Meryem Suresi 56-57. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِدْرِيسَ اِنَّهُ كَانَ صِدِّيقًا نَبِيًّا وَرَفَعْنَاهُ مَكَانًا عَلِيًّا

57.

Kitap'ta İdris'i de an. Şüphesiz o, doğru sözlü bir kimse, bir nebi idi.

Diyanet İşleri

57.

Onu yüce bir makama yükselttik.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

56- Kitapta İdrîsʹi de an. Doğrusu o, doğruluğun timsali bir peygam­berdi.

57- Biz onu yüce bir yere yükselttik.

İLGİLİ HADÎS

Sahîh hadîslerde, Miʹrac gecesi Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹin İdris Peygamberle dördüncü semada buluşup görüştüğü belirtilmektedir.

İDRİS PEYGAMBER KİMDİR?

Müfessirlerin tesbitine göre, asıl adı Ahnuh’tur. Nitekim Tevrat’ta da buna az yakın bir isimle anılmıştır. Nuh Peygamber’in (A. S. ) babasının de­desi olarak bilinir. Müfessirlerden bir kısmına göre, asıl adı Hanok’tur. On­lar bu hususta Tevrat’ın şu kayıtlarını dikkate almışlardır:

«Ve Hanok altmış beş yaşında, Metuşelahʹın babası oldu ve Metuşelah’ın babası olduktan sonra, Hanok üç yüz yıl Allah ile yürüdü ve oğul­lar ve kızlar babası oldu ve Hanok’un bütün günleri üç yüz altmış beş yıl oldu ve Hanok Allah ile yürüdü ve gözden kayboldu; çünkü onu Allah al­dı. » (Tevrat/Tekvîn: 5/21-24)

Tevrat’ın aynı bölümüne göre, Hanok beşinci babada Adem’e ulaş­maktadır. Böylece Nuh Peygamber’den çok önce geldiği anlaşılıyor. (Tevrat/Tekvîn: 5/1-20)

Yine aynı kayıtlarda, Nuh Peygamber’in üçüncü batında İdrisʹe, yani Hanok’a ulaştığı zikredilmektedir.

İdris’in asıl adının Ahnuh olduğunu söyleyenlerden biri de Lübabu’t- te’vîl sâhibi Alâeddin Ali’dir. Oysa Tevratʹta böyle bir isme rastlayamadık. İhtimal, onlar Hanokʹu Ahnuh şeklinde telâffuz etmişlerdir.

Kesin olmayan rivâyetlere göre, kalemle ilk yazı yazan, ilk elbise di­ken, ilk dikili elbise giyen, ilk silâh yapıp kullanan ve ilk hesap ilmiyle meş­gul olan peygamber, İdris (A. S. )dır. (Lübabu’t-te’vîl: 3/224)

Kendisine 30 sahife indirildiği rivâyet edilir.

İdris Peygamber hakkında senedi olmayan birtakım gayr-i sahîh rivâ­yetler, kıssalar anlatılmıştır. Müfessir Kurtubî bile, bunların sahîh olmadı­ğını bildiği halde tefsîrinde bu kabil rivâyetlere çeşni olsun diye yer ver­miştir. (Bilgi için bak: Tefsîr-i Kurtubî: 11/118, 119)

Yapılan ciddi tesbitlere göre, hadîs bölümünde belirttiğimiz gibi, İdris Peygamber’in dördüncü semada olduğu ve Miʹrac gecesinde Resûlüllahʹın (A. S. ) onunla görüştüğü anlaşılmıştır. Müslim ve Ahmed b. Hanbel bu ri­vâyeti sahîh görüp nakletmişlerdir. (Bilgi için bak: Müslim/imân: 259, 263- Ahmed: 3/224)

Kurʹân-ı Kerîmʹde İdris Peygamberʹden iki yerde bahsedilmektedir. Birincisi, konumuzu oluşturan 56. âyette, İkincisi Enbiya sûresi 85. âyette.. Meryem sûresinde İdris (A. S. )ın hem sıddîk, hem nebî olduğuna temas edi­lerek, her iki mertebeye lâyık görüldüğü açıklanır. Sonra da bu iki özelli­ğiyle yüksek bir mekâna yükseltildiğine dikkatler çekilir. Enbiyâ sûresinde ise, onun Allah yolunda, Hakkʹın emirlerini teblîğde, inkârcı sapıklarla mü­cadelede ve ibâdeti kâmil anlamda yerine getirmede sabreden bir pey­gamber olduğu belirtilir. Arkasından her peygamber gibi, onun da iyi, ya­rarlı bir kişi olduğu eklenerek iki ayrı özelliği yansıtılır.

İDRİS PEYGAMBERʹİN (A. S. ) YÜCE BİR YERE YÜKSELTİLMESİ

Ashab, Tabiîn ve diğer ilim adamlarının bu yükseltilmeyle ilgili görüş ve yorumları farklıdır. Onları özetleyip şöyle sıralayabiliriz:

1- Ashabtan Enes b. Mâlik (R. A. ) ile Ebû Saîd el-Hudrî’ye (R. A. ) gö­re, dördüncü semaya yükseltilmesidir.

2- İbn Abbas ve Tabiînʹden Dahhak’a göre, altıncı semaya yükseltil­mesidir. (Tefsîr-i Kurtubî: 11/117, 118)

Sahîh-i Müslimʹin Sâbit el-Bünanîʹden, onun da Enes b. Mâlik (R. A. )den yaptığı rivâyet birincilerin yorumunun daha sıhhatli olduğunu göstermek­tedir.

3- el-Hasen ve arkadaşlarına göre, bundan maksat, Cennetʹe yük­seltilmesidir. (Tefsîr-i İbn Kesîr: 3/126)

Bu yükseliş ruhen mi, yoksa hem ruhen, hem de bedenen mi gerçek­leşmiştir? Bu konuda elimizde kesin delil yoktur. Bir takım sahih olmayan ve çoğu İsrâiliyat kapsamına giren rivâyetler vardır ki, ilim adamları on­ları hiçbir zaman delil seçmemişlerdir.

Bize göre, iki yorum söz konusudur:

1- Peygamberlerin ruhî yapıları çok daha gelişmiş kabul edilir. O bakımdan Cenâb-ı Hak, İdris Peygamberʹi bir süre mâna âlemine yüksel­terek kudretini izhar etmeyi dilemişse, o takdirde, onun bedeni ruhuna dö­nüşmüş ve öylece maddî kayıtlardan sıyrılıp beşerî ihtiyaçlardan arınarak yükselmiştir. Tıpkı İsâ Peygamber’in göğe yükseltilme olayında olduğu gi­bi..

2- İdris Peygamber birçok İlâhî inâyetlere mazhar kılındığı ve Tev­rat’ın beyânı veçhile üç yüz yıldan fazla yaşadığı için, Cenâb-ı-Hak onun ruhunu yüce bir makama yükselterek ayrı bir iltifatta bulunmuş demektir. Öyle ki, onun ruhuna bir özellik tanımış, ruhlar ve melekût âlemlerinde ona özel bir yer ayırmıştır.

Şeyh Muhyiddin Arabî (K. S. ), Füsûsüʹl-Hikem adlı kıymetli eserinde İdris bahsinde keşif yoluyla mekân ve mekânet kavramları üzerinde dura­rak hayli geniş açıklamalarda bulunmuş ve meraklıları doyuracak ölçüde bilgi vermiştir. Biz burada konunun detayına girmek istemediğimizden, İbn Arabîʹnin açıklamasını nakletmeye gerek görmedik.

KISSADAN MESAJLAR VE ÖĞÜTLER

1- İmân temeli üzerinde filizlenen doğruluk ağacı, elbetteki hem dün­yada, hem de âhirette çok yukarılara doğru dal budak salıp yükselir. O bakımdan Cenâb-ı Hak, doğruluğu kendine virt ve rehber edinen İdris Pey­gamberʹi hem dünyada, hem de âhirette yüce makamlara yükseltmiştir. Dünyada yükseltilmesi, isminin hem Tevrat, hem de Kurʹân’da baki kılın­masıdır. Ayrıca kendi çağında da saygıdeğer mânevî bir makamda bulunu­yordu.

O halde hayat çarkını doğruluktan yana çalıştıran ve hayatı boyun­ca doğruluktan ayrılmayan mü’minlerin hem dünyada iyi bir isim ve unu­tulmaz bir çığır bırakacakları, hem de âhirette yüce makamlara yükseltile­cekleri müjdelenmektedir.

2- Sâlih amel, imânın en güzel ürünüdür. Böylece imânla sâlih ame­li birleştirip bütünleştiren İdris Peygamber, İlâhî iltifata lâyık görülmüştür. Onun gibi, bu ikisini birleştirip birlikte yürüten mü’minlerin de hem dünya­da, hem de âhirette İlâhî iltifata lâyık görüleceklerinden şüphe etmemek gerekir.

3- İdris Peygamber sıdk-u selâmetle görevini yerine getirdiğinden Cenâb-ı Hak onu lâyık olduğu güven makamına yükseltmiştir. Mekke’de teblîğ ve irşat hizmetini sürdüren Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹi fazlasıyla üzen müşriklerin saldırıları artık son kertesine gelip dayanmıştı. O bakım­dan Cenâb-ı Hak İdris (A. S. ) kıssasını anarak pek yakında kendi Resûlünü güvenli bir yere ulaştıracağını ilhâm ediyor ve bunun için kâfirlerin son­larının yaklaştığına işârette bulunuyor. Nitekim çok geçmeden o üzüntülü günler gerilerde kaldı. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz lâyık olan bir toplumu irşada meʹmur edildi ve böylece Medine’ye hicret emri indi.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıda geçen âyetlerle, Mekkeʹde iyice bunalan mü’minlere tesel­lide bulunmak ve kurtulup yükselmenin pek yakın olduğunu haber vermek için İdris Peygamberʹin kıssasından iki önemli safha anlatıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, isimleri anılan peygamberlere dikkatler çekiliyor. Onlardan sonra gelen kavim ve milletlerin çoğunun namazı bırakıp şehvet­lerine uymak suretiyle peygamberlerin yolundan ayrıldıkları açıklanıyor. O bakımdan azgınlıklarının cezasız kalmayacağına dikkatler çekilerek ya­şamakta olanlar uyarılıyor. Sonra da Ashab-ı Kirâm gibi iyi-yararlı amel­lerde bulunanlara hazırlanan sonsuz mükâfatlar konu ediliyor.