Al-i İmran Suresi 64. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

قُلْ يَاأَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا اِلٰى كَلِمَةٍ سَوَاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ اَلَّا نَعْبُدَ اِلَّا اللّٰهَ وَلَا نُشْرِكَ بِهِ شَيْـًٔا وَلَا يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضًا اَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بِاَنَّا مُسْلِمُونَ

64.

De ki: "Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız Allah'a ibadet edelim. O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilah edinmesin." Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahit olun, biz müslümanlarız."

Diyanet İşleri

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

64- De ki: «Ey Kitap Ehli! aramızda ortaklaşa (ölçü ve en âdil den­geyi sağlayacak) bir kelimeye gelin; (o da): Allahʹtan başkasına kulluk etmemeniz, hiçbir şeyi Oʹna ortak koşmamanız ve Allahʹı bırakıp bir kıs­mımız bir kısmımızı r a b I e r = tanrılar edinmememizdir. Eğer yüzçevirirlerse, deyin ki: Şâhid olun biz elbette Müslümanlarız: »

ALLAHʹI BİR BİLMEĞE ÇAĞRI

İslâm «Tevhîd Dini»dir. Allahʹı bir bilip Oʹnun eş ve ortaktan münez­zeh bulunduğunu en açık anlatımla yer yer işler. İlâhî dinlerin temelini oluşturan ve hepsi için aynı özelliği taşıyan tevhîd (Allahʹı bir bilip kabul etmek), dinler arasında birleştirici en kuvvetli faktördür. Dinin bu esas ve faktörden ayrı tutulması, ayrılığa düşmenin ilk ve son adımıdır. Bunun için Kur’ânʹda sık sık Tevhîd Akidesiʹne dokunulur. Kitap Ehliʹnin bu konudaki inancında meydana gelen hatanın düzeltilmesi önerilir. Ay­rıca Kur’ân bu çağrısıyla Tevrat ve İncil’de de bu esasın yer aldığını, fakat çoğu bölümlerinin sonradan ya yanlış tercüme edildiğini, ya da maksatlı ve bilgisiz ellerin dokunmasıyla aslından uzaklaştırıldığını hatırlatır.

Diğer yandan İncilʹde baba - oğul deyimlerinin çok yanlış yo­rumlandığını bildirerek Hıristiyanları, eşi, ortağı, dengi ve benzeri olmayan Allah’ı bir bilmeye çağırarak İsâ Peygamberle Muhammed (A. S. )ın, Tevhîd’in aynı kaynaktan gelen çizgisinde bulunduklarına işaret etmekte­dir.

Çünkü Kur’ân dinlerin arasını açmak, Kitap Ehliyle ayrılığa düşmek, insanları birbirine düşman etmek için değil, bütün dinleri Allah’ın Tevrat, İncil ve Kur’ân’da açıkladığı T e v h î d odağında birleştirmek için in­miştir.

Bu nedenle Kur’ân, Kitap Ehliʹnin saplandığı üç yanlış inançtan kur­tulmasını öngörmekte ve bu açıdan gereken çağrısını yapmaktadır:

1. Allah’a babalık vasfını yakıştırıp Üzeyir ve İsâ’yı Allahʹın oğulları kabul etmelerinin Allahʹı bir bilme inancına ters düştüğünü,

2. Allah’tan başkasına ibâdet etmelerinin bütün dinlerin esasıyla bağ­daşmadığını,

3. Allah’ı bırakıp birbirlerini Rab edinmelerinin ve bu yüzden Allah’ın haram kıldığını helâl, helâl kıldığını haram saymalarının semavî kitapla­rın getirdiği esasları kökünden değiştirdiğini en duyarlı biçimde açıklar.

Kur’ân bu açıklamasını diğer iki âyetle şöyle kuvvetlendirir:

«Yoksa Allah’ın izin vermediği dini, onlara meşru kılıp koyan ortak­lar mı var? » (Şûra sûresi: 21)

«Allahʹa karşı yalan uydurmak kasdıyla, dilinizin alışageldiği şekilde uydurup «bu helaldir, bu harâmdır» demeyin.

Çünkü Allah’a karşı yalan uyduranlar elbette umduklarına erişemez­ler. » (Nahl sûresi: 116)

RESÛLÜLLÂH (A. S. )IN KOMŞU ÜLKELERİ TEVHÎDʹE DÂVETİ

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz İslâm devletinin temellerini atıp Tevhîd Diniʹnin esaslarını çevre ülkelere duyurmayı ve böylece son dine dâvet doğrultusunda diplomatik ilişkiler kurmayı plânladı. Çünkü İslâm sadece bir vicdan işi, bir ibâdet mesleği değil, o bütün esas ve prensipleriyle bir hayat dinidir. O, öyle başladı ve öyle kalacaktır. Bu bakımdan Cihan Peygamberi aynı zamanda büyük bir devlet adamı, ileriyi gören güçlü bir diplomat, ordulara kumanda eden üstün yetenekli bir kumandan, diğer mil­letlerle temasa geçen bir siyasî idi.

Başta İbn Saʹd ve diğer tarihçi ve siyercilerimiz bu konuda bize ye­teri kadar bilgi aktarmış, sahih nakiller yapmışlardır.

Roma Kayserine yazılan mektup:

«Rahman ve Rahîm olan Allah adıyla:

Allahʹın Resûlü Muhammed’den Rumların büyüğü Hırakliüs’a. Hidâyet (Allah’a giden doğru yol)a uyana selâm olsun! Bilmiş ol ki, seni İslâm’ın dâvetiyle çağırıyorum. İslâm’a gir ki selâmete eresin. İslâmiyeti kabul et ki, Allah sana iki kere sevap versin. Eğer yüzçevirirsen idâren altındaki halkın günahı senin üzerinedir. »

«Ey Kitap Ehli! aramızda ortaklaşa (ölçü ve âdil denge sağlayacak) bir kelimeye gelin. O da: Allah’tan başkasına kulluk etmememiz, hiçbir şeyi Oʹna ortak koşmamam z ve Allah’ı bırakıp birbirimizi rab edinmememizdir. »

«Eğer yüz çevirirlerse de ki: Şâhit olun, biz Müslümanız! » (Sahih-i Buharî-Müslim)

Buna benzer bir mektup da konumuzu oluşturan âyetin çağrı esası­nı içererek Mısır Kıbtîlerinin büyüğü Mukavkısʹa gönderilmiştir. Prof. M. Hamidullah bu ve diğer mektuplarına temas ederken, Mukavkısʹa gönder­diği mektuba verilen cevabın da aynen muhafaza edildiğini İSLÂM PEY­GAMBERİ adlı kitabında belirtmektedir.

Gassânî hükümdarı El-Haris’e ise şu meâlde bir mektup yazmıştır. (Gassan: Ezd Kabilelerinden bir Arap kabilesinin adıdır. Kökü Yemen’den gelmedir. Bu kabileden cahiliyye devrinde Şam dolaylarında hüküm süren Gassâniler Hanedanı yetişmiştir.)

«Allah’ın Peygamberi Muhammed’den El-Hâris bin Şâmir’e:

Hidâyete (doğru yola) uyana, Allah’a inanan ve bunu duyurana selâm olsun! Sana ait mülkün sende kalması için hiçbir ortağı olmayan Bir Al­lah’a inanmaya seni çağırıyorum. »

Ayrıca bir din adamına yazdığı mektubu İbn Sa’d naklederek şu meâl­de bize bilgi vermektedir:

«Rahmân ve Rahîm olan Allah adıyla: Duğtur (mutlak hükümdar = autocrator) papazʹa: Allah’ın selâmı imân edene olsun! Bunun devamı olarak bil ki: Meryem oğlu İsâ, Allah’ın iffetli namuslu olan Meryemʹe ilka ettiği ruhu ve kelimesidir. Ben, Allahʹa ve bize indirilene, İbrâhimʹe, İsmâ­ilʹe, İshâk’a, Yakub ve diğer kabilelere indirilenlere; Mûsâ’ya ve İsâʹya verilenlere ve peygamberlere Rableri tarafından verilene imân ettim. On­lardan birini diğerinden ayırt etmeyiz. Ve biz Oʹna teslim olmuş Müslü­manlarız. Allah’ın selâmı doğru yola uyanlara olsun. » (Fazla bilgi için bak: İslâm Peygamberi / M. Hamidullah: C. 1, S. 210- 220)

TEVRAT VE İNCİL’DE TEVHÎD KALINTILARI

Tevrat’ta açık bir anlatımla Tevhîd akidesine yer verilmiş ve bu­güne kadar az da olsa muhafaza edilmiştir.

Allah Musâ Peygambere diyor ki:

«Seni Mısır diyarından, esirlik evinden çıkaran Allah Yehova benim. Karşımda başka ilâhların olmayacaktır.

Kendin için oyma put, yukarıda göklerde olanın, yahut aşağıda yerde olanın yahut yerin altında sularda olanın hiç suretini yapmıyacaksın ve onlara ibâdet etmiyeceksin. » (Tevrat Çıkış: 20/1-4)

Bernaba İncil’in’de deniliyor ki:

«Şeytan; murdar olan her çeşit eti helâl gören, sünnet olmayı redde­den, İsâ’ya Allah’ın oğlu diyen ve bununla takvâ sâhibi olduklarını iddia edenleri sapıtmıştır. » (Bernaba İncil’i: S. 2/Mısır: 1907)

İşte konumuzu oluşturan âyetle bu hakikatlere işâret edilmekte ve bütün dinlerin temeli olan T e v h îd ’e açık dâvet yapılmaktadır. Yahudîler yukarıda belirttiğimiz Tevhîdle ilgili belgeleri kendi çıkarlarına göre yo­rumlamışlar; bazen Üzeyir Peygamberi (Peygamber olup olmadığı ihtilaflıdır. Çoğu ilim adamlarına göre salih bir kuldur.) Allah’ın oğlu kabul etmişler; bazen de Allah’ın Rabbi’l-âlemin değil Rabbi’l-Museviyyîn olduğunu iddia etmişlerdir. Hıristiyanlar bilindiği gibi üç ilâh akidesini ortaya atıp bu ko­nuda katı bir tutum göstermişlerdir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Kur’ân’ın Tevhîd akidesi doğrultusunda hakka çağrısı, dinlerin tekâ­mül zincirinin son halkasını oluşturan İslâm’ın bu vadide bir olan Allah’a kul olmanın yüksek mânasını yansıtır. Yukarıdaki âyetlerle bu husus en ölçülü ve anlamlı biçimde açıklandıktan sonra Hakk’ı inkâr edenlerle Yahudî ve Hıristiyanların bu çağrıya karşı vaziyet almaları, aşağıdaki âyetler­le insanlığın vicdanları önüne sergileniyor. Son din, Tevrat ve İncil’in de taşıdığı Tevhîd inancı etrafında toplanmayı önerirken aşırı tutuculukları yüzünden onların -minderden kaçan pehlivanlar gibi- konuyu hedefinden saptırıp gereksiz tartışmalara kapı açtıkları söz konusu ediliyor.