MEÂLİ:
51- (Sıcak kavurucu) bir rüzgâr göndersek de (bitkileri) sararmış görseler, hemen arkasından nankörlüğe başlarlar.
52- Çünkü gerçekten sen ölülere işittiremezsin; arkasını çevirip giden sağırlara da dâveti duyuramazsın.
53- Ve sen, körleri sapıklıktan doğru yola çevirecek de değilsin. Sen ancak âyetlerimize inananlara duyurabilirsin ki onlar Müslümanlar (Hakkʹa dosdoğru teslîmiyet gösterenler)dir.
54- Allahʹtır ki, sizi oldukça güçsüz (bir madde)den yarattı. Güçsüzlükten sonra güç verdi; sonra da güçlülüğün arkasından güçsüz kılıp saç aklığı meydana getirdi. O, dilediğini yaratır; O, bilendir, kudret sâhibidir.
NİMETİN ÇOKLUĞUNU VE DEVAMLILIĞINI GÖREMİYEN GÖZLER
«(Sıcak kavurucu) bir rüzgâr göndersek de (bitkileri) sararmış görseler, hemen arkasından nankörlüğe başlarlar. »
İlâhî rahmetten akıp gelen ve çevremizde köpürüp duran sayısız nîmetler devam ederken onun şükrünü bir gün olsun düşünmeyen inkârcı maddeciler, şüpheci şaşkınlar; nîmetlerden biri veya birkaçı kesilince hem inkâr ve nankörlüklerini artırır, hem de azgınlıklarını hızlandırırlar. Geçmişteki bol ve kesintisiz taşıp köpüren nimetleri veren O Yüce Kudretʹe dil uzatır da bütün kusur ve düzensizliği Ona yakıştırmaya çalışırlar.
Kur’ân-ı Kerîm bu nankörlen üç grupta toplayıp tanımlamaktadır:
1- Ölüler,
2- Sağırlar,
3- Körler..
Hakk’ın kurduğu kusursuz düzeni ve akla ışık tutan, malzeme veren ondaki belge ve delilleri idrâk etmeyip inkâr fırtınası içinde maddeyi esas ve amaç seçenlerin kalplen ölü, ruhları bitkin, vicdanları siliktir. Yüce Yaratan’ın varlığına, birliğine delâlet eden yüzlerce belgeyi tesadüfe bağlamaları, kalplerinin imân ve irfan dirliğini yitirdiğinin başlıca şâhididir. Rahmetten feyezan edip gelen nimetleri, şuursuz tabiata bağlayıp hepsini İlâhî düzen ve proğram dışında düşünmeleri ise, kalplerinin imân nurundan mahrum kalarak karanlığa boğulduğunun bir başka delilidir.
Hakkʹın rahmet sesine kulaklarını tıkayan; Peygamberin (A. S. ) teblîğ ve irşat sesinden, Kur’ân’ın İlâhî beyânından rahatsız olan materyalistler, putperestler ve şüphe içinde bocalayan münafıklara gelince: Bunların hepsi de gönül, akıl ve vicdan kulağı yönünden sağırdırlar.
Doğru yolu eğrisinden ayırt edemiyen; saplanıp kaldığı küfür ve nifak bataklığını göremiyen; mevcut her nîmetin İlâhî rahmetin birer eseri bulunduğunu fark edemiyen kalp, kafa ve vicdan gözü elbetteki kördür.
Bu durumda ne peygamber, ne de Onun yolunda yürüyen din mürşitleri ve ilim adamları ölülere seslerini duyurabilirler; sağırlara işittiremezler; körleri de eğri yoldan alıp onlara doğru yolu kabul ettiremezler. Meğer ki Allah’ın o kulları hakkında hidâyet esintisi tecelli etmiş olsun..
Eşyada Hakk’ın damgasını, O’nun kudretinin izini gören mü’minlerin kalp ve kafaları Peygamber (A. S. ) Efendimiz’in teblîğ ve irşat sesine açık bulunmaktadır. Zira sağlam köklü imân ancak bu sesle hayat bulup gelişme sağlayabilir.
İNSANIN BİYOLOJİK YÖNDEN GELİŞME DÖNEMLERİ
«Allahʹtır ki, sizi oldukça güçsüz (bir madde)den yarattı. Güçsüzlükten sonra güç verdi; sonra da güçlülüğün ardından güçsüz kılıp saç aklığı meydana getirdi.. »
Cenâb-ı Hak, insanla ilgili hilkat kanununun tecelli ve gelişme safhalarından üçüne değinerek bunun yön değiştirmeden nasıl sürüp gittiğini açıklamaktadır. Güçsüz sayılacak kadar önemsiz bir canlı olan spermanın ana rahmine intikalden sonraki gelişme safhalarından her birinin benzersiz bir düzenleme ile vücut bulduğunu yine ilim gözüyle incelememizi ilhâm etmekte ve safha safha nasıl güçlenip bambaşka bir yaratık olarak ortaya çıktığını dikkate almamızı, üzerinde iyice düşünmemizi istemektedir.
Sonra da yaşlanma dönemine parmak basılmakta, değişmiyen bir proğrama bağlı kalınarak, insanoğluna bir gün eski kuvvetini kaybedeceği hatırlatılmaktadır. Öyle değil mi? Cinsî kudret her geçen gün azalır ve bir gün kesilmeye yüz tutar. Organizma artık kendine benzer bir canlı meydana getirme özelliğini kaybeder. Böylece zihin kabiliyetlerinde yavaş yavaş gerileme başlar. Bazı kimselerde bu daha çok belirgin bir durum alır. Saf oksijen ve glikozla çalışan beyin bir yandan yeterli kan alamaz, diğer yandan hücre sayısında bir azalma kendini hissettirir. Bu çöküşü durdurmak mümkün müdür? İlmî araştırma ve buluşlar insan ömrünü -yine İlâhî takdîr uyarınca- biraz uzatabilmektedir; ama sözü edilen yaşlılık belirtilerini giderememekte ve insanı yürüdüğü bu yoldan geri çevirememektedir.
Cenâb-ı Hak, akıl ve imân sahiplerine seslendiği gibi, inkârcı sapıklara da seslenmekte ve insanın yaratıldığı günden beri hükmünü yürüten bu kanunları koyup proğramlayan O Yüce Yaratan’ın huzurunda eğilmeyi emretmektedir. Eğer bu safha safha gelişme ve dönemler tesadüflerin eseri olsaydı, çoktan başka tesadüflerle yön değiştirir ve değişik ölçü ve safhalarda kendini göstermeye başlardı. Böylece ne düzen, ne de denge ve istikrar kalırdı.
Ayetler arasinda bağlantı
Yukarıdaki âyetlerle, köpürüp gelen nîmetlere rağmen insanın nankörlüğü üzerinde durularak, inkârcılar ve şüpheciler uyarıldı. İmânsızlığın kalpleri kılıflayıp gözleri kör, kulakları sağır ettiğine dikkatler çekildi. Sonra da insanın biyolojik olarak gelişme safhaları konu edilerek Hakk’ın kudretinin tezahürlerini ilim gözüyle görmemiz istendi.
Aşağıdaki âyetlerle, âhiret âlemine nisbetle dünya hayatının bir saatlik süre olduğu konu ediliyor. O bir saatlik dönemin ikinci hayata hazırlanmaya yeterli olduğuna işâretle, âhiret gününde kimsenin mazeret beyân etmesinin kendisine bir yarar sağlamıyacağı haber veriliyor. Arkasından insanın kalp ve kafasını aydınlatacak, yönlendirecek kadar bilgilerin Kur’ân’da yer aldığı hatırlatılarakʹ her iki hayatı ancak bu kitap ile aydınlığa kavuşturmanın mümkün olacağı üzerinde duruluyor.