Hud Suresi 50-60. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَاِلٰى عَادٍ اَخَاهُمْ هُودًا قَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا مُفْتَرُونَ يَاقَوْمِ لَا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى الَّذِي فَطَرَنِي اَفَلَا تَعْقِلُونَ ويَاقَوْمِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوا اِلَيْهِ يُرْسِلِ السَّمَاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَارًا وَيَزِدْكُمْ قُوَّةً اِلٰى قُوَّتِكُمْ وَلَا تَتَوَلَّوْا مُجْرِمِينَ قَالُوا يَاهُودُ مَا جِئْتَنَا بِبَيِّنَةٍ وَمَا نَحْنُ بِتَارِكِي اٰلِهَتِنَا عَنْ قَوْلِكَ وَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِنِينَ اِنْ نَقُولُ اِلَّا اعْتَرٰيكَ بَعْضُ اٰلِهَتِنَا بِسُوءٍ قَالَ اِنِّٓي اُشْهِدُ اللّٰهَ وَاشْهَدُوا اَنِّي بَرِيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَ مِنْ دُونِهِ فَكِيدُونِي جَمِيعًا ثُمَّ لَا تُنْظِرُونِ اِنِّي تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّٰهِ رَبِّي وَرَبِّكُمْ مَا مِنْ دَابَّةٍ اِلَّا هُوَ اٰخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا اِنَّ رَبِّي عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقَدْ اَبْلَغْتُكُمْ مَا اُرْسِلْتُ بِهِ اِلَيْكُمْ وَيَسْتَخْلِفُ رَبِّي قَوْمًا غَيْرَكُمْ وَلَا تَضُرُّونَهُ شَيْـًٔا اِنَّ رَبِّي عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ حَفِيظٌ وَلَمَّا جَاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا هُودًا وَالَّذِينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَنَجَّيْنَاهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَلِيظٍ وَتِلْكَ عَادٌ جَحَدُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ وَعَصَوْا رُسُلَهُ وَاتَّبَعُوا اَمْرَ كُلِّ جَبَّارٍ عَنِيدٍ وَاُتْبِعُوا فِي هٰذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَلَٓا اِنَّ عَادًا كَفَرُوا رَبَّهُمْ اَلَا بُعْدًا لِعَادٍ قَوْمِ هُودٍ

53.

Ad kavmine de kardeşleri Hud'u gönderdik. Hud, şöyle dedi: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. O'ndan başka sizin hiçbir ilahınız yoktur. Siz, sadece iftira ediyorsunuz."

Diyanet İşleri

51.

"Ey kavmim! Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak beni yaratana aittir. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?"

52.

"Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tövbe edin ki, üzerinize bol bol yağmur göndersin ve gücünüze güç katsın. Günahkarlar olarak yüz çevirmeyin."

53.

Dediler ki: "Ey Hud! Sen bize açık bir mucize getirmedin. Biz de senin sözünle ilahlarımızı bırakacak değiliz. Biz sana iman edecek de değiliz."

54-55.

(54-55) Biz sadece şunu söyleriz: "Seni, ilahlarımızdan biri fena çarpmış." Hud, dedi ki: "İşte ben Allah'ı şahit tutuyorum. Siz de şahit olun ki, ben sizin Allah'ı bırakıp da O'na ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Haydi hepiniz toptan bana tuzak kurun, sonra da bana göz açtırmayın."

56.

"İşte ben, hem benim, hem sizin Rabbiniz olan Allah'a dayandım. Yeryüzünde bulunan hiçbir canlı yoktur ki, Allah, onun perçeminden tutmuş olmasın. Şüphesiz Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir."

57.

"Eğer yüz çevirirseniz; bilin ki ben, benimle gönderileni size tebliğ ettim. Rabbim (dilerse) sizden başka bir kavmi sizin yerinize getirir ve siz O'na bir zarar veremezsiniz. Şüphesiz Rabbim, her şeyi koruyup gözetendir."

58.

Helak emrimiz gelince, Hud'u ve beraberindeki iman etmiş olanları, tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Onları ağır bir azaptan kurtardık.

59.

İşte Ad kavmi! Rablerinin ayetlerini inkar ettiler. O'nun peygamberlerine karşı geldiler ve inatçı her zorbanın emrine uydular!

60.

Onlar, hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lanete uğratıldılar. Biliniz ki Ad kavmi, Rablerini inkar etti. (Yine) biliniz ki Hud'un kavmi Ad, Allah'ın rahmetinden uzaklaştı.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

50- Âd (kavmine) de kardeşleri Hûdʹu (peygamber olarak) gönder­dik.. «Ey kavmim, dedi, Allahʹa tapın; sizin Oʹndan başka ilâhınız yoktur. Siz ancak yalan uydurup duruyorsunuz.

51- Ey kavmim, buna karşı sizden bir ecir (hizmet karşılığı bir ücret) istemiyorum. Benim ücretim ancak beni yoktan yaratana aittir. Artık ak­lınızı kullanmaz mısınız?

52- Ey kavmim, Rabbinizden bağışlanmanızı dileyin; sonra da Oʹna tevbe edin ki, üzerinize böl yağmur göndersin; kuvvetinize kuvvet katarak gücünüzü artırsın; siz de artık günahkâr suçlular olarak (Oʹndan) yüzçevirmeyin. »

53- «Ey Hûd! dediler, sen bize açık bir belge (muʹcize) getirmedin, bu yüzden senin sözünden dolayı tanrılarımızı bırakacak ve sana da imân edecek değiliz.

54- Bizim sana sözümüz ancak şudur: Tanrılarımızdan bir kısmı se­ni fena halde çarpmıştır. » O da: «Ben, Allahʹı şâhit ediniyorum ve siz de şâhit olun ki, ben sizin, Allahʹı bırakıp da Oʹna ortak koştuklarınızdan be­riyim.

55- Artık hep birlikte benim için dilediğiniz tuzağı kurun, sonra da bana hiç süre tanımayın.

56- Doğrusu ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz Allah’a güve­nip dayanmışımdır. Hiçbir canlı yoktur ki Allah onun perçeminden tutmuş bulunmasın, (her şeyin dizgini Oʹnun kudret elinde bulunuyor). Şüphesiz ki, Rabbim dosdoğru yoldadır, (buyrukları ancak doğruyu, iyiyi, güzeli, ya­rarlıyı ve mutluluğu yansıtır).

57- Eğer yüzçevirirseniz, -gerçekten ben size benimle gönderilen (ilahi buyrukları) teblîğ ettim- Rabbim, sizden başka bir kavmi yerinize ge­tirir de siz ona hiçbir şekilde zarar veremezsiniz. Şüphesiz ki Rabbim, her şeyi gözetip koruyandır, » dedi.

58- Buyruğumu taşıyan hükmümüz gelince, kendi katımızdan bir rahmetle Hûdʹu ve onunla birlikte olan müʹminleri kurtardık; onları olduk­ça ağır bir azâptan selâmete erdirdik.

59- İşte bu Âd kavmi, Rablarının âyetlerini inatla inkâr ettiler, Oʹnun peygamberlerine karşı geldiler ve her inatçı zorbanın emrine uydular.

60- Bu Dünyaʹda da, Ahiretʹte de lânet peşlerine takılıp kaldı. Habe­riniz olsun ki Âd kavmi, Rablarını tanımayıp küfrü seçtiler. Bilin ki Hûd kavmi Âd’a (İlâhî rahmetten) uzaklık olsun.

ÂD KAVMİ

Aʹraf sûresinde de belirttiğimiz gibi, bu kavim, Nûh (A. S. ) kavminden sonra gelmiş ve Umman ile Dahraman arasında bir yörede oturmuşlardır. Son yıllarda yapılan arkeolojik kazılarda da bazı ip uçları elde edildiği söylenmektedir.

Aʹraf sûresinde aynı olaya yer verilmiş, burada tekrar edilerek deği­şik bazı öğütler, ibretler ve hikmetlere dikkatler çekilmiştir. Nûh (A. S. ) kıs­sasında olduğu gibi, bu kıssanın da konular arasındaki yerine ve akışına göre değişik önemli noktalar üzerinde durulmuş, birbirinin tam tekrarı ol­madığı anlaşılmıştır. Aralarındaki farklı mesajları ve hikmetleri özetliye­cek olursak, şöyle sıralayabiliriz.

A’raf sûresinde:

1- Âd kavminin önce Allahʹa inanıp ibâdet etmeleri, sonra da Oʹndan korkup kötülüklerden, haksızlık ve azgınlıktan sakınmaları önerilmiştir. Zi­ra işin başı, Allah’a dosdoğru imân edip O’na karşı kulluk görevini yerine getirmektir.

2- Kavmin ileri gelen şımarıkları, Hûd Peygambere karşı gelmişler ve onu beyinsizlik, geri zekâlıkla, sonra da yalancılıkla suçlamışlardır.

3- Hûd (A. S. ) geri zekâlı olmadığını, aklî dengesinin yerinde oldu­ğunu hatırlatarak, sadece Allah’ın buyruklarını teblîğ ile görevli bulundu­ğunu, bu açıdan hareketle güvenilir bir öğütçü olduğunu belirtmiştir.

4- Allah’ın bu kavme verdiği birçok nîmetler hatırlatılmış, şükretme­lerinin gereği üzerinde durulmuştur. Buna rağmen onlar babalarının di­ninden ye yolundan dönmeyeceklerini, o bakımdan Hûd Peygamberin teh­dit anlamında söz ettiği azâbı hemen getirmesini istemişlerdir.

5- İnkâr ve tuğyanda inat ve ısrar eden bu kavmin azâbı hakettikleri; kendi elleriyle yontup isim verdikleri taştan, ağaçtan yapılan putlara tanrı diye taptıkları üzerinde durulmuş ve bu açıdan Mekkeʹnin ileri gelen mağrurları uyarılmıştır.

6- Hûd Peygamberin gelen azâptan kurtulduğu, inkârcı müşrikle­rin yok edilip köklerinin kazındığı duyarlı biçimde açıklanarak hem Mekke müşriklerinin, hem de yaşamakta olan inkârcı kavim ve milletlerin düşün­ce ve idrâklerine ışık tutulmuş; gafletten uyanmaları istenmiştir.

Hûd sûresinde ise:

1- Allah’tan başka ilâh olmadığına ve putperestlerin Allahʹa karşı durmadan yalan uydurduklarına değinilmekte ve böylece aynı hava ve an­layış içinde bulunan Mekke müşriklerinin onlara benzerlik gösterdiklerine işaret edilmektedir.

2- Hûd Peygamberin İlâhî buyrukları teblîğde ve bu açıdan dinî hizmeti yerine getirmede, kavminden hiçbir ücret ve karşılık beklemediği üzerinde durulmakta, sonra da inkârcılara akıllarını kullanmaları hatırla­tılmaktadır.

3- Hûd Peygamberin kendi kavmini tevbe ve istiğfara, yani küfür ve ahlâksızlıktan vazgeçip pişmanlık duyarak Allah’a yönelmelerine ve O’ndan bağışlanma dilemelerine dâvet ettiği, pişmanlık duydukları takdir­de Allahʹın rahmetinin ineceği anlatılmakta, böylece İlâhî rahmetin her zaman gazabının önüne geçtiğine işâret edilmektedir.

4- Buna rağmen Âd kavminin küfür ve azgınlıkta ısrar ettikleri ve Hûd Peygambere kesinlikle inanmayacakları belirtilmekte, inkârın önyargı haline gelince değiştirilmesinin çok zor olduğuna atıf yapılmaktadır.

5- Hûd Peygamberin teblîğ ve irşat görevini aralıksız sürdürmeye ça­lışması üzerine, kavminin, onun bâtıl ilâhların hışmına uğradığını sanarak, putların Hûd’u fena halde çarptıklarını söylemekte bir sakınca görmedik­leri haber verilmektedir.

6- Hud Peygamberin böylesine çirkin suçlamalar karşısında, kendisinin sadece Allahʹın elçilerinden bir elçi olduğunu beyânla Allahʹı şâhit edindiğine ve müşriklerle ilişkisinin olmadığına, onların inanç ve ölçüsüz hareketlerinden berî bulunduğuna yer verilmekte, böylece her peygambe­rin fetanet ve ismet sıfatlarıyla da ayrı bir özellik taşıdıkları belirtilmekte­dir.

7- Hûd Peygamberin aldığı görevi her şeye rağmen kusursuz devam ettireceğine ve bunun için müşriklerin kendisine nasıl bir tuzak kuracak­larsa hemen kurmalarını önerdiğine atıf yapılmakta; o bakımdan her pey­gamberin aynı zamanda emrolundukları şeyleri tastamam tebliğle yükümlü bulunduklarına işâret edilmektedir.

8- Müşriklerin aklını harekete geçirmek, düşünce ufuklarını açmak, idrâklerine ışık tutmak için yeryüzündeki bütün canlıların hayat ve memat, rızık ve denge dizginlerinin Allahʹın kudret elinde bulunduğu, her canlının istisnasız her an Allahʹa muhtaç olduğu, Allahʹın ise mutlak ganiy olup hiç bir şeye muhtaç olmadığı kevnî birer delil ve belge mahiyetinde gözler önüne serilmektedir.

9- Bütün uyarı ve irşatlara rağmen müşrikler yüz çevirmeye devam ederlerse, Hûd Peygamberin fazla üzülmeyeceği, zira bir peygamber ola­rak kendisine yükletilen görevi kusursuz yerine getirdiği, teblîğ ve irşadı sürdürdüğü en açık bir anlatımla işlenmektedir.

10- Sonra da Allahʹın onları yok edip yerlerine başka bir kavmi ge­tireceği hatırlatılarak dönüş yapmaları istenmekte, kendi kendilerine zu­lümden vaz geçmeleri dolaylı şekilde ihtar edilmektedir.

11- Sonunda olan olmuş, İlâhî hüküm tecelli edip gerekeni yapmış ve böylece Âd kavminin kökü kazınıp yeryüzünden nesilleri kesilmiştir.

İşte iki ayrı sûrede aynı olayla ilgili kıssa, görüldüğü gibi farklı uya­rılar, değişik öğütler ve ibretler, başka başka hikmetler ve hükümler arzetmektedir. O bakımdan Kur’ân’da tekrar edilmiş gibi görünen her kıssa, İlâ­hî metodun bu müstesna işleyiş ve anlatılışıyla idrakleri uyanık tutmakta, hafızalarda meydana getirdiği izleri derinleştirmekte ve değişik birçok hü­kümler ve hikmetleri beraberinde taşımaktadır.

HÛD SÛRESİNDE MÜ’MİNLERE VERİLEN MESAJLAR

1- Hemen her kavim ya da millet kendilerine gönderilen Peygam­berlere karşı gelip birtakım uygunsuz hareketler izhar etmişler ve imân edenlere karşı hasmane davranıp haksızlıkta bulunmuşlardır. Bunun nede­ni bellidir: İçinde mutlak şifa ve rahmet taşıyan İlâhî buyruklar ilk nazar­da insana çok acı gelir, tıpkı doktorun hastayı iyileştirmek için verdiği acı ilâç gibi.. Ama gerek İlâhî beyân, gerekse doktorun verdiği acı ilâç duygu çerçevesi içinde değil, akıl ve idrâk yoluyla benimsenip uygulanırsa, şifa­sı çok belirginleşir ve kişiyi bir anda rahat ve huzura, güven ve ümide ka­vuşturur.

2- Allah yolunda dine hizmet fahrî yürütülmelidir. İşin kutsallığı, ne­zaket ve duyarlığı bunu gerektirmektedir. Hele bir de imkânlar el verdiği takdirde mânevî hizmetin yanısıra maddî yardımda bulunarak insanlığın saadetinden yana olan dine iki yönlü hizmette bulunmak büyük bir fazîlet ve mutluluktur.

3- İslâm dini daha çok akla seslenir, insan idrâkini harekete geçirip uyanık tutmaya çalışır. Diğer hak dinler de bu metot doğrultusunda za­man zaman bazı telkinlerde bulunmuşlar ve aklın değerini dikkatten uzak tutmamışlardır.

4- Sıkıntılı, üzüntülü ve felâketlerin baş gösterdiği günlerde müʹminlerin daha çok tevbe ve istiğfarda bulunarak Allahʹa yönelmeleri gerekir. Yardım, rahmet, feyiz ve ferahlık ancak böyle inebilir.

5- İnkârcılar her devirde, din mürşitlerinden, Allah’ın gönderdiği pey­gamberlerden olağan üstü belgeler ve âyetler istemişlerdir. İslâm’ın ola­ğan üstü belgesi ve eskimeyen mu’cizesi Kurʹân’dır. Onu iyi anlamak ve anlatmak şarttır. Bunun için de hem ciddi bir eğitime, hem de güçlü ilim adamı yetiştirmeye ihtiyaç vardır.

6- İnkârcı maddecilere, din düşmanlarına baş eğmemek, hiç değil­se taviz vermemek; yalnız kalınsa bile şartların ve ortamın el verdiği oran­da hizmeti seviyeli şekilde sürdürmek vâciptir.

7- Din mürşitleri, ilim adamları teblîğ ve irşat görevlerini keza gü­nün şartlarına göre ve gelişen ilim ve teknik de dikkate alınarak metotlu şekilde yürüttükleri takdirde, inkârcıların çokluğu ve yürüttükleri sinsi faa­liyetleri onları üzmemelidir. Çünkü onlar kendilerine düşeni yapmış, fazî­let mücadelesinin feyizli ürünlerinin yetişmesi için lâzım gelen tohumları serpmişlerdir. Gerisi Allah’a aittir.

8- Ahlâk ve fazîleti yaymada, hakkı gönüllere işlemede sabırlı bir çalışma yapıldığı, olaylar karşısında dayanma gücü ortaya konulduğu tak­dirde, hakkın başarıya erişeceği müjdeleniyor.

9- İnatçı azgın zorbaların paralelinde yer alıp onların uydusu haline gelmenin kimseye bir şey kazandırmayacağı, ama çok şeyler kaybettire­ceği, aynı zamanda öylelerinin dünyada da, âhirette de İlâhî lânete çarpı­lacakları hatırlatılıyor.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle hem Mekkeli müşrikler, hem de yaşamakta olan inkârcı toplum ve milletler uyarılarak geçmişte Hakk’a karşı gelip tuğyan eden, inkâr ve azgınlık gösterip kâinat plânındaki yerlerinden uzaklaşan Âd, Semûd kavimlerinin kendilerine gönderilen peygamberlere karşı akıl dışı davranışları konu edinildi ve o nedenle sözü edilen kavimlerin dönüş yapmadıkları için İlâhî gazaba uğratıldıkları belirtildi.

Aşağıdaki âyetlerle Salih Peygamberin Semûd kavmiyle olan mücade­lesine temas ediliyor; ibret ve öğüt alınacak önemli safhaları üzerinde du­rularak tarihin tekerrür edeceğine işârette bulunuluyor. Böylece A’raf sû­resinde geçen aynı kıssalar yeni hükümler, değişik uyarılar, farklı öğütler ve ibretlerle tekrar ediliyor. Özellikle mü’minleri fazlasıyla üzen ve sıkın­tıya sokan Mekkeli putperestlere uyarılar yapılarak yakında küçümseyip haksızlık ettikleri mü’minlerin karşısında baş eğeceklerine işâretler yapı­lıyor.