MEÂLİ:
62- Haberiniz olsun ki, Allah dostlarına hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de.
63- Onlar (o Allahʹın dostları) ki, dosdoğru imân ettiler ve hep Allah’tan korkup (fenalıklardan) sakındılar.
64- Dünya hayatında da, Âhirette de müjde onlara! Allahʹın sözlerinde hiçbir değişme, değiştirme yoktur ve işte bu büyük bir kurtuluş ve başarıdır.
İLGİLİ HADÎSLER
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizden soruldu:
- Ey Allahʹın Resûlü! Allahʹın velî kulları (dostları) kimlerdir?
Cevap verdi:
- Görüldükleri zaman Allah hatırlanır (yani onları gören kimse, Allahʹı hatırlar). (Taberânî - Hafız Bezzar: Saîd’den mürselen rivâyet etmişlerdir.)
«Allahʹın kullarından öyleleri vardır ki, onlar ne peygamberdirler, ne de şehittirler; ama peygamberler ve şehitler, kıyâmet gününde onların Allah yanındaki yerleri sebebiyle onlara gıpta ederler! »
Bunun üzerine Ashab-ı Kirâm sordular:
- Onların kimler olduğunu bize haber verir misin?
Efendimiz (A. S. ) şöyle buyurdu:
- Onlar, aralarında hısımlık, paylaşılacak mal olmaksızın Allah için sevişen bir topluluktur. Allahʹa and olsun ki, onların yüzleri nurdur ve nur üzerindedirler. İnsanlar korktukları zaman onlar korkmazlar, insanlar üzüldükleri zaman onlar üzülmezler.. Sonra da Resûlüllâh (A. S. ) yukarıdaki âyeti okudu. (Tirmizî/zühd: 53- Ahmed: 5/229, 239, 328, 341, 342, 343)
«Şanı yüce Allah kıyâmet gününde şöyle seslenir: Benim Celâlim için birbirlerini sevenler nerede? Benim gölgemden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı bugünde onları kendi gölgemde gölgelendireceğim. » (Müslim/birr: 38- Tirmizî/zühd: 53- Dâremî/rikak: 44- Ahmed: 2/237, 328, 338, 370, 533, 535- 3/87- 4/128, 386)
Allah dostluğunu kazanan müʹminlerin gördükleri salih rüyalarla ilgili hadîsler:
«Benden sonra nübüvvetten ancak mübeşşirat kalır. »
Bunun üzerine soruldu: «Mübeşşirat nedir? » Cevap verdi: «Sâlih rüyadır. » (Sahîh-i Buharî: Ebû Hüreyre (R. A. )den)
«Müʹminin sadık (doğru) rüyası, peygamberliğin kırk altı bölümünden bir bölümdür. » (Sahîh-i Buharî: Ebû Saîd el-Hudrî (R. A. )den)
«Zaman yaklaşınca (kıyâmete yakın bir zamanda) müʹminin rüyası artık pek yalana yönelmez ve müʹminin rüyası, peygamberliğin kırkaltı bölümünden bir bölümdür. » (Sahîh-i Buharî - Sahîh-i Müslim: Ebû Hüreyre (R. A. )den)
Ashab-ı Kiramdan Abdullah b. Amr (R. A. ) diyor ki:
«Resûlüllâh (A. S. ) şöyle buyurdu: Dünya hayatında onlara olan müjde, müʹminin müjdelendiği salih rüyadır ki bu peygamberliğin kırk altı bölümünden bir bölümdür. » (İbn Cerîr Taberî)
«Peygamberlik gitti, geriye mübeşşirat kaldı. » (İbn Cerîr Taberî)
EVLİYÂ (ALLLAH DOSTLARI)
Bilindiği gibi, evliyâ, velî’nin çoğuludur. -Bu isim üzerinde çok şeyler söylenmiş ve çok şeyler yazılmıştır. Hepsini biraraya getirecek olursak, ciltlerle kitap meydana gelir. Biz bütün tarifleri, görüşleri ve açıklamaları bir yana bırakıp konumuzu oluşturan âyetteki açıklamaya yöneliyoruz. Cenâb-ı Hak bu kavramın en özlü ve anlamlı tanımını bizzat kendisi yapmıştır. Elbette ki bundan daha doyurucu bir tarif yapmak mümkün değildir.
Önce veli ve evliyâ kavramları üzerinde duralım:
Şeyh Mecdüddin Firuzâbadî, Kamusʹta velî ismi üzerinde durup şöyle bir açıklama yapmıştır: «Velî, ğanî kalıbında isimdir. Yağan bir yağmurdan hemen sonra yağan ikinci yağmura denir. Ayrıca velî, bir adamın dostuna, yar ve sadîkine denir. O, onun velîsidir, yani sevgilisi ve dostudur. Muîn ve nasîr manasınadır: O, onun velîsidir, yani muîn ve yardımcısıdır. » Böylece sözlük mânasının ışığı altında, imân temeli üzerinde gelişip takvâ doğrultusunda Allah dostluğunu kazanan sâlih kişiye velî; ilgili âyette de bu manayla çoğulu zikredilerek evliyâ denilmiştir.
Vilâyet ve velâyet isimleri de bu kökten türetilmişlerdir ki, bir şeye, bir konuya veya idareye kendi başına sâhip olup disiplin altına almak ve tasarrufu elinde bulundurmak mânalarına delâlet ederler.
İlgili iki âyette Allah dostu sayılan velînin dört ana mümeyyiz vasfı üzerinde durulmuş ve tariflerin en güzeli yapılmıştır:
1- Dosdoğru imâna sâhiptirler.
2- Takvâ üzeredirler (her durumda Allah’tan korkup fenalıklardan, haram ve şüphelerden, itaatsızlıktan sakınırlar).
3- Başkaları korktuğu zaman onlar korkmazlar. (Çünkü en büyük umut ve güven kaynakları Allah’tır).
4- İnsanlar üzüldükleri zaman onlar üzülmezler. (Çünkü başa gelen dert ve musîbete göğüs gerip Allahʹa güvenmenin ve dayanma gücünü ortaya koymanın neticesinin genişlik ve ferahlık olduğunu bilir ve inanırlar).
Bu son iki vasfın veya özelliğin âyette öne alınması, önce ağacın ürününden, sonra ağacın kendisinden söz etme inceliğini yansıtmak içindir. Zira Allah korkusunu üstün tutmak ve dünyayla ilgili hususlardan dolayı üzülmemek, takvâ ile birleşip bütünleşen köklü bir imânın ürünüdür.
Bu tanımlamanın ışığı altında velî ismini şöyle açıklayabiliriz: Sevgi, yardım, emre uymak, emri uygulamak gibi mânaları içererek dostluğun sıcaklığını kalbinde taşıyıp her yerde buna sadık kalmayı kendine bir hak ve vecîbe kabul edenin sıfatıdır. Böylece Allahʹa yakınlık mertebesine erişen ve Oʹnun yardımına mazhar olan; farz ibadetle bu yakınlığı ve mazhariyeti sürdüren; kalbini ve kafasını Allah ile meşgul edip gönlünü İlâhî mârifete açan; Celâl ve Cemal nurlarıyla içini aydınlatan; eşyaya bakınca Allah damgasını gören; kulak verince İlâhî âyet ve belgelerin nağmesini veya tesbihini işiten; konuşunca, Allah adını anarak söze başlayan, sözünü bitirirken Allah’a hamd eden; hareket edince ibâdet şuuru içinde Allah’ı hatırlayan; kendisini Allah’a yaklaştıran sebepleri durmadan düşünen ve düşündükçe gönlünü her türlü bulanıklıktan arındırmaya çalışan ve sık sık Allahʹı anmayı vird haline getiren; kalb gözüyle bakınca, Allah’ın kudret ve celâlinden, azamet ve rahmetinden, adâlet ve inâyetinden başka bir şey görmeyen kimse velîdir. Böylesinin sözü rahmet, rüyası müjdedir.
Bu mertebeye yükselen kişiler, sık sık meleklerin ilhâmına lâyık olurlar. Ölüm anında onların tatlı ve ferahlatıcı müjdesine erişirler. Âhirette ise, Allah’ın: «Benim için birbirlerini sevenler nerede? » çağrısına mazhar olurlar.
Şüphesiz ki sözü edilen İlâhî iltifatlar bir fani için en büyük müjde ve en tatlı başarıdır.
ALLAH DOSTUNUN KORKMADIĞI HUSUSLAR
Allah dostluğuna lâyık olmak, elbette ki hiçbir nîmetle değiştirilmiyecek kadar anlamlıdır. O bakımdan gerçek bir velînin bulunduğu mânevî makam ve saltanatı, maddî ve dünyevî bir saltanata değiştirdiği görülmemiştir. Mevlânâ Celâlettin Rumîʹnin babası Sultanü’l-ulemâ Bahaeddin Veled, Konyaʹya yaklaşırken Anadolu Selçukî Hükümdarı Sultan Alâettin tarafından karşılandı. Kendilerine hükümdar sarayında özel bir bölüm tahsîs edildiği halde, bir cami meşrutasında kalmayı tercîh etmesi, bunun güzel örneklerinden biridir.
Demek oluyor ki, ruh İlâhî inâyete mazhar olup O’nun Celâl ve Cemal sıfatlarının tecellilerine lâyık görülünce, artık bu mânevî saltanatın karşısında her şey önemsiz kalıyor. O bakımdan başkaları korktuğu zaman Allah dostu korkmaz, insanlar üzüldüğü zaman o üzülmez.
Allah dostunun korkmadığı bazı önemli hususlar:
a) Geçim sıkıntısı baş gösterdiğinde, gelir kaynakları kesildiğinde..
b) Ölüm anında rahmet melekleri Cennet ve Cemal müjdesiyle geldiklerinde..
c) İlâhî mârifete seyir halinde iken, tehlikelerle karşılaştıklarında..
d) Kıyâmet günü Allah’ın geniş rahmetine lâyık görülme derecesine çıkarılma umudunu taşıdıklarında.
e) Felâket ve musîbet anlarında ise, kendi hesaplarına değil, başkasından yana üzülürler..
d) Kabir âleminde Münker ile Nekir en güzel sıfat ve görünümde soru sormak için geldiklerinde..
HER İKİ HAYATTA DA MÜJDE ONLARA!
«Dünya hayatında da, Âhirette de müjde onlara!. »
Allah dostluğuna erişen olgun mü’minler için iki önemli müjdeden söz ediliyor: Birincisi dünyada, İkincisi âhirette.. Dünya hayatındaki müjdelerinin ilki, başkaları korktuğu zaman onların korkmayıp Allahʹa güvenerek dayanmalarıdır. Bir diğeri de, peygamberliğin kırk altı bölümünden bir bölüm olan salih rüyalar görmeleridir. Nitekim ilgili hadîslerden anlaşıldığı üzere, âyetteki « b ü ş r â » sâlih rüya ile yorumlanmıştır. Zira Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizden sonra vahiy inmiyeceğine göre, O’nun yolunda yürüyen, ilmine vâris olan sâlih mü’minlere, vahiy yerine rüyada mübeşşirat tecelli etmektedir.
İbn Cerîr’in yaptığı tesbite göre, Ebû Derdâ (R. A. ) şöyle demiştir:
- Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, 64. âyeti okuduktan sonra şöyle açıklamada bulunmuştur: «Bu, müslümanın gördüğü veya kendisine gösterilen sâlih rüyadır. »
Diğer bir rivâyette ise, bir adam; Ebû Derdâ (R. A. )den bu âyetin delâlet ettiği mânadan sordu. O da şöyle dedi: Öyle bir şeyden sordun ki, onu ancak bir tek adam Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizden sordu. Resûlüllâh (A. S. ) ona şöyle cevap verdi: «O, müslüman kişinin gördüğü veya kendisine gösterilen salîh rüyadır; bu onun dünya hayatındaki müjdesidir. Âhiretteki müjdesi ise, Cennetʹtir. » (İbn Cerîr Taberî - İbn Kesîr: 2/423)
ALLAH’IN SÖZÜNDE DEĞİŞME OLMAZ
«Allahʹın sözlerinde hiçbir değişme, değiştirme yoktur. »
Allahʹın ezelî ilmi ve kudreti, irâde ve tecellisi, kâinat plânında yer alacak olan her insanın kendi cüz’i irâdesiyle, akıl ve idrâkiyle nasıl bir yol çizeceğini, nasıl bir hayat düzeni kuracağını önceden tesbit edip belirlemiş ve ona göre cezâ ve mükâfatını takdir edip hazırlamıştır. O’nun ilmi kesinlikle yanılmayacağına, tecellisinin şaşmayacağına, kudretinin hedefinden sapmayacağına göre, tesbitleri aynen gerçekleşir. Artık sözünün, hükmünün ve tesbitinin değişmesi, değişikliğe uğraması hiçbir zaman söz konusu değildir. İlgili âyetle kendi dostlarına verdiği dünyevî ve uhrevî müjdenin mutlaka gerçekleşeceğini beyân buyuran Allah, bunun ezelî ilmiyle tesbit edilip yazıldığına işârette bulunuyor.
Kaderin bu inceliğine dikkatle bakılmadığı takdirde, hatalı bir yorum olarak karşımıza, beşerin kendi hayatını sürdürmesinde ve düzene koymasında hiçbir irâdesi bulunmadığı sonucu çıkabilir. Bu, yanlıştır, bütünüyle Kur’ân’ın getirdiği hükümlere ters düşer. Zira Allah’ın ezelî ilmiyle bizim nasıl bir hayat süreceğimizi tesbit etmesi, zorlayıcı, itici bir âmil değildir; aynı zamanda âdemoğlu da küllî irâdenin elinde otomatik bir aygıt olarak yaratılmamıştır. Zekâ, akıl, irâde ve benzeri yeteneklerle donatılıp kitap ve peygamberle desteklenerek dünya hayatına getirilmiştir. Her şeyden önce kendisine, küllî irâdeye nisbetle cüz’i irâde verilmiş ve hayat sahnesine çıkarılarak serbest bırakılmıştır. O bakımdan sorumludur.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle Allah dostlarının özellikleri dört madde halinde açıklandı. Kendini dostluk düzeyine getiren mü’minler müjdelendi.
Aşağıdaki âyetlerle, kendilerini bu düzeye getirmeyen inkârcıların şirretliklerine, küstahlıklarına karşı sabretmenin faydalı olacağına işâret ediliyor. Hakkın eninde, sonunda başarılı olacağı hatırlatılarak Peygamber (A. S. ) ve arkadaşları teselli ediliyor. Allah’ı bırakıp bâtılın peşine takılanların zanna uyup bir sürü yalan-dolanla haşır-neşir olduklarına dikkatler çekiliyor; sonra da Allah’ın varlığına, üstün kuvvet ve kudret sâhibi bulunduğuna delâlet eden kevnî delillerden birkaçı sıralanıyor. Allahʹa evlât isnat edenlerin ilimsiz, delilsiz, belgesiz ortaya çıktıkları hatırlatılarak, böyle bir isnat ve iddianın akıl, imân, ilim ve realite karşısında hiçbir değer ve anlam taşımadığı anlatılarak insan aklına ışık tutuluyor.
Dünya hayatının bir hazırlık dönemi olduğu belirtilerek böyle bir hayatın hedef ve amacı üzerinde durup düşünmemiz ilhâm ediliyor. Kısa bir hayatın Berisinde sonsuz bir hayat yoksa, onun hikmetsiz ve amaçsız olacağına işâretle ciddi bir değerlendirme yapmamız isteniliyor.