MEÂLİ:
97- Bedeviler küfür ve nifâk bakımından daha şiddetlidirler ve Allah’ın Peygamberine indirdiği (dinî hükümlerin) sınırlarını bilmemeye, tanımamaya daha yatkın ve uyumludurlar. Allah her şeyi bilen, her şeyi hikmetle yürütendir.
98- Bedevîlerden öylesi de var ki, (Allah yolunda harcadığını) cerime sayar ve (kurtulmak için) başınıza türlü belâların gelmesini bekleyip dururlar; belâlar onların başına... Allah her şeyi işitendir, bilendir.
99- Yine Bedevîlerden öyleleri de var ki, Allahʹa, Âhiret gününe imân ederler. (Allah yolunda) harcadıklarını Allah katında yakınlıklara ve Peygamberin duâlarına (lâyık olmaya vesîle) edinirler. İyi bilin ki bu onlar için Allah katında bir yakınlıktır. Allah onları rahmetine lâyık görüp kavuşturacaktır. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
İLGİLİ HADÎSLER
«Çölde oturan kendine eziyet eder. Av peşinde koşup duran (bir amaçsızlık ve) gaflete kendini sokar. Sultana gelip (yaltaklanan) ise, fitneye uğrar. » (Ebû Davud/edahi: 24 - Tirmizî/fiten: 69 - Nesâi/sayd: 24 - Ahmed: 1/357)
«(Medenî olan) Eslem kabilesini Allah selâmete eriştirsin. Gıffar kabilesini de Allah mağfiretine nâil eylesin! » (Buhari/lstiska: 2, menakıb: 6 - Müslim/mesacid: 307, 308, fezâil: 182, 187 - Tirmizî/menakıb: 73 - Dâremî/siyer: 79 - Ahmed: 2/20, 60, 73, 116, 117, 126, 130, 135, 469 - 3/345, 382 - 4/48, 57, 420, 424)
«Kureyş, Ansar, Cüheyne, Müzeyne, Eslem, Eşca’ ve Gıffar kabileleri efendidirler, onlar üzerinde başkalarının efendiliği yoktur; Allah ve Resûlünün büyüklüğü müstesnâ... » (Buhari/menâkıb: 2, 6)
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ilgili âyetin ışığında, insanları medenice yaşamaya dâvet etmekte; çölün atalete itici, imân ve irfanı köreltici, boş şeyler peşinde koşturucu hayatından uzak kalmayı tavsiye ile şehir ve kasaba hayatının lüzumuna işâret etmektedir.
Nitekim efendi diye tanıttığı yedi kabilenin şehir ve kasabalarda oturdukları bilinmektedir.
EĞİTİMDE İSLÂMʹIN BAŞARISI
Kur’ân bu âyetlerle medeniyetin her çeşit meşru nîmetlerinden yoksun, çok ibtidaî bir hayat süren çöldeki göçebe bedevîleri konu edinerek, İslâm’ın benzersiz ıslâh ve terbiye usûl ve yöntemiyle o insanları nasıl medenî yaptığına atıfta bulunuyor. Asırlarca kendi kader çizgilerinde ilim ve irfandan, terbiye ve edepten, hakseverlik ve fazîletten yoksun; kabalık ve hırçınlıkta çok ileri olan bedevîleri -İlâhî sistemin yönlendirici tezgâhında- eğitip şekillendiren, doğru yola getirip medenileştiren, okutup bilgi sâhibi yapan İslâmʹın, diğer ilkel kabile ve milletleri de ıslâh edip eğitmesi çok daha kolay değil midir? Yeter ki İslâm’ın bu kudret ve eşsiz metodunu bilimsel olarak uygulayanlar bulunsun..
Kur’ân, bedevilerin değişik ve farklı dört ana vasıfları bulunduğunu belirtirken, onları diğer millet ve toplumlarla kıyas etme imkânını veriyor ve böylece her maddesiyle İslâm’ın eğitimdeki zaferini gözler önüne seriyor:
1- Bedeviler her türlü medenî imkânlardan mahrum bulunuyorlardı.
2- Tek tanrı inancını ret ve inkârda çok daha ileri bir düzeyde idiler.
3- Döneklikte, ikiyüzlülükte, menfaatperestlikte şaşılacak kadar kurnazdılar. İlâhî buyruklara kulaklarını tıkayıp inkâr ve nifakta çok şiddetli idiler.
4- Hak dinler hakkında kayda değer hiçbir bilgi ve duyguya pek sahip bulunmadıkları için de İlâhî hiçbir sınır tanımıyorlardı.
«Bedeviler küfür ve nifakta daha şiddetlidirler ve Allahʹın Peygamberine indirdiği (dinî hükümlerin) sınırlarını bilmemeye, tanımamaya daha yatkın ve uyumludurlar.. » meâlindeki âyet onların bu dört vasfını özetlemektedir.
BEDEVİLER ÜÇ GRUBA AYRILIYORDU
Kur’ân, ilgili âyetlerle bedevilerin üç gruba ayrıldığını belirterek irşat ve tebliğde nasıl bir zorlukla karşılaşıldığına işârette bulunuyor:
a) Küfür ve nifakta çok aşırı olup, koyu bir putperestlik içinde ömür tüketenler. Bunlar, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in teblîğ ve irşadına kulaklarını tıkayıp İlâhî çağrıdan rahatsızlık duyanlardı.
b) İslâmʹın parlak zaferleri, düşmanlarını ezecek bir güce sahip bulunması karşısında, başka çare bulamayınca sırf zevahiri kurtarmak için İslâmʹı kabul edip içlerinde cehalet ve küfrün karanlığını taşıyan ve Allah yolunda istemiyerek harcadığı her dirhemi bir cerime sayanlar.
c) Allah ve Peygamberine dosdoğru imân edip Allah yolunda harcadıklarıyla, Allah ve Peygamberin hoşnutluklarına erişmeyi dileyenler.
Birinciler katıksız kâfirler, İkinciler katıksız münafıklar, üçüncüler katıksız mü’minlerdir. Üçüncülerin örnek hali ve Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in yanındaki şerefleri bakımından, ileride birçok bedevi kabilelerin doğru yolu seçmelerine sebep olduklarını, iyi bir çığır açıp diğer bedevileri medenî bir hayata yaklaştırmakta öncülük ettiklerini tarihler kaydetmektedir. Zira Kurʹân’ın parlak nurunu yansıtmasını bilen iyilerin zaferi her çağda ve dönemde başarılı olur.
Kurʹânʹda bedevilerin sözünü ettiğimiz üç ayrı zümresinden bahsedilmesinde üç önemli hikmetin mevcudiyetini düşünebiliriz:
Birincisi, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in öylesine kaba ve hırçın, kaypak ve dönek insanlarla nasıl çetin, fakat seviyeli bir mücadele örneği vermesidir. İkincisi, İslâm dininin insanları eğitip yetiştirmesindeki başarı grafiğinin çok yüksek olmasıdır. Üçüncüsü, İslâm âleminin her çağda bu üç zümreyle karşıkarşıya bulunmasıdır.
RİVÂYETLER - YORUMLAR
Şehir ve kasabalarda yaşayan araba «arabî» denilir. Çoğulu «urûb» gelir. Çölde yaşayana «a’rabî» denilir. Çoğulu «aʹrab» ve «eârib» gelir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle İslâm’ın cahil bedevilerle nasıl bir mücadele verdiğine işâret edildi. İslâm’ın bütünüyle İlâhî metoda dayalı terbiye sisteminin olağanüstü bir başarı sağladığına atıf yapılarak son dinin büyük bir ıslâh hareketiyle işe başladığı belirtildi. Sonra da hırçın ve o nisbette kaba ve cahil bedevîleri doğru yola getirmede izlenen irşat metodu kısmen açıklandı.
Aşağıdaki âyetle, İslâm’a ilk giren Muhacirin ve Ansar övülüyor ve fazîlet yarışında bu iki bahtiyar zümrenin önde yürüdüğü misal veriliyor. Sonra da onlara âhirette hazırlanan sonsuz saadetin çok daha büyük olduğuna dikkat çekilerek doğruyu, hakkı, fazîleti erken seçmenin yararları en anlamlı şekilde işleniyor.