Neml Suresi 65-66. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

قُلْ لَا يَعْلَمُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ وَمَا يَشْعُرُونَ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ بَلِ ادَّارَكَ عِلْمُهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ۠ بَلْ هُمْ فِي شَكٍّ مِنْهَا بَلْ هُمْ مِنْهَا عَمُونَ

66.

De ki: "Göktekiler ve yerdekiler gaybı bilemezler, ancak Allah bilir. Onlar öldükten sonra ne zaman diriltileceklerinin de farkında değildirler."

Diyanet İşleri

66.

Ahiret (gününün gerçekleşeceği) hakkında bilgi (peygamberler aracılığı ile) onlara peş peşe gelmiştir. Fakat onlar bu konuda şüphe içindedirler. Daha doğrusu onlar ahiretten yana kördürler.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

65-66- De ki: göklerde ve yerde gaybı Allahʹtan başka kimse bilmez ve onlar da ne zaman diriltilip kaldırılacaklarının bilincinde değillerdir. Ha­yır, onların Âhiret hakkındaki bilgisi kıt ve yetersizdir. Hayır, Âhiret hak­kında (devamlı) şüphe içindedirler. Hayır, onlar Âhiretten yana (o husus­ta) kördürler.

KÂİNATIN BÜYÜKLÜĞÜ, ALLAHʹIN İLMİNİN SINIRSIZLIĞI

«De ki: Göklerde ve yerde gaybı Allahʹtan başka kimse bilmez.. »

İnsan ömrü sınırlı ve sayılı olduğu gibi, bilgisi de sınırlıdır. Kâinat ise rakamla belirlenemiyecek kadar büyüktür. Allah’ın ilmi ise sonsuz ve sı­nırsızdır; ezelle ebed arasını kapsayıp kuşatmıştır. Peygamber ve İlâhî ki­taplar bizi fizik âleminin ötesine götürür, bilgimizi artırır, düşünce ufkumuzu genişletirler. O kadar ki, İlmî araştırmalarla elde edemiyeceğimiz bil­gileri bize verirler. Maddeci sapıklar, inkârcı şaşkınlar ise, kendilerini bu bilgilerden, İlâhî irfandan yoksun bırakırlar. O sebeple konumuzu oluştu­ran âyetlerle bunlar üç ayrı anlatımla kınanmakta, tek yanlı bir bilgi içinde dönüp dolaştıklarına işâret edilmektedir:

a) Ne zaman diriltilip kaldırılacaklarının bilincinde değildirler. Çünkü peygamber eğitim ve öğretiminin dışında kalmışlardır.

b) Âhiret Âlemi hakkındaki bilgileri ya hiç yoktur, ya da son derece yetersizdir. Zira İlâhî kitaplara inanmazlar ve onlardaki bilgilere itibar et­mezler.

c) İkinci hayat konusunda bütünüyle kör ve sağırdırlar. Çünkü kâina­tın her parçasında kendini gösteren İlâhî damgayı görmezler; kâinatın mev­cut düzeninin taşıdığı İlâhî sanatın kusursuzluğunu anlayamazlar. Aynı za­manda hayat kanunlarının hikmet ve amacını idrâkten çok uzaktırlar.

Böylece hakkı red ve inkâr eden maddecilerin üç ayrı vasfı üzerinde duruluyor ve onları daha iyi tanıyabilmemiz hususunda sağlam bir kıstas daha veriliyor: Hakikate karşı şuursuzdurlar; gerçeği anlayıp idrâk etmede yetersizdirler ve Hakk’ın eşyadaki izini görmekte kördürler..

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, kâinatta bilmediğimiz çok şeyin bulunduğu konu edildi. Allah’ın sonsuz kudreti ve sanatı karşısında ne kadar küçük oldu­ğumuza işâret edildi. Sonra da inkârcı maddecilerin üç vasfı üzerinde du­rularak onları teşhîs konusunda bir kıstas verildi.

Aşağıdaki âyetlerle, müşriklerin ikinci hayata inanmadıklarına deği­niliyor. Sonra da kendilerinden önce gelip geçen milletlerin kalıntılarını gezip görmeleri, inceleyip araştırmaları; suçlu günahkâr kavim ve toplu­lukların sonlarının ne olduklarına bakmaları tavsiye ediliyor. Arkasından Peygamberʹe (A. S. ) ve Onun izinde yürüyen müʹminlere, inkârcıların katı tutumlarından, bilgisizce taassuplarından dolayı üzülmemeleri hatırlatı­larak İlâhî hükmün inmesini, beklemeleri dolaylı şekilde emrediliyor. Al­lah’ın, inkâr ve günah içinde ömürlerini harcayanlara azap etmekte aceleci olmadığına da atıf yapılarak her şeyin belirlenmiş bir vakti, hazırlanmış bir süresi olduğuna işârette bulunuluyor.