Hadid Suresi 7-11. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ وَاَنْفِقُوا مِمَّا جَعَلَكُمْ مُسْتَخْلَفِينَ فِيهِ فَالَّذِينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَاَنْفَقُوا لَهُمْ اَجْرٌ كَبِيرٌ وَمَا لَكُمْ لَا تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ لِتُؤْمِنُوا بِرَبِّكُمْ وَقَدْ اَخَذَ مِيثَاقَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ هُوَ الَّذِي يُنَزِّلُ عَلٰى عَبْدِهِ اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَاِنَّ اللّٰهَ بِكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَحِيمٌ وَمَا لَكُمْ اَلَّا تُنْفِقُوا فِي سَبِيلِ اللّٰهِ وَلِلّٰهِ مِيرَاثُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَا يَسْتَوِي مِنْكُمْ مَنْ اَنْفَقَ مِنْ قَبْلِ الْفَتْحِ وَقَاتَلَ اُو۬لٰٓئِكَ اَعْظَمُ دَرَجَةً مِنَ الَّذِينَ اَنْفَقُوا مِنْ بَعْدُ وَقَاتَلُوا وَكُلًّا وَعَدَ اللّٰهُ الْحُسْنٰى وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ مَنْ ذَا الَّذِي يُقْرِضُ اللّٰهَ قَرْضًا حَسَنًا فَيُضَاعِفَهُ لَهُ وَلَهُ اَجْرٌ كَرِيمٌ

9.

Allah'a ve Resulüne iman edin ve sizi üzerinde tasarrufa yetkili kıldığı maldan, (Allah yolunda) harcayın. İçinizden iman edip de (Allah yolunda) harcayanlar var ya; onlar için büyük bir mükafat vardır.

Diyanet İşleri

8.

Peygamber, sizi, Rabbinize iman etmeniz için davet edip dururken size ne oluyor da Allah'a iman etmiyorsunuz? Halbuki (Allah ezelde) sizden sağlam bir söz de almıştı. Eğer inanacak kimselerseniz (bu çağrıya uyun).

9.

O, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kulu Muhammed'e apaçık ayetler indirendir. Şüphesiz Allah, size karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir.

10.

Size ne oluyor da, Allah yolunda harcama yapmıyorsunuz? Halbuki göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. İçinizden, fetihten (Mekke fethinden) önce harcayanlar ve savaşanlar, (diğerleri ile) bir değildir. Onların derecesi, sonradan harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah, hepsine de en güzel olanı (cenneti) va'detmiştir. Allah, bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

11.

Kim Allah'a güzel bir borç verecek ki, Allah da onu kendisine kat kat ödesin. Ona çok değerli bir mükafat da vardır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

7- Allahʹa ve Peygamberine imân edin; Allahʹın sizi başkalarının ye­rine getirip vâris kıldığı mal ve mülkten (Allah yolunda) harcayın. Artık sizden kimler imân edip (malını Allahʹın dilediği yolda ve ölçüde) harcar­sa, onlar için büyük bir mükâfat vardır.

8- Size ne oluyor ki, Peygamber, Rabbınıza imân etmeniz için sizi dâvet ettiği halde Allahʹa imân etmiyorsunuz? Kaldı ki, O, sizden kesin söz almıştı. Eğer cidden müʹmin olmak istiyorsanız (bu dâvete olumlu cevap verin).

9- Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna (Muhammedʹe) açık-seçik âyetler indiren Oʹdur. Şüphesiz ki Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.

10- Size ne oluyor ki, mallarınızı Allah yolunda harcamıyorsunuz? Oysa göklerin ve yerin mirası Allahʹındır. Sizden fetih (Mekkeʹnin fethin)den önce malını harcayıp savaşanlarla, fetihten sonra harcayıp savaşanlar bir değildir; öncekilerin derecesi bunlardan daha büyüktür. (Ama) Allah, hep­sine de en güzelini (en yüksek dereceleri) vaʹdetmiştir. Allah, yaptıkları­nızdan haberlidir.

11- Kim ki Allahʹa (Oʹnun için) faizsiz güzel bir ödünç verirse, Allah, bu ödüncü onun için kat kat artırır ve onun için güzel, şerefli bir karşılık vardır.

İLGİLİ HADÎSLER

«Çokluk kuruntusu sizi oyaladı. Ademoğlu «malım, malım» der, durur. Senin malın ancak yiyip tükettiğin, giyip eskittiğin ve tasaddukta bulunup (muhtaçları) geçindirdiğindir. » (Müslim/zühd: 4- Ahmed: 2/368, 412)

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bir gün ashabına sordu ve aralarında şu konuşma geçti:

- Mü’minlerden hangisi sizce imân yönünden daha çok beğenilmeğe lâyıktır?

- Melekler.

- Melekler niçin imân etmesinler ki, onlar Rablarının yanındadırlar.

- Öyleyse peygamberler.

- Onlar da niçin imân etmesinler ki üzerlerine vahiy iniyor.

- Bizler.

- Sizler de niçin imân etmiyeceksiniz ki, ben aranızda bulunuyorum. Ama müʹminlerin imân cihetiyle en beğenileni; o kimselerdir ki, sizden son­ra gelirler de sahifelerde yazılı olanları bulup ona göre inanırlar. » (Sahîh-i Buharî/imân)

«Kuvvetli sağlam (bünyeli) müʹmin, Allah yanında zayıf müʹminden daha hayırlı ve daha sevimlidir. Ama hepsinde de hayır vardır. » (Müslim/kader: 34- İbn Mâce/mukaddeme: 10, Zühd: 14)

ALLAHʹIN BİRLİĞİNİ TASDİK

«Allahʹa ve Peygamberine imân edin.. »

Âyetteki hitap mü’minleredir. O bakımdan imân edenlerin tekrar imâ­na çağrılması, «tahsîl-i hâsil» sayılacağından, ilim adamları bu âyette «imân edin» emrini, Cenâb-ı Hakk’ın birliğini tasdîka dâvet anlamına ham­ledip yorumda bulunmuşlardır.

Mü’minler burada üç önemli hususa dâvet edilmektedirler:

1- Allahʹın birliğini tasdîk edip O’nu her türlü şirkten tenzihle imânı sağlıklı anlamda devam ettirmeye,

2- Allahʹın gönderdiği peygamberi tasdîk edip Ona olan bu inancı sürdürmeye,

3- İnsanoğluna eğreti olarak verilen ve aslı Allah’a ait olan mal ve mülkten (muhtaçlara, Allah yolunda olanlara zekât, sadaka ve bağış şek­linde) harcamaya...

İslâm cemaati, tasdîkte kararlı, sebatlı mü’minlerle vücut bulur ve meşru sınırlar içinde en güzel, en verimli çalışıp kazanmakla, sonra da ka­zanılanın bir bölümünü din ve ahlâkı, sosyal adâleti ayakta tutmak ve böylece zayıf unsurları güçlendirmeğe sarfetmekle gelişir.

Âyette imândan hemen sonra «infak»tan söz edilmesi, çok anlamlı­dır. Kendi kişisel çıkarını toplumun önüne geçiren ve sosyal adâletten yana hizmette bulunmayan bir müʹminin kalbinde sağlam bir tasdîkin olmadığına işâret edilmekte ve Allah için harcamanın önemine parmak basılmaktadır.

MÜLKÜN ASLI ALLAHʹA AİTTİR

«Allahʹın sizi başkalarının yerine getirip vâris kıldığı mal ve mülkten (Allah yolunda) harcayın.. »

Âyette «müstahlefîn» kavramını dikkate alan ilim adamları şöyle bir yorumda bulunmuşlardır: «Bu âyet, mülkün aslının Cenâb-ı Hakk’a ait bu­lunduğuna; ademoğlunun ancak o mal ve mülkte Allahʹın rızası doğrultu­sunda tasarrufa yetkili kılındığına delildir. »

Mal ve mülkün nesilden nesile, kuşaktan kuşağa mîras yoluyla geçtiği­ne bakılınca, herkesin eğreti olarak bir süre ona sahip olduğu ve tasarrufta bulunabildiği rahatlıkla anlaşılır.

Allah’ın mülkünde O’nun verdiği mal ve serveti O’nun emrettiği şe­kilde kullanmamız ve muhtaçları O’nun adına sevindirmemiz; zekât, sada­ka, bağış vermek suretiyle insanları birbirine ısındırıp yardımlaşma ve da­yanışmayı ayakta tutmamız elbetteki kulluğumuzun gereğidir; aynı zaman­da bu, ilâhî emir ve tavsiyelerden biridir.

Şüphesiz bu emri yerine getirmenin mutlak surette ecri çok büyüktür. Yedinci âyetin son cümlesiyle, Allah için yapılan hayır ve iyiliklerin karşı­lıksız bırakılmayacağı bildirilmekte ve daha çok geleceğe yönelik bir yatı­rım olduğuna işâret edilmektedir.

AKIL VE İDRÂK HER BAKIMDAN SORUMLULUĞU GEREKTİRİR

«Size ne oluyor ki, Peygamber, Rabbınıza imân etmeniz için sizi dâvet ettiği halde Allahʹa imân etmiyorsunuz?. »

Allah’a ve peygamberine imân, akıl ve idrâke dayanır. Bu iki yetenek­le erişilen sonuç, sağlam tasdîki doğurur. Doğuştan insanın ruhuna enjek­te edilmiş olan «Allah ve din duygusu» ise, ruhumuzun daha önce Allah’ı tasdîk düzeyinde kendisinden alınan kesin sözün özü ve mayasıdır. Böy­lece Cenâb-ı Hakkʹın bizden aldığı kesin söz iki yönde kendini hissettirir:

1- Cenâb-ı Hakk’ın, ruhlarımızı yarattıktan sonra «Ben sizin Rabbi­niz değil miyim? » diye sorması ve ruhların da «Evet Rabbımızsın» diye tas­dîk anlamında cevap vermesi ile,

2- İnsanı diğer canlılardan ayırıp onu akıl, zekâ, idrâk ve benzeri yeteneklerle donatması ve bu yeteneklerinden herbirinin taşıdığı İlâhî dam­ga ile Allah’tan başka ilâh olmadığını yansıtması ile.

Onun için Cenâb-ı Hakk’ın kullarına olan teklîfleri bütünüyle akıl sâhiplerine yönelik bulunmaktadır.

Kâinat nizamında yer alan sayısız belgelerin, peygambere indirilen âyetlerin asıl hedefi, biz insanları inkâr, şirk ve cehalet karanlığından kur­tarıp imân, irfan, ahlâk ve fazîlet nuruna kavuşturmaktır. Akıl ve idraki­mizi bu birbirini tamamlayan belgeler dizisine çevirip gerçeği araştırdığı­mız nisbette mutlu olabilir ve Allah ile aramızdaki engelleri kaldırabiliriz.

Böylece Cenâb-ı Hak, kâinat nizamında sayısı belirsiz belgelerle; pey­gamberine indirdiği âyetlerle ve bize ihsan buyurduğu akıl ve üstün yete­neklerle hakkımızda ne kadar merhametli olduğunu göstermiştir. Elbetteki O’nun bu yüksek lütuf ve keremi şükürsüz ve hamdsiz kalmamalıdır.

Dokuzuncu âyetle bu gerçekler şöyle yansıtılmaktadır:

«Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna (Muhammedʹe) açık-seçik âyetler indiren Oʹdur. Şüphesiz ki Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir. »

MÜLK BÜTÜNÜYLE ALLAHʹINDIR VE GERÇEK VÂRİS ODUR

«Size ne oluyor ki, mal­larınızı Allah yolunda harcamıyorsunuz? Oysa göklerin ve yerin mîrası Allahʹındır. »

Cenâb-ı Hakk’ın mülkünde, Oʹnun verdiği hayat, güç ve kudretle, akıl ve idrakle geçinmekteyiz. Kendimiz dahil neyimiz varsa hepsi O’na aittir. O halde O’nun mülkünde, O’nun nîmetlerini ancak O’nun öğretisi ve hoş­nutluğu uyarınca kullanmamız; indirdiği kitabın esaslarına göre değerlen­dirmemiz gerekmiyor mu?

Âyette «vema leküm» sorusuyla hayret ifâde edilmekte, İlâhî kurallar dışına çıkanların bu çok hatalı düşünce ve davranışlarının makul hiçbir yanı olmadığına işâretle akıl ve düşünceye seslenilmektedir.

FETİHTEN ÖNCE MALINI HARCAYIP SAVAŞAN BAHTİYARLAR

«Sizden fetih (Mekke’nin fet­hin)den önce malını harcayıp savaşanlarla, fetihten sonra harcayıp sava­şanlar bir değildir.. »

Sözü edilen fetih ya Hudeybiye anlaşmasıdır, ya da Mekkeʹnin fethi­dir. Çünkü Hudeybiye Anlaşması, dış görünümüyle müşriklerin bir baskı ve caydırıcı zaferi gibiyse de içyüzü itibariyle İslâm’ın Mekkeʹyi ve arkasın­dan Arap Yarımadasıʹnı fethinin ilk kapısıdır.

Böylece en sıkıntılı günlerde ve ümit ışığının zâhirde pek görünmedi­ği bir dönemde malını Allah ve din uğrunda harcayıp soğuk ve sıcak sa­vaşa katılan mü’minler övülmekte ve o cefakâr ve fedakâr kişilerin kadri yüceltilmektedir. O bakımdan fetihten sonra bu yola girenlerden daha büyük ecirlerin onlara va’dedildiği müjdeleniyor. Bununla beraber Cenâb-ı Hakk’ın her iki gruba da mükâfat ve sevâbın en güzelini hazırladığına atıfta bulu­nularak, Allah yolunda cihâd edenlerin bizatihi değerli ve kadri yüce insan­lar olduğuna dikkatler çekiliyor.

DÂVAYA İLK GÖNÜL VERENLER

Allah adına, din ve ahlâk uğruna paçalarını ve kollarını, her türlü sı­kıntı ve tehlikeye rağmen sıvayanlar, şüphesiz her çağda övülmeğe lâyık kişilerdir. Tarih onları «Büyük Kahramanlar» diye yazar. Allah yanındaki mükâfatları ise, pek büyük ve kalıcıdır. İşte Mekke ve Medine dönemlerin­de imân eden ilk Müslümanlar o bakımdan kıyâmete kadar örnek alınacak bir düzeydedirler. Kur’ân ve Sünnette onlar takdîr ve tebcîl edilmektedirler.

Kutsal dâva gerçekleştikten sonra inanıp vakf-ı can ve mal edenlere de büyük ecirler va’dedilmiştir. Ama ilk adımı atan mücahidlerin derecesi elbetteki çok daha yüksektir. Zaten bir kişinin büyüklüğü, inandığı dâva­ya harcadığı mesai ile orantılıdır. Malını ve canını vermekten çekinmeyip hayatı boyunca Allah yolunda hizmette bulunanları ise, tarih hep büyük in­san olarak kaydetmiştir.

KARZ-I HASEN

«Kim ki Allahʹa (O’nun için) faizsiz güzel bir ödünç verirse, Allah, bu ödüncü onun için kat kat artırır ve onun için güzel, şerefli bir karşılık vardır. »

Bu âyet-i Kerîme inince, Ashab-ı Kirâm’dan Ebû Dahdah (R. A. ) Resû­lüllah’a (A. S. ) gelerek dedi ki: «Ya Resûlellah! Şüphesiz Allah bizden, gösterişten uzak kalıp malımızın iyisini sırf İlâhî rızaya erişmemiz niyetiy­le en uygun cihete harcamamızı istiyor, öyle mi? » Bunun üzerine Resûlül­lâh (A. S. ) «Evet» diye cevap verince, Ebû Dahdah (R. A. ) Ona: «Elini ba­na göster» dedi. Peygamber (A. S. ) elini uzatınca, adı geçen düşündüğünü şöyle dile getirdi: «Bahçemi Rabbıma karz-ı hasen, (yani O’nun rızasını umarak sadaka) olmak üzere veriyorum» dedi. Bahçesinde 600 kadar hur­ma ağacı bulunuyordu. Aynı zamanda onun âile fertleri de o bahçede ka­lıyordu. Ebû Dahdah (R. A. ) eşine: «Bahçeden başka bir yere taşın; onu Allah rızası için hayır cihetine sarfedilmek üzere bağışladım» deyince, eşi sevincini belirterek: «Çok kârlı bir alış-veriş» dedi ve vakit kaybetmeden bahçeden başka bir yere taşındı. Bunun üzerine Resûlüllâh (A. S. ) Efendi­miz şöyle buyurdu: «Cennetʹte nice inci ve yakuttan olan hurma ağaçlan dallarını Ebû Dahdah için sarkıtmış bulunuyor. » (İbn Ebî Hâtim: Abdullah b. Mes’ûd (R. A. )den)

«Karz-ı Hasen» terkibi Kur’ân’da, başta Bakara, Mâide, Hadîd, Teğabün ve Müzzemmil sûrelerinde olmak üzere yedi yerde geçmektedir. Bu terkip, İslâm Hukukunda «Faizsiz ödünç» hakkında daha çok yaygın şekil­de kullanılmışsa da, burada malın iyisinden, beğenileninden sırf Allah rı­zası gözetilerek yapılan yardım, hayır ve sadakaya delâlet etmektedir. Ni­tekim bu âyetin ne gibi bir mana ve hükme delâlet ettiği hakkında Hz. Ömer’e (R. A. ) sorulduğunda: «Bu Allah yolunda infaktır. » dedi.

Bununla beraber ilim adamlarının bu terkip ve kavramla ilgili yorum­ları az farkla da olsa biraz değişiktir:

a) Kelbîye göre: Allah rızası gözetilerek gönül hoşnutluğuyla verilen sadakadır.

b) Ebû Hayyan’dan yapılan rivâyete göre: «Sübhanellahi ve’l-hamdu lillâhi velâ ilâhe illâllahu vallahü ekber» demektir.

c) Hayırlı işlerdir.

Ayrıca ilim adamlarından bir cemaate göre: Bir karzın «hasen» ola­bilmesi için kendinde şu on vasfın bulunması gerekir:

1- Malın helâl kazançla veya helâl bir yoldan elde edilmiş bulunması,

2- Malın en iyisinden seçilip verilmesi,

3- Kendi ihtiyacı bulunduğu halde hayır işlerine sarfetmeyi ön plâna alması,

4- Yapılan hayrın, eh çok muhtaç durumda olana veya en çok ihti­yaç duyulan cihete sarf edilmesi,

5- Mümkün olduğu kadar yapılan hayrın gizli tutulması,

6- Yapılan hayrın başa kakılmaması,

7- Her türlü gösterişten uzak kalıp sırf Allah’ın hoşnutluğuna erme niyetiyle verilmesi,

8- Yaptığı hayrı ve iyiliği, çok az bile olsa, azımsamaması,

9- En çok sevdiği malından çıkartıp vermesi,

10- Verdiği sadaka ve yaptığı hayır ile kendini aziz ve şerefli; fakiri aşağı ve hakîr görmemesi..

İşte böylesine iyi niyetle İlâhî rıza gözetilerek verilen bir sadaka ve yapılan bir hayrın Cenâb-ı Hak karşılığını kat kat vereceğini vaʹdetmektedir. Şüphesiz bir fani için böyle bir va’de mazhar olma şereflerin en üs­tünü sayılır.

FAİZSİZ ÖDÜNÇ

İslâm bütün esas ve prensipleriyle kardeşlik, yardımlaşma, dayanışma ve aynı zamanda sınıf farkını ve kavgasını giderme; toplumda huzur ve gü­ven havasını hâkim kılma dinidir. Meşrû olan maddî kazancı mubah kabul ettiği gibi, hemen her konuda mânevî kazanca da geniş yer vermiş ve her şeyi maddeyle ölçmenin doğru olmayacağını belirtmiştir.

Karşılığı yalnız Cenâb-ı Hak’tan beklenerek verilen sadaka, yapılan iyi­lik ne kadar muhterem ve mübarekse, faizsiz verilen ödünç de o nisbette, hattâ fazlasıyla kutsaldır ve mübarektir.

O bakımdan «karz-ı hasen» denilince, bir de başlangıçta ödünç, so­nunda ise, «bey’-i sarf» (faizsiz olarak nakdi nakde satmak) manası söz ko­nusudur. Böylece «karz-ı hasen» kavramı yer aldığı cümleye ve bağlı bu­lunduğu konuya göre mânalandırılır ve hüküm ifade eder. Konumuzu oluş­turan âyette ise, daha çok malın iyisinden, beğenileninden Allah için, O’nun yolunda harcama anlamına gelmektedir.

Allah daha iyisini bilir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, imânda sebat etmenin gereği üzerinde duruldu. Fetihten önce malını Allah yolunda harcayıp cihâd edenlerin derece bakı­mından daha yüksek olduğu belirtilerek insanlığın kurtuluşu ve saadeti uğruna harcanan mal ve servetin büyük ecirlere, kalıcı mükâfatlara sebep olacağına değinildi.

Aşağıdaki âyetlerle, imân temeli üzerinde salih amellerde bulunarak Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihâd edenlerin âhiret gününde nura kavuşacakları müjdeleniyor ve imanla küfür arasında mekik dokuyan mü­nafıkların o gün nasıl hüsrana uğrayacakları, önlerini aydınlatacak hiçbir nurlarının olmayacağı haber veriliyor ve onlarla inkârcı sapıkların varacağı yerin cehennem olacağına atıf yapılıyor.