Hicr Suresi 1-5. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

الٓرٰ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ وَقُرْاٰنٍ مُبِينٍ رُبَمَا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْ كَانُوا مُسْلِمِينَ ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا وَيَتَمَتَّعُوا وَيُلْهِهِمُ الْاَمَلُ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ وَمَا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ مَعْلُومٌ مَا تَسْبِقُ مِنْ اُمَّةٍ اَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ

1.

Elif Lam Ra. Bunlar, kitabın ve apaçık olan Kur'an'ın ayetleridir.

Diyanet İşleri

2.

İnkar edenler, "Keşke müslüman olsaydık" diye çok arzu edeceklerdir.

3.

Bırak onları yesinler (içsinler), yararlansınlar; emelleri onları oyalayadursun. İleride (gerçeği) bilecekler.

4.

Helak ettiğimiz her memleketin mutlaka bilinen bir yazısı (belli vakti) vardır.

5.

Hiçbir toplum ecelini geçemez ve ondan geri de kalamaz.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

H İ C İ R SÛRESİ

Kurʹân’ın 15. sûresidir. İsmini, Semûd kavminin yaşadığı Hicir yöre­sinden söz edildiği için, oradan alır.

Müfessirlerin icma’ıyla, sûrenin tamamı Mekke’de inmiştir.

Âyet sayısı : 99

Kelime » : 654

Harf » : 2760

İbrahim Sûresi ile bu sûre arasındaki bağlantı beş madde ile belirlen­miştir:

1- Her iki sûreye de «açık, açıklayıcı kitap» sözüyle başlanmıştır.

2- İki sûre de değişik kelime ve anlatımla inkârcı azgınların duru­munu ve karakterlerini açıklamaktadır. Aynı zamanda kıyâmetin bazı önem­li safhaları uyarıcı bir hatırlatma olarak iki sûrede anlatılır.

3- İkisinde de kevnî âyetler sıralanır: Göklerin ve yerkürenin yaratı­lış ve düzeni akla ışık tutan, malzeme veren deliller olarak sıralanır.

4- Her ikisinde de İbrahim Peygamber’in (A. S. ) kıssasının bazı önem­li noktaları üzerinde durularak Arap Yarımadasıʹnda yaşayan putperestler ile kitap ehli uyarılır ve çok yanlış bir yolda yürüdükleri anlatılır.

5- Elde edilen zaferlerin, başarıların Allah’a ait olduğu belirtilir. O bakımdan Allah’a dosdoğru imân ettikten sonra gerekli tedbirlerde kusur etmeyen kavim ve milletlerin eninde, sonunda başarıya erişecekleri müj­delenir.

HİCİR SÛRESİNİN KAPSADIĞI BAŞLICA KONULAR

- Kur’ân’ın aydınlatıcı, doğru yolu gösterici vasıfları ve özellikleri an­latılır, bazı misaller verilir.

- İnkârcı putperestlerin, sapık müşriklerin doğru yolu seçmemekte ısrar ettikleri takdirde kendilerinden yüz çevirilmesi tavsiye edilir.

- Peygamber (A. S. ) Efendimizi hem inkâr etmeleri, hem de alaya al­maları üzerinde durulur ve yapılması gereken emredilir.

- Allah’ın varlığına, birliğine delâlet eden belge ve kanıtlara yer ve­rilir.

- İblîs’in Âdem olayında secde etmemek sûretiyle Allah’ın emrine karşı geldiğine dikkatler çekilir; kibir, gurur, bencillik ve kıskançlıktan kaynaklanan isyanın çok tehlikeli olduğuna bu olay misal verilir.

- Cennetlikler ile Cehennemlikler konu edilirken duygular kamçıla­nır, düşünceler yönlendirilir ve böylece ruhlara bol gıda verilmeğe çalışılır. Aynı zamanda ümitler tazelenir.

- Hakk’a karşı baş kaldıran inkârcı azgınları, sapık maddecileri uyar­mak ve mü’minlerin de imân ve irfanlarını artırmak için gelip geçen ka­vim ve milletlerden pasajlar nakledilir, ibretli ve öğütlü yanları misal verilir.

- Varlık âleminin yaratılmasındaki hikmetin, Allah’a ibâdet olduğu, diğer bir tabirle marifetullah meşalesini yakmaya yönelik bir hikmet taşı­dığı çok anlamlı şekilde belirtilir.

- Allah’ın müʹminlere olan lütuf ve ihsanı anlatılırken, dünya haya­tının lüks ve konforuna özenilmemesi öğütlenir.

- İman edenlere karşı alçak gönüllü, yufka yürekli olmanın fayda­ları üzerinde durulur.

- Her şeye rağmen, şartların ve imkânların elverdiği ölçüde Allah’ın kullarını hak dine dâvetin, sapıkları doğru yola çağırmanın, insanları irşat etmenin lüzumuna değinilir ve bunun devamı istenir.

- Daha çok sıkıntılı anlarda Allah’ı çokça anıp tesbîh etmenin, ibâ­dete ağırlık vermenin faydaları açıklanır.

MEÂLİ:

1- Elif- Lâm- Râ. Bunlar Kitabʹın ve apaçık olan, açıklayan Kurʹânʹın âyetleridir.

2- Kâfirler çok defa Müslüman olmayı arzu edeceklerdir.

3- Bırak da onları, yesinler (nefis ve şehvet otlağında) geçinip ya­rarlansınlar; emel (=sonu gelmeyen arzu) onları avundursun. İleride (böy­lesine sefih bir hayatın sonunun nereye varacağını) bileceklerdir.

4- Hiç bir kasabayı yok etmedik ki, onun bilinen belli bir yazısı ol­masın.

5- Hiç bir ümmet ecelinin ne önüne geçebilir, ne de ondan geri ka­labilir.

İLGİLİ HADÎSLER

«Lâ ilâhe illâllah, diyen bir topluluk, günahları sebebiyle Cehennemʹe girerler. Lât ve Uzzâʹya (iki büyük put) tapanlar, onlara: «Sizin lâ ilâhe ilâllah demeniz size yarar sağlamadı da bizimle birlikte Cehennemʹe girdi­niz? » derler. Bunun üzerine Allah o putperestlere daha da gazap eder ve Tevhît ehlini Cehennemʹden çıkarıp hayat ırmağına sokar. Böylece ay, tu­tulmaktan sıyrılıp kurtulduğu gibi, onlar da yanıklardan (ateşin bıraktığı leke ve izlerden) öylece sıyrılıp kurtulurlar ve Cennetʹe girerler de orada cehennemlikler diye anılırlar. » (Hâfız Taberânî: Enes b. Mâlik (R. A. )den)

«Cehennem ehli cehennemde toplanınca, beraberlerinde Allahʹın dile­diği kadar kıble ehlinden de kimseler bulunur. Kâfirler müslümanlara: «Siz­ler Müslüman değil miydiniz? » diye sorarlar. Onlar da: «Evet Müslümandık.. » derler. «Müslümanlık sizin için yeterli ve kurtarıcı olmadı da bizimle birlikte Cehennemʹe girdiniz? » derler. Onlar da: «Bizim birtakım günah­larımız vardır, o yüzden yakalanıp buraya atıldık» diye cevap verirler. Al­lah onların ne dediklerini işitir de kıble ehlinden Cehennemʹde kim varsa çıkarın diye emreder. Kâfirlerden orada kalanlar bu manzarayı görünce, «Ah, keşke biz de Müslümanlardan olsaydık da onlar gibi buradan çıksay­dık! » diye hayıflanırlar. » (Hâfız Taberânî: Ebû Musa el-Eş’ârî (R. A. ) den)

Râvî diyor ki, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bunları anlattıktan sonra sû­renin ikinci âyetini okudu.

ELİF- LÂM- RÂ

Bu harfler, diğer sûrelerde olduğu gibi, burada da Allah ile Peygam­beri arasında bir şifre, sûreye giriş, sûredeki konuların özeti ve taşıdıkları hikmetin işaretleridir. Allah daha iyisini bilir.

KURʹÂN HER BAKIMDAN MÜBÎNʹDİR

«Elif-Lâm-Râ. Bunlar kitabın ve apaçık olan, açıklayan Kurʹân’ın âyetleridir. »

Kur’ân insan hayatını onun hılkatındaki azizliğe uygun şekilde tanzim eden, İlâhî sünneti açıklayan, âile hayatını yönlendiren, toplum hayatını meşru sınırlar içine alıp ahlâk ve fazîletle birleştiren, milletlerin hayatına ışık tutan son kitaptır; aynı zamanda Allahʹın insanlara en son mesajıdır.

Kur’ân’ın hem açık, hem de açıklayıcı vasfı ve özelliği belirttiğimiz üzere çok geniş ve kapsamlıdır. Bu kitap yalnız dünya hayatının bu yön­leriyle yetinmez, fizik ötesinden haber verir. Âhiret hayatını bütün haşme­tiyle, mutluluk va’deden safhalarıyla, korkutup yönlendiren bütün kademe­leriyle en anlamlı ve en duyarlı bir üslûpla anlatıp açıklar. Böylece Kur’ân iki hayatı birbirleriyle açıklayıp bütünleştiren eşsiz bir kudrettir. O bakım­dan ilgili âyette ona «mübîn» sıfatı verilmiş ve bu kelime üzerinde ciddi biçimde durmamız ilhâm edilmiştir.

KUR’ÂN’IN MÜSLÜMANLARA ÖNEMLİ HABERİ

«Kâfirler çok defa Müslüman olmayı ar­zu edeceklerdir. »

Kur’ân, önce Mekke’de çok acıklı, üzücü, yorucu ve yıpratıcı yıllar ge­çiren Peygamber (A. S. ) Efendimiz ile arkadaşlarına, sonra da her devir ve dönemdeki mü’minlere, İslâm’ın ileride cihan dini olacağını, yaptığı köklü inkılâpla yepyeni bir hayat düzeni, modeli olmayan bir yaşayış sistemi ge­tirdiğini ilân ediyor. Arkasından yaptığı bu büyük inkılâbın gelişeceğini, kıtalar üzerine yayılacağını; aklını kullanan, ilmini hayra çeviren insanların akın akın bu dine gireceğini ve eninde, sonunda küfür ve ahlâksızlığın, zu­lüm ve tuğyanın bu İlâhî kudret karşısında başeğeceğini; nice soysuz in­kârcıların ortaya çıkan muhteşem manzara karşısında müslüman olmayı çok arzu edeceklerini haber veriyor.

Unutmayalım ki, İslâm ve Kur’ân buna benzer olayları tarihin birçok dönemlerinde mevzii olarak yaşadı. Bir gün gelecek aynı olayları dünya çapında yaşama şansına erişecektir. Bugün bile bunun bazı kıvılcımları yer yer parıldamakta, geleceğe ümitle bakmamızı fısıldamaktadır. Son ola­rak Fransaʹda birçok ilim adamlarının Kurʹânʹa hayranlık duyarak İslâmi­yeti seçmeleri bunun açık misallerinden biridir. Aynı hava medenî geçi­nen hıristiyan ülkelerin birçoklarında kendini hissettirmekte ve «İstikbal İslâmʹındır» dedirtmektedir.

Bu, inkârcı sapıkların, ahlâksız şaşkınların bir gün gelecek dünyadaki arzu ve temennileri olacak; âhiretteki temennileri ise daha içli ve gerçek­çi bulunacak. Nitekim hadîs-i şerifte bu husus açık şekilde ifadesini bul­muştur. Ama önemli ve yararlı olan uyanış ve ona bağlı arzu, milyonlarca, hattâ milyarlarca insan nefis çöplüğünde, şehvet otlağında bir ömür tüke­tirken, onlardan kopup ölmeden önce hakikatı anlayarak hakkı kabul et­mektir. Yoksa âhirette uyanmanın ve içli temennide bulunmanın hiçbir ya­rarı olmaz.

İslâm Dini hakkında hiçbir araştırma ve inceleme zahmetine katlan­mayan, kulaktan dolma fikir kırıntılarıyla bu din hakkında ileri-geri konu­şan mürekkep yalamışlara, Cenâb-ı Hak bu ihmâl ve bu sığ görüşlerinin hesabını mutlaka soracaktır. Çünkü Cenâb-ı Hakkʹın bize verdiği her ni­metten mutlaka sorumluyuz ve elbette hesap vermek zorundayız. Bu Al­lah’ın koyduğu kurallardan biridir ki, değişmez.

Bir tacir, malın kalitesini, gerçek değerini, pazarlamasını ve kazancını hesaplayıp öğrenmeğe harcadığı zamanın onda birini dinini dosdoğru öğ­renmeğe, Allah’ın kitabı Kur’ânʹı okuyup anlamaya vermeli değil midir? Her iki hayatını fazîlet ve saadet burcuna yükseltecek olan bir dine ve onun kitabına kayıtsız kalmanın ne kadar büyük bir haksızlık olduğunu ölmeden önce idrâk etmekle yükümlüdür. Aksi halde öldükten sonra bun­ları anlamasının kendisine hiçbir faydası olmayacaktır.

Kur’ân insan hayatında yasak olanla olmayanın sınırını belirleyen, he­defi tayin eden, hilkatin amaç ve hikmetini öğreten tek kitaptır. Onsuz ge­çen bir hayat mutlak anlamda karanlık ve verimsiz geçmiştir. Dünyaʹda hayatını karanlığa boğan kimseler, âhirette aynı karanlıkla yüzyüze ge­leceklerini unutmamalıdırlar.

MİLLETLERİN HAYATI

«Bırak da onları, yesinler (ne­fis ve şehvet otlağında) geçinip yararlansınlar. Emel (sonu gelmeyen arzu) onları avundursun. İleride (böylesine sefih bir hayatın sonunun nereye va­racağını) bileceklerdir. »

İnkâr temeli üzerinde gelişen sefih bir hayat iki ayrı dramatik sonuç doğurur: Biri dünyada başaşağı gelip zillete uğramak; diğeri âhirette, ömür sermayesini gayesinin hilâfına harcamaktan dolayı verilecek azâbı yudum yudum tatmak..

Zira milletlerin de fertler gibi, hayatlarının üç dönemi söz konusudur: Oluşma, gelişme ve yıpranıp yaşlanma.. Allah’ın ezelî ilmi her milletin bu üç ayrı dönemini önceden tesbit edip ona göre her biri için bir süre belir­lemiş ve kader yazısını yazmıştır. O süre son kertesine gelince, o milletin hayatı sona erer; artık ne ileri, ne de geri bırakılır. Böylece her millet ken­di kaderini kendisi çizmiş oluyor. İlâhî ilim de onu öyle tesbit edip yazıyor. Yazıldığı için gerçekleşmiyor, gerçekleşeceği için yazılıyor, sonucu ortaya çıkıyor.

Milletlerin süratle yaşlılık dönemine girme sebepleri dinde ve sonra da sosyolojide şöyle belirlenmiştir:

a) Ekonomik güce nazaran din, inanç ve ahlâkta gerileme başlar. Böy­lece maddî hayatla mânevî hayat arasında denge bozulup derin uçurumlar meydana gelir.

b) Lüks ve konfor, tez elden servet edinme ve aşırı israf sari bir has­talık halini alır. Orta sınıf kalkar, çok fakirle çok zengin diye iki zıt zümre sahnede kalır. Bunun tabii neticesi olarak toplumda büyük çalkantılar, hu­zursuzluklar ve sürtüşmeler başgösterir. Ahlâksızlık gemi azıya alıp hiç bir engel tanımaz olur.

c) Aile yuvası, milletin temel taşı olma özelliğini kaybeder. Kadınlar anne olmaktan ziyade birer süs eşyası ve reklamcıların aracı haline ge­tirilir. Seksüel konulara ağırlık verilerek gençlik baştan çıkarılır.

Millet bünyesinde sözü edilen bu üç yara açılmaya başladığında acil ve kalıcı tedbir alınmadığı takdirde dönüşü mümkün olmayan bir çizgiye gelinip dayanılmış olur ki, bunun neticesi yıkılıp yok olmaktır. Yukarıda meâlini verdiğimiz dördüncü âyetle bilhassa bu hassas noktaya parmak basılarak milletler uyarılıyor.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıda geçen âyetlerle, Kur’ân’ın beşer hayatı için lüzumlu olan ana konuları, temel bilgileri açıkladığı belirtildi. İleride İslâm Dininin büyük bir gelişme kaydedeceğine işâretle, inkârcı sapıkların bile o dönemlerde müslüman olmayı arzu edeceklerine dikkatler çekildi. Sonra da milletlerin se­fih hayatı üzerinde durularak, fertlerde olduğu gibi milletlerde de yaşlılık dönemine girmenin kaçınılması zor bir netice olduğu hatırlatıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, Kur’ân’ın lüzumlu bütün hakikatleri apaçık ortaya koymasına rağmen, aklını kullanmayıp duygusunun esiri olan müşriklerin Hz. Muhammed (A. S. ) Efendimiz’in yüksek şahsiyetini göremiyerek Ona deli diyecek kadar sapıttıkları konu ediliyor. Meleklerin gözle görülecek şekilde ortaya çıkarılmasını isteyerek Allah ve melekleri hakkında ciddi hiçbir bilgilerinin olmadığı hatırlatılıyor. Sonra da fazla üzülmeğe gerek olmadığı bildirilerek, Kur’ânʹı indiren Allah’ın onu mutlaka koruyacağı müj­deleniyor. Arkasından, beyni yıkanmış ve putperestlik vadisinde iyice şart­lanmış müşrikler© ne kadar âyet ve belge de gösterilse, yine de inanmaya­cakları haber verilerek, Peygamber ve mü’minlerin kendilerine düşen irşat ve teblîğ hizmetlerini imkânlar elverdiği ölçüde sürdürmeleri emrediliyor.