MEÂLİ:
75- And olsun ki, Nûh bize seslenip hâlini arzetmişti; Onun seslenişindeki isteğini kabul edenler ne güzeldir!
76- Biz, onu da, âile ve dostlarını da o büyük sıkıntı ve üzüntüden kurtardık.
77- Hem Onun soyunu (yeryüzünde) bâki kalanlar kıldık.
78- Sonra gelenler için de Onun (şerefli ismini) bıraktık.
79- Âlemler (Dünya milletleri) içinde Nûh’a selâm olsun.
80- Şüphesiz ki biz, iyiliği, yararlı işleri huy edinenleri böyle mükâfatlandırırız.
81- Çünkü O, gerçekten bizim mü’min kullarımızdan idi.
82- Sonra (inkâr içinde kalan) diğerlerini (tufanda) boğduk.
İLGİLİ HADÎSLER
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, «Hem onun soyunu (yeryüzünde) bâki kalanlar kıldık» âyetini açıklarken şöyle buyurdu: «Nuh’un bâki kalan soyu, Sâm, Hâm ve Yâfes’tir. » (Tirmizî: Semure b. Cündeb (R. A) den /Hadis gariptir)
«Sâm, Arabın babası; Hâm, Habeş’in babası; Yâfes de Rum’un babasıdır. » (Müsned-i Ahmed: Semûre (R. A.) den)
NUH (A. S. ) KISSASININ ÖZETİ
«And olsun ki, Nuh bize seslenip hâlini arzetmişti; Onun seslenişindeki isteğini kabul edenler ne güzeldir! Biz, onu da, âile ve dostlarını da büyük sıkıntı ve üzüntüden kurtardık. »
İmân edenlerle inkârda ısrar edip sapıklığı tercîh edenler için hazırlanan sonuç açıklandıktan ve âhiret gününde bu iki grupla ilgili birtakım safhalara yer verildikten ve yönlendirici, uyarıcı bilgiler verildikten sonra, başta Mekkeli müşrikler olmak üzere, Hakkʹa karşı baş kaldıran bütün inkârcılara Nuh (A. S. ) kıssasının özeti hatırlatılıyor ve böylece olayların belli çizgide cereyan etmesiyle tarihin tekerrür edeceği haber verilerek, tarihin derinliklerine dönüp gerçekleri iyi anlamaları tavsiye ediliyor.
Kurʹân-ı Kerîm Nuh (A. S. ) kıssasından bir özet verirken, inkârcıları uyarmak, müʹminlere tesellide bulunup ümit vermek için yedi maddelik bir ölçü ve mesaj veriyor. Şöyle ki:
1- Uzun yıllar kavmini Hakkʹa dâvet edip teblîğ görevini sürdüren Nuh (A. S. ), olumlu sonuç alamayınca, sünnetullahın tecelli etmesini istemiş ve bu amaçla Cenâb-ı Hakk’a yönelip hâlini arzedince, kendisine olumlu cevap verilmiştir.
2- Cenâb-ı Hak, kendilerini hak yoluna vakfeden Nuh ve âilesini büyük bir sıkıntı ve üzüntüden kurtarmıştır. Onun gibi, Mekkeʹde sıkıntılı günler geçiren Hz. Muhammedʹin (A. S. ) ve arkadaşlarının da yakında kurtaracağına işâret edilmektedir.
3- Nuh’un soyu yeryüzünde bâki kalma bahtiyarlığına eriştirilmiştir. Onun gibi, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in de ümmeti kıyâmete kadar bâki kalacak ve İslâm meşâlesi yanmaya devam edecektir. Âyette bu inceliğe işaret vardır.
4- Dünya milletleri arasında seçkin kul olan Nuh Peygamberʹe Cenâb-ı Hak selâm sıfatıyla da tecelli etmiş ve onu tufandan kurtarıp selâmete eriştirmiştir. Âhirette de o selâmet içinde hep mutlu olacaktır. Onun gibi, Cenâb-ı Hak, son peygamberi Hz. Muhammed’i de (A. S. ) Mekke’de esen küfür, azgınlık ve ahlâksızlık fırtınasından mutlaka koruyup kurtaracak, selâmet yolu açıp Onu hem dünyada, hem de âhirette mutlu ve bahtiyar edecektir. Nitekim öyle oldu.
5- İyiliği, yararlı işleri kendine huy edinen ve böylece Cenâb-ı Hakk’ın ihsanına mazhar kılınan Nuh Peygamber gibi, iyiliği ve yararlı işleri kendine iş ve sanat edinen kulları da Cenâb-ı Hakkʹın mükâfatlandıracağı vaʹdedilmektedir.
6- Nuh (A. S. ) gerçek anlamda Allah’ın mü’min kullarından idi. O bakımdan hayatını Allahʹın yolunu gösterip tanıtmaya vakfetmiş bulunuyordu. Son Peygamber Hz. Muhammed (A. S. ) ile arkadaşları da hayatlarını aynı gayenin gerçekleşmesi uğruna vakfettiler ve kalıcı mîras bırakarak insanlara en güzel misâl oldular.
7- Nuh (A. S. )ın ismi şan ve şerefle Tevrat, İncil, Zebûr ve Kur’ân’da anıldığı gibi, Hz. Muhammed’in de (A. S. ) ismi şan ve şerefle anılmaktadır ve kıyâmete kadar da anılacaktır. O halde gerek Mekkeli müşriklerin, gerekse her çağda ortaya çıkan maddeci inkârcıların Onu tanımamaları bir şey ifade etmemektedir; güneş misali O hep çevreyi aydınlatmaya devam edecektir.
NUH TUFANI
Nuh Tufanı, diğer sûrelerin tefsîrinde de belirttiğimiz gibi, dünya çapında genel bir tufan değildir. Mevzii olduğunda şüphe yoktur. Çünkü Cenâb-ı Hak, «Biz peygamber göndermedikçe azap ediciler de değiliz» (İsrâ Sûresi: 15) buyurmaktadır. Nuh Peygamber (A. S. ), bütün insanlara değil, kendi kavmine, milletine gönderilen bir resûldür. 950 yıl yaşadığı hem Kur’ân-ı Kerîm’in, hem de Tevrat’ın verdiği bilgiden anlaşılmakta, bu nedenle Onun uzun yıllar küfürle, zulüm ve ahlâksızlıkla mücadele ettiği kesinlik kazanmaktadır. (Bilgi için bak: Kur’ân-ı Kerîm/Ankebût Sûresi: 14- Tevrât/Tekvîn: 9/28)
Nuh (A. S. )ın bâki kalan soyu hakkında, yukarıda naklettiğimiz iki hadîs bize ışık tutmaktadır. Geriye kalan üç oğlunun, tufanın meydana geldiği bölgelerde uzun yıllar yaşayıp nesillerinin çoğalmasıyla şehirler, kasabalar ve ülkeler meydana gelmiştir. Bu arada Nuh Peygamberʹe imân eden az kimsenin soyunun devam edip etmediği hakkında tam bir açıklama yoksa da; sözü edilen bölgesel çoğalma ve gelişmede onların tesirli olduğu söylenebilir.
HAYIR İLE ANILMAK
Tevhîd Dini’nin asırlarca teblîğe çalışılıp kendileriyle çetin mücadele edilen ve sonunda bütün uyarılara rağmen inkârda ısrar edip her türlü rahmet, fazîlet ve kalıcı saadeti kabul etmeyen Nuh (A. S. )ın kavmi, azgınlık ve zulümlerini artırınca, kendilerini yok edilme çizgisine getirmiş oldular. Böylece İlâhî lânet ve gazaba çarpılıp belirsiz hale geldiler. Nuh (A. S. ) ise unutulmaz hatıralar, güzel anılar, ibret ve öğüt alınacak belgeler bıraktı ve böylece hayır, selâmet ve rahmet ile anılmaya lâyık görülerek İlâhî iltifata mazhar oldu. 78. âyetle bu inceliğe dikkatler çekilerek iyi bir isim bırakmanın büyük bir bahtiyarlık olacağına işâret ediliyor.
Allah yolunda çalışıp şerefli hizmetler veren bahtiyarlardır ki, İlâhî selâmın ebedî selâmet va’deden tecellisine kavuşmuşlardır. Öylelerine hem dünyada, hem de âhirette Cenâb-ı Hakk’ın selâmı söz konusudur.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Mekke’de sıkıntılı günler geçiren Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizi teselli edip kurtuluşun yakın olduğunu haber vermek için Nuh (A. S. ) kıssasından bir özet verildi.
Aşağıdaki âyetlerle, yine Resûlüllah’ı (A. S. ) teselli etmek, mü’minlere ümit ve güven vermek; inkârcıları uyarmak için İbrahim (A. S. )ın putperestlerle olan mücadelesi konu ediliyor ve Hakk’a teslimiyette oğlunu kurban edecek kadar ileri bir çizgide bulunduğu belirtilerek iki oğluyla birlikte kalıcı bir isim bıraktıkları üzerinde duruluyor ve örnek alınacak pasajlar veriliyor.