safiyete mazhar kılınmış; if­fet ve ağır başlılığın simgesi sayılmıştır. İsa Peygamber (A. S. ) onun hak­kında şu övgü dolu sözü kullanmıştır: «Doğrusu size derim: Kadınların do­ğurdukları arasında Vaftizci Yahya’dan daha büyüğü çıkmamıştır. Fakat göklerin melekûtunda daha küçük olan, ondan daha büyüktür. » (İncil/Matta: 11/1)

Kur’ân’ın tam beş yerinde bu peygamberden değişik ifadeler ve hü­kümlerle bahsedilir. Daha çok genç bekârlar için örnek bir genç olarak gösterilir. Hadîslerde ise, Allah yolunda, Oʹnun rızası doğrultusunda iş­kencelere mâruz kaldığı ve zindanlara atıldığı anlatılır.

Gerek babasının, gerekse kendisinin Yahudîler tarafından feci şekil­de öldürüldüğü olayı halk arasında yaygınsa da Kurʹânʹda bu konuda isim belirtilerek bir açıklama yapılmamıştır. İncilʹde ise, bu üç yerde konu edi­lerek nasıl öldürüldüğü şöyle yazılıdır:

«Çünkü Hirodes, Yahyaʹyı tutmuştu ve kardeşi Filipusʹun karısı Hirodias’tan ötürü, onu bağlayıp zindana atmıştı. Çünkü Yahya Hirodesʹe: O kadını almak senin için caiz değildir, diyordu. Ve Hirodes, Yahyaʹyı öl­dürmek istedi ise de, halktan korktu; çünkü onlar Yahyaʹyı bir peygamber olarak tanıyorlardı. Fakat Hirodesʹin doğum günü gelince, Hirodiasʹın kızı ortada oynadı ve Hirodesʹin hoşuna gitti. Bunun üzerine Hirodes, her ne isterse vereceğini and edip ona vadetti. Ve kız, anası tarafından kışkırtıl­mış olarak dedi: Bana Vaftizci Yahyaʹnın başını burada bir tepsi içinde ver. İmdi kral kederlendi, fakat andları ve kendisiyle beraber sofrada otu­ranlardan ötürü, verilsin diye emretti. Ve gönderip zindanda Yahyaʹnın başını kestirdi ve onun başı bir tepsi içinde getirildi kıza verildi, o da ana­sına götürdü. Yahya’nın şakirtleri gelip cesedi kaldırdılar, onu gömdüler ve gelip İsaʹya haber verdiler. » (İncil/Matta: 14/3-12)

«Zira Yahya, Hirodes’e: Kardeşinin karısını almak sana caiz değildir, dedi. Hirodias ise, ona kin bağlayıp, onu öldürmek istiyor, fakat yapamı­yordu. Çünkü Hirodes, salih ve mukaddes bir adam olduğunu bilerek, Yah­yaʹdan korkar ve onu korurdu. Onu dinlediği zaman çok şaşırırdı… Galileʹnin ileri gelenlerine ziyafet verdiği münasip gün gelince, Hirodiasʹın kızı girip oynadığı vakit, Hirodesʹin ve kendisiyle sofrada oturanların ho­şuna gitti ve kral kıza dedi: «Dile benden, ne istersen sana vereceğim…» Kız da çıkıp anasına: «Ne diyeyim? » dedi. Anası: «Vaftizci Yahyaʹnın ba­şını, dedi…» Kral da muhafız askerlerinden birini gönderip onun başını getirmesini emretti. O da gidip zindanda onun başını kesti » (İncil/Markos: 6/21-28)

Luka İncilʹinde de aynı olay az değişik bir anlatımla belirtilmekte­dir. (Luka/3/18-22) Ancak Hirodes tarafından zindana atılan Yahya Peygamberʹin zin­danda öldürüldüğüne temas edilmemiştir.

Şeyh Muhyiddîn Arabî (K. S. ) kendi mânevî seyahatine temas ederken Yahya Peygamberle buluştuğunu şöyle anlatır:

«İkinci gökte Yahya Peygamber’i İsa Peygamber’in yanında gördüm. Aramızda şu konuşma geçti:

- Öğrendiğimize göre, kıyâmet gününde Allah ölümü bir koç şek­linde getirip Cennet ile Cehennem arasında tutarak onu Cennet ve Cehen­nem ehline gösterecek ve sen o koçu boğazlıyacakmışsın; öyle midir?

- Evet, bu ancak bana lâyıktır. Çünkü ben Yahya ismini taşıyorum, benim ismimin karşıtı olan ölüm, benimle birlikte kalamaz. O bakımdan ortadan kaldırılması gerekir. Onu benden başka gideren olmaz.

- Doğru söylüyorsun, ama şu âlemde Yahya adında olanlar hayli çoktur.

- Öyle ama, benim bu isimle öncelik mertebem vardır. Benden ön­ce Allah bu ismi kimseye vermemiştir. O bakımdan bütün Yahyalar bana tabidirler. Benim ortaya çıkmamla onların hükmü kalmaz. »

Şeyh Muhyiddin (K. S. ) onun bu cevabını naklettikten sonra diyor ki: «Sonra Yahya Peygamber beni öyle bir hususta uyardı ki, o hususta hiç bir bilgim yoktu. Kendisine Allah’tan mükâfatlar dilerim. » (Fütuhat-i Mekkiyye: 3/346)

TARİHİ BİR OLAY

Habeşistan’a hicret edip kral Necaşi’ye sığınan ilk müslümanların Kureyşʹin azgın ve sapık müşriklerinden gördükleri eza ve cefa, işkence ve hakareti anlatmaya gerek görmüyoruz. Bu cefakâr müʹminleri, Habeşis­tan’da da rahat bırakmamak için Mekke’nin ileri gelenleri birtakım hedi­yelerle birlikte Amr b. Âs ile Abdullah b. Ebî Rebi’aʹyı kral Necaşi’ye gön­derdiler. Götürdükleri hediyelerin bir bölümünü patriklere verip onların yar­dımını sağlamaya çalıştılar. Ama kral, önce ülkesine iltica eden Müslü­manları görmek ve dinlemek istedi. Huzura alındılar. Kral sordu:

- Sizi eski dininizden ve ülkenizden ayıran yeni dininiz nedir?

Mülteciler adına Cafer b. Ebî Tâlip (R. A. ) cevap verdi:

- Ey hükümdar! Biz cahil ve kaba bir millettik. Putlara tapar, ölü hay­van etini yerdik. Kötülüğün de her çeşidini işler, hısımlık bağlarını keser­dik. Komşu komşuya saygı göstermez, elinden geldiğince fenalıkta bulun­maktan çekinmezdi. Bizde güçlüler güçsüzleri ezer, hak ve hukuk tanın­mazdı. Hal böyle iken Allah içimizden soyunu bildiğimiz, doğruluğuna inan­dığımız bir zatı seçip bize peygamber olarak gönderdi. O da bizi Allah’ın varlığına, birliğine çağırdı. Putların anlamsız bâtıl şeyler olduğunu söyle­di. Kısaca bize sözün doğrusunu söylemeyi, emâneti yerine ulaştırmayı, yakınlarımızla sıcak ilgi kurmamızı, komşu haklarına saygılı olmamızı emret­ti. Kötülüklerden kaçınmamızı, kan dökmememizi, yetim malına haksız ye­re el dokundurmamamızı, namus ve iffeti korumamızı tavsiye etti. Bir olan, eşi, ortağı olmayan Allahʹa tapmamızı buyurdu. Biz de ona inandık ve uyduk. Bu yüzden işkenceye uğratıldık, her türlü hak ve hürriyetlerimize tecavüz edildi ve o yüzden size sığınmak zorunda kaldık. Ülkenizde hak­sızlığa uğramıyacağımızı umarak sizi seçip geldik.

Kral bu sözleri dikkatle dinledikten sonra duygulandı ve sordu:

- O peygamberin Allah’tan getirdiği sözlerden bana okuyabilir mi­siniz? Aranızda ondan bazı bölümleri bileniniz var mı? Varsa okumasını arzu ediyorum.

Hz. Cafer (R. A. ) rahatladı ve cevap verdi:

- Biliyoruz.. Sonra da Meryem sûresinin baş kısmından hayli parça­lar okudu.

İlâhî kelâmın ruhlara gıda veren nağmesi yükselince patriklerin hoşu­na gitti ve: «Bu sözler Mesîh İsaʹnın sözlerine benziyor; aynı kaynaktan süzülüp geldiğini sanıyoruz» dediler. Kral Necaşi de, «Bununla Musaʹnın getirdiği din aynı kandilden yansımaktadır» diyerek nemlenen gözlerini gelen o iki elçiye çevirip: «Geldiğiniz gibi geri dönünüz. Bu masum in­sanları size teslim etmiyeceğim. Hem bunlar bana ve ülkeme umut bağla­yarak kendi öz yurtlarını terkedip buralara kadar gelmişler ve bize iltica etmişlerdir. Onları korumak ve himaye etmek bizim görevimizdir» şeklin­de konuşarak kesin kararını bildirdi.

Kral ikinci gün tekrar Hz. Cafer’i (R. A. ) çağırarak, İsa Peygamber hak­kında ne düşündüklerini sordu. O da Meryem sûresinin 16-35. âyetlerini okudu. Bir diğer tesbite göre: «Meryem oğlu Mesîh İsa, ancak Allah’ın peygamberi, Meryemʹe ilka olunan kelimesi ve Allah’tan gelme bir ruh­tur» meâlindeki Nisa sûresi 171. âyetin bir bölümünü okudu.

Kral Necaşi bu cevabı alınca gözlerinin içi güldü ve elindeki çubukla yere bir çizgi çizerek şöyle dedi: «Dininiz ile dinimiz arasındaki fark, bu çizgi kadardır. »

Sonra da bu kral Hz. Muhammedʹi (A. S. ) görmediği halde Ona imân etti. Vefat edince de Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Melek Cebrâilʹin işâreti üzerine onun cenaze namazını gıyaben kıldı.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, hayli yaşlanmış olan Zekeriya Peygamber’in Al­lahʹın dinine hizmet edecek bir oğlan evlâdı istemesi konu edildi ve duâsının kabul edilerek kendisine Yahya adında bir erkek evlât ihsan edildiği belirtildi.

Aşağıdaki âyetlerle, Yahya Peygamberʹin yedi kadar özelliği üzerinde durularak gençlere en güzel misal veriliyor.