Zümer Suresi 62-67. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اَللّٰهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ لَهُ مَقَالِيدُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ قُلْ اَفَغَيْرَ اللّٰهِ تَأْمُرُونِّي اَعْبُدُ اَيُّهَا الْجَاهِلُونَ وَلَقَدْ اُو۫حِيَ اِلَيْكَ وَاِلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكَ لَئِنْ اَشْرَكْتَ لَيَحْبَطَنَّ عَمَلُكَ وَلَتَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ بَلِ اللّٰهَ فَاعْبُدْ وَكُنْ مِنَ الشَّاكِرِينَ وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِهِ وَالْاَرْضُ جَمِيعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَالسَّمٰوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ

62.

Allah, her şeyin yaratıcısıdır. O, her şeye vekildir.

Diyanet İşleri

63.

Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Allah'ın ayetlerini inkar edenler var ya, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.

64.

De ki: "Ey cahiller! Siz bana Allah'tan başkasına ibadet etmemi mi emrediyorsunuz?"

65.

Andolsun, sana ve senden önceki peygamberlere şöyle vahyedildi: "Eğer Allah'a ortak koşarsan elbette amelin boşa çıkar ve elbette ziyana uğrayanlardan olursun."

66.

Hayır, yalnız Allah'a ibadet et ve şükredenlerden ol.

67.

Allah'ın kadrini gereği gibi bilemediler. Yeryüzü kıyamet gününde bütünüyle O'nun elindedir. Gökler de O'nun kudretiyle dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından uzaktır, yücedir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEALİ:

62- Allah her şeyin yaratanıdır. O, her şey üzerinde vekildir.

63- Göklerin ve yerin (hazinelerinin) anahtarları O’nundur. Allahʹın âyetlerini inkâr edenler ise, asıl zarara uğrayanlar onlardır.

64- De ki: «Ey Câhiller! Siz bana Allahʹtan başkasına ibâdet etmemi mi emrediyorsunuz?! »

65- And olsun ki, sana da, senden önceki (peygamber)lere de şöyle vahyolundu: «Eğer Allahʹa ortak koşarsan, şüphen olmasın ki, amelin boşa gider ve zarara uğrayanlardan olursun. »

66- Hayır, ancak Allahʹa kulluk et ve şükredenlerden ol..

67- Onlar, Allahʹı (O’nun kudret ve yüceliğini, denge ve düzenini) hakkıyla takdîr edemediler. Oysa yeryüzü kıyâmet günü Oʹnun kudret avu­cundadır. Gökler de O’nun (kudretini temsîl eden) sağ elinde katlanmış olacak. O, (inkârcı nankörlerin) ortak koştuklarından yücedir, münezzehtir.

İNİŞ SEBEBİ

Allah’a ortak koşan inkârcılardan bir grup, Resûlüllâh (A. S. ) Efendi­miz’e gelerek şöyle öneride bulundular: «Ya Muhammed! Sen bizim tanrı­larımıza ibâdet et, biz de senin ilâhına ibâdet edelim. » Bunun üzerine yu­karıdaki âyetler inmiştir. (İbn Ebî Hâtim - İbn Kesîr: 4/62- Lübabu’t-te’vîl: 4/62)

Buharî’nin tesbit ve rivâyetine göre: Kitap ehlinden birkaç ilim adamı Hz. Muhammed’e (A. S. ) gelerek dediler ki: «Ya Muhammed! Biz (kendi ki­tabımızda) şunu görüyoruz: Allah gökleri bir parmak üstünde, yeri bir par­mak üstünde, ağaçları bir parmak üstünde, suyu ve toprağı bir parmak üs­tünde, diğer yaratıkları da bir parmak üstünde bulundurmakta ve «gerçek hükümdar benim» demektedir.

Onların bu sözünü doğrular anlamda Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ön dişleri görünecek şekilde güldü ve sonra 67. âyeti okudu. (Buharî - İbn Kesîr: 4/62)

İLGİLİ HADİSLER

«Allah kıyâmet gününde gökleri katladıktan sonra onları sağ elinde tu­tar; sonra da şöyle buyurur: «Hükümdar olan ancak benim. Zorbalar, bü­yüklük taslayanlar nerede? » Sonra yerleri katlayıp sol eline alır ve «hüküm­dar olan ancak benim. Zorbalar ve büyüklük taslayanlar nerede? » buyu­rur. » (Buhari/tefsir: 2/39, rikak: 44, tevhîd: 6- Müslim/münafikun: 23- İbn Mâce/mukaddeme: 13- Dâremi/rikak: 8- Ahmed: 2/348)

«Cenâb-ı Hak yeri elinde tutar, göğü de sağ elinde katlayıp tutar. Sonra da şöyle buyurur: «Hükümdar olan ancak benim. Yeryüzünün hükümdar­ları nerede? » (Müslim/münafıkun: 24- Ebû Dâvud/sünnet: 19)

ALLAH. HER ŞEYİN YARATANIDIR

«Allah her şeyin yaratanıdır.. »

Aynı sûrede Allahʹın gökleri ve yeri yokluk karanlığını yarıp varlık ala­nına getiren olduğu «fâtır» sıfatı ile kısaca bildirilirken, konumuzu oluştu­ran 62, 63. âyetlerle bu sıfat biraz daha açıklanıyor. Kurʹânʹda sık sık rast­lanan gökle yer kavramı, eşyanın iki tarafını anıp tümünü kasdetmeye yö­nelik bir mecaz-i mürseldir.

Allah (c. c. ) öncesiz olup her şeyin evveli olduğuna göre, var kılınan eşya münhasıran Oʹnun kudretinin eseridir. Hilkat kanunu O’ndan başka­sına nisbet edilemez. Çocuk ister ana rahminde, ister İlâhî düzenlemeye aykırı olarak tüpte oluşsun, hilkat kanununun dışında düşünülemez. Çün­kü erkekte spermanın, kadında yumurtanın oluşması, bu kanunun gereği­dir. Ne var ki ceninin ana rahminde normal nikâhla oluşması meşrûilik arzetmekte; başkasının spermi alınıp ana rahminde aşılanma yapılması ise bu meşrûilik dışındadır.

Olayları sebep ve illetlere; sebep ve illetleri ezelî plân ve proğrama bağlayan Cenâb-ı Hak’tır. O halde her şey O’nun eseridir; her olay Oʹnun ilmine ve plânına uygun meydana gelir ve denge korunur. Bazan insanların ya kasıtlı, ya da bilgisizce elinin uzanmasıyla birtakım dengesizlikler mey­dana gelir ve bunun doğuracağı sıkıntıya da elbette ki insanların katlan­ması gerekir.

CENÂB-I HAK HER ŞEY ÜZERİNE VEKİLDİR

«O, her şey üzerinde vekildir. »

Cenâb-ı Hak kâinatı ezelde takdir buyurduğu düzende yaratıp tam dengede tuttuktan sonra, onu kendi haline terketmemiştir. Öyle ki, ezelî plânın sağlıklı yürümesi için şaşmayan kanunlar koyup her şey üzerinde mutlak koruyucu, gözetici ve devam ettirici bulunduğunu açıklamakta ve ona göre mevcut düzen üzerinde düşünmemizi ilham etmektedir. Böylece başkasının müdahale hakkı ve yetkisi bulunmadığına, kendi tasarrufunu insanlara bırakmadığına işârette bulunarak, bu konudaki yanlış inançları reddetmekte ve en sıhhatli bilgiyi vermektedir.

O halde, «O her şey üzerinde vekildir» cümlesiyle, Allah’ın kâinat üze­rinde koruyucu, düzenleyici, yürütücü ve yegâne tasarruf sâhibi bulundu­ğu şüpheden uzak bir anlatımla bize öğretilmektedir.

Bu durumda «sâhib-i zaman», «vekîl-i mutasarrıf» diye yetkili bir kim­senin bulunmadığı kesinlik kazanır; yani fanilere böyle bir kudret ve­rildiği söylenemez. Hz. Muhammed’e (A. S. ), Büyük Ruh Melek Cebrâil’e verilmeyen bir yetkinin başka bir fâniye verilmesi elbette ki düşünülemez.

Kudrette eşi, hılkatta benzeri, tasarrufta ortağı, vekillikte yardımcısı olmayan Allah her türlü noksanlıktan, acizlikten pak ve münezzehtir.

GÖKLERİN VE YERİN HAZİNELERİ

«Göklerin ve yerin (hazinelerinin) anah­tarları O’nundur. »

«Anahtarlar» diye çevirisini yaptığımız «makalîd» kelimesine yer ve­rilmiştir. Farsçadan Arapçaya geçtiği söylenir. «ıklid» ismi Türkçeye geçip «kilit» şeklini almıştır. Bu tesbite göre, âyetteki «mekalîd», kilitler, anah­tarlar anlamına geldiği gibi, «hazineler» manasına da geldiği lûgatçılarca belirtilmiştir.

Göklerde ve yerde insanoğlu için hazırlanan madenler, petroller, bit­kiler, yağmurlar, atmosfer, güneş ışını hep belli ölçülere göre birer hazine mahiyetinde hazırlanmıştır. Her birinin yararlı olmasında mutlak surette hesap söz konusudur. İnsanlara düşen, bu hazinelerden yeterince yarar­lanmasını bilmektir.

Bunca açık delil ve belge ortada dururken, müşriklerin, Hazreti Pey­gamber’i (A. S. ) putlara ibâdete dâvetleri, şüphesiz ki koyu cehaletten kaynaklanmaktaydı. Nitekim Kur’ân, küfrün de, sapıklığın da, her çeşit öl­çüsüzlüğün de temelinde bilgisizliğin yattığını bildirerek, Peygamber (A. S. ) Efendimizin diliyle şöyle sesleniyor: «De ki: Ey câhiller, siz bana Allahʹtan başkasına ibâdet etmemi mi emrediyorsunuz?! »

Böylece «Tevhîd İnancı»nın esasları gelip geçen bütün peygamberlere bildirilmiş ve hepsi de bu esasları teblîğ ile görevlendirilmişlerdir. Artık hiç­bir peygambere bunun aksine bir yol izlemek aslâ yakışmaz. İlgili âyetle Tevhîd’in asıl değer ölçüsü bildirilerek, yanlış bir inanca sapanlar tehdît edilmekte ve Tevhîd nuruna erişenlerin ise, şükretmelerinin gereği hatır­latılmaktadır. İbâdet ve taât ise, şükrün başı; iyi yararlı mü’min olup sâlih amellerde bulunmak bunun açık belirtisidir.

ALLAHʹI HAKKIYLA TAKDÎR EDEMİYENLER

«Onlar, Allahʹı (Oʹnun kudret ve yüceliği­ni, denge ve düzenini) hakkıyla takdîr edemediler.. »

Kâinatta her sistem ve parça, Allah’ın varlığını, birliğini, kudret ve aza­metinin sınırsızlığını yansıtırken, inkârcı şaşkınların Allahʹı bırakıp basit cisimlere tapmaları çok hayret edilecek bir olay olarak vasıflandırılıyor. İn­sanoğlu bütün üstünlük ve yeteneklerine rağmen kendini böylesine koyu cehalete kurban edebiliyor mu?!

Varlık âleminde yer alan hangi şeyde düzensizlik, plansızlık vardır? Han­gi sistem bir kanun ve hesaba bağlı bulunmuyor? Akıl bunları tesbit ede­cek güçte, duygular anlayacak kudrette yaratılmamış mıdır?

Ne yazık ki inkârcı sapıklar Allah’ı ne hakkıyla tanıyabildiler, ne de hakkıyla O’nun azamet ve kudretini anlayabildiler. Bu yüzden kimi putları Allahʹa ortak koşacak kadar aptallaştı; kimi de O’nu büsbütün inkâr ede­cek kadar körleşip sağırlaştı.

Düzeni kuran ancak Oʹdur. Her kuruluşun bir başlangıcı, bir de sonu vardır. Aynı zamanda her kuruluşun bir kurucusu söz konusudur. Kıyâmet, dünya ve kâinat düzeninin sonu, yeni bir düzenin başlangıcıdır. Kurduğu düzeni devam ettirip ettirmeme bütünüyle Cenâb-ı Hakk’ın irâdesine bağlı­dır. Kulların bu konuda hiçbir tasarruf yetkisi yoktur. Âhiret düzenini son­suzluğa çevirip devam ettireceğini de va’deden Oʹdur. Şüphesiz O, va’dinden caymaz; söz O’nun yanında değişmez ve değişikliğe uğratılmaz.

SAĞ EL, KUDRETİN SEMBOLÜDÜR

«Oysa yeryü­zü kıyâmet günü Oʹnun kudret avucundadır. Gökler de Oʹnun (kudretini temsîl eden) sağ elinde katlanmış olacak.. »

Sağ el, yüce kudretin sembolüdür. Allahʹa hiçbir zaman beşerî sıfatlar nisbet edilemez; sadece anlayışımızı kolaylaştırmak için birtakım sembo­lik sözler kullanılmıştır. O bakımdan Kur’ân ve Hadîslerde geçen ve beşe­rî sıfatlara yönelik bulunan tâbirler sembolik mahiyettedir. Cenâb-ı Hakk’ın üstün ve sınırsız kudretinin bütün kâinatı kapsayıp kuşattığı ifade edilirken, «gökler de Oʹnun sağ elinde katlanmıştır» buyurularak her şeyin O sonsuz kudretin tasarrufu altında bulunduğuna işâret ediliyor ve böylece mecazî bir anlatımla düşüncemiz yönlendiriliyor.

Şüphesiz Oʹnun kudretinin dengi yok ki, eşi ve yardımcısı olsun; sal­tanatının benzeri yok ki, ortağı bulunsun. Mülkünden başka bir mülk yok ki, karşısına rakip çıksın.. Onun için «O, (inkârcı nankörlerin) ortak koştuk­larından yücedir, münezzehtir. »

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Cenâb-ı Hakk’ın yüksek kudretine değinilerek, mutlak tasarruf sâhibi olduğu belirtildi. Sonra da varlıkta yer alan bütün hazînelerin, kaynakların Oʹna ait bulunduğu konu edilerek, mülkünde or­tağı olmadığı açıklandı. Böylece Oʹndan başkasının tapılmaya, ibâdet edil­meye lâyık olmadığı üzerinde durularak yönlendirici bilgi verildi.

Aşağıdaki âyetlerle, kıyâmet olayı üzerinde duruluyor, Sûrʹa üfürülünce meydana gelecek safhalardan bir kısmına dikkatler çekiliyor. Öyle bir günde amel defterlerinin ortaya konulacağı, peygamberle şâhitlerin geti­rileceği ve öylece adâlet terazisinin kurulacağı haber verilerek o güne ha­zırlanmamız isteniliyor.