MEÂLİ:
8- Kendi kendilerine düşünmediler mi ki, Allah gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları ancak hak ile ve (kendi katında) belirlenmiş bir süreye kadar (takdîr edip) yaratmıştır. (Ne yazık ki) insanların çoğu Rablarına kavuşmayı inkâr ederler.
9- Onlar yeryüzünde gezip de kendilerinden önceki (millet)lerin sonlarının ne olduğuna bakmıyorlar mı? Ki onlar kuvvetçe bunlardan üstün idiler, üstelik yeryüzünü kazıp sürmüşler, toprağı altüst etmişler ve (bulundukları) yeri bunlardan daha çok bayındır hale getirmişlerdi. Peygamberleri onlara açık belgelerle, muʹcizelerle gelmişlerdi. Allah onlara haksızlık eder olmadı; ama onlar kendilerine zulmettiler.
10- Sonra da kötülük işleyip onu huy edinenlerin sonu (ne fena olmuştur). Çünkü onlar Allahʹın âyetlerini yalanlamışlar ve onunla alay etmişlerdi.
HAKİKATI AKIL VE İLİM YOLUYLA ARAŞTIRMA
«Kendi kendilerine düşünmediler mi ki, Allah gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları hak ile ve (kendi katında) belirlenmiş bir süreye kadar (takdîr edip) yaratmıştır.. »
Diyebiliriz ki, düşünmeyle akıl birbirine bağlıdır. Aynı zamanda bu iki nimetle insan diğer canlılardan ayrılıp çok mükerrem yaratıldığını isbatlar. O bakımdan Cenâb-ı-Hak insanoğlunu hakikati anlamaya, gerçeği görmeye çağırırken daha çok onun bu iki özelliğini harekete geçirmeyi ister ve insanı bu iki cevheriyle değerlendirir. Zira başta Cenâb-ı Hak olmak üzere birçok şeyleri tanımamızı, anlamamızı, hakkı bulup iman etmemizi bu iki yeteneğimizle sağlayabiliriz.
Konumuzu oluşturan âyetle de Cenâb-ı Hak, inkârcı nankörlerin aklına ve düşüncesine seslenerek ilmin yolunu gösteriyor. Göklerin ve yerin «hak» ile, yani plân, proğram, hesap, uyum, denge ve düzen ölçüleriyle yaratıldığını iyice düşünmelerini, akıllarını kullanıp bu açıdan Allahʹın varlığını ve kudretinin sınırsızlığını anlamaya çalışmalarını hatırlatıyor.
Göklerde ve yerde bir düzensizlik, dengesizlik söz konusu olabilir mi? Mülk Sûresinde bu sorunun cevabı çok net biçimde şöyle verilmektedir: «O ki yedi göğü tıpatıp uyum halinde yaratmıştır. Sen, Rahmânʹın yarattığında hiçbir düzensizlik, uygunsuzluk göremezsin; gözünü bir çevir de bak, acaba bir çatlak, bir bozukluk görebilir misin? Sonra gözünü tekrar tekrar çevir de bak; gözün yorgun, bitkin halde alçalmış olarak sana döner. » (Mülk Sûresi: 3, 4)
Ancak unutmamak gerekir ki, her başlangıcın bir sonu, her yapılanın bir yıkılışı, kurulan her düzenin bir gün yerini başka bir düzene bırakması mukadderdir. Göklerin ve yerin kuruluşunda devam edegelen düzenin de belirlenmiş bir vakti vardır. Buna onların eceli de diyebiliriz. Saati gelince yıkılıp yerini yeni bir düzene bırakır. Sekizinci âyetle bilhassa İlâhî takdirin bu tecelli yanı yansıtılıyor; her yeninin bir gün eskiyeceğine dikkatler çekiliyor.
Şüphesiz ki burada bir diğer önemli husus da şudur: Göklerin ve yerin kuruluş ve dengesiyle ilgili İlâhî plân anlatılırken ilmî araştırmaya kapı açılıyor ve insan aklına geniş yer verilerek gerçeği bulup çıkarması isteniliyor. Zira güneşin bir gün özelliğini kaybetmiyeceğini kim iddia edebilir? Dünyanın bir gün yörüngesinden çıkmayacağını kim kesin hükme bağlayabilir? Ortada bir başlangıç varsa, mutlaka bir son da söz konusudur. İşte Kurʹân-ı Kerîm’de başlatmanın da, düzeni değiştirmenin de rastgele değil, belli bir plâna göre takdîr edildiği haber verilerek konuya bu açıdan eğilmemiz isteniliyor.
YERYÜZÜNDEKİ TARİHÎ HARABELERİ GEZİP GÖRMEK
«Onlar yeryüzünde gezip de kendilerinden önceki (millet)lerin sonlarının ne olduğuna bakmıyorlar mı?.. »
İlgili âyetle, inkâr ve ahlâksızlıkta, sapıklık ve azgınlıkta ısrar eden kavim ve topluluklara, kendilerinden daha güçlü milletlerin küfür ve azgınlıkları, zulüm ve ahlâksızlıkları yüzünden yıkılıp yok edildiklerini gezip görmeleri ve mevcut arkeolojik kalıntılar üzerinde araştırma yapmaları tavsiye ediliyor.
Kurʹân-ı Kerîmʹin birçok yerinde bu konu işlenirken milletlerin yıkılış sebepleri daha çok beş madde halinde özetlenmektedir:
1- Gönderilen peygamberlere karşı gelip, İlâhî teblîğe kalp ve kulaklarını tıkamaları,
2- Haksızlıkta bulunup, zulmü araç olarak kullanmaları,
3- Kötülüğü huy edinip ahlâksızlığa prim vermeleri,
4- Allah’ın âyetlerini yalan ve uydurma saymaları,
5- Hakkı ve doğruyu gösteren, iyiliği tavsiye eden peygamberlerle, ilim adamlarıyla ve faziletli mürşitlerle alay etmeleri..
Nitekim konumuzu oluşturan dokuzuncu âyetle de bu beş madde kısaca belirtilmekte ve yaşamakta olan inkârcıların çok iyi düşünüp gerçeğe kalplerini açmaları hatırlatılmaktadır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, inkârcılarla şüphecilerin aklına ışık tutulup bilimsel yönden ipucu verilerek Allahʹın varlığına delâlet eden belgeler sıralandı. Sonra da kalp ve kulaklarını bu gerçeklere tıkayan milletlerin yıkılıp yok olma sebeplerini araştırmaları hatırlatılarak tarihî harabelere dikkatleri çekildi.
Aşağıdaki âyetlerle, Allah’ın önce yaratmaya başladığı gibi, sonra öldürüp tekrar diriltmek için, kurduğu düzeni bozarak yeni bir düzen meydana getireceği haber veriliyor ve suçlu günahkârların âhiret gününde uğratılacakları cezadan bir iki safha tasvîr edilerek, gereken uyarı yapılıyor.