Enbiya Suresi 74-77. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَلُوطًا اٰتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْقَرْيَةِ الَّتِي كَانَتْ تَعْمَلُ الْخَبَائِثَ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاسِقِينَ وَاَدْخَلْنَاهُ فِي رَحْمَتِنَا اِنَّهُ مِنَ الصَّالِحِينَ وَنُوحًا اِذْ نَادٰى مِنْ قَبْلُ فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ وَنَصَرْنَاهُ مِنَ الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاَغْرَقْنَاهُمْ اَجْمَعِينَ

75.

Biz, Lut'a da bir hikmet ve bir ilim verdik ve onu çirkin işler yapan memleketten kurtardık. Gerçekten onlar kötü bir toplum idiler, fasık (Allah'ın emrinden çıkan kimseler) idiler.

Diyanet İşleri

75.

Onu rahmetimizin içine soktuk. Çünkü o, gerçekten salih kimselerdendi.

76.

(Ey Muhammed!) Nuh'u da hatırla. Hani o daha önce dua etmişti de biz onun duasını kabul ederek, kendisini ve ailesini o büyük sıkıntıdan (tufandan) kurtarmıştık.

77.

Ayetlerimizi yalanlayanlara karşı ona yardım etmiştik. Şüphesiz onlar kötü bir toplumdu. Bu yüzden biz de onları topyekun suda boğduk.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

74- Lûtʹa da hüküm-hikmet ve ilim verdik ve onu çok iğrenç işler­de bulunan kasabadan kurtardık. Şüphesiz ki onlar, kötü; doğru yoldan çıkmış ahlâksız bir kavim idi.

75- Lûtʹu rahmetimize aldık; çünkü o, iyi-yararlı kişilerden idi.

76- Nûhʹu da hatırla, hani o duâ etmişti de duâsını kabul edip onu da, ev halkını da büyük bir felâket ve sıkıntıdan kurtarmıştık.

77- Ve âyetlerimizi yalanlayan kavme karşı ona yardım edip inti­kam aldık. Şüphesiz ki onlar kötü bir kavim idi; biz de hepsini olduğu gibi (tûfanda) boğduk.

MÜʹMİNLERİ TESELLİ

Kurʹân-ı Kerîm burada iki Peygamber’in, kâfirleri doğru yola çağırır­ken karşılaştıkları zorlukların bir özetini vererek, hakkın nasıl zafer bul­duğuna işârette bulunuyor ve böylece Mekke’de müşriklerin ölçü ve in­saf tanımaz saldırılarına hedef olan, o yüzden hayli sıkıntı ve üzüntü çe­ken mü’minlere, kurtuluşun yakın olduğunu ilham ediyor. Zira sünnetullah gereği, hangi millet hakka karşı baş kaldırıp zulüm ve tuğyana baş­larsa, mutlaka Allah onlara «Müntakim» ismiyle gereken dersi ve­rir ve çok geçmeden köklerini kesip gereken cezayı indirir. Mekkeli müşriklerin de başlarını eğecek, gururlarını kıracak bir cezayla yüzyüze gelmelerinin kaçınılmaz olduğuna işâretle, inkârcılar uyarılıyor.

MİLLETLERİN YIKILIŞ NEDENLERİ

Kur’ân-ı Kerîm, Hz. Muhammedʹe (A. S. ) zaferin yakın olduğu müjde­sini verirken, putperest Arapların da başaşağı gelecekleri günlerin sayılı olduğuna işârette bulunuyor ve gelip geçen milletlerin yıkılış sebepleri­nin bir özetini veriyor:

a) Lût kavmi hem Allahʹa ve âhirete inanmazlar, hem de birçok fe­nalıkları açıktan işlerlerdi. Daha kötüsü cinsel sapıklığın en çirkini ve en kötüsü olan homoseksüellik onların değişmeyen sanatıydı. kendilerine doğru yolu gösteren Lût Peygamber’e (A. S. ) karşı geldiler ve onu çok incitip üzdüler. Gelen misafirlere saldıracak kadar ahlâksızlıklarını ileri götürdüler. Böylece küfür ve ahlâksızlıkta, zulüm ve tuğyanda işin son kertesine gelip dayandıkları zaman İlâhî sünnet hükmünü yürüttü. Akıp gelen lâvlar altında belirsiz hale getirildiler.

Oysa sözü edilen o azgın kavmi doğru yola irşat etmek için Lut Pey­gamberʹe (A. S. ) bir çok meziyetleriyle birlikte bir de «hüküm» ve «ilim» ve­rilmişti. O bu iki sıfatıyla hakkı batıldan ayırt edecek, doğru yolu en an­laşılır şekilde gösterecek, bâtılı tanımlayacak, geçmişten misal getirerek aydınlatıcı ve yönlendirici bilgiler verecek bir kudrette idi. Ne çare ki, kavmi cinsel sapıklığın sarhoşluğu içinde ne yaptıklarını, nereye gittik­lerini, peygamberin neler getirdiğini anlayacak ve idrâk edecek bir kalbe ve kafaya sahip değillerdi. Çünkü küfür, şehvet ve cehalet onların kalp ve kafalarını iyice islendirip işlemez hale getirmişti.

Böylece bir milletin yıkılış sebeplerinden üçü üzerinde durularak Lut kavmi misal veriliyor.

Ayrıca Kur’ân A’raf, Hud ve Hicr sûrelerinde geçen bu kıssanın çok önemli ve değişik safhalarının bir özetini burada vermek sûretiyle konuya karşı idrâklerimizi tekrar uyanık tutmamızı ilham ediyor. (Fazla bilgi için bak: A’raf Sûresi: 80-84; Hicr Sûresi: 57-76; Hud Sû­resi: 69-83. âyetlerin tefsiri)

b) Nuh Peygamber (A. S. ) asırlarca putperest cahillerle; kaba, hırçın, söz dinlemez, öğüt almaz bir milletle mücadele etti. Onları çok sistemli şekilde Hakkʹa dâvet ederek gerçekleri anlatmaya çalıştı. Fakat her de­fasında onların ancak azgınlık ve inkârları arttı. Bütün teşebbüsler, me­totlar ve uyarılar sonuçsuz kaldı. Nuh (A. S. ) böylesine nankör ve azgın, aynı zamanda hakka karşı alaycı bir milleti, Allah’ın değişmeyen sünne­tine terketti. O yüzden İlâhî intikam tecelli etti. Başgösteren tufan canlı adına ne varsa silip süpürüp temizledi.

Anlaşıldığı üzere İlâhî sünnet her azgın ve inkârcı millete değişik öl­çüde tecelli etmektedir. Lût (A. S. )ın kavmi lavlar altında can vermiştir. Nuh (A. S. )ın kavmi ise tufanda boğulup yok olmuştur. Mekkeliler ve o paralelde olan putperestler hakkında ise, önce elebaşılarından önemli bir kısmının Bedir savaşında can vermesi; sonra da imân ve irfan ordusunun Mekke’yi fethedip mağrur müşriklere başeğdirmesiyle tecelli etmiştir. Çünkü Mekke kutsal bir beldedir. Cenâb-ı Hak o yüzden müşrikleri kah­redici, öldürücü bir afetle yeryüzünden silmemiş, ama düne kadar alaya aldıkları fakir ve kölelerin önünde onları dize getirip istemedikleri bir so­nuçla karşılaşmalarını gerçekleştirmiştir.

Günümüzde maddeyi temel esas sayıp soysuzlaşanlar; insanları ilâh­laştırıp aşağılaşan toplum ve milletler hakkında ise, sünnetullah daha de­ğişik görüntü ve biçimde tecelli ediyor ve etmeye devam edecektir.

Böylece Kur’ân-ı Kerîm, A’raf, Yunus, Hud ve İsra sûrelerinde önemli ve ibretli safhalarıyla açıkladığı Nuh (A. S. ) kıssasının burada bir özetini vererek, hem Mekkeliʹleri, hem de yaşamakta olan inkârcı sapıkları uyar­maktadır. (Geniş bilgi için bak: A’raf Sûresi: 59-64, Yunus Sûresi: 72-74, Hud Sû­resi: 25-48 ve İsrâ Sûresi: 3. âyetlerin tefsiri)

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Küfür ve cehaletin amansız saldırısına uğrayan iki peygamberin mü­cadelesinin ve sonra da kavimlerinin yok edilmesinin özeti verilerek Mek­keliler ve yaşamakta olan inkârcı toplum ve milletler uyarıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, İsrâil oğulları’na altın devri yaşatan Dâvud (A. S. ) ile Süleyman (A. S. ) konu ediliyor. Hem peygamber, hem de hükümdar ol­ma düzeyinde bulunan bu iki peygamberin insanlar arasında geniş tasar­ruflara sahip olduklarına dikkatler çekiliyor ve böylece İslâmʹa hasım olan Yahudîler insafa dâvet edilerek, Kurʹân’ın onların peygamberlerinin kad­rini nasıl yücelttiğine atıflar ve işâretler yapılıyor.