MEÂLİ:
92- Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda, Oʹnun rızası uğrunda) harcamadıkça, gerçek iyiliğe elbette erişemezsiniz. Her ne harcarsanız, herhalde Allah onu bilir.
İLGİLİ HADÎSLER
«Muhakkak ki doğruluk gerçek iyiliğe götürür. Gerçek iyilik ise Cennete eriştirir. Adam doğru söyleye söyleye Allah katında doğru kişi olarak yazılır. Şüphesiz ki yalan haktan sapıp ayrılmaya götürür. Haktan sapmak ise ateşe iletir. Adam yalan söyleye söyleye Allah katında yalancı yazılır. » (Buharî Müslim: Abdullah bin Mes’ud (R. A. )den)
Ashabdan Sem’an oğlu Nevas (R. A. ) diyor ki: Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizden gerçek iyilik ve bir de günahtan sordum. Buyurdu ki:
«Gerçek iyilik, güzel ahlâktır; günah ise göğsün (vicdanın) gıcık duymasıdır ve insanların o şeyi öğrenmesini hoş karşılamadığın şeydir. » (Sahih-i Müslim)
Bir adam Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize gelerek sordu:
- Hangi sadaka daha üstündür?
Resûlüllâh (A. S. ) ona:
- «Sıhhatli, mala karşı istekli, fakirlikten korkup zenginliği umduğun halde can boğaza gelip şu kadarı falâna, şu kadarı filâna diyeceğin vakte kadar geciktirmeyip verdiğin sadaka daha üstündür. Can boğaza gelip şu kadar falânın, şu kadar filânın olsun, desen de demesen de onların olacaktır. » diye cevap verdi. (Buharî - Müslim: Ebû Hüreyre (R. A. )den)
SEVGİDE KISTAS
«Sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça, gerçek iyiliğe elbette erişemezsiniz. »
İslâm, gerçek imânı; imân da Allah sevgisini gerektirir. İmânsız İslâm olmayacağı gibi, sevgisiz de imân olmaz. Ama bunun ölçüsü nedir? Kur’ân sık sık konuya dikkatleri çeker, İslâm olmanın kıstasını verirken, hakiki imânın da ölçüsünü belirleyip ortaya koyar. Evet, bu ölçü, Allah yolunda seve seve b i r r = gerçek iyilikte bulunmaktır.
Diyebiliriz ki, Kur’ân burada bir bakıma TAHKİKÎ İMÂN ile TAKLÎDÎ İMÂN’ı birbirinden ayırmakta ve insanların bunu dış görünümüyle anlayabileceği bir sınır koymaktadır. Sonra da Kur’ân bu beyânıyla materyalizme ağır bir şamar indirmektedir. Çünkü hayatla ölümün durmadan birbirine dönüştüğünü iddia eden ve: «Her şey daima kendi zıddına dönüşür, » formülünü yol gösterici bir kanun olarak kabul edenler vardır. Materyalist felsefeye bağlı kalanlara göre önümüzde umut veren hiçbir ışık yoktur. Ölen bir bedenin bir daha dirilmesi söz konusu değildir. Ancak elemanları değişir, gübre olur, toprağı verimli kılar ve başka canlıların meydana gelmesini sağlar, hepsi bu kadar.
Hayat ve ölümü bu kadar basit, gayr-i İlmî ve gayr-i dinî ölçülere irca edip her şeyin tesadüflerin zamanla oluşturduğuna inanarak insanı sadece bir makina ve öldükten sonra bir gübre yığını kabul edenler için gerçek imân, Allah’a bağlılık, O’nun yolunda harcamak, insanlıktan yana gönül hoşnudluğuyla hizmet etmek anlamsız ve amaçsızdır. Hayat bir ekmek, diğer bir deyimle boğaz kavgasından başkası değildir. O halde bu kavgayı başka bir kavgayla durdurmak gerek. Özel mülkiyete son verip her şeyi devletleştirerek insanları hakiki hürriyetten uzak birer ırgat olarak boğaz tokluğuna çalıştırmak tek çıkar yoldur. Bunun ismi de proleterya düzenidir. Çünkü ölümden sonra tekrar dirilmek, hesap vermek diye bir şey yoktur. Her şey insan için mubahtır. İşte anarşizmin ve bir sürü felâketin kaynağı budur, bu felsefedir.
İslâm ise insanı bu kadar hakîr gören ve hayvani bir hayattan başka ona bir ölçü ve anlam tanımıyan, yakıştırmıyan materyalistlerin gelişen biyolojiye, sağlam ve sıhhatli akla, sağlıklı vicdana ve peygamberlerin getirdiği binlerce hakikate ters düşen iddialarını varlık âlemindeki mutlak düzenle kökünden yıkmaktadır. Kur’ân insan unsurunu sadece maddî yapısıyla değil, ruhuyla ve ruhun ortaya koyduğu hafıza, akıl, zekâ gibi İlâhî kudreti yansıtan yetenekleriyle ele alır. Kör ve sağır, aynı zamanda sözü edilen ruhtan ve yeteneklerden mahrum maddenin böylesine mükemmel bir varlığı yaratmasının mümkün olmadığını kalblere ve kafalara işler.
Onların diğer bir iddiasına göre, madde düşünceyi doğuruyor. Peki yok olan bir şeyi doğurmak mümkün olmadığına göre, düşüncenin varlığını kabul etmek zorundayız. Madde bir an kabul edelim ki, mevcut olan düşüncenin kapısını aralıyor. Ama onu ilk meydana getiren kudret nedir? Neden bu düşünce insanda var da başka maddelerde yoktur? Eğer madde mutlak surette düşünceyi doğuruyorsa, varlık âlemi düşüncelerin kaynaştığı yer olmalı ve her varlığın en az insan kadar düşünmesi gerektiğini söylemeliyiz.
Hiç okumamış, İlâhî vahye ermemiş dağdaki bir çobanın atomu bulup imal etmesi, füzeler icad edip fırlatması ne kadar mantıksız ve gülünç ise, maddecilerin madde ile insan arasındaki kurmaya çalıştıkları ilgi de o nisbette mantıksız ve gülünçtür.
Acaba madde hiç durmadan muʹcizeler mi yaratıyor? Böyle bir güç varsa maddede, herhalde yarattığı mu’cizelerin çok üstünde bir güce, yeteneğe, akıl ve irâdeye sâhip olması gerekir.
Madde mu’cize yaratamıyorsa -ki yaratması mümkün değildir- insan denilen ve her organı çok ince bir plâna ve üstün bir kanuna göre düzenlenen, üstelik hafıza, akıl ve benzeri yeteneklerle donatılan varlık kendiliğinden nasıl oluşup bu kadar mükemmel ölçüde ortaya çıkabilmiştir? Darwin’in çürütülüp yıkılan yutturmacası mı bunu cevaplandırarak açıklar? Ne garip şey!
Kur’ân insanı, bedeniyle, ruhuyla ve bütün yetenekleriyle ele alıp onun asıl mahiyetini belirler. Başlanılan bir hayatın herhalde devam edeceğini, ancak şartları dünyadaki şartlardan ayrı olan âhiret hayatına adım atarken -tıpkı buğdayın yeşerebilmesi için toprağa atıldığı gibi- ora şartlarına uygun bir bedene sâhip olabilmesinin ve ölüp toprağa girmesinin gereğini haber verir. Bununla hem hakikatin penceresini açar, hem insana büyük bir ümit vererek yaşama sevgi ve gücünü enjekte eder. Sonra da İnsanın Allah ile olan ilişkilerinin ölçü ve anlamını sergiler. Allah sevgisinin yüksek bir gaye olduğunu, imânın böylesine feyizli bir sevginin ürünü bulunduğunu haber verir.
İşte insanı insan yapan bu inanç ve bu sevgidir. İnsanlıktan yana gönül rızasıyla hizmete insanı iten güç te budur. Buna TAHKİKÎ İMÂN denir. Bu düzeye gelen müminin kalbi Allah sevgisiyle dolup taşar. İnsanları sevmek onun için ayrı bir zevk, insanlıktan yana hizmet onun için bir başka amaçtır. Topluma huzur verir. Sosyal yapıyı dengeli biçimde ayakta tutmaya yardımcı ve destek olur.
Özlenen insan bu değil midir?
ÖRNEKLER VE MODELLER
1. Medine’de Mescid-i Saadetin önünde BÎRAHA (Beyraha şeklinde rivâyet edenler de olmuştur) adında güzel bir bahçesi ve içinde tatlı suyu bulunan Ebû Talha (R. A. ) bu âyet inince kalkıp Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize geldi ve:
- Ey Allah’ın Peygamberi! Allah «Sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça gerçek iyiliğe elbette erişemezsiniz. » buyuruyor. Bana en sevgili malım BÎRAHA adındaki bahçemdir; onu Allah yolunda sadaka ediyor ve karşılığını sadece Rabbimden umuyorum, dedi.
Resûlüllâh (A. S. ) memnun kaldı ve:
- Oh!. Oh!. kârlı bir amel. Onu yakın akrabandan ihtiyaç sâhiplerine vermeni uygun görüyorum, buyurdu.
Bunun üzerine Ebû Talha adı geçen bahçeyi gönül hoşnutluğu içinde akrabasına bağışladı. (Buharî - Müslim)
2. Irak dolaylarında Sa’d bin Ebî Vakkas (R. A. ) kumandası altında savaşan İslâm Ordusunda yeralan Ebû Musa El-Aşʹarî, bu arada tavsiye üzerine Hz. Ömer için çok güzel bir câriye satın almıştı. Cariye Medineʹye getirildiğinde Ömer (R. A.) onu çok beğendi ve hemen yukarıdaki âyeti hatırlayıp okuyarak onu hürriyetine kavuşturdu. (Kurtubî - Lübabüʹt-Teʹvîl / Alaeddin Ali - İbn Cerîr)
3. Bu âyet indiğinde Hârîse oğlu Zeydʹin çok güzel bir atı bulunuyordu; en çok sevdiği malı bu idi. Vakit kaybetmeden Resûlüllahʹa getirip Allah yolunda sadaka edilmesini istedi. Resûlüllâh (A. S. ) onun bu davranışına memnun oldu ve atı alıp Usâmeʹye verdi. (Lübabü’t-Te’vîl / Alaeddin Ali)
4. Emevî halîfelerinden II. Ömer olarak ün yapan Ömer b. Abdülaziz bol miktarda şeker alıp muhtaçlara dağıttırdı. Sebebi sorulduğunda, şu cevabı vermiştir: «Çünkü şekeri çok severim. Allah da sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça gerçek iyiliğe erişemezsiniz, buyurmuştur. » (Kurtubî Tefsiri)
Müminlerin Allah’a bağlılığı ve belirtilen bu güzel halleri Kur’ânʹda çok anlamlı bir cümleyle şöyle açıklanmaktadır:
«Onlara verilen şeylerden dolayı kalblerinde bir ihtiyaç duymazlar; ihtiyaçları olsa bile onları kendilerine tercih ederler. » (Haşr sûresi âyet: 9)
YORUMLAR - RİVÂYETLER
B i r r:
1. Cennet ve ondaki yüce ni’metler. Gerçek iyiliğe, yani Cennet sevâbına, demektir.
2. Güzel amel, iyi iş, yararlı hizmet,
3. İbâdet ve taat,
4. Allah korkusu, kötülüklerden kaçınmak, takvâ,
5. Farz olan zekât,
6. Geniş hayır ve çokça iyilik gibi manalara gelir.
Kur’ân, hadîs ve fıkıhta bu deyim hukuk ve hıns. karşılığında da kullanılmıştır. (Kurtubî - İbn Cerîr - Mefatihü’l-gayb)
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Geçen âyetle, gerçek iyiliğe erişmenin Allah yolunda harcama olduğu belirtildi. Aşağıdaki âyetlerle helâlından kazanıp yararlı yollarda harcamanın önemine işâret ediliyor; yiyecek maddelerinin Allah yolunda harcamada çok önemli bir yer tuttuğuna ve bunları helâl ve haram kılma yetkisinin sadece Allah’a ait bulunduğuna dikkatler çekiliyor. Bu arada Yahudilerin sırf İslâm’a karşı çıkmak için Tevratʹtaki helâl ve haramla ilgili belgeleri yanlış aksettirdikleri açıklanıyor.
Böylece Kur’ân hem hakikatı yansıtıyor, hem kutsal kitaplarda meydana getirilen değişiklikleri tashih ediyor, hem de onu yanlış yorumlamak isteyen maksatlı kişileri uyarıyor.