MEÂLİ:
66- İnsan der ki: «Ben öldüğümde mi bir süre sonra diri olarak (kabrimden) çıkarılacağım?! »
67- Bu insan daha önce hiçbir şey değilken kendisini yarattığımızı düşünüp hatırlamaz mı?
68- Rabbına and olsun ki, onları şeytanlarla beraber mutlaka diriltip kaldıracağız ve biraraya getirip toplayacağız. Sonra da onları Cehennem’in etrafında dizüstü hazır bulunduracağız.
69- Sonra da her topluluktan Rahmân’a karşı en çok küstahlık yapıp başkaldıranları çekip (Cehennem’e atacağız).
70- Sonra, şüphesiz biz o Cehennem’e girip yaslanmaya en lâyık olanları da daha iyi biliriz.
71- Hem sizden hiçbir kimse yoktur ki Cehennemʹe uğramış olmasın. Bu, Rabbin yanında kesin hükme bağlanmıştır.
72- Sonra da Allah’tan korkup fenalıklardan sakınanları kurtaracağız. Zâlimleri ise dizleri üstü Cehennemʹde bırakacağız.
İLGİLİ HADÎSLER
Kutsî Hadîs:
«Âdemoğlu beni yalanladı. Oysa beni yalanlamaya hakkı yoktur. Âdemoğlu bana eziyet etti. Oysa bana eziyet etmeğe de hakkı yoktur. Onun beni yalanlaması, «Allah beni ilk yaratıp var kıldığı gibi, (öldüğümden sonra) geri çeviremiyecektir» demesidir. Oysa ilk yaratmak, sonra tekrar yaratmaktan daha kolay değildir. Onun bana eziyet etmesi ise, benim evlât edindiğimi iddia etmesidir. Oysa ben birim, hiçbir şeye muhtaç değilim, her şey bana muhtaçtır. Doğurmadım, doğurulmadım ve hiçbir şey dengim ve benzerim değildir. » (Buharî/tefsir: 8/2- 1, 2/112- Nesâî/cenâiz: 117- Ahmed: 2/317, 350)
«İnsanların hepsi Cehennem’e uğrar. Sonra da amelleriyle ondan çıkarlar. » (Tirmizî/tefsîr: 19- Dâremî/rikak: 89- Ahmed: 5/111- 6/395)
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bir gün ashabına şöyle buyurdu:
«Şüphesiz ki ben, Bedir savaşına ve Hudeybiye andlaşmasına hazır olan hiçbir mü’minin -inşaallah- Cehennem’e girmiyeceğini ümit etmekteyim. »
Bunun üzerine Hz. Hafsa (R. A. ) dedi ki:
- Ya Resûlellah! Allah Kur’ânʹda: «Sizden hiçbir kimse yoktur ki Cehennem’e uğramış olmasın» buyurmadı mı?
Resûlüllâh (A. S. ) ona şu âyeti okudu: «Sonra da Allah’tan korkup fenalıklardan sakınanları kurtaracağız. » (Müsned-i Ahmed: Hz. Hafsa (R. A. )dan)
«Lâ ilâhe illâllah deyip de kalbinde arpa ağırlığınca hayır bulunan kimse Cehennem’den çıkacaktır. Lâ ilâhe illâllah deyip de kalbinde buğday ağırlığınca hayır bulunan kimse de Cehennemʹden çıkarılacaktır. Lâ ilâhe illâllah deyip de kalbinde zerre ağırlığınca hayır bulunan kimse de Cehennemʹden çıkarılacaktır. » (Sahîh-i Buharî: Enes b. Mâlik (R. A. )den)
ÖLDÜKTEN SONRA DİRİLMEYİ RET VE İNKÂR EDENLER
«İnsan der ki: Ben öldüğümde mi bir süre sonra diri olarak (kabrimden) çıkarılacağım?! »
Öldükten sonra dirilip kalkma konusu her insanın kafasını meşgul etmektedir. Aslında bu herkesin özlemidir. Ne var ki, örneği olmayan ve hangi kanunla gerçekleştirileceği, insanların çoğu tarafından bilinmeyen bu olay, insanların çoğuna göre bir muamma olmaktan kurtulamamıştır.
İlim bize pek az şeylerin sırrını çözebilmiştir. Daha doğrusu gözlem ve deney kapsamına giren konularla uğraşıp bazı sonuçlar elde edebilmiş ve edebilmektedir. Ama «öldükten sonra dirilme» olayı, şüphesiz ki gözlem ve deneyin dışında kalan konulardan biridir. Daha çok sağlam imâna ve geniş dinî kültüre dayanmaktadır. Nitekim bu konuyu en güzel ve en doyurucu şekilde anlatıp açıklayan da hak dindir.
İlim, insanın veya bir canlının nasıl oluşup meydana geldiğini biliyor; ama onun canlılık vasfını bilemiyor. Belli elementlerin belli oranda, belli soylar ve türlerden bir araya gelmesiyle canlılık vasfına veya cevherine ortam hazırlanıyor. Eğer ilim bu ortamla canlılık vasfı arasındaki ilgiyi ve bu vasfın oluş ve intikalini çözebilseydi; öldükten sonra dirilmenin mümkün olabileceğine az da olsa bir kapı açmış olurdu. Ne yazık ki ilim, canlılık vasfı hakkında henüz kayda değer bir şey bilmemektedir.
Kur’ân-ı Kerîm ilgili âyetle bu hususta bir ipucu veriyor: «İnsan daha önce hiçbir şey değilken kendisini yarattığımızı düşünüp hatırlamaz mı? »
Eğer var olan eşya (canlı, cansız) tesadüflerin oluşturduğu bir dizi veya yığın ise, tesadüfler neden bu diziye, ya da yığına yeni yeni şeyler ilâve edememektedir? Yeryüzünde türü, adı, sanı bulunmayan çok değişik bir canlı neden oluşturmamaktadır?
Görülüyor ki, varlık âlemi kör ve şuursuz tesadüflerin peşpeşe sıraladığı, maksatsız, amaçsız rastgele şeyler değil, her biri bir kanuna göre, bir amaca yönelik olarak yaratılmış ve kâinat plânında lâyık olduğu yeri almıştır. Hazırlanan ezelî plân şaşmadan son noktasına doğru uzanıp gitmektedir.
Canlılar âleminde nasıl yepyeni bir türü akletmek mümkün değilse, kâinat düzenine yeni bir düzen getirmek de öylece mümkün değildir. Bu, yüce kudretin uyguladığı sünnetin değişme kabul etmez bir özellik taşıdığını kanıtlar. Kurulan düzen böylece hedefine doğru ilerlemekte ve mevcut plâna göre, hükmünü yerine getirmektedir. Şüphesiz bu plân ve sünnetin ucunda kıyâmet vardır. Bütün canlıların yok olması, mevcut sistemlerin bozulması ve sonra yeniden dirilip kalkması ve ikinci bir düzenin mükemmel bir plânla yeniden kurulması, «kıyâmet» ve «âhiret» olarak isimlendirilmektedir.
Birinci düzene inanıyorsak, ikinci düzene niçin inanmayalım? Birinci düzende belli oranda, belli türlerde canlı yaratıldığına inanıyorsak, ikinci düzen ve plânda canlıların yeniden aynı oranda, sayıda ve ilk aldığı biçimde yaratılacağını neden kabul etmiyelim?
O halde hiçbir şey değil iken insanı, belli kanunlarla ve belli şartlara göre yaratan kudret, örnek ve modeli mevcut olan bizleri öldüğümüzden sonra yaratmaya kadir değil midir? Birinci yaratmaya kudretinin yettiğine inanıyorsak, ikinci yaratmaya niçin inanmayalım? Bu ikinci yaratma yoksa O’na daha mı ağır gelecek? Canlılık vasfını, bizim bilmediğimiz bir sünnetle gerçekleştirip maddeye sokan Yüce Yaratanʹın bu sünneti hep faal durumda değil midir? Öldükten sonra aynı sünnet belli elementleri biraraya getirip canlılık vasfını neden vermesin? Oysa verdiklerinin milyonlarca, milyarlarca misallerini her gün görmekteyiz.
Bütün bunları bir türlü idrâk etmeyen inkârcı müşrikler, kıyâmet günü dirilip kalkınca, gerçeği bütün açıklığıyla görecek, ama neden sonra. Hakk’ın varlığı karşısında baş eğip O’nu tesbîh eden bütün eşyanın hakkına tecavüz eden maddecilere verilecek ceza da o nisbette büyük olacaktır. Kurʹân’da bu cezanın çizilen tablosunun bir ucu bize uzatılarak iyi düşünmemiz isteniliyor. Aynı zamanda inkarcılar uyarılarak ölüm olayı meydana gelmeden hakikatı anlayıp idrâk etmelerinin yol ve yöntemi gösteriliyor: «Sonra onları Cehennem’in etrafında dizüstü hazır bulunduracağız. Sonra da her topluluktan Rahmânʹa karşı en çok küstahlık yapıp baş katranları çekip (Cehennem’e atacağız). »
HER İNSAN CEHENNEMʹE UĞRAR
«Hem sizden hiçbir kimse yoktur ki, Cehennemʹe uğramış olmasın. Bu, Rabbin yanında kesin hükme bağlanmıştır. »
Âyetin ve ilgili hadîslerin açık anlatım ve delâletinden anlaşılıyor ki, kıyâmet gününde, -cennetlik olsun, cehennemlik olsun- her insan önce Cehennem’e uğrar. Sonra ameline ve niyetine göre yerini ve makamını alır.
Ancak bu uğramanın nasıllığı ve niceliği hakkında farklı yorumlar ve rivâyetler yapılmıştır:
a) İbn Abbasʹa göre, Cehennem’in içine girerler. İyiler ve kötüler önce o felâket yurduna uğrayıp İlâhî adâletin anlamını ve tecellisini gördükten sonra, iyiler Cennetʹe gider, kötüler Cehennemʹde kalır.
b) Mü’minlerin önce Cehennem’e girmesi, elemsiz ve acısızdır. Ateş onları yakmaz. İbrahim Peygamberi yakmadığı gibi..
c) Cehennemʹe girip oradaki azâbın dehşet ve şiddetini gören müʹminlerin, Cennet’teki yüksek nîmetlerin kıymetini daha çok anlayıp takdir etmelerini sağlar. Böylece Cennetʹin ne kadar büyük bir mutluluk yurdu olduğu daha iyi anlaşılmış olur.
d) İnkârcı sapıklar, mü’minlerin oradan çıkarılıp Cennet’e sevkedildiklerini görünce, üzüntüleri büsbütün artar ve hayıflanıp kalırlar. Dünyaʹda kaçırdıkları fırsatları düşündükçe kahrolurlar.
e) Bu uğrama, Cehennemʹe uğrama şeklinde değil, onun kenarına gelip içindeki manzarayı görmek şeklinde tezahür edecektir.
Birinci yorum ve tesbit daha sahîh kabul edilmiştir. Çünkü sahîh hadîsler o yorumu daha çok kuvvetlendirmektedir.
f) Sırat denilen köprü, Cennet ile Cehennem arasında kuruludur. Her insan mutlaka bu köprüye uğramak zorundadır. O halde Cennet’e gidecek olanlar da bu köprüden, yani Cehennem üzerinden geçmek zorundadırlar. Cennetlikler böylece Cehennem’i ve içindeki azabı gözleriyle görüp geçerler; Cehennemlikler ise, geçme imkânı bulamayıp aşağı düşerler.
Şüphesiz ki bu, -Kur’ânʹın beyânıyla- Allah yanında belirlenmiş kesin bir hükümdür ki olup bitmiştir. Günü gelince aynen gerçekleşecektir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, öldükten sonra dirilip kalkmaya inanmayanların düşünce ve akıllarına seslenilerek temel bilgiler verildi. Kurulan düzenin mutlaka vakti saati gelince bozulacağına ve hemen arkasından yeni bir düzenin kurulacağına ve ölülerin diriltilip kaldırılacağına dikkatler çekildi. Sonra da her insanın mutlaka Cehennem’e uğrayacağı hatırlatılarak, oradan kurtulmanın ancak imân ve sâlih amelle mümkün olabileceğine işâret edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, her türlü saadeti ve mutlu sonucu dünyaya ve ondaki mal ve makama bağlayanlar konu ediliyor. Sonra da mal ve makamca ne kadar üst düzeyde olanlar gelip geçti ki, hiç birini mal ve makamının kurtaramadığı, İlâhî hükmün inmesiyle hepsinin yok edildiği haber verilerek, inkârcı sapıkların, bugün yeryüzünde boynu bükük duran kâfir kavimlerin kalıntılarına bakıp ibret ve öğüt almaları dolaylı şekilde hatırlatılıyor. Küfür ve ahlâksızlıkta ısrar edenlerin iplerinin salıverileceği ve fakat bunun sonunun çok elim bir azâpla noktalanacağı haber veriliyor. Arkasından doğru yolda olanların Allah yanındaki makam ve dereceleri övülerek mü’minler daha çok teşvîk ediliyor.