Rahman Suresi 41-78. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

يُعْرَفُ الْمُجْرِمُونَ بِسِيمٰيهُمْ فَيُؤْخَذُ بِالنَّوَاصِي وَالْاَقْدَامِ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ هٰذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي يُكَذِّبُ بِهَا الْمُجْرِمُونَ يَطُوفُونَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ حَمِيمٍ اٰنٍ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ذَوَاتَا اَفْنَانٍ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ فِيهِمَا عَيْنَانِ تَجْرِيَانِ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ فِيهِمَا مِنْ كُلِّ فَاكِهَةٍ زَوْجَانِ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ مُتَّكِـِٔينَ عَلٰى فُرُشٍ بَطَائِنُهَا مِنْ اِسْتَبْرَقٍ وَجَنَا الْجَنَّتَيْنِ دَانٍ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ فِيهِنَّ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ لَمْ يَطْمِثْهُنَّ اِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَانٌّ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ كَاَنَّهُنَّ الْيَاقُوتُ وَالْمَرْجَانُ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ هَلْ جَزَاءُ الْاِحْسَانِ اِلَّا الْاِحْسَانُ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ وَمِنْ دُونِهِمَا جَنَّتَانِ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ مُدْهَامَّتَانِ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ فِيهِمَا عَيْنَانِ نَضَّاخَتَانِ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ فِيهِمَا فَاكِهَةٌ وَنَخْلٌ وَرُمَّانٌ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ فِيهِنَّ خَيْرَاتٌ حِسَانٌ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ حُورٌ مَقْصُورَاتٌ فِي الْخِيَامِ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ لَمْ يَطْمِثْهُنَّ اِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَانٌّ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ مُتَّكِـِٔينَ عَلٰى رَفْرَفٍ خُضْرٍ وَعَبْقَرِيٍّ حِسَانٍ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ تَبَارَكَ اسْمُ رَبِّكَ ذِي الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِ

73.

Suçlular simalarından tanınır da, perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar.

Diyanet İşleri

42.

O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

43.

İşte bu suçluların yalanladıkları cehennemdir.

44.

Onlar, cehennem ateşi ile yüksek derecede kaynar su arasında gider gelirler.

45.

O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

46.

Rabbinin huzurunda (hesap vermek üzere) duracağından korkan kimseye iki cennet vardır.

47.

O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

48.

İki cennet de (ağaçlar, meyveler, rengarenk bitkiler gibi) çeşit çeşit güzelliklerle bezenmiştir.

49.

O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

50.

İçlerinde akan iki pınar vardır.

51.

O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

52.

İkisinde de her meyveden çift çift vardır.

53.

O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

54.

Onlar astarları kalın ipekten olan döşeklere yaslanırlar. Bu iki cennetin meyveleri (zahmetsizce alınacak kadar) yakındır.

55.

O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

56.

Oralarda bakışlarını sadece eşlerine çevirmiş dilberler vardır. Onlara eşlerinden önce ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur.

57.

O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

58.

Onlar sanki yakut ve mercandır.

59.

O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

60.

İyiliğin karşılığı, yalnız iyiliktir.

61.

O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

62.

Bu iki cennetten başka iki cennet daha vardır.

63.

O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

64.

O iki cennet koyu yeşil renktedir.

65.

O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

66.

İçlerinde kaynayan iki pınar vardır.

67.

O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

68.

İçlerinde her türlü meyve, hurma ve nar vardır.

69.

O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

70.

Onlarda huyları güzel, yüzleri güzel dilberler vardır.

71.

O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

72.

Onlar, çadırlara kapanmış hurilerdir.

73.

O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

74.

Onlara, eşlerinden önce ne bir insan ne bir cin dokunmuştur.

75.

O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

76.

Onlar yeşil yastıklara ve güzel yaygılara yaslanırlar, (nimetlenirler).

77.

O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

78.

Azamet ve ikram sahibi Rabbinin adı yücedir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

41- Suçlu günahkârlar yüzlerindeki belirtileriyle bilinip tanınırlar. Abalarından ve ayaklarından yakalanırlar (da yaka-paça Cehennem’e atı­lırlar).

42- Artık Rabbınızın hangi nîmetlerini yalabıyabilirsiniz?

43- İşte bu, suçlu günahkârların yalanladığı Cehennem’dir.

44- Onlar, Cehennem ateşiyle son derece kaynar su arasında dola­şıp dururlar.

45- O halde Rabbınızın hangi nîmetlerini yalanlıyabilirsiniz?

46- Rabbıʹnın (hüküm ve adâlet) makamından korkan kimseye iki Cennet vardır.

47- Artık Rabbınızın hangi nîmetlerini yalabıyabilirsiniz?

48- İkisi de bol çeşitli ağaçlara sâhiptirler.

49- O halde Rabbınızın hangi nîmetlerini yalabıyabilirsiniz?

50- İkisinde akıp duran iki pınar vardır.

51- Artık Rabbınızın hangi nîmetlerini yalabıyabilirsiniz?

52- İkisinde de her çeşit meyveden çift çift vardır.

53- O halde Rabbınızın hangi nîmetlerini yalabıyabilirsiniz?

54- Onlar (o Cennetlere lâyık görülen bahtiyarlar), astarları kalınca atlastan olan döşekler üzerine yaslanırlar. Her iki Cennetʹteki meyveler ise kolayca devşirilecek şekilde yakındır.

55- Artık Rabbınızın hangi nîmetlerini yalabıyabilirsiniz?

56- Cennetlerde gözlerini sadece kendi eşlerine çevirmiş, daha önce kendilerine ne insan, ne de cin dokunmamış zevceler vardır.

57- O halde Rabbınızın hangi nîmetlerini yalabıyabilirsiniz?

58- Onlar (o zevceler) sanki yakutlar ve mercanlardır.

59- Artık Rabbınızın hangi nîmetlerini yalabıyabilirsiniz?

60- İyiliğin karşılığı ancak iyiliktir.

61- O halde Rabbınızın hangi nîmetlerini yalabıyabilirsiniz?

62- Bu ikisinden başka iki Cennet daha vardır.

63- Artık Rabbınızın hangi nîmetlerini yalanlıyabilirsiniz?

64- Bu ikisi de koyu yeşilliktir.

65- O halde Rabbınızın hangi nîmetlerini yalanlıyabilirsiniz?

66- İkisinde de durmadan fışkırıp akan iki pınar vardır.

67- Artık Rabbınızın hangi nîmetlerini yalabıyabilirsiniz?

68- İkisinde de meyva, hurma ve nar vardır.

69- O halde Rabbınızın hangi nîmetlerini yalabıyabilirsiniz?

70- Cennetlerde huyları güzel, yüzleri güzel hayırlı kadınlar vardır.

71- Artık Rabbınızın hangi nîmetlerini yalabıyabilirsiniz?

72- Otaklarında tüller ardında huriler vardır.

73- O halde Rabbınızın hangi nîmetlerini yalabıyabilirsiniz?

74- Bunlardan önce onlara hiçbir insan ve cin dokunmamıştır.

75- Artık Rabbınızın hangi nîmetlerini yalabıyabilirsiniz?

76- Yeşil yastıklara ve benzeri görülmeyen döşeklere yaslanırlar.

77- O halde Rabbınızın hangi nîmetlerini yalabıyabilirsiniz?

78- Büyüklük, ululuk, saygınlık, cömertlik, iyilik sâhibi olan Rabbʹının ismi çok mübârektir, çok yücedir.

RABBİNİN MAKAMINDAN KORKANLAR

«Rabbinin (hüküm ve adâlet) makamından korkan kimseye iki cennet vardır. »

Âyette, Cenâb-ı Hakkʹın yüce makamından korkan müʹmine iki cen­net va’dedilmektedir. «Makam» kavramından maksad nedir? Cenâb-ı Hakkʹa zaman ve mekân izafe edilemiyeceğine göre, bu, zahirî anlamından başka bir mânaya delâlet etmektedir. O bakımdan ilim adamlarının farklı yorum­ları olmuştur:

a) Hesap vermek üzere kişinin, Rabbinin huzurunda duracağı makam,

b) Cenâb-ı Hakkʹın her ikisinin her an üzerinde murakabada bulun­duğu ve herkesin neler düşündüğünü, neler işlediğini görüp bildiği makam,

c) Kişinin gizli ve açık hallerde mutlak gözetim ve denetim altında bulunduğuna inanarak, hayatını ona göre düzenleme idrâkine eriştiği ma­kam,

d) Allahʹtan her dem korkup gösterişten uzak kalınarak İhlâs üzere amelde bulunma makamı.

Nitekim Tirmizî’nin Ebû Hüreyre (R. A. )den rivâyet ettiği hadîste, Resûlüllah (A. S. ) Efendimiz şöyle buyurmuştur: «Kim Allahʹtan korkarsa, ilk adımda kendini buna hazırlayıp kolları sıvar ve kim de ilk adımda kendini hazırlarsa, makam ve mertebelere erişir. Haberiniz olsun ki, Allahʹın sıl’âti (ticaret malı)nın fiatı yüksektir; gözünüzü açın ki Allah’ın ticaret malı cen­nettir. » (Tirmizî/kıyâmet 18)

İki Cennet:

İki cennetten maksad nedir? Cennet kavramı, umum ifade ettiğine göre, burada «iki» kelimesiyle anılmasının birtakım farklı mânaları olsa gerek. O bakımdan ilim adamları şu yorumlar üzerinde durmuşlardır:

1- Cennet’te büyük bir alanı kaplayan iki güzel bahçe,

2- Biri mü’min kimse için yaratılıp hazırlanan makam, diğeri kâfir için hazırlanıp mü’minin vâris kılındığı makam,

3- Biri kendisine tahsîs edilecek menzil, diğeri eşlerine ayrılacak ko­nak,

4- Biri, oradaki göz alıcı konağı, diğeri geniş bahçesi,

5- Adn Cennet’i ile Naîm Cennetinde ayrılan ayrı iki yurt.

Kurʹânʹın tasviriyle, her iki cennet de renk renk meyvalar ve çiçeklerle donatılmıştır. Ağaçların dalları, budakları düzenli ve uyumludur.

İkisinde de akıp duran iki pınar vardır; biri «Tesnîm», diğeri «Selsebîl» ismini taşımaktadır. Biri saf temiz su, diğeri sarhoşluk vermeyen nefis iç­kidir.

MEYVALARDAN ÇİFT ÇİFT VARDIR

«İkisinde de her çeşit meyvadan çift çift vardır. »

Sözü edilen iki cennette her çeşit meyvadan çift çift bulunduğu belir­tilmektedir. Müfessirlerin bu hususta farklı yorumları olmuştur. Şöyle ki:

a) İki ayrı tatlılık ve değişik nefasette,

Nitekim İbn Abbas (R. A. ) diyor ki: «Dünyadaki mevcut her meyva­dan, -kargadöleği dahil- mutlaka Cennetʹte de vardır. Ancak cennettekilerin herbiri ayrı bir lezzet ve nefasettedir.

b) Yaş ve kuru meyva,

Çünkü insanın bazan canı kuru yemiş, kuru meyva ister.

c) Gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, kalplerin düşünemediği daha nice çift çift meyvalar vardır ki, çiftlerden herbiri ayrı bir renk, ayrı bir koku ve değişik bir lezzet taşır.

CENNETʹTEKİ MEYVALAR KOLAYCA DEVŞİRİLİRLER

«Her iki cennetteki meyvalar ise, kolayca devşi­rilecek şekilde yakındır. »

İlgili âyetle, cennetteki ağaçların konumu ve dallarının düzeni ve uyumluluğu; aynı zamanda kanepeler üzerinde oturanların kolayca kopar­masına uygun boyda bulunması, oradaki ağaçların görüntüyü kapatacak kadar boylu olmadıklarına delâlet etmektedir.

Ayrıca cennetteki kanepeler üzerine serilen döşeklerin çekiciliği ve nefaseti üzerinde duruluyor.

GÖZLERİNİ SADECE EŞLERİNE ÇEVİREN DİLBERLER

«Cennetlerde gözlerini sade­ce kendi eşlerine çeviren ve daha önce kendilerine ne insan, ne de cin do­kunmayan zevceler vardır. »

Saffat Sûresiʹnde de belirtildiği gibi, Cennetʹte iki ayrı cins zevceler (eşler) vardır. Biri, özel olarak Cennet’te yaratılıp cennettekiler için hazır­lanmıştır ki onlara «hûrî» denilmektedir. Diğeri, dünyadaki mü’mine kadın­lardır ki, Cennet’te kocalarıyla birleşirler.

İlgili âyette «hûrî»den söz edilerek onların iki önemli özelliği üzerinde durulmaktadır. Öyle ki: Cennet’te herkese verilen bol nîmetler, geniş mülk­ler öylesine çok ve göz doyurucudur ki, biri diğerinin mülk ve nîmetine aç­gözlülükle bakmaz ve kıskançlık duyacak şekilde ilgi göstermez. O bakım­dan hûrî denilen eşler de sadece kime bağışlanmışlarsa onunla ilgilenirler. Ne başkaları onlara şehevî ilgi duyar, ne de onlar başkalarına karşı böyle bir duygu besler..

Hûrî denilen eşler, o kadar güzel, endamlı, pürüzsüzdürler ki, Kur’ân onları «inci ve mercanı» misal vererek tasvîr etmektedir.

Âyette başka bir incelik daha söz konusudur:

Cennet’teki «hûrî» denilen eşlere, daha önce insan dokunmadığı gibi, cin de dokunmamıştır. Burada üç ayrı mâna ve yoruma işâret edilmektedir. Şöyle ki:

1- Hûrî ne insan türündendir, ne de cin türündendir. O bakımdan hiç kimse onlara dokunmamıştır.

2- Dünyadaki kadınlara insanlar dokunduğu gibi, bazan cinler de dokunabilir. Ancak cinlerin dokunması şöyledir: Mücâhidʹin açıklamasına göre, erkek Besmele çekmeden eşiyle cinsel temasta bulunurken cin veya şeytan da -keyfiyeti bizce bilinmeyen şekilde- temas kurar.

3- Cinlerden cennete girecek olan dişilere, erkek cinler; insanlardan cennete girecek kadınlara, erkek insanlar dokunmuştur. Hûrî ise, cennette yaratıldığı için kimse ona dokunmamıştır.

İYİLİĞİN KARŞILIĞI ANCAK İYİLİKTİR

«İyiliğin karşılığı ancak iyiliktir. »

İyilikle çevrisini yaptığımız «ihsan», çok yönlü bir kavramdır. Delâlet ettiği mânaların hepsini biraraya getirip özetliyecek olursak, şu sonucu çıkarmamız mümkün olur: «İyilikte bulunmak, bir şeyi iyileştirip güzelleştir­mek, bir şeyi iyi yanıyla gerektiği şekliyle bilmek; hep iyilik üzere bulunup iyilik düşünmek; kulluk görevini yerine getirirken Allah’ı görür gibi güzel ibâdet etmek ihsandır.

O halde dünyada da iyiliğe karşılık iyilikte bulunmak bir fazîlet ve İnsanî bir borçtur. Allah için yapılan iyiliğin daha çok karşılığı, âhirette, Cenâb-ı Hakk’ın büyüklüğüne yakışır tarzda vereceği mükâfatla gerçekle­şir.

Bu mânayı dikkate alanlar, âyeti şöyle açıklamışlardır:

a) İbn Abbas ve İbn Mes’ûd’a (Allah ikisinden de râzı olsun) göre: Gerçek iyilik, Lâ ilâhe illâllah’tır ve onunla amel etmektir. Bu sözün kar­şılığı ise, ancak cennettir.

b) Dünyada iyilik ve güzellikte bulunan müʹminler, âhirette iyilik ve güzellikle mükâfatlandırılırlar.

KOYU YEŞİL İKİ CENNET

«Bu ikisinden başka iki cennet da­ha vardır… Bu ikisi de koyu yeşilliktir. »

Yukarıda bazı özellikleri belirtilen iki cennetten başka, iki cennet daha vardır ki, bunlar kendine has bir görüntü arzeden koyuca yeşilliklerle ör­tülüdür; aralarından fışkırıp akan iki ayrı pınarla birlikte hurma, nar ve di­ğer meyvalar mevcuttur.

Âyetlerde bütün meyva çeşitlerini içine alan «fakihe» ismi kullanılmış ve bu genel anlatımdan sonra özel anlatıma geçilerek hurma ve nardan söz edilmiştir. Bu, cennetteki hurma ve narın tarifi mümkün olmayacak güzellik, tad ve nefasetine ve cennetliklerin bu iki meyvaya daha çok rağ­bet edeceklerine işârettir.

HÛRÎNİN BAZI ÖZELLİKLERİ

«Cennetlerde huyları güzel, yüzleri güzel ha­yırlı kadınlar vardır. »

Cennet’te yaratılan hûrîlerin birtakım vasıf ve özellikleri anlatılarak, dünyadaki hanımlara örnek gösteriliyor. Şüphesiz, hûrîlerin birçok özellik­leri vardır, ancak burada dört kadarı üzerinde durulmaktadır:

1- Gözlerini yalnız eşlerine çevirirler.

2- Temizlik, parlaklık, çekicilik ve değerlilikte inci ve mercana ben­zerler.

3- Huyları güzel, yüzleri güzel hayırlı eşlerdir.

Bu, kadının sadece fiziksel yapısının güzelliğinin yeterli olmadığına, huy ye ahlâk güzelliğinin bununla paralellik arzetmesi gerektiğine işârettir.

4- Kendilerine ait çardak ve benzeri güzel manzaralı yerlerde, tülden perdeler arkasında otururlar.

Bu, kadının iffet perdesini, lâyık olduğu yeri ve ilgiyi yansıtmaya yöne­lik bir anlatım tarzıdır.

Abkar: Arap mitolojisinde «cinler, periler ülkesi» hakkında kullanı­lırdı. Böylece Araplar çok ender şeylere de «akbar» derlerdi. Cenâb-ı Hak bu kelimeyle cennetteki döşek ve örtülerin nadide kumaştan olduğuna işa­ret etmektedir.

ALLAHʹIN İSMİ ÇOK MÜBAREKTİR

«Büyüklük, ululuk, saygınlık, cömertlik, iyilik sâhibi olan Rabbıʹnın ismi çok mübarektir, çok yücedir. »

Bütün bu yüksek nîmetleri sadece inanan insanlara hazırlayan ve dün­yada iken ebediyet yurduna lâyık bir hayat geçirip Allah’a karşı kulluk gö­revini yerine getirenler için çekicilik ve nefasetin doruğuna yükselten Ce­nâb-ı Hak, her bakımdan çok üstündür, tâzîme lâyıktır ve ismi çok müba­rektir.

Bütün güzelliklerin, iyiliklerin, cömertlik ve yüceliklerin tek kaynağı olan Cenâb-ı Hak, inanan insanların da bu güzelliklerinden pay almasını dilemekte ve bunun için gereken bütün bilgileri vermektedir.

Rahmân Sûresiʹne, Kur’ânʹı öğreten Rahmân ismiyle başlandı ve celâl, ikrâm sâhibi Allah’ın isminin çok mübarek olduğu belirtilerek sûre nokta­landı.

Bu Sûrenin de tefsirini bize müyesser kılan Cenâb-ı Hakk’a hamd-u senâlar; dünya tarihinde en büyük, en kalıcı inkılâbı insanlığın huzur, gü­ven ve ebedî mutluluğu için yapan Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’e salât-ü selâmlar olsun.