MERYEM SÛRESİ
Sûrenin tamamı Mekkeʹde inmiştir. Ancak bazı müfessirlere göre, 58 ve 71. âyetler Medine’de inmiştir. Allah daha iyisini bilir.
İsa Peygamberin (A. S. ) annesi Hz. Meryemʹden söz edildiği ve ona geniş yer verildiği için buna «Meryem Sûresi» denilmiştir.
Âyet sayısı : 98
Kelime » : 780
Harf » : 3700 (Lübabu’t-te’vîl: 3/214)
Sûrenin kapsadığı başlıca konular:
1- Zekeriya Peygamberin (A. S. ) duâsına yer verilir ve Allahʹın daha önce hiç kimseye isim olarak konulmayan «Yahya» adında bir erkek evlâtla onu müjdelediği açıklanır.
2- Yaşlı bir baba, kısır bir anadan çocuk dünyaya gelir mi, şeklinde bir sorunun ortaya atıldığına dikkatler çekilir.
3- Yahya Peygamberden, ona verilen nübüvvet payesinden ve kendisine açılan hikmet kapısından söz edilir.
4- Hz. Meryem’in Melek Cibrîlʹin nefesiyle gebe kaldığı ve o sebeple bilhassa doğum günlerinde kendini halktan devamlı uzak tutmaya çalıştığı anlatılır.
5- Hz. Meryem’e yönelen İlâhî ilhamlara atıflar yapılarak kadri yüce bir anne olduğuna işâret edilir.
6- Hz. İsa’nın (A. S. ) kundakta iken konuşması, kendisine peygamberlik verileceğini ta o günlerde söylemesi bir mu’cize çerçevesi içinde ifade edilerek İsa Peygamberʹin Allah yanında birçok kerametlere nâil kılındığı dolaylı bir şekilde işlenir.
7- İbrahim Peygamberʹin (A. S. ) babası Azer ile olan ilgisinden önemli bir safhaya yer verilir. Sonra da İshak ve Yakub’un ona birer İlâhî mevhibe olarak sunulduğu belirtilir.
8- Musa Peygamber (A. S. ) ve Tevrat’taki münacatı ve Harun’un ona vezir olarak verilmesi üzerinde durularak öğüt alınacak bazı safhalar nakledilir.
9- İsmâil ve İdris peygamberlere dikkatler çekilir. Birinin vaʹdinde sadık olduğu, namaz ve zekâtla emrolunduğu; diğerinin ise, kadri yüce bir zat olduğu duyarlı bir ifadeyle açıklanır.
10- Tevbe edip iyi, yararlı amellerde bulunanlara vaʹdedilen mükâfatlar çekici bir tablo halinde gözler önüne serilir.
11- Müşriklerin ikinci hayatı ret ve inkâr etmelerine parmak basılarak, kıyâmetin mutlaka gerçekleşeceğiyle ilgili deliller getirilir ve insan aklına malzeme verilir.
12- Hakk’ı ret ve inkâr eden kâfirlerin kendi dost ve yakınları olan şeytanlarla birlikte haşredilecekleri, Cehennemin etrafında öbek öbek yerlerini alacakları İlâhî uyarı olarak hatırlatılır.
13- Kur’ân okununca müşriklerin tutum ve davranışları üzerinde durulur. Daha duyarlı bir uyarı ile İlâhî rahmete geniş kapı açılır.
14- Allah’tan korkup kötülüklerden sakınanlara verilecek kerâmet yurdunun ana vasıfları ortaya konurken, suçlu günahkârların rüsvaylık yurduna sevkedilecekleri haber verilir,
15- Allah’a çocuk isnat edenler şiddetle kınanır.
16- Kur’ân’ın çok açık ve net bir Arapça ile indirildiği bildirilerek sûre noktalanır.
MEÂLİ:
1- Kâf - Hâ - Yâ - Ayn - Sâd.
2- Bu, Rabbin rahmetini kulu Zekeriya’ya anmasıdır.
3- Hani bir vakit o, Rabbine gizli bir seslenişle seslenmişti de,
4- «Ey Rabbim! demişti, kemiklerim gerçekten iyice zayıfladı ve başımdaki saçlarım da aklaşıp alev alev tutuşurcasına ağardı. Rabbim! sana yalvarıp yakarmakla hiç de bedbaht olmadım.
5- 6- Ve doğrusu arkamdan yerime geçecek yakınlarımdan endişeliyim. Karım da kısır bulunuyor. Artık sen kendi katından bana da, Yâkub âilesine de vâris olacak bir velî (işleri senin adına yürütecek bir erkek evlât) bağışla. Hem Rabbim! onu rızana lâyık gör. »
7- (Allah), «Ey Zekeriyâ! doğrusu biz seni Yahyâ isminde bir oğlanla müjdeliyoruz ki ondan önce bu adı kimseye vermedik. »
8- Zekeriya dedi ki: «Rabbim! benim nasıl oğlum olabilir ki karım kısırdır, ben de yaşlılığın son kertesine gelmiş bulunuyorum?! »
9- Allah ona: «Bu böyledir. Rabbin buyurdu, o bana göre çok kolaydır; sen hiçbir şey değil iken bundan önce seni yarattım, » dedi.
10- Zekeriya, «Rabbim! o halde bana bir alâmet lütfet» dedi. Allah ona: «Sağlığın tam yerindeyken insanlarla üç gece konuşamaman (senin için alâmet)dır» buyurdu.
11- Bunun üzerine Zekeriya, mihrâbdan çıkıp kavmine, «sabah akşam tesbîh edin! » diye işârette bulundu.
İLGİLİ HADÎSLER
«Zekeriya Peygamber dülger idi. O, dülgerlik yapıp elinin emeğiyle geçinirdi. » (Müslim/fezâil: 169- İbn Mâce/ticarat: 5- Ahmed: 2/296, 405, 485)
«Biz peygamberler miras bırakmayız. Geriye bıraktığımız şeyler sadaka alarak dağıtılır. » (Sahîh-i Müslim - Sahîh-i Buharî)
İLÂHÎ ŞİFRE
Kâf-Hâ-Yâ-Ayn-Sâd. Bunlar Allah ile Peygamberi arasında bir şifredir. Aynı zamanda sûrenin özeti, ondaki hikmetlerin işaretidir. Gerçek manalarını ise, ancak Allah bilir.
ZEKERİYA PEYGAMBER (A. S. )
Dâvud Peygamberʹin (A. S. ) torunlarındandır. Hz. İsaʹdan hemen önce nübüvvet göreviyle İsrâil oğullarıʹna gönderilmiştir. Aynı zamanda Tevrat ahkâmını teblîğ ve uygulatmakla emrolunmuştur. O bakımdan Tevrat’ın birçok hükümleriyle amel etmiyen Yahudilerle çetin mücadele etmiş ve sonra da bu uğurda onlar tarafından öldürülmüştür.
Bir ara yaşının ilerlemesine bakıp kendisinden sonra dinî hizmeti sürdürecek güvenilir bir kimseyi geride bırakmadığını düşünerek, hem kendisine, hem Yakub ailesine verilen ilim ve hikmete vâris olacak bir oğlan evlâdı dileğinde bulunmuştu. Cenâb-ı Hak onun bu dileğini kabul buyurarak ona Yahya adında tertemiz bir evlât ihsan etmiştir.
Onun istediği vâris, mal ve mülke sahip çıkacak anlamda değil, öteden beri Yakub soyundan gelen peygamberlerin neşrettiği ilim, irfan, ahlâk ve fazîlete, aynı zamanda peygamberlik nîmetine vâris olacak bir evlâttır. Nitekim Hz. Yahya’ya (A. S. ) bu anlamda veraset intikal etmiş ve böylece o da babası gibi peygamberlik payesiyle şereflendirilmiştir.
Zekeriya Peygamberʹin Dâvud Peygamberʹin torunlarından sayıldığı gibi, Harun Peygamber’in soyundan geldiğini kabul edenler de olmuştur. İkincilerin tesbiti daha çok Tevratʹa dayanmaktadır. Çünkü Dâvud Peygamber iyice yaşlanınca kutsal dine ve mâbede kimlerin nasıl hizmet edeceğini belirleyip düzenlemek istemiş ve böylece o, İsrâil’in bütün reislerini ve Levilileri toplamış. Otuz yaşından yukarı olan Levililer sayılınca otuz sekiz bin erkek tesbit edilmiş, onlardan yirmi dört bini Rabbʹın evine bakmak için görevlendirilmiş.. Böylece bu kutsal görev ta Zekeriya (A. S. ) zamanına kadar sürüp gelmiş, kendisinden sonra aynı soydan bir peygamberin bu işin başına geçmesini ve Levilileri aynı hizmete yöneltip sürdürmelerini sağlamasını gönülden arzu etmişti. (Geniş bilgi için bak: Tevrat/I. Tarihler: 23/1-6)
Böylece Yahya Peygamber’in neye vâris olacağı daha iyi anlaşılmış oluyor.
Ayrıca Kitab-ı Mukaddesin son bölümlerinde Zekeriya (A. S. ) ile ilgili özel bir bölüm ayrılmıştır. Tamamı on dört babdır.
Diğer bir rivâyet:
Kutsal mâbede hizmet edenlerin, genellikle Harun Peygamber soyundan gelen din adamları olduğunu müfessir Aleaddin Ali kendi tefsirinde belirtirken şu olayı nakleder:
«Hanne, Meryemʹi doğurunca onu bir bez parçasına sardı ve alıp mâbede götürerek oradaki Harun Peygamber soyundan olan din hizmetlilerinin önüne koydu. Çünkü o gün için de Beytüʹl-Makdisʹe onlar bakıyorlardı. Hanne, «İşte adanılan kız ve işte siz» deyince, hepsi de ona rağbet edip istekli çıktılar. Zira Meryem, onların imamlarının (lider ve önderlerinin) kızı idi. Bunun üzerine Zekeriya (A. S. ), «Ona bakmaya, onu himâye etmeye ben daha haklıyımdır. Çünkü onun teyzesi benim yanımdadır! » deyince, din hizmetlileri ona: «Eğer Meryem’in en haklı olana bırakılması gerekiyorsa, şüphesiz onu doğuran annesine bırakılması gerekir. Ama madem ki öyle diyorsun, aramızda kura çekelim. Kura kime çıkarsa, Meryem’i o himaye edip büyütsün» diye öneride bulundular. Kura Zekeriya’ya (A. S. ) çıktı ve böylece Meryem onun himayesine verildi. » (Lübabuʹt-teʹvîl: 1/225 - Ayrıca bilgi için bak: Âl-i İmrân: 34-41. âyetlerin tefsiri)
Bu rivâyetten, Zekeriya’nın Harun Peygamber soyundan değil de Dâvud Peygamber soyundan olduğu anlaşılıyor. Allah daha iyisini bilir.
Nitekim adı geçen müfessir konunun son kısmında şöyle açıklamada bulunmuştur: «Zekeriya (A. S. ) Ezen’in oğludur. O da Müslimʹin, o da Sadukʹun oğludur ki, Saduk, Dâvud oğlu Süleyman’ın evlâdındandır. » (Lübabu’t-te’vîl: 1/225)
ZEKERİYA KISSASINDAN ÖĞÜTLER VE İBRETLER
1- Allah’ın rahmeti sâlih kullarından yanadır. Bu rahmet onların yeryüzünde de, göklerde de anılmasını sağlar,
2- Önemli istek ve ihtiyaçlarımızı, kimselerin duymadığı bir yerde hafif bir seslenişle Allahʹa arzetmemiz, duâmızın daha çok kabul olunmasına ortam hazırlar. Ancak duâ ve seslenişi tam bir ümit ve imân atmosferi içinde yapmamız gerekmektedir.
3- Allah’tan dine, ülkeye ve insanlığa güzel, yararlı hizmetlerde bulunacak hayırlı evlât istemek, İlâhî rahmet ve inâyeti harekete geçirmeye vesîle olur.
4- Yaşlılıktan, hormonlardaki arızadan veya eşinin kısırlığından dolayı çocuğu olmayan çiftlerin, maddî ve zahirî sebeplere baş vurup umutları kesilince, erkeğin oruç tutup bir köşeye çekilerek Allahʹa yalvarıp yakarması, Oʹnun geniş rahmet ve lûtfunu dilemesi, o konuda sebepleri kolaylaştırır, hayırlı bir evlâdın ihsan edilmesi umulur. (Böyle bir duâ ve oruç İslâm’da sünnet kılınmamıştır; sadece Kur’ân’dan mülhem bir temennidir.)
Cenâb-ı Hakk’ın bu hususta Zekeriya Peygamber’i (A. S. ) bize misal verdiğini unutmamamız gereken önemli bir olaydır. Çünkü Kur’ân, mü’minlere hiç bir yararı olmayan bir konu veya kıssayı anlatıp nakletmez.
Ayrıca ev halkının da bir süre sabah ve akşam Allah’ı tesbîh etmeleri tavsiye edilmektedir.
YAHYA PEYGAMBER (A. S. )
«(Allah), Ey Zekeriya! doğrusu biz seni Yahya isminde bir oğlanla müjdeliyoruz ki ondan önce bu adı kimseye vermedik.. »
Yahya Peygamber, Zekeriya Peygamber’in (A. S. ) oğludur. İncil ondan «Vaftizci Yahya» diye bahseder. Kitab-ı Mukaddesʹte anasının adının Elizabeth olduğu belirtilir. Sahîh hadîslerden ise, Meryem ile Yahyaʹnın anasının kardeş oldukları anlaşılıyor. Nitekim Mi’rac olayı anlatılırken Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, ikinci gökte teyze oğulları İsa ve Yahya (salât ve selâm ikisine de olsun) ile karşılaştığını beyân buyurmuştur.
Yahya Peygamber henüz çocuk iken kendisine hikmet verilmiştir. Ayrıca kalp yufkalığı, gönül açıklığı ile tam bir safiyete mazhar kılınmış; iffet ve ağır başlılığın simgesi sayılmıştır. İsa Peygamber (A. S. ) onun hakkında şu övgü dolu sözü kullanmıştır: «Doğrusu size derim: Kadınların doğurdukları arasında Vaftizci Yahya’dan daha büyüğü çıkmamıştır. Fakat göklerin melekûtunda daha küçük olan, ondan daha büyüktür. » (İncil/Matta: 11/1)
Kur’ân’ın tam beş yerinde bu peygamberden değişik ifadeler ve hükümlerle bahsedilir. Daha çok genç bekârlar için örnek bir genç olarak gösterilir. Hadîslerde ise, Allah yolunda, Oʹnun rızası doğrultusunda işkencelere mâruz kaldığı ve zindanlara atıldığı anlatılır.
Gerek babasının, gerekse kendisinin Yahudîler tarafından feci şekilde öldürüldüğü olayı halk arasında yaygınsa da Kurʹânʹda bu konuda isim belirtilerek bir açıklama yapılmamıştır. İncilʹde ise, bu üç yerde konu edilerek nasıl öldürüldüğü şöyle yazılıdır:
«Çünkü Hirodes, Yahyaʹyı tutmuştu ve kardeşi Filipusʹun karısı Hirodias’tan ötürü, onu bağlayıp zindana atmıştı. Çünkü Yahya Hirodesʹe: O kadını almak senin için caiz değildir, diyordu. Ve Hirodes, Yahyaʹyı öldürmek istedi ise de, halktan korktu; çünkü onlar Yahyaʹyı bir peygamber olarak tanıyorlardı. Fakat Hirodesʹin doğum günü gelince, Hirodiasʹın kızı ortada oynadı ve Hirodesʹin hoşuna gitti. Bunun üzerine Hirodes, her ne isterse vereceğini and edip ona vadetti. Ve kız, anası tarafından kışkırtılmış olarak dedi: Bana Vaftizci Yahyaʹnın başını burada bir tepsi içinde ver. İmdi kral kederlendi, fakat andları ve kendisiyle beraber sofrada oturanlardan ötürü, verilsin diye emretti. Ve gönderip zindanda Yahyaʹnın başını kestirdi ve onun başı bir tepsi içinde getirildi kıza verildi, o da anasına götürdü. Yahya’nın şakirtleri gelip cesedi kaldırdılar, onu gömdüler ve gelip İsaʹya haber verdiler. » (İncil/Matta: 14/3-12)
«Zira Yahya, Hirodes’e: Kardeşinin karısını almak sana caiz değildir, dedi. Hirodias ise, ona kin bağlayıp, onu öldürmek istiyor, fakat yapamıyordu. Çünkü Hirodes, salih ve mukaddes bir adam olduğunu bilerek, Yahyaʹdan korkar ve onu korurdu. Onu dinlediği zaman çok şaşırırdı… Galileʹnin ileri gelenlerine ziyafet verdiği münasip gün gelince, Hirodiasʹın kızı girip oynadığı vakit, Hirodesʹin ve kendisiyle sofrada oturanların hoşuna gitti ve kral kıza dedi: «Dile benden, ne istersen sana vereceğim…» Kız da çıkıp anasına: «Ne diyeyim? » dedi. Anası: «Vaftizci Yahyaʹnın başını, dedi…» Kral da muhafız askerlerinden birini gönderip onun başını getirmesini emretti. O da gidip zindanda onun başını kesti » (İncil/Markos: 6/21-28)
Luka İncilʹinde de aynı olay az değişik bir anlatımla belirtilmektedir. (Luka/3/18-22) Ancak Hirodes tarafından zindana atılan Yahya Peygamberʹin zindanda öldürüldüğüne temas edilmemiştir.
Şeyh Muhyiddîn Arabî (K. S. ) kendi mânevî seyahatine temas ederken Yahya Peygamberle buluştuğunu şöyle anlatır:
«İkinci gökte Yahya Peygamber’i İsa Peygamber’in yanında gördüm. Aramızda şu konuşma geçti:
- Öğrendiğimize göre, kıyâmet gününde Allah ölümü bir koç şeklinde getirip Cennet ile Cehennem arasında tutarak onu Cennet ve Cehennem ehline gösterecek ve sen o koçu boğazlıyacakmışsın; öyle midir?
- Evet, bu ancak bana lâyıktır. Çünkü ben Yahya ismini taşıyorum, benim ismimin karşıtı olan ölüm, benimle birlikte kalamaz. O bakımdan ortadan kaldırılması gerekir. Onu benden başka gideren olmaz.
- Doğru söylüyorsun, ama şu âlemde Yahya adında olanlar hayli çoktur.
- Öyle ama, benim bu isimle öncelik mertebem vardır. Benden önce Allah bu ismi kimseye vermemiştir. O bakımdan bütün Yahyalar bana tabidirler. Benim ortaya çıkmamla onların hükmü kalmaz. »
Şeyh Muhyiddin (K. S. ) onun bu cevabını naklettikten sonra diyor ki: «Sonra Yahya Peygamber beni öyle bir hususta uyardı ki, o hususta hiç bir bilgim yoktu. Kendisine Allah’tan mükâfatlar dilerim. » (Fütuhat-i Mekkiyye: 3/346)
TARİHİ BİR OLAY
Habeşistan’a hicret edip kral Necaşi’ye sığınan ilk müslümanların Kureyşʹin azgın ve sapık müşriklerinden gördükleri eza ve cefa, işkence ve hakareti anlatmaya gerek görmüyoruz. Bu cefakâr müʹminleri, Habeşistan’da da rahat bırakmamak için Mekke’nin ileri gelenleri birtakım hediyelerle birlikte Amr b. Âs ile Abdullah b. Ebî Rebi’aʹyı kral Necaşi’ye gönderdiler. Götürdükleri hediyelerin bir bölümünü patriklere verip onların yardımını sağlamaya çalıştılar. Ama kral, önce ülkesine iltica eden Müslümanları görmek ve dinlemek istedi. Huzura alındılar. Kral sordu:
- Sizi eski dininizden ve ülkenizden ayıran yeni dininiz nedir?
Mülteciler adına Cafer b. Ebî Tâlip (R. A. ) cevap verdi:
- Ey hükümdar! Biz cahil ve kaba bir millettik. Putlara tapar, ölü hayvan etini yerdik. Kötülüğün de her çeşidini işler, hısımlık bağlarını keserdik. Komşu komşuya saygı göstermez, elinden geldiğince fenalıkta bulunmaktan çekinmezdi. Bizde güçlüler güçsüzleri ezer, hak ve hukuk tanınmazdı. Hal böyle iken Allah içimizden soyunu bildiğimiz, doğruluğuna inandığımız bir zatı seçip bize peygamber olarak gönderdi. O da bizi Allah’ın varlığına, birliğine çağırdı. Putların anlamsız bâtıl şeyler olduğunu söyledi. Kısaca bize sözün doğrusunu söylemeyi, emâneti yerine ulaştırmayı, yakınlarımızla sıcak ilgi kurmamızı, komşu haklarına saygılı olmamızı emretti. Kötülüklerden kaçınmamızı, kan dökmememizi, yetim malına haksız yere el dokundurmamamızı, namus ve iffeti korumamızı tavsiye etti. Bir olan, eşi, ortağı olmayan Allahʹa tapmamızı buyurdu. Biz de ona inandık ve uyduk. Bu yüzden işkenceye uğratıldık, her türlü hak ve hürriyetlerimize tecavüz edildi ve o yüzden size sığınmak zorunda kaldık. Ülkenizde haksızlığa uğramıyacağımızı umarak sizi seçip geldik.
Kral bu sözleri dikkatle dinledikten sonra duygulandı ve sordu:
- O peygamberin Allah’tan getirdiği sözlerden bana okuyabilir misiniz? Aranızda ondan bazı bölümleri bileniniz var mı? Varsa okumasını arzu ediyorum.
Hz. Cafer (R. A. ) rahatladı ve cevap verdi:
- Biliyoruz.. Sonra da Meryem sûresinin baş kısmından hayli parçalar okudu.
İlâhî kelâmın ruhlara gıda veren nağmesi yükselince patriklerin hoşuna gitti ve: «Bu sözler Mesîh İsaʹnın sözlerine benziyor; aynı kaynaktan süzülüp geldiğini sanıyoruz» dediler. Kral Necaşi de, «Bununla Musaʹnın getirdiği din aynı kandilden yansımaktadır» diyerek nemlenen gözlerini gelen o iki elçiye çevirip: «Geldiğiniz gibi geri dönünüz. Bu masum insanları size teslim etmiyeceğim. Hem bunlar bana ve ülkeme umut bağlayarak kendi öz yurtlarını terkedip buralara kadar gelmişler ve bize iltica etmişlerdir. Onları korumak ve himaye etmek bizim görevimizdir» şeklinde konuşarak kesin kararını bildirdi.
Kral ikinci gün tekrar Hz. Cafer’i (R. A. ) çağırarak, İsa Peygamber hakkında ne düşündüklerini sordu. O da Meryem sûresinin 16-35. âyetlerini okudu. Bir diğer tesbite göre: «Meryem oğlu Mesîh İsa, ancak Allah’ın peygamberi, Meryemʹe ilka olunan kelimesi ve Allah’tan gelme bir ruhtur» meâlindeki Nisa sûresi 171. âyetin bir bölümünü okudu.
Kral Necaşi bu cevabı alınca gözlerinin içi güldü ve elindeki çubukla yere bir çizgi çizerek şöyle dedi: «Dininiz ile dinimiz arasındaki fark, bu çizgi kadardır. »
Sonra da bu kral Hz. Muhammedʹi (A. S. ) görmediği halde Ona imân etti. Vefat edince de Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Melek Cebrâilʹin işâreti üzerine onun cenaze namazını gıyaben kıldı.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, hayli yaşlanmış olan Zekeriya Peygamber’in Allahʹın dinine hizmet edecek bir oğlan evlâdı istemesi konu edildi ve duâsının kabul edilerek kendisine Yahya adında bir erkek evlât ihsan edildiği belirtildi.
Aşağıdaki âyetlerle, Yahya Peygamberʹin yedi kadar özelliği üzerinde durularak gençlere en güzel misal veriliyor.