NAHL SÛRESİ
Kurʹân’ın on altıncı sûresidir. Baldan ve bal arısından söz edildiği için bal arısı anlamına gelen nahl, sûreye isim olmuştur. Ayrıca buna «nîam», yani nimetler sûresi de denilmiştir.
Sûrenin tamamı Mekke’de inmiştir. (Lübabu’t-te’vîl: 3/105)
Âyet sayısı : 128
Kelime » : 2840
Harf » : 7707 (Bazı tesbitlere göre: Sûrenin 95, 96, 97. âyetlerinin Uhud savaşından sonra ve ayrıca 126, 127, 128. âyetleri de Medine’de inmiştir.)
Nahl sûresinin kapsadığı başlıca konular:
1- İnkârcı azgınların kıyâmetin hemen kopmasını istemeleri konu edilir. Varlık âleminin yaratılmasıyla ilgili belge ve delillere yer verilerek Allah’ın varlığına ve birliğine geçiş sağlanır.
2- Allahʹın kullarına verdiği sayısız nîmetlerden söz edilerek nankörlük edenler uyarılır.
3- Allah’a ortak koşanlar, inkârcı sapıklar, maddeci şaşkınlar kınanır ve böylece hiçbir şeyin Allahʹa ortak olamıyacağı belirtilir.
4- Allah’ı inkâr edip zulüm ve ahlâksızlığı sanat edinen kavim ve milletlerin yıkılıp yok edildikleri bazı misallerle anlatılarak tarihin tekerrür edeceğine dikkatler çekilir.
5- İnkârcı sapıkların peygambere gerek olmadığıyla ilgili iddiaları çürütülerek gereken bilgi verilir.
6- Peygamberlerin insanları Hakk’a dâvetinin özeti belirtilerek beşer aklını ve idrâkini harekete geçirecek deliller ortaya konur.
7- Müşriklerin, sapık maddecilerin ikinci hayatı, yani âhireti inkâr etmeleri üzerinde durulur ve aynı zamanda son peygamber Hz. Muhammed’in (A. S. ) risaletini kabul etmeyenlerin nasıl ruhî bir maraza mübtelâ olduklarına işâret edilir. Sonra da böylelerine hazırlanan elim azaptan bahsedilerek inkârcılar uyarılır.
8- Putperestlerden bir kısmının, melekleri Allahʹın kızları diye tanımlamalarını kınar ve Allah’ın evlât edinmekten münezzeh olduğu açıklanır.
9- İlâhî rahmetin inananlarla beraber bulunduğu, onlar hakkında tecelli edeceği çok doyurucu bir anlatımla işlenir.
10- Besin değeri yüksek olan süt ve baldan, meyvalardan söz edilerek dikkatler bu faydalı maddelere çekilir. Balda şifâ bulunduğu açıklanarak ilim adamlarına temel bilgi, ana fikir verilir.
11- Göz, kulak vb. organların her birinin Allahʹın kudret damgasını taşıdığına işâretle bunların önemi üzerinde durulur.
12- Kıyâmet gününde peygamberlerin kendi ümmetlerine şâhit tutulacakları ve o yüzden mazeretlerin kabul edilmiyeceği, birer uyan anlamında haber verilir.
13- Adâlet, iyilik ve yakınlara ilgi gösterip yardımcı olmak emredilir. Dinin, aklın, sağlam örfün fena gördüğü her türlü hayasızlık, ahlâksızlık, söz ve davranış, haklara tecavüz yasaklanır. Verilen sözlere bağlı kalınması emredilerek, müʹmine yakışan sadakate atıflar yapılır.
14- Şeytandan Allah’a sığınılması emredilir. Onun gerçek müʹminler üzerinde bir sultası olamıyacağı hatırlatılır.
15- Kişinin kalbi imân ile yatışmış bulunduğu halde, bir zorlama ve tehdit neticesi dil ile küfrü gerektiren bir söz söylemesinde sakınca olmadığı bildirilir.
16- Kıyâmet gününde herkesin kendi ameliyle başbaşa kalacağı ve her kişinin ancak kendi niyet ve amelinin karşılığını göreceği haber verilerek Allah kullarının ona göre hazırlanmaları istenilir.
17- Allahʹın haram kıldığı bazı yiyeceklerle ilgili hükümleri değiştirmelerinden ve işledikleri birtakım haksızlıklardan dolayı Yahudilere bazı nesnelerin haram kılındığı uyarıcı bir misal olarak verilir.
18- İbrahim Peygamber (A. S. ) övülür ve bazı hususlarda Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in de İbrahim Peygamber’i örnek aldığı açıklanır.
MEÂLİ:
1- Allahʹın emri geldi (gelmek üzeredir). Artık onu acele istemeyin. Allah onların ortak koştuklarından pâk ve münezzehtir.
2- Allah kendi buyruğundan (haberli kılmak için) kullarından dilediğine melekleri ruh ile indirir de, «Benden başka hiçbir ilâh olmadığı ve benden korkup (kötülüklerden) sakınmaları hususunda uyarıda bulunun! » (emrini verir).
İNİŞ SEBEBİ
«Kıyâmet yaklaştı. Ay bölündü. » Meâlindeki âyet inince Mekke müşrikleri konuyu yine alaya alıp, hani kıyâmet gelmedi, nerede kaldı? Diyerek halkın inancını bozmaya, Kur’ân’ın değerini düşürmeğe çalıştılar. Derken yukarıdaki âyetler indi. Bir olay herhalde meydana gelecekse, artık o Allah yanında gerçekleşmiş demektir. O nedenle müşriklere, «hele acele etmeyin. Allahʹın emri geldi, gelmek üzeredir» buyurularak acele etmenin gereksizliğine dikkatler çekildi.
İLGİLİ HADÎSLER
«Kıyâmet’in kopacağı bir sırada (peygamber olarak) gönderildim; ancak kıyâmetin önüne geçtim (ondan biraz önce gelmiş oldum). » (Tirmizî/fiten: 39)
«Ben ve kıyâmet şu ikisi (iki parmağım) gibi bir arada gönderildik. » (Buharî/rikak: 39, talâk: 25, tefsîr: 79- Müslim/cumua: 43 fiten : 132 135- İbn Mâce/mukaddeme: 7, fiten: 25- Daremî/rikak: 46- Ahmed: 4/309- 5/92, 103, 108)
«Kıyâmet kopacağı zaman batı tarafından kalkan biçiminde siyah bir bulut ortaya çıkar ve devamlı göğe doğru yükselir. Derken bir çağrıcı şöyle seslenir: «Ey insanlar! » Bunun üzerine insanlar birbirlerine dönüp «işittiniz mi? » diye sorarlar. Onlardan bir kısmı şüpheli bir tavır takınırlar. Sonra ikinci bir defa yine «Ey insanlar! » denilir. Bunun üzerine yine insanlar birbirlerine dönüp «işittiniz mi? » diye sorarlar. Onlar da: «Evet işittik» diye cevap verirler. Sonra üçüncü defa yine, «Ey insanlar! Allahʹın emri geldi, gelmek üzeredir. Artık onu acele istemeyin» diye buyurulur. »
Peygamber (A. S. ) bu sözleri söyleyip biraz durduktan sonra devamla buyurdu ki: «Canımı kudret elinde tutan Allahʹa yemin ederim ki, iki adam satılık elbiseleri açarlar, ama onu bir daha katlayıp kaldırma imkânı bulamazlar. Adam havuzuna elini uzatır, ama hiçbir şeyi sulama imkânı bulamaz. Adam devesini sağar, ama ondan içme imkânı bulamaz, (kıyâmetin kopması öylesine ani ve baskın olacak.. ). » (İbn Ebî Hâtim: Akabe b. Âmir (R. A. ) den)
ALLAHʹIN EMRİ
«Allahʹın emri geldi (gelmek üzeredir). Artık onu acele istemeyin. »
Âyette anılan «emir» den maksat nedir? Bunu açıklamadan önce bu kavramın birçok mânalara delâlet ettiğini belirtmemizde yarar vardır. Onları şöyle sıralayabiliriz:
a) Durum, iş ve mesele,
b) Örneksiz bir şeyi icad etmek,
c) Buyruk, direktif,
d) Kıyâmet, beklenen saat,
e) Azâp ve hüküm..
İlgili âyette «Allah’ın emri geldi»den maksat, va’dedilen azâbın acele gelmesini isteyenlere bir cevap olmak üzere o günlerin pek yakın olduğunu hatırlatmaktır.
Diğer bir yorumla, iniş sebebinde belirtildiği gibi, Kur’ânʹı alay konusu edinip kıyâmetin hemen kopmasını isteyenlere bir cevap olarak inmiştir. Böylece kıyâmetin yaklaşmakta olduğuna dikkatleri çekmek söz konusudur.
Müfessir Kurtubîʹnin tesbitine göre, «Allah’ın emri geldi» meâlindeki âyet inince, Peygamber (A. S. ) ve ashabı telaşlanıp yerlerinden sıçrar gibi oldular. Derken Melek Cebrâil ikinci cümleyi indirdi: «Onu acele istemeyin» veya «o hususta acele etmeyin! » Bunun üzerine hepsi de yatışıp derin bir nefes aldılar. » (Tefsîr-i Kurtubî: 10/66)
Müşrikler İlâhî sünneti bilmedikleri, Oʹnun kudretinin sınırsızlığını ve tecelli sebeplerini anlayamadıkları için, Kur’ân’da yapılan tehdîd ve vaʹdleri hafife alıyor, zaman zaman alay konusu ediniyorlardı. O bakımdan birinci âyetin son bölümünde onların Allah hakkındaki yanlış anlayışlarından Cenâb-ı Hakk’ın pak ve münezzeh olduğu belirtiliyor; O’nun koyduğu plânın, hazırladığı proğramın şaşmadan hedefine ulaşacağına işâretle her şeyin mukadder bir vakti bulunduğu hatırlatılıyor.
MELEKLERİN RUHLA İNMESİ
Ruhʹtan maksat nedir? «Emir» kavramı gibi onun da bulunduğu cümle içindeki yerine göre mana alacağını söyleyebiliriz. İlgili âyetteki yerine bakılınca, şu manalara delâlet ettiği anlaşılır. Nitekim ilim adamlarımızın da kelime üzerindeki tesbitleri o doğrultudadır. Şöyle ki:
a) Vahiy,
b) Kur’ân-ı Kerîm âyetleri,
c) Uyulması gereken ilâhî buyruk,
d) Yaratılacak insanların, ruhlar âleminde sırasını beklemekte olan ruhları,
e) Rahmet ve hidâyet,
f) Allahʹın yarattıklarından büyük bir varlık,
g) Kalplere hayat veren İlâhî kelâm,
h) Melek Cebrâil (A. S. )..
Birinci ve bir de son maddede belirtilen mana amaca en uygun olanıdır. Çünkü İlâhî vahiy, kalplere hayat ve enerji, nur ve feyiz verir. Ruh da bir bakıma hayat, nur ve enerjiden ibârettir. Allah kullarına bu anlamdaki ruhu ancak peygamber vasıtasıyla gönderir.
O nedenle âyetin bir bölümünde, «onu kullarından dilediğine indirir. » buyurulmuştur ki bu, bir bakıma vahye, bir bakıma da Melek Cebrâilʹe işârettir.
İNEN VAHİY GENEL ÖLÇÜDE İKİ AMACA YÖNELİKTİR
1- Allah’ın varlığını, birliğini tanıtmak ve bâtıl ilâhlara tapanları veya onları Allah’a ortak koşanları uyarmak. Bu daha çok ilim ve imâna dayanır.
2- İmândan sonra Allah korkusunu kalplere işlemek; böylece müʹminlerin kötülüklerden sakınmalarını sağlamak. Bu daha çok amelle ilgilidir.
İşte bütün emirler, yasaklar, hükümler, vaʹdler (verilen sözler), vaîdler (tehdîtler), kıssalar; öldükten sonraki hayatın safhaları hep bu iki amacın kapsamına girmektedir.
O halde bir kişiden Allahʹa imânı ve Allah ile Âhiret korkusunu çekip alın, geriye hayvanî bir hayat kalır: Yeme, içme, evlenme, uyuma ve maddenin peşinde bir ömür tüketme..
Görüldüğü gibi, vahiy: İmân, ilim ve ameli birleştirip aynı amaca yöneltmektedir. İmân ilme güç verir, istikamet verir. İkisi birden sağlıklı ameli oluşturur.
PEYGAMBERİ ANCAK ALLAH SEÇER
Peygamberlik tahsîl ile elde edilen bir meslek dalı değildir. Allah dilediği kavim ve milletin içinden dilediği ve ehil gördüğü zatı seçip risâlet şerefiyle şereflendirir. O bakımdan «Allah, ilgili ikinci ayette meleklerle birlikte indirdiği vahyi veya gönderdiği Melek Cebrâilʹi kullarından dilediğine, seçip gönderir» şeklinde açkılayarak bu konuda bize aydınlatıcı bilgi vermiştir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle Allah’ın verdiği sözün mutlaka yerine geleceği, o bakımdan müşriklerin acele istedikleri İlâhî hükmün pek yakında ineceği, böylece küfrün başaşağı geleceği bildirildi. Sonra da vahyin melekler vasıtasıyla indirildiği ve vahyin iki ana amacı bulunduğu açıklandı. Peygamberlerin de ancak Allah tarafından seçilip görevlendirildiğine değinilerek bu konuda vaki şüphelerin doğru olmadığına işâret edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, inkârcıların akıllarına ışık tutularak göklerin hak ile yaratıldığı ve sağlam bir düzen üzere kurulduğu belirtilerek, bunun da Allah’ın birliğine başlıca açık delillerden biri olduğu hatırlatılıyor. Sonra insanın nutfeden yaratılması konu ediliyor; şaşmayan biyolojik kanunlarla, genetik olaylarla onun vücut bulduğu açıklanarak Allah’a karşı gelmenin büyük bir gaflet ve idrâksizlik olduğuna dikkatler çekiliyor. Arkasından İlâhî nîmetlerin başında yer alan davarlar, binek hayvanları konu edilerek bunları insanın hizmetine sevkeden Allah’a şükretmenin gereği üzerinde duruluyor. Bilahare düşünce ve idrâklerin bu doğrultuya çevrilerek Allah’ın insanları cüz’î irâdelerini kullanmaları için serbest bıraktığına işâret ediliyor.