Yusuf Suresi 58-66. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَجَاءَ اِخْوَةُ يُوسُفَ فَدَخَلُوا عَلَيْهِ فَعَرَفَهُمْ وَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ وَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ قَالَ ائْتُونِي بِاَخٍ لَكُمْ مِنْ اَبِيكُمْ اَلَا تَرَوْنَ اَنِّٓي اُو۫فِي الْكَيْلَ وَاَنَا۬ خَيْرُ الْمُنْزِلِينَ فَاِنْ لَمْ تَأْتُونِي بِهِ فَلَا كَيْلَ لَكُمْ عِنْدِي وَلَا تَقْرَبُونِ قَالُوا سَنُرَاوِدُ عَنْهُ اَبَاهُ وَاِنَّا لَفَاعِلُونَ وَقَالَ لِفِتْيَانِهِ اجْعَلُوا بِضَاعَتَهُمْ فِي رِحَالِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَعْرِفُونَهَا اِذَا انْقَلَبُوا اِلٰٓى اَهْلِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ فَلَمَّا رَجَعُوا اِلٰٓى اَبِيهِمْ قَالُوا يَاأَبَانَا مُنِعَ مِنَّا الْكَيْلُ فَاَرْسِلْ مَعَنَا اَخَانَا نَكْتَلْ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ قَالَ هَلْ اٰمَنُكُمْ عَلَيْهِ اِلَّا كَمَا اَمِنْتُكُمْ عَلٰٓى اَخِيهِ مِنْ قَبْلُ فَاللّٰهُ خَيْرٌ حَافِظًا وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ وَلَمَّا فَتَحُوا مَتَاعَهُمْ وَجَدُوا بِضَاعَتَهُمْ رُدَّتْ اِلَيْهِمْ قَالُوا يَاأَبَانَا مَا نَبْغِي هٰذِهِ بِضَاعَتُنَا رُدَّتْ اِلَيْنَا وَنَمِيرُ اَهْلَنَا وَنَحْفَظُ اَخَانَا وَنَزْدَادُ كَيْلَ بَعِيرٍ ذٰلِكَ كَيْلٌ يَسِيرٌ قَالَ لَنْ اُرْسِلَهُ مَعَكُمْ حَتّٰى تُؤْتُونِ مَوْثِقًا مِنَ اللّٰهِ لَتَأْتُنَّنِي بِهِ اِلَّٓا اَنْ يُحَاطَ بِكُمْ فَلَمَّا اٰتَوْهُ مَوْثِقَهُمْ قَالَ اللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَكِيلٌ

58.

(Derken) Yusuf'un kardeşleri çıkageldiler ve yanına girdiler. Yusuf onları tanıdı, onlar ise Yusuf'u tanımıyorlardı.

Diyanet İşleri

59.

Yusuf, onların yüklerini hazırlatınca dedi ki: "Sizin baba bir kardeşinizi de bana getirin. Görmüyor musunuz, ölçeği tam dolduruyorum ve ben misafir ağırlayanların en iyisiyim."

60.

"Eğer onu bana getirmezseniz, artık benim yanımda size verilecek tek ölçek (zahire) bile yoktur ve bir daha da bana yaklaşmayın."

61.

Dediler ki: "Onu babasından isteyeceğiz ve muhakkak bunu yaparız."

62.

Yusuf, adamlarına dedi ki: "Onların ödedikleri zahire bedellerini yüklerinin içine koyun. Umulur ki ailelerine varınca onu anlarlar da belki yine dönüp gelirler."

63.

Onlar, babalarına döndüklerinde, "Ey babamız! Bize artık zahire verilmeyecek. Kardeşimizi (Bünyamin'i) bizimle gönder ki zahire alalım. Onu biz elbette koruruz" dediler.

64.

Yakub onlara, "Onun hakkında size ancak, daha önce kardeşi hakkında güvendiğim kadar güvenebilirim! Allah en iyi koruyandır ve O, merhametlilerin en merhametlisidir" dedi.

65.

Yüklerini açıp zahire bedellerinin kendilerine geri verildiğini gördüler. "Ey babamız! Daha ne isteriz? İşte ödediğimiz bedeller de bize geri verilmiş. Onunla yine ailemize yiyecek getirir, kardeşimizi korur ve bir deve yükü zahire de fazladan alırız. Çünkü bu getirdiğimiz az bir zahiredir" dediler.

66.

Babaları, "Kuşatılıp çaresiz durumda kalmanız hariç, onu bana geri getireceğinize dair Allah adına sağlam bir söz vermedikçe, onu sizinle göndermeyeceğim" dedi. Ona güvencelerini verdiklerinde, "Allah söylediklerimize vekildir" dedi.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

58- Yusufʹun kardeşleri gelip yanına girdiler; Yusuf onları tanıdı, on­lar ise onu tanıyamadılar.

59- Yusuf onların yüklerini hazırlatıp iyice teçhiz etti ve, «Bana babanızdan olan bir kardeşinizi de getirin, dedi; görüyorsunuz ya, ben ölçeği tastamam ölçüyorum ve ben konukseverlerin hayırlısıyım! »

60- «Eğer onu bana getirmezseniz, artık benim yanımda size tek öl­çek (zahire) yok ve bir daha bana yaklaşmayın. »

61- Dediler ki: «Onu babasından almaya çalışacağız ve biz herhal­de (bu isteğinizi) yaparız. »

62- Yusuf, uşaklarına, «zahire bedellerini yüklerinin içine yerleşti­rin, belki ailelerine döndüklerinde anlarlar da yine (bize) dönüp gelirler» dedi.

63- Onlar babalarına döndüklerinde, «Ey babamız! dediler, bize öl­çek(le ilgili maddeler) yasaklandı. Bizimle beraber kardeşimizi gönder ki, ölçek(le ilgili maddeleri) alabilelim. Şüphesiz ki biz onu koruyucularız. »

64- Babaları, onlara: «Daha önce kardeşini size emânet ettiğim gi­bi, bunu da mı emânet edeyim? Ama Allah en hayırlı koruyucudur ve O, merhamet edenlerin en çok merhametlisidir. » dedi.

65- Onlar yüklerini açınca, zahire bedellerinin kendilerine geri ve­rildiğini gördüler, «ey babamız, daha ne isteriz? İşte sermayemiz bize ge­ri verilmiş, yine (bununla) ailemize gıda maddesi satın alıp getiririz; hem kardeşimizi koruruz, hem de onun adına bir deve yükü artırmış oluruz. Bu getirdiğimiz gıda maddesi pek az bir ölçek».

66- Yâkub: «Onu bana (geri) getireceğinize dair Allah adına sağlam ve kesin söz vermedikçe, onu elbette sizinle göndermiyeceğim. Meğer ki kuşatılıp ölümle burun buruna gelmiş olasınız» dedi. Sağlam ve güvenilir söz verdiklerinde Yâkub, «Allah bu dediklerimize karşı vekildir» diyerek (râzı oldu).

ALLAH, YÂKUB AİLESİNİ YENİDEN BİR ARAYA GETİRMEYİ DİLEDİ

Bunun için yine sebepleri belli plâna göre harekete geçirirken gere­ken ortamı hazırladı. O yıllarda baş gösteren kıtlık bilhassa Kenan diya­rını bir baştan bir başa kasıp kavurdu. Herkes ekmek derdine düştü. Bu arada Yâkub Peygamber’in on oğlu zahire satın almak üzere Mısır’a git­me ihtiyacını duydular. Böylece aradan uzun yıllar geçtikten sonra kuyu­ya atıp yok etmek istedikleri kardeşleri Yusuf ile biraraya gelme ve gö­rüşmenin ilk adımı atılmış oldu. Sonrası malûm: Yusuf Peygamber, her birine ancak bir deve yükü zahire vermiş ve böylece ana-baba bir karde­şi Bünyamin’in Mısır’a getirildiği takdirde istenilen miktarda zahire vere­bileceğini va’detmişti.

CEHALET FAZİLETE YENİLDİ

Yusuf Peygamberin on kardeşi kıskançlığın ve onu körükleyen cehâletin tesir alanına girip baba bir kardeşlerini öldürecek veya diri diri kuyu­ya atacak ve sonra da babaları Yâkub Peygamberʹe yalan söyleyecek ka­dar idrâksizleşmişler; aklın ve imânın değil, his ve cehaletin emrine gir­mişlerdi. Oysa Allah kötülerin, fena niyet taşıyanların hile ve düzenlerini başarıya eriştirmez; imhal eder, ama ihmal etmez. Bir gün gelir de İlâhî adâleti gereği onların hile ve çevirdikleri entrikaları ayaklarına dolar. Yu­suf’un kardeşlerinin de vardıkları netice böyle oldu: Çekemedikleri ve göz­lerinin önünde bulunmasına dayanamadıkları kardeşlerinin önünde eğil­diler. Şüphesiz bu öyle bir sünnetullahtır ki, vakti saati gelince hükmünü yürütür; önüne geçip engelleyecek bir kuvvet ve kudret yoktur.

Böylece cehalet ilmin; rezîlet fazîletin; bâtıl hakkın; Allahʹın aşağı­ladığı, O’nun yücelttiği önünde dize gelerek yenilmiştir.

Kıssadaki bu uyarı, önce Mekkeli müşriklerin, sonra da her çağda ya­şayan inkârcı maddecilerin düşünce ve duygularını yönlendirmeye ve ta­rihin tekerrür edeceğini hatırlatmaya yöneliktir. Nitekim Mekkeli’lerin de sonunda hakkın önünde baş eğmek zorunda kaldıklarını bilmekteyiz.

SEVDİKLERİMİZİ ALLAHʹA EMANET ETMEMİZ

«Allah en hayırlı koruyucudur ve O, merhamet edenlerin en çok merhametlisidir. » dedi.

Yâkub (A. S. )ın, peygamber olmakla beraber beşerî zaaflarının da bu­lunduğu inkâr edilemez. Çok sevdiği Yusufʹu, diğer on oğluna emanet ederken, «Doğrusu onu alıp götürmeniz beni çok üzer ve sizin haberiniz yokken onu kurt yiyebilir, diye korkuyorum! » demiş ve ister istemez endi­şesini dile getirmiş, asıl koruyacak olan Allah’a emanet etmeyi zahiren belirtmemiş veya hatırlayamamıştı. Bu, bir peygamber için kusur sayı­labilir. O nedenle sevdiğini kaybetme uyarısıyla karşı karşıya bırakılmıştır.

İkinci oğlu, Yusuf’un ana-baba bir kardeşi Bünyamin’i yine istemiyerek kardeşleriyle birlikte Mısırʹa gönderirken böyle bir kusur işlememeye dikkat etmiş, önce onu Allahʹa emanet ederek, «Allah en hayırlı koruyu­cudur ve O, merhamet edenlerin en merhametlisidir. » demiş, sonra da oğul­larından Allah adına söz alıp «Allah bu dediklerimize karşı vekîldir» diye­rek Hakk’ın irâdesine tam teslimiyetini dile getirmiştir. Kuşkusuz onun bu teslimiyet ve yüksek irfanı, hem Bünyamin’in sâlimen dönmesine, hem de yıllardır hasretini çektiği Yusufʹuna kavuşmasını sağlamaya vesîle olmuş­tur.

O halde hayatta sevdiklerimizin başına bir dert veya felâket gelme endişesi doğunca, en sağlam ve güvenilir yol ve çare, gereken tedbirleri almakla beraber onları Allah’ın himayesine verip Oʹna emanet etmemizdir. Zira âyette de belirtildiği gibi, Allah koruyanların en hayırlısı ve ve­killerin en güveniliridir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Yusuf’un sadakat ve faziletini, bilgi ve irfanını yakından öğrenme imkânını bulan Mısır kralının ona gösterdiği yakın ilgi ve güven konu edildi. Sonra da Yusuf ile kardeşlerinin mülâkatına temasla olayların gelişme seyri açıklandı. Böylece Allahʹın, takva ve doğruluktan ayrılmayan müʹmin kulunu eninde, sonunda başarıya eriştireceği ve iki âlemde de onu şerefli ve aziz kılacağı anlatıldı.

Aşağıdaki âyetlerle kıssanın diğer önemli bir bölümüne yer veriliyor: Yusuf’un kardeşlerinin Mısır’a ayrı ayrı kapılardan girmeleri ve Yusuf Pey­gamberle olan ikinci mülakatları anlatılıyor. Sonra da kardeşi Bünyamin’i yanında alıkoymak ve böylece bütün aile fertlerini Mısır’da biraraya ge­tirme plânına yer verilerek Yusufʹun daha önce gördüğü rüyanın aynen gerçekleşmek üzere bulunduğuna işâret ediliyor.

Kıssanın bu bölümüyle, kapalı şekilde Hz. Muhammed e (A. S. ) ve ar­kadaşlarına müjde veriliyor: Yakın gelecekte küfrün baş aşağı geleceğin­den, mü’minlerin İlâhî nusrat ve inâyete daha çok mazhar kılınacaklarından şüphe etmemeleri bildiriliyor.