Kehf Suresi 83-98. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنْ ذِي الْقَرْنَيْنِ قُلْ سَاَتْلُوا عَلَيْكُمْ مِنْهُ ذِكْرًا اِنَّا مَكَّنَّا لَهُ فِي الْاَرْضِ وَاٰتَيْنَاهُ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ سَبَبًا فَاَتْبَعَ سَبَبًا حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ فِي عَيْنٍ حَمِئَةٍ وَوَجَدَ عِنْدَهَا قَوْمًا قُلْنَا يَاذَا الْقَرْنَيْنِ اِمَّٓا اَنْ تُعَذِّبَ وَاِمَّٓا اَنْ تَتَّخِذَ فِيهِمْ حُسْنًا قَالَ اَمَّا مَنْ ظَلَمَ فَسَوْفَ نُعَذِّبُهُ ثُمَّ يُرَدُّ اِلٰى رَبِّهِ فَيُعَذِّبُهُ عَذَابًا نُكْرًا وَاَمَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَهُ جَزَاءً الْحُسْنٰى وَسَنَقُولُ لَهُ مِنْ اَمْرِنَا يُسْرًا ثُمَّ اَتْبَعَ سَبَبًا حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَطْلِعَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَطْلُعُ عَلٰى قَوْمٍ لَمْ نَجْعَلْ لَهُمْ مِنْ دُونِهَا سِتْرًا كَذٰلِكَ وَقَدْ اَحَطْنَا بِمَا لَدَيْهِ خُبْرًا ثُمَّ اَتْبَعَ سَبَبًا حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ بَيْنَ السَّدَّيْنِ وَجَدَ مِنْ دُونِهِمَا قَوْمًا لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلًا قَالُوا يَاذَا الْقَرْنَيْنِ اِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجًا عَلٰٓى اَنْ تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَدًّا قَالَ مَا مَكَّنِّي فِيهِ رَبِّي خَيْرٌ فَاَعِينُونِي بِقُوَّةٍ اَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْمًا اٰتُونِي زُبَرَ الْحَدِيدِ حَتّٰٓى اِذَا سَاوٰى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انْفُخُوا حَتّٰٓى اِذَا جَعَلَهُ نَارًا قَالَ اٰتُونِٓي اُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْرًا فَمَا اسْطَاعُوا اَنْ يَظْهَرُوهُ وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْبًا قَالَ هٰذَا رَحْمَةٌ مِنْ رَبِّي فَاِذَا جَاءَ وَعْدُ رَبِّي جَعَلَهُ دَكَّاءَ وَكَانَ وَعْدُ رَبِّي حَقًّا

86.

(Ey Muhammed!) Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: "Size ondan bir anı okuyacağım."

Diyanet İşleri

84.

Biz onu yeryüzünde kudret sahibi kıldık ve kendisine her konuda (amacına ulaşabileceği) bir yol verdik.

85.

O da (Batı'ya gitmek istedi ve) bir yol tuttu.

86.

Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kafir) bir kavim gördü. "Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın" dedik.

87.

Zülkarneyn, "Her kim zulmederse, biz onu cezalandıracağız. Sonra o Rabbine döndürülür. O da kendisini görülmedik bir azaba uğratır" dedi.

88.

"Her kim de iman eder ve salih amel işlerse, ona mükafat olarak daha güzeli var. (Üstelik) ona emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz."

89.

Sonra yine (doğuya doğru) bir yol tuttu.

90.

Güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu.

91.

İşte böyle. Şüphesiz biz onun yanındakileri ilmimizle kuşatmışızdır.

92.

Sonra yine bir yol tuttu.

93.

İki dağ arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu.

94.

Dediler ki: "Ey Zülkarneyn! Ye'cüc ve Me'cüc (adlı kavimler) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar. Onlarla bizim aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?"

95.

Zülkarneyn, "Rabbimin bana verdiği (imkan ve kudret, sizin vereceğiniz vergiden) daha hayırlıdır. Şimdi siz bana gücünüzle yardım edin de, sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım" dedi.

96.

"Bana (yeterince) demir madeni getirin" dedi. İki yamacın arasındaki boşluğu (dağlarla) bir hizaya getirince, "körükleyin!" dedi. Demiri eritip kor (gibi) yapınca da, "Bana erimiş bakır getirin, bunun üzerine boşaltayım" dedi.

97.

Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.

98.

Zülkarneyn, "Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vaadi (kıyametin kopma vakti) gelince onu yerle bir eder. Rabbimin vaadi gerçektir" dedi.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

83- Sana Zülkarneynʹden soruyorlar. De ki: Ondan size bir haber anlatacağım:

84- Şüphesiz ki biz onu yeryüzünde kudretli biçimde yerleştirip im­kân verdik ve ona (gereken) her şeyden (kolaylaştırıcı bir) sebep verdik.

85- O da bir sebebi (seçip ona göre) bir yol izledi.

86- Sonunda Güneşʹin battığı yere (iyice Batı cihetine) ulaştı; onu kara balçıklı bir suya batar (görünümünde) buldu. O kesimde bir millete rastladı. Biz de ona, «Ey Zülkarneyn! ya azâba uğratırsın, ya da hakların­da güzel muamelede bulunabilirsin, (bu hususta serbestsin)» dedik.

87- Dedi ki: «Kim zulmederse, ona azâp edeceğiz; sonra da o Rab­bına döndürülür. O da ona görülmedik bir azâp ile azâp eder.

88- Ama kim imân edip iyi-yararlı amelde bulunursa, ona da en gü­zel mükâfat vardır ve ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleyeceğiz. »

89- Sonra o başka bir yol tuttu.

90- Tâ ki Güneşʹin doğduğu yere (iyice doğu kesimine) ulaşınca, güneşi öyle bir millet üzerine doğuyor buldu ki, onlara Güneşʹten (koruna­cak) bir siper yapmamıştık.

91- İşte böylece onun yanında olan her şeyi kuşatıp biliyorduk.

92- Sonra o başka bir yol tuttu.

93- Tâ ki, iki sed arasına ulaştığında, onların önünde neredeyse hiç söz anlamaz bir millete rastladı.

94- Onlar, «Ey Zülkarneyn! doğrusu şu Yeʹcûc-Meʹcûc yeryüzünde durmadan fesât çıkarıyorlar; bizimle onlar arasında bir SED yapman için sana bir harç (gereken vergi ve masrafı) versek olmaz mı? » dediler.

95- Zülkarneyn onlara dedi ki: «Rabbimin bana verdiği imkân, kud­ret ve iktidar daha hayırlıdır. Bununla beraber siz gücünüzle bana yardım edin de sizinle onlar arasına sağlam bir SED yapayım.

96- Bana demir kütleleri getirin. » Bununla iki dağ arası (doldurup) eşit duruma gelince Zülkarneyn, «körükleyin! » diye emretti. Sonunda de­mirler ateş haline gelince, «bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim» dedi.

97- Artık o Ye’cûc-Me’cûc ne onu aşabildiler, ne de bir gedik aç­maya güç getirebildiler.

98- Zülkarneyn, «bu Rabbimden verilen bir rahmettir. Rabbimin be­lirlediği vakit gelince bunu yerle bir eder. Rabbimin verdiği söz haktır (he­definden, amacından) şaşmaz, » dedi.

İNİŞ SEBEBİ

Katadeʹye göre, Yahudilerden birkaç kişi iki boynuzlu kralın kim ol­duğunu Peygamber (A. S. ) Efendimizʹden sordular. Bunun üzerine ilgili âyet­ler indirilmiştir. (Esbâb-ı Nüzûl/Nisabûrî: 75)

Diğer bir rivâyette ise, Mekkeliler Kitap Ehli olan Yahudilere adam gönderip Hz. Muhammedʹi (A. S. ) çetin bir sınavdan geçirmek için birkaç soru hazırlayıp göndermelerini istemişlerdi. Onlar da şu üç şeyden sorma­larını tavsiye etmişler: Ruh, Ashab-ı Kehf ve Zülkarneyn..

Bunun üzerine ilgili âyetler iniyor. (Tefsîr-i İbn Kesîr: 3/100- Câmiu’l-Beyân Fi-Tefsîri’l-Kur’ân: 16/7)

İLGİLİ HADÎSLER

«Peygamber (A. S. ) Efendimiz şehadet parmağını baş parmağının or­ta kısmına getirip halka yaptı ve şöyle buyurdu: «Yaklaşmakta olan şerden vay Arapların haline! Bugün şu gördüğünüz (halka) gibi, Yeʹcüc ve Meʹcüc’un sağlam seddi fetholundu (açıldı). » (Buharî/fiten: 4, 28, enbiyâ: 7, menakıb: 25, talâk: 24- Müslim/fiten: 1, 3- Tirmizî/fiten: 23- İbn Mâce/fiten: 9- Ahmed; 2/341, 530- 6/428, 429)

«And olsun ki, Yeʹcüc ve Me’cüc çıktıktan sonra da Beytullah’a hac­cedilecek ve umre yapılacaktır. » (Buharî/hac: 47- Ahmed: 3/27, 48. 64)

ZÜLKARNEYN KİMDİR?

Bu isim ve başardığı fütuhat hakkında gerek bazı tarihçilerin, gerekse müfessirlerin farklı görüş, tesbit ve yorumları olmuştur. Detayına geçme­den bu görüş ve tesbitleri özetler halinde aşağıya sıralamayı uygun gör­dük:

1- Medlerle Fârislerin hükümdarıdır. Nitekim Zülkarneyn bu iki ül­keyi zapt edip kendi idaresi altına almıştır. (M. Ö. 1000)

2- Birinci Darâ. Bu, İran (Pers) imparatoru olarak tarihe geçmiştir. (M. Ö. 350-486)

Darâʹnın Zülkarneyn olduğunu daha çok Yahudî Ansiklopedisi yazmış­tır. Sınırları ise, Ermenistan, Kafkasya, Hindistan ve Turan steplerini içine almaktadır. Ancak yapılan ciddi tesbitlere göre, Darâ Zerdüştür. Kur’ân-ı Kerîmʹin tanımlamasına göre, Zülkarneyn bir olan Allahʹa inanan bir muvahhittir.

3- MakedonyalI Büyük İskender. (M. Ö. 356-323)

Kurʹân’da Zülkarneyn ile ilgili tarifler buna da uymamaktadır. Önce Büyük İskender; ünlü filozof Aristotelesʹin eğitimi altında yetişmiştir. Bi­lindiği gibi, Aristo tek tanrı inancına bağlı değildi. Sonra Büyük İskender İranlIları da yendikten sonra yarı tanrı sayılan en yüksek kral ünvanını al­dı. Ayrıca Olympos tanrıları adına, kule biçiminde on iki sunak yaptırdığı da bilinmektedir. Diğer yandan birçok ülkeleri fethederken çok zalimce davranmış, bazan girdiği şehirleri yerle bir etmiştir. (Bilgi için bak: Meydan LAROUSSE)

4- Afridun B. Esfiyan. (İbrahim Peygamber devrine rastlar)

5- Merziban b. Merduye (İbn İshâk’ın görüş ve tesbiti)

6- Ebû Kerb Semiy b. Ubeyd el-Efrîkış el-Himyerî. (Ebû Reyhan Birûnî’nin tesbit ve görüşü)

7- Râyis oğlu Saʹb. (Tarih-i Ebû’l-Fidâ’nın tesbit ve görüşü)

8- İran kralı Kisra (Hüsrev).

Görüldüğü gibi önümüzde sekiz kadar kral ismi bulunuyor. Şüphesiz ki bunlardan hangisinin Kurʹânʹın tarif ettiği Zülkarneyn olduğunu net ve kesin çizgileriyle ortaya koymak çok zordur. Geniş araştırmaya ve uzun süreye ihtiyaç vardır.

Tarihçiler daha çok bu tarifin Darâ (Darius)a uyduğu üzerinde durur­larsa da, Pers İmparatoru Hüsrev üzerinde duranların tesbit ve yorumları biraz daha inandırıcıdır. Nitekim Hüsrevʹe Araplar Nuşirevan-ı-âdil demiş­lerdir. Gerçi bundan önce de Hüsrevler gelip geçmiştir. Çünkü gerek Kisra, gerekse Hüsrev, İran krallarına verilen genel bir isimdir. O bakımdan M. Ö. altıncı asırda imparatorluk kuran Kisra’nın yapmış olduğu geniş fü­tuhatın, Zülkarneyn’le ilgili tariflere birçok yönden uyduğunu söyleyenler olmuştur. Ama bunların hiçbirisi için kesin bir ifade kullanmamız mümkün değildir. Zira Zülkarneyn’in hangi hükümdar olduğunu az veya çok tesbit edip anlayabilmemiz için, önce doğuda, batıda, güney ve kuzeyde yaptığı fetihleri tesbit etmek, sonra meydana getirdiği seddin nerede olduğunu be­lirlemek ve sonra da Ye’cüc ve Meʹcuc’dan hangi ülke insanlarının kasdedildiğini araştırıp ortaya koymak gerekir.

O halde önce Kurʹân’ın belirttiği ölçüler içinde Zülkarneyn’in özellik­lerini tesbit edip sıralamamızda, sonra da Ye’cüc, Me’cüc ve Sed hakkında toplayabildiğimiz bilgileri vermemizde yarar vardır.

Zülkarneyn’in özellikleri:

Kur’ân-ı Kerîm bu peygamber yolunda olan hükümdarın birtakım va­sıf ve özelliklerini vermek suretiyle tarihçilere ve araştırıcılara ip uçları vermektedir. Onları şöyle sıralayabiliriz:

a) Üstün yeteneklere, geniş kudret ve imkânlara sahip,

b) Yeterince bilgili, kültürlü olup dünya coğrafyasının önemli bir kıs­mını bilen ve İlâhî inâyete mazhar,

c) Zâlimlere hadlerini bildirip azâp eden; âhiret azabına kesinlikle inanan ve iyi ahlâklı dindar toplumları ve kavimleri himaye eden,

d) Kuvvet ve kudreti, başarı ve zaferi bütünüyle Allahʹa döndüren, kendi haddini bilip Hakk’a karşı teslimiyet gösteren,

e) Kıyâmetin bir gün kopacağına, mevcut düzen ve sistemlerin bozu­lacağına inanan büyük bir lider..

Sözü edilen ve Zülkarneyn sanılan sekiz hükümdarda, Kurʹânʹda be­lirtilen bu vasıfları aramak gerekir. Şüphesiz ki, böyle bir tesbite kapı aç­mak, hem yorucu olur, hem de başlı başına bir kitap hazırlamayı gerekti­rir. O bakımdan biz bu tesbiti inanmış uzman tarihçilere bırakmayı daha uygun bulduk.

Ayrıca iki dağ arasında demir ve bakırdan meydana getirdiği sağlam seddin nerede olduğu da ayrıca bir araştırma konusudur. Kafkas dağla­rında olduğu ihtimali, tarihçiler tarafından daha kuvvetli görülmekte ve bunun Dağıstan yöresinde Derbent Seddiyle yakından benzerlik arzettiği belirtilmektedir. Allah daha iyisini ve daha doğrusunu bilir.

YE’CÜC - ME’CÜC

Bu iki isim üzerinde de hayli durulmuş ve farklı tesbitler ve yorumlar yapılmıştır. Onları şöyle özetliyebiliriz:

1- Tevrat’ta «Me’cüc»ün, Hz. Nuh’un (A. S. ) oğlu Yafesʹin iki oğlu olan Gomer ile Maday arasında gösterilir. Gomer Cimmerleri; Maday, Medleri temsil eder. (Fazla bilgi için bak: Hezekiel: 238- 39/6)

2- Ansiklopediya Britannika’da Gağ ile Maguğ’un İskitler oldukları belirtilir. Bu durumda Me’cüc’ün, Karadeniz’in kuzey ve doğu kesimlerini kapsadığı düşünülebilir.

3- Birinci Darâ’nın Azerbaycan ile Ermenistan dağları arasında rast­ladığı İskitler, ya da Sakalar’a bu isim verilmiş olabilir. (Bilgi için bak: Tanrı Buyruğu: 2/493)

4- Tatarlar olduğu da sanılmaktadır. Şöyle ki: Tatarlarʹa Yeʹcüc, Moğollar’a Me’cüc denildiği iddia edilir. Bunların ülkesi, Tibet’ten Çin’e ve batıda Türkistanʹa kadar uzanırdı. Timuçin (Cengizhan)ın yeryüzünde çı­kardığı bozgunculuk buna delil gösterilir. Nitekim ilgili hadîsler bölümün­de naklettiğimiz hadîsin Cengiz istilâsına işâret olduğu sanılmaktadır.

5- Batılı ilim adamlarının bunlara Yagog, Magug dedikleri ve yer­yüzünü fitne ve fesada boğmakta sanki İblîsʹin soyundan gelen bozgun­cu bir ırk olduklarını ileri sürdükleri de bilinmektedir. (Fazla bilgi için bak: Tefsîr-i Merâğî: 16/13, 14)

ZÜLKARNEYN KISSASINDAN ÖĞÜTLER VE İBRETLER

- Hükümdar sağlam bir imâna sahip olunca, ülkesinde ve çevresin­de kudretinin tesirleri hissedilir.

- Hükümdar, bütün kuvvet ve kudreti, başarı ve olumlu sonuçları Allahʹa döndürürse, yani Oʹna ait olduğuna inanırsa, Allah da onun kal­bini ve kafasını en doğru ve en yararlı konulara ve yollara açar, fetihte bulunur.

- Bu düzeye gelen hükümdar yeryüzünde Allahʹın halîfesi sayılır. Allah adına zalimleri cezalandırır, iyileri mükâfatlandırır.

- Yeryüzünde bozgunculuk yapanların azgınlık ve taşkınlıklarını dur­durur ve her yönüyle İslahatçı olur.

- Allahʹın verdiği mülk ve kudretin kıymetini ve hikmetini bilir. Baş­kalarını ezip zulmetmez, hakları çiğnemez.

- Elde ettiği her başarıyı Allahʹın kendisinden yana indirdiği bir rah­met kabul eder ve bunun şükrünü yerine getirmeğe çalışır.

- Allah’ın koyduğu hayat kanunlarına ve insana ayırdığı şerefli yere bağlı kalır. Allah’ın sözlerinin mutlaka gerçekleşeceğine inandığı için hiç­bir zaman umutsuzluğa düşmez, paniğe kapılmaz.

DEMİR VE BAKIR

Seddin iki dağ arasındaki boşluğu veya geçidi aşılmayacak yüksek­likte demir kütleleri ile doldurması, körükleterek akkor haline getirilmesi­ni sağlaması ve sonra da üzerine eritilmiş bakır döktürerek tek parça ha­line sokması çok dikkat çekici bir olaydır. Şöyle ki:

a) Bu iki madenin tarihlerinin çok gerilere gittiği kesindir.

b) O bölgede bol miktarda demir ve bakır yataklarının bulunduğunda şüphe yoktur.

c) Yine o bölgede bu iki maddenin işletildiği anlaşılıyor.

d) Bu iki madeni karıştırıp Zülkarneyn’in talimatı doğrultusunda işle­yen ustaların o bölgede bulunduğu da ayrı bir ip ucudur.

Çin Seddi olabilir mi?

4000 Km. yi bulan ve Tibet yaylasının içlerine kadar uzanan bu set, önce demir ve bakırdan değil, taştan yapılmıştır. Buna teşebbüs eden Zül­karneyn değil, Şi Huang adlı bir imparatordur. Onun, bu seddi Çinli’lere kamçı, dayak, işkence ve ıstırap vererek yaptırdığı bilinmektedir. Oysa Zülkarneyn âdil bir hükümdardı. Kimseye zulüm ve işkence etmemiştir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, hem Yahudilerle müşriklerin bir sorusu cevap­landırılmış, hem de âdil, kudretli bir hükümdarın icraatından örnek alına­cak pasajlar verilmiş oldu. Son olarak da Zülkarneyn’in seddi yaptırdıktan ve gerekli fetihlerde bulunduktan sonra, «Bu Rabbımdan verilen bir rahmet­tir. Rabbimin belirlediği vakit gelince bunu yerle bir eder. Rabbımın verdiği söz haktır, şaşmaz.. » diyerek tam bir teslimiyet içinde mahviyetkâr bir duy­guyla Hakk’a baş eğdiği açıklandı.

Aşağıdaki âyetlerle, kıyâmetin ilk safhalarından biri tasvîr ediliyor. İn­sanı yönlendirip yüzünü Hakkʹa döndüren Kur’ânʹa gönül kapısını açma­yan inkârcı şaşkınların kıyâmet günü büsbütün şaşkınlaşacakları anlatılı­yor. O gün insan için ancak imân ve sâlih amellerinin fayda vereceğine işâretle hayatlarını bir hiç uğruna harcayanların durumu çok duyarlı ve düşündürücü bir anlatımla işleniyor. Arkasından imân düzeyinde sâlih amellerde bulunanlara Firdevs cennetlerinde mükâfatlar hazırlandığı müj­deleniyor.