MEÂLİ:
71- Müʹmin erkeklerle mü’min kadınlar birbirlerinin velîleri (yardımcıları, destekleyicileri ve Allah için dost ve yakınları)dırlar. İyilikle emrederler, fenalıktan men’ederler; namazı vaktinde kılarlar; zekâtı (yerli yerince) verirler ve Allahʹa, Peygamberine itaât ederler. İşte bunları Allah (geniş) rahmetine eriştirecektir. Şüphesiz ki Allah yegâne üstündür, her işinde hikmet sâhibidir.
72- Allah, müʹmin erkeklerle müʹmin kadınlara, altlarından ırmaklar akan Cennetler vaʹdetmiştir; orada ebedî kalıcılardır ve ayrıca Adn Cennetlerinde güzel, gönül çekici konaklar da vaʹdetmiştir. Allahʹın râzı olması ise, (hepsinden) daha büyük. İşte bu büyük bir kurtuluştur.
İLGİLİ HADÎSLER
«Mü’minlerin birbirlerini sevip merhametli davranmalarının misali, bir beden gibidir; ondan bir organ rahatsız olunca diğer bütün organlar da ateş ve uykusuzlukla ona çağrışımda bulunurlar (aynı rahatsızlığı duymakta ona katılırlar). » (Ahmed: 4/268, 270, 271, 274, 276)
«Müʹmin, mü’min (kardeşi) için bir binadaki (kerpiçler) gibidir; birbirleriyle bağlantı yaparlar. » (Buharî/mezalim: 5, salât: 88, edeb: 36- Tirmizî/birr: 18- Nesâî/zekât: 67- Ahmed: 4/404, 405, 409)
«İki cennet altındandır, içindeki kapları ve her şeyleri de altındandır. İki cennet gümüştendir, kapları ve içindeki her şeyleri de gümüştendir. Cennet ehliyle Rablarının cemaline nazar etmeleri arasında, Adn cennetinde (tecelli eden) vechindeki kibriya örtüsüdür. » (Buharî/tevhîd: 24, tefsîr: 55- Müslim/imân: 296- Tirmizî/cennet: 3, 7- İbn Mâce/mukaddeme: 13- Daremî/rikak: 101- Ahmed: 4/411, 416)
«Şüphesiz ki, mü’mine ait Cennet’te tek bir parça halinde inciden bir çadır vardır ki, uzunluğu göğe doğru altmış mildir. Müʹminin o çadırda zevceleri vardır, onlara uğrar da biri diğerini görmez. » (Buharî/tefsîr: 55, bed-i halk: 8- Müslim/cennet: 23, 25- Tirmizî/cennet: 3- Dâremî/rikak: 109- Ahmed: 3/103, 115, 263- 4/400, 411, 419)
«Doğrusu Cennet ehli cennetteki köşk ve çadırları, gökteki yıldızları görür gibi görürler. » (Buharî/cenaiz: 90, zekât: 1, hars: 20, cihâd: 6, bed-i halk: 1, 6, 8, enbiya: 1, 7, mendup: 25, fazâil: 29- Müslim/imân: 15, 179, 187, 188, 192, 263, 297, 302, 304- Tirmizî/cenaiz: 16, 70, fazâil: 13, 17, 25, libas: 43, kader: 4, 8, cennet: 8, 12, 13)
Bu, Cennet’teki köşk ve çadırların hem parlak bir görünümde olduklarını, hem de aralarındaki mesafenin uzunluğunu ifade etmektedir.
MÜ’MİNLERİN VASIFLARINDAN BAZISI
«Müʹmin erkeklerle müʹmin kadınlar birbirlerinin velîleri (dost ve yardımcılarıdır)lar.. »
Münafıkların bazı vasıfları ve mü’minler aleyhine olan tutumları açıklandıktan ve gereken uyarılar yapıldıktan sonra, Allah, içi-dışı bir olup kendini hakikî imân düzeyine getiren müʹminlerin bazı önemli vasıflarını sıralıyor ve onlar için nasıl mutlu bir gelecek hazırlandığını haber veriyor:
1- Mü’minler birbirlerinin dostu, yardımcısı ve destekleyicisidirler. Bu, imân ve gaye birliğinin tabii neticesi sayılır. Çünkü amaç, Allahʹın hoşnutluğuna ermek, yaratıldığı gayeye yönelip hilkat planındaki yerini almak ve öylece insanlara yararlı hizmetlerde bulunmaktır.
2- Müʹminler iyilikle emrederler. Bu hasletleriyle onlar; insanın yaratılışındaki yücelikle, ruhundaki cevherle uyum sağlayan amellerin işlenmesini telkîne çalışır, kendi hayatlarında uyguladıkları güzel amellerle bunun örneklerini ortaya koyarlar. Buna, «emr-i bi’l-ma’ruf» denilir. Nitekim gönderilen her peygamber, indirilen her sahife ve kitap mutlaka iyilikle emretme hükmünü beraberinde getirmiştir.
3- Kötülükten akkorlar. İnsanın hılkatındaki yücelik ve hikmete, azizlik ve safiyete; ruhundaki İlâhî cevher ve Hakk’a imân mayasına ters düşen şeyleri men’ederler. Sadece men’etmekle kalmayıp bunu günlük hayatlarının her bölümünde uygulayıp öğüt alınacak misaller verirler. Nitekim peygamberlerin görevlerinden biri de «nehy-i âni’l-münker»dir. Biz buna, kötülükten alıkoymak, fenalıktan men’etmek, diyoruz.
Bu son iki vasıf, toplum yapısında, âile bünyesinde otokontrolü sağlamaya, insanlar arasında güveni pekiştirmeye yöneliktir. İslâmʹın hayat düzenini kurmada üzerinde önemle durduğu hususlardan ikisidir. O bakımdan Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, «Canımı kudret elinde tutana and olsun ki, ya iyilikle emreder, kötülükten menʹedersiniz, ya da çok sürmez Allah kendi yanından üzerinize bir azâp gönderir de, sonra Allahʹa duâ edersiniz, duânızı kabul buyurmaz. » (Tirmizî/fiten: 24) buyurdu.
4- Namazı vaktinde kılarlar. Çünkü namaz Allah ile kulları arasında en işlek yol ve en sağlam köprüdür. Aynı zamanda imânla küfür arasında açık bir alâmettir. O bakımdan ilk insan ve ilk peygamber Hz. Âdemʹden, son peygamber Hz. Muhammed’e (A. S. ) kadar gelip geçen her peygambere namaz emrolunmuştur. Namazsız hak din düşünülemez.
5- Zekâtı verirler. Çünkü zekât İslâm’ın hayat dengesini sağlayan köprülerden biridir. Maddeyle mana, dünya ile âhiret, ruhla beden arasında denge sağlayan önemli bir ibâdettir. Diğer peygamberlerin de zekât vermekle emrolunduklarını Kur’ân haber vermekte, böylece namaz kadar önemli bir ibâdet olduğu belirtilmektedir.
6- Allahʹa ve Peygambere her hususta itaat ederler. Çünkü gerçek kulluk, mutlak itaat ister ve onunla kemâlini bulur. Oruç ve hac ibâdeti de bu mutlak itaata dahildir.
Allah’a ve Peygamberine itaat etmiyen, nefsine ve İblîse itaat ediyor demektir. Oysa insanı yaratan onun nefsi olmadığı gibi, İblîs de değildir. Kâinat da hiçbir zaman plan ve proğram dışı tabii bir hadise değildir; kendi kendine hükmeder, gayesiz ve hikmetsizdir, denilemez. Mutlak bir plân ve mükemmel bir proğram söz konusudur. Hiçbir şeyin boşuna amaçsız yaratılmadığı, her şeyin yüklendiği proğrama göre denge unsuru olduğu, bunun en açık göstergesidir. O halde insan da kendiliğinden oluşup vücut bulmadı, tesadüfler bir zincirin halkaları gibi bir araya gelip onu basitten mükemmele doğru tekâmül ettirmedi. O İlâhî tecelliyle bir gaye ve hikmete göre yaratıldı. O bakımdan insan, vücut yapısının her parçasında Allah’ın yani o yüce yaratanın damgasını görebilecek bir yetenektedir. O bu yeteneğini kullandığı nisbette itaatkârdır ve hayatın gayesini anlamış sayılır.
Kur’ânʹın belirttiği itaat, ilim ve imanın ortaklaşa ortaya koyduğu bir anlayıştır ki, insan onunla insanlığını isbat edebilir.
Bu sıfatlarla kendini donatan kullarına, nefisleri üzerinde hâkimiyet kurmalarına karşılık sonsuzluk yurdu olan cennetler va’dedilmiştir.. Allah ise, sözünden dönmez, va’dini mutlaka yerine getirir. Ayrıca bu saadetin üstünde daha büyük bir saadet var ki, o da, ilâhî rızaya lâyık görülmektir. Sevgili Peygamberimiz (A. S. ) bunu şöyle açıklamıştır:
«Allah, Cennet ehline, ey cennet ehli, diye seslenir. Onlar da, buyur Rabbimiz, emrine hazır bekliyoruz, bütün hayırlar sendendir, derler. Allah onlara:
- Razı oldunuz mu? diye sorar. Onlar da:
- Ey Rabbimiz! neden razı olmayalım ki, hiçbir yarattığına vermediğini bize verdin, derler. Allah:
- Size bundan daha üstününü vereyim mi? diye sorar. Onlar da:
- Bundan daha üstün ne olabiliri? diyerek hayretlerini belirtirler. Allah:
- Size rızamı helâl kılıyorum. Bundan sonra artık ebediyen size gazap etmiyeceğim, buyurur. » (Buharî/rikak: 51, tevhîd: 38- Müslim/cennet: 9- Tirmizî/cennet: 1. 8 Ahmed: 3/88, 95)
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle dosdoğru imân eden mü’minlerin ana vasıflarından altı tanesi açıklandıktan sonra onlar için hazırlanan sonsuz nîmetler ve ebedî saadetler müjdelendi.
Aşağıdaki âyetlerle, Müslümanların müşriklerin azgınlığına karşı susma zamanının çok gerilerde kaldığına işâretle, bundan böyle İslâmʹa karşı olan kâfirlerle münafıkları susturup tesirsiz hale getirme döneminin başladığı haber veriliyor; sonra da içlerinde gizledikleri küfür ve nifakları bazı belirtileriyle açığa vurularak pişmanlık duyup dönüş yapmaları tavsiye ediliyor. Aksi halde hem dünyada, hem de âhirette İlâhî azâptan kurtulamıyacakları bildiriliyor.