Mü'minun Suresi 91-92. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

مَا اتَّخَذَ اللّٰهُ مِنْ وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُ مِنْ اِلٰهٍ اِذًا لَذَهَبَ كُلُّ اِلٰهٍ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُونَ عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ

92.

(91-92) Allah, hiçbir çocuk edinmemiştir. O'nunla birlikte başka hiçbir ilah yoktur. Öyle olsaydı, her ilah kendi yarattığını alır götürür ve mutlaka birbirlerine üstün gelmeye çalışırlardı. Gaybı da, görülen alemi de bilen Allah, onların yakıştırdığı nitelemelerden uzaktır. Onların koştukları ortaklardan çok yücedir.

Diyanet İşleri

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

91- Allah hiçbir çocuk edinmemiştir. O’nunla beraber hiç bir ilâh da yoktur; böyle olsaydı her ilâh yarattığını alıp (bir yana) giderdi de kimi ki­mine üstün gelirdi. Allah onların vasfedegeldiklerinden pâk ve münez­zehtir.

92- Gaybı da, hazır olanı da bilendir; onların ortak koştukları şey­lerden çok yücedir.

ALLAHʹA ÇOCUK İSNAT EDEN ŞAŞKINLAR

«Allah hiçbir çocuk edinmemiştir.. »

Cahiliye devri Araplarının bir kısmı meleklerin Allahʹın kızları olduğu­nu iddia ettikleri gibi, Yahudilerden bir mezhep Üzeyirʹin, Hıristiyanlar ise, İsa (A. S. )ın Allahʹın oğlu olduğuna inanırlardı.

Üzeyir, kaybolan Tevratʹı yeniden derleyip ortaya çıkardığı için; İsâ (A. S. ) da hem babasız doğduğu, hem de ölüleri dirilttiği ve yine Hıristiyan­ların iddiasına göre, çarmıha gerildikten üç gün sonra dirilip görüldüğü için ikisinin de ulûhiyet vasfı taşıdıkları inancına varılmış ve böylece Allah ve Peygamber hakkında yeterli bilgiye sahip olmayan o insanlar, din adı­na en büyük günahı işlemişlerdir.

İlgili âyetle bu ve benzeri sakat inançlar reddedilmekte, ulûhiyet sı­nırıyla ubudiyet sınırının birbirine karıştırılmaması emredilmektedir.

Zira evlât edinmek bir ihtiyaçtır, aynı zamanda neslin devamını sür­dürmeye yönelik bir duygudur ki, canlıların mayasına enjekte edilmiştir. Allah (c. c. ) ise, yaratılan bir varlık değil, yaratandır. Aynı zamanda önce­siz ve sonrasızdır. Onun hakkında bir soy-sop düşünülemiyeceği gibi, ev­lât edinme de düşünülemez. Aksi halde illet ve malûl halkaları birbirini iz­leyerek sonsuza dek uzanıp gider ve hiçbir olumlu netice almak mümkün olmaz. Oysa Allah ilk illettir ki ona akaitte: «İllet-i Ulâ» deniliyor. Böylece illet-malûl zinciri ona kadar uzanıp son bulur. Oʹnun üstünde bir illet söz konusu olamaz. Aksi halde fasit bir devr-i dâim başlar ve gider.

Allah’tan başka ilâh yoktur:

Kur’ân-ı Kerîm 91. âyetle yine Allahʹın varlığını, birliğini bütün sade­liğiyle korumak için aklî ve mantıkî düzeyde delil getirerek birden fazla ilâh inancını kökünden yıkmaktadır. Şöyle ki:

a) Allahʹtan başka ilâh olsaydı, her ilâh kendine has fiil ve tasarru­fuyla ve kendine mahsus koyduğu kanunlarla yarattığı mahlûkatı daha üstün kılmaya yönelir ve diğer ilâhlara karşı üstünlük sağlama yollarını arardı. Böyle bir durumda bugünkü mutlak düzen olmaz, kâinatın plânı alt-üst olurdu. Kâinat düzeninin şaşmayan belli kanunlarla devam etmesi, bir tek ilâh’ın varlığının başlıca belge ve delilidir.

b) Şüphesiz çok ilâh ortamında sonu gelmeyen bir rekabet ortaya çıkar, biri diğerinden üstün gelmeye çalışır ve derken sonu gelmeyen sa­vaşlar başgösterirdi. Öyle olunca da nizam-i âlem yıkılıp belirsiz hale ge­lirdi. Zira bir ülkede birden fazla hükümdar yaşayamaz. Nizam-i âlemin sapmadan, bozulmadan devam etmesi, sadece bir tek üstün kudretin var­lığını yansıtmaktadır. (Fazla bilgi için bak: İsrâ Sûresi: 42, Enbiyâ Sûresi: 22. âyetlerin tefsiri)

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Allah’ın birliğine delâlet eden belgelere yer ve­rildi. O’nun her türlü ortak ve benzerden münezzeh olduğu açıklanarak beşer aklına ışık tutuldu.

Aşağıdaki âyetlerle, bunca açık delil ve belgelere rağmen hâlâ inkâr­da ısrar edenlere bir azâbın yakında geleceği konu ediliyor. O bakımdan müşriklerin işleyegeldikleri kötülüklere iyilikle karşılık vermekte yarar bu­lunduğu üzerinde durularak İslâmiyetin hep iyilikten yana olduğuna işâ­ret ediliyor. Sonra da şeytanın vesvese ve sürtüşlerinden Allahʹa sığınma­mız emrediliyor. Arkasından, asıl pişmanlığın öldükten sonra duyulacağı ve inkârcıların gerçeği öğrenince dünyaya geri döndürülme isteğinde bulu­nacakları belirtilerek, ölmeden önce dönüş yapmanın gereği hatırlatılıyor.

Âhiret âleminde soy-sop bağlarının kesileceği ve herkesin kendi amel ve niyetiyle başbaşa kalacağı haber verilerek, hısım ve yakınlardan dolayı günaha girmenin, küfrü benimsemenin büyük bir hata olacağına dikkat­ler çekiliyor.