MEÂLİ:
75- Kitap Ehlinden öylesi var ki, kendisine bir kantar (altın) emânet bıraksan, onu sana öder. Öylesi de var ki, kendisine bir dinar emânet etsen, başında dikilip durmadıkça onu sana ödemez. Bu da onların: «Ümmîler (okur yazar olmayan kitapsızların bizim üzerimizde sorumluluktan yana bir yolu (bir hakkı) yoktur» demelerindendir. Allaha karşı bile bile yalan söylerler.
76- Hayır, yol var: Kim verdiği sözü dosdoğru yerine getirir ve (hakkı inkârdan, kötülüklere sapıp Allaha karşı gelmekten) sakınırsa, elbette Allah sakınanları sever.
İNİŞ SEBEBİ
Yahudilerden Fahnas bin Azûrâʹye ümmîlerden bir adam bir dînar emânet bırakmıştı. Fahnas, «okur-yazar olmayanlara, kitapsızlara karşı üzerimizde bir sorumluluk yoktur, » diyerek emâneti ödememişti. Ünlü din adamı ve ilim adamı Abdullah bin Selâm gibi faziletli kişiler de eksik değildi. Abdullah henüz İslâmʹa girmemişti. Ümmîlerden biri ona 1200 okıyye altın emânet bırakmıştı. Günü gelip sâhibi emâneti isteyince olduğu gibi teslim etmişti.
İşte âyet, bu ve benzeri olayları hatırlatarak inmiştir.
İLGİLİ HADÎSLER
«Sana güvenip emânet bırakanın emânetini (zamanı gelince) öde. Sana hiyânet edene hıyânet etme. » (Ebû Dâvud - Tirmizî _ İbn Asâkir: Ebû Hüreyre (R. A. )den)
«Kıyâmet günü emânetle sıla-i rahm (akrabayla ilgi kurma) sırat’ın iki yanında dururlar; ancak kendilerini koruyup yerine getirenlere geçit verirler. » (Sahîh-i Müslim - Kurtubî)
«Dört şey kimde bulunursa, o katıksız bir münafık sayılır; o dörtten biri kimde bulunursa, onda da nifaktan -terkedinceye kadar- bir pay vardır:
1. Konuştuğunda yalan söyler,
2. Söz verdiğinde yerine getirmez,
3. Emânet bırakıldığında hıyânet eder,
4. Hasımlaştığında doğru yoldan ayrılır.. » (Buharî - Müslim)
MÜSLÜMAN GÜVENSİZLİK ETMEZ
«Hayır, yol var: Kim verdiği sözü dosdoğru yerine getirir ve sakınırsa, elbette Allah sakınanları sever. » İslâm, insan ruhunu geliştiren, vicdanları berraklaştıran, insan duygusuna yön veren dindir. Allah’ın sevgi ve büyüklüğünü, kudret ve adâletini bütün görkemliğiyle kalblere ve kafalara işler. İnsanlıktan yana merhametli olmayı emreder; kişiyi yalnız midesiyle başbaşa bırakmaz; onu behimî sıfat ve davranışlardan çekip insanlığın fazîlet potasında olgunlaştırır.
Böylece İslâm dini insana büyük sorumluluklar yükler; sınırsız hürriyetin zulme ve karanlığa uzandığını hatırlatır; hizmet aşkını -biri Allahʹa, diğeri hemcinsine olmak üzere- iki yönde değerlendirir.
Bu bakımdan Müslüman güven kaynağı, doğruluk örneğidir. Kur’ân, Kitap Ehli’nin zamanla İlâhî hidâyet yolundan ayrılmalarıyla çoğunun emânete hıyânet eden, haksızlıkta bulunan ve diğer insanlara karşı bir sorumluluk taşımıyan, Allah’ı kendileri için millî ilâh sayacak kadar ölçüsüzlük içinde bulunan kimseler olduğunu açıklarken çok önemli bir noktaya dikkatleri çekiyor ve dolayısıyla Müslümanların asıl değer ölçülerinden birini ortaya koyuyor. Gelin görün ki, günümüzün Müslümanlarının çoğu bu bataklığa kendini iterek Ehl-i Kitabʹın belirtilen yöndeki ahlâkını benimser gibi olmuştur.
Evet, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz devrindeki Müslümanlar, doğruluk ve güvenin doruğunda bulunuyorlardı. Günümüzün Müslümanlarının çoğu bu fazîleti çoktan yitirmişe benziyor.
Hicrî beşinci asırda İslâmî ilimleri yeniden dirilten büyük âlim İmam Gazâlî Hazretleri bakın ne diyor:
İslâm öyle bir devir geçirdi ki, o devirde «kime güvenebiliriz? » sorusuna, «her müslümana güvenebilirsiniz! » cevabı verilmişti. Şüphesiz o devir saadet devri idi. Sonra bir devir daha gelip geçti, aynı soru yine soruldu. Ama verilen cevap biraz farklı oldu: «Birkaç kişi hâriç herkese güvenebilirsiniz! » Korkarım ki bir devir gelsin, aynı soru tekrarlansın ama verilen cevap çok değişik olsun: «Birkaç kişi müstesnâ, başka hiç kimseye güvenemezsiniz! » İşte o zaman Müslümanların kıyâmeti kopmuş sayılır.
Hazret-i Muhammed (A. S. )ın peygamberliğine için için inanan ünlü ilim adamı Lord Jon DAVENPORT diyor ki:
«Bir kural olarak, Ermeniye istediği paranın yarısını, Rum’a üçte birini, Yahudiye dörtte birini veriniz. Alış-verişte bu dediklerimi hatırdan çıkarmayınız. Ama Müslümanla alış-veriş ettiniz mi, istediğini veriniz, fiattan emin olunuz. Çünkü Müslüman aldatmaz. »
FIKHÎ YÖNÜ
İmam Ebû Hanîfeʹye göre: Borçlu borcunu ödemede ağır davranır, vakti gelince ödemezse veya imkânı bulunduğu halde vermek istemezse, alacaklı onun başına dikilip hakkını almakta ısrar edebilir. Yine de ödemezse, kadıya başvurup tasarruftan men’edilmesini ve hapis cezasıyla tecziyesini talep edebilir.
İmam bu hükmü, konumuzu oluşturan âyetten çıkarmıştır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Kitap Ehli’nin kendi kutsal kitaplarının yolundan da ayrılarak sırf İslâm’a karşı besledikleri kin ve düşmanlığın sonucu birtakım üzücü yollara baş vurdukları, bir takım entrikalar çevirip imân edenlerin kalbinde şüpheler meydana getirmeyi amaçladıkları, kitapsızlara karşı çok merhametsiz davrandıkları, hiçbir sorumluluk taşımadıkları açıklandıktan sonra, aşağıdaki âyetlerle onların diğer bir karakterine ve ölçüsüz tutum ve anlayışına işâret edilerek, verdikleri sözü yerine getirmiyerek yeminlerini bozdukları, Allah’a verdikleri sözlerinden, ahidlerinden döndükleri, önemsiz bir menfaat uğruna Allah’ın indirdiği kutsal kitaplarda değişiklik yaptıkları, kendi maksatlarına göre bir takım yorumlarda bulundukları anlatılıyor.