MEÂLİ:
56- Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden (gerçek yüzünü) bilmedikleri şeylere (putlara ve benzeri şeylere) pay ayırırlar. Allahʹa and olsun ki, bu uydurduğunuz şeylerden mutlaka sorulacaksınız.
57- Bir de Allahʹa kızlar nisbet ederler; O bundan pâk ve yücedir. Kendilerine ise canlarının istediğini (nisbet ederler).
58- Onlardan biri kız çocuğuyla müjdelenince, öfkesini yutmaya çalışarak yüzü kararır.
59- Kendisine verilen o kötü müjdeden dolayı kavminden gizlenmeye çalışır: Ancak (gönüllü) görünmeye katlanıp onu tutacak mı, yoksa toprağa gömerek gizleyecek mi? (Bir bak) ne fenâ yargıda bulunuyorlar!
60- Âhirete inanmıyanların (böylesine) kötü misâli vardır. En yüce (güzel, yararlı) misâller ise Allahʹındır. O, yegâne üstündür, çok güçlüdür; hikmet sâhibidir.
İLGİLİ HADÎSLER
«Kız çocuğunu diri diri toprağa gömen de, ona rıza gösteren de cehennemdedir. » (Ebu Dâvud/sünnet: 17)
Hz. Âişe (R. A. ) Vâlidemiz anlatıyor:
«Yanında iki kız çocuğu olduğu halde bir kadın bana gelip kendisine yardımda bulunmamı istedi. O sırada yanımda bir hurmadan başka bir şey yoktu. Onu da o kadına verdim. Hurmayı alıp ikiye böldü ve iki kızına yedirdi. Tabii kendisi ondan bir şey koparıp yemedi. Kadın gittikten sonra Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz geldi. Durumu Ona anlattığımda buyurdu ki: «Kim birkaç kız ile imtihan edilip ilgili bulunur da onlara iyi davranırsa, o kızlar kıyâmet gününde ona ateşe karşı perde olurlar! » (Müslim/birr: 147- Tirmizî/birr: 13- Ahmed: 6/133, 88, 166, 243)
Yine Hz. Âişe (R. A. ) Vâlidemiz anlatıyor:
«Çok fakir, üstü-başı perişan bir kadın iki kız çocuğuyla birlikte bana geldi. Onlara yanımda bulunan üç tane hurma verdim. Kadıncağız birer tane kızlarına verdi, geri kalan birini de ağzına götürüp yemek isterken kızlar onu da istediler. Anneleri dayanamadı, o hurmayı da ikiye böldü ve onlara verdi. Kadının bu davranışı beni duygulandırdı. Olayı Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’e anlattığımda, buyurdu ki: «Şüphesiz ki, Allah, o davranışıyla kadına cenneti vacip kılmış ve o sebeple onu cehennemden azat etmiştir. » (Müslim/birr: 148)
«Kim iki kız çocuğunu -fakirliğine rağmen- ergen olmalarına kadar beslerse, kıyâmet günü o şu iki parmak gibi benimle birlikte olur. » (Ahmed: 3/148)
«Kimin de bir kızı olur, o da onu güzel terbiye eder, birşeyler öğretir ve öğretimini güzelleştirir, Allahʹın kendisine verdiği bolca nimetten kızına bolca harcarsa, o kız kıyâmet gününde ona, ateşe karşı bir perde olur. » (Hafız Ebû Nuaym: Ebû Vâilʹden - Kurtubî: 10/118)
PUTLARA HİSSE AYIRANLAR
«Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden (gerçek yüzünü) bilmedikleri şeylere (putlara ve benzeri şeylere) pay ayırırlar.. »
Çocuklarının ve çevrelerindeki muhtaç fakirlerin rızkından kesip ellerindeki nîmetlerin belli bir kısmını puthaneye götürüp putları memnun etmek ve dileklerinin yerine getirilmesine onları razı etmek için bırakan müşrikler hayli çoktu. Bu olay, onların din, imân adına kayda değer bir bilgilerinin olmadığını; aynı zamanda yontulmuş taş, ağaç ve benzeri cisimlerin bir yarar veya zarar vermeğe muktedir bulunmadıklarına akıl erdiremediklerini gösterir.
Burada dikkat edilecek bir diğer husus da şudur: Kurʹânʹda putlardan söz edilirken, «Gerçek yüzünü bilmedikleri şeylere.. » şeklinde bir ifade kullanıldığını görüyoruz. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm, ne yalnız o günün putperestlerine, ne de belli bir kavim ve millete hitap etmektedir. O taşıdığı İlâhî hükümlerle kıyâmete kadar bütün milletlere seslenmektedir. O bakımdan her çağda putlara benzer daha ne ilâhlar ortaya çıkarılmış ve ne yanlış inançlara yer verilmiştir!.
İlgili âyetle, günümüzdeki inançlara, bâtıl ilâhlara da işâret edilerek yaşamakta olan insanlar uyarılmakta ve birtakım ölçüler verilmektedir. Şöyle ki:
a) Putlara ve benzeri eşyaya harcanan paralar..
b) Yatırlara adak adamak sûretiyle sarfedilen şeyler..
c) Yatırlara götürülüp yakılan mumlar..
d) Dilek taşlarına konulan, ya da yapıştırılan paralar..
e) Kutsal sanılan sulara atılan paralar..
f) Büyü, tılsım, ağız bağlama, sevgi ve ilgi çekme, sevmediğini kahretme gibi hususlar için büyücülere, üfürükçülere, yazı yazmasını bile dosdoğru beceremiyen muskacılara verilen eşya ve paralar aynı hükmün kapsamına girmekte, bir bakıma putperestlikle birleşmektedir.
Taşlara, ağaçlara bir takım dilekler doğrultusunda bağlanan ipler ve çıkınlar da böyle..
Cenâb-ı Hak, şanına yemin ederek bu uydurma ve bâtıl, anlamsız şeylerle ilgi kurmaktan bir bir soracağını; bâtılın peşinde koşup para harcayanların dolaylı yoldan Allah’a ortak koştukları için mutlaka hesap vereceklerini beyân buyurarak, özellikle mü’minlerin bu konularda çok dikkatli olmalarını hatırlatıyor.
ALLAHʹA KIZ ÇOCUKLARI NİSBET EDENLER
«Bir de Allahʹa kızlar nisbet ederler. O, bundan pak ve yücedir. Kendilerine ise, canlarının istediğini (seçip nisbet ederler). »
Arap Yarımadasıʹnda özellikle Huzaâ ve Kinâne kabileleri, melekleri -kelimenin dişiler için kullanılma şekline bakarak- Allahʹın kızları sanırlardı. Sonra da kız çocukları dünyaya gelince, «kızları kızlara eriştirin! » derlerdi. Bununla kız çocuklarını Allahʹın kızları sandıkları meleklere kavuşturun diyerek onları diri diri gömerler ve bu cinâyetinden dolayı kalplerinde meydana gelen acıyı böyle bir benzetmeyle hafifletmeğe çalışırlardı.
Müfessirler ve siyerciler bu konuda diyorlar ki:
Araplardan daha çok Mudar, Huzaâ ve Temîm kabileleri bu ve diğer bazı nedenlerle doğan kızlarını diri diri toprağa gömme cinayetini işlerlerdi.
Bunun sebeplerini şöyle sıralayabiliriz:
1- Fakirlik endişesi, çocukların çoğalıp aileye ağır yük olma korkusu,
2- Aile efradının günlük nafakasını sağlamada çekilen güçlüğün daha da artmaması,
3- Kızların büyüyüp de erkeklerle sevişmesi endişesi,
4- Savaşlarda esir edilip cariye ismi altında âdi bir mal gibi pazarlarda satılması, bunlardan bir kısmıdır.
O yüzden kız çocukları dünyaya gelince, nasıl bir renk alıp sıkıntıya düştükleri bilhassa ilgili âyetle en güzel şekilde tasvîr edilmektedir. O kadar ki, fazla bir şey eklemeğe gerek kalmamıştır.
ÂHİRETE İNANMAYANLARIN SERGİLEDİKLERİ KÖTÜ MİSALLER
Arap Cahiliye devrinde kızları diri diri gömülen anneler, ünlü kahramanlardan döl alırlar ve bununla böbürlenirlerdi. Bundan başka kazandıkları malın bir kısmını putlarına adar, çocuklarını aç bırakacak kadar ölçüsüz davranırlardı. Âhiret’e inanmadıkları, o yüzden sorumluluk duygusu taşımadıkları için akıllarına geleni yapmakta bir sakınca görmezlerdi.
Günümüzdeki benzeri olaylar yine aynı şeylerden kaynaklanmakta ve Cahiliye çağının değişik havası içinde birçok kötülükler işlenmektedir. Örnek olarak:
a) Madde esas kabul edilip kutsal değerler bir tarafa itilir.
b) Kadınlar, eşitlik ve medeniyet adına ticarî amaçlarda kullanılır ve vücutları teşhir edilerek reklâm aracı yapılır.
c) Kızlar ailelerinden kopuk bir halde nikâhlanmadıkları erkeklerle tenha yerlerde dolaşır.
d) Güzellik yarışması adı altında kadınların, kızların kalça, bacak ve diğer belli organları belirlenmiş ölçülere göre değerlendirilip şehvetperestlere arz edilir.
e) Sahnelerde dans ve şantözlük adı altında her türlü gayr-i ahlâkî davranışlara ve sözlere yer verilir.
f) Başkalarının kız ve kadınlarıyla veya erkekleriyle dans edip tatmin olmak için eğlence geceleri düzenlenir ve bütün bunlara «uygarca yaşam» etiketi asılır. Karşı çıkanlara ise, «gericilik, yobazlık» damgası vurularak kıyâmetler koparılır.
g) Sözde tarikat ve mâneviyat adı altında, din adına kadınlara bol keseden cennetler va’dedilerek şu dünyada birçok kötülüklerin mubah olduğu telkîn edilir. Namaz ve benzeri ibâdetlere lüzum olmadığı anlatılarak İlâhî dinlerden kopuk yeni uydurma din ortaya atılır ve üzerine bazan «tarikat», bazan «İslâmiyet», bazan da «medyumculuk» etiketi konulur.
İşte bütün bu ahlâk, din ve Kur’ân dışı davranışlar ve sözler, daha çok İslâmiyeti içinden yıkmak isteyenlerin sergiledikleri marifetlerdir..
Allah ise, kendi kitabında misallerin en iyisini ve en yücesini veriyor. Öyle ki, bu misallerin temelinde Allah korkusu, harcında güzel ahlâk mayası, yapısında âhiret korkusunun iskeleti vardır. Bütünüyle insanlığımıza yakışır anlamda, ruhumuzun yücelik ve asaletiyle uyum halindedir.
Çünkü Allah en üstündür. Verdiği örnekler, sergilediği hükümler de O’nun üstünlüğüne yakışan bir kudret taşımaktadır. O, her şeyi hilkatinin özelliğine, hayat kanunlarının gereğine, sünnetullahın ölçüsüne göre düzenler ve yürütür. Bütün emir ve yasakları bu doğrultuda tecelli eder
O bakımdan iyi ve yararlı, güzel ve kalıcı bir çığır açan, hem kendisi büyük bir sevap kazanmış olur, hem de o çığırda yürüyenler sevap kazanırlar ve kazandıkları sevabın bir misli de o çığırı açanın defterine yazılır. Bunun aksine kötü çığır açanlara belirtilen ölçü ve anlamda günah yazılır ve çığır yürürlükte olduğu sürece bu durum sürüp gider.
ALLAH. AZİZDİR VE HAKİMDİR
Her işinde üstündür, her düzenlemesinde eşsiz ve benzersizdir. Kudreti her zerreye nüfuz etmiş ve bütün kâinatı kapsayıp kuşatmıştır. Mutlak başarı Oʹnundur, sınırsız kudret O’na mahsustur. Her işi hesaplı, plânlı ve proğramlıdır. Her düzenlemesi dengeli ve uyumludur. Yarattığı her şey bir amaca yöneliktir ve mutlak anlamda insanlıktan yana faydalıdır. Çünkü O, hem azîzdir, hem de hakimdir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, putların Allah’a ortak koşulması ve elde edilen nîmetlerden bir kısmının putlar adına ayrılması kınandı. Bazı sebeplerden dolayı Arapların kız çocuklarını diri diri gömdükleri konu edilerek o toplumda bir zamanlar hâkim olan cehâlet ve vahşete misal verildi. Sonra da her türlü kötülüğün ve ahlâksızlığın temelinde cehâlet ve inkârın, zulüm ve tuğyanın yattığına işâretle akıl sahiplerinin bu konular üzerinde iyi düşünmeleri tavsiye edildi.
Aşağıdaki âyetlerde: İnsanların bunca zulüm ve hayasızlıklarına karşı hemen ceza verilmesi gerekseydi, yeryüzünde canlı diye bir şey kalmazdı. Oysa Cenâb-ı Hak çok sabırlıdır, aynı zamanda çok merhametlidir. O, insanlar için belli bir ecel, süre belirlemiştir. Koyduğu kanunlarını değiştirmez; hazırladığı plân ve proğrama pek müdahale etmez. Dönüş yaparlar diye, onlara mühlet verir gibi hususlar konu edilmektedir. Bu arada, Allahʹa ortak koşan putperestlerin kötü huylarından ve yanlış inançlarından biri üzerinde de duruluyor ve gereken uyarılar yapılıyor. Sonra da Kur’ân’ın ihtilaflı konuları çözmede İlâhî hakem olduğu belirtilerek mü’minlere bilgi veriliyor.