MEÂLİ:
49- Firʹavn, «ya Musa! Rabbiniz kim? » diye sordu.
50- O da: «Rabbimiz her şeye hilkatini (yaratılışta türünün özelliğini) veren, sonra da doğru yolu gösterendir» dedi.
51- Firʹavn, «ya öyle ise gelip geçen nesillerin durumu ne oluyor? » dedi.
52- Musa, «onlar hakkındaki bilgi Rabbimin katında bir kitapta yazılıdır. Rabbim şaşırmaz da, unutmaz da» dedi.
53- O Rab ki yeryüzünü size bir beşik yapmış, onda size yollar açmış, üzerinize gökten su indirmiştir. Biz o su ile çeşit çeşit, çift çift bitkiler çıkarmışızdır.
54- Hem onlardan yeyin, hem de davarlarınızı otlatın. Şüphesiz ki bu düzende sağduyu sâhipleri için nice belgeler vardır.
55- Sizi topraktan yarattık; oraya döndüreceğiz ve oradan tekrar sizi çıkaracağız.
İLGİLİ HADÎSLER
Peygamber (A. S. ) Efendimiz bir cenazenin teşyiʹinde bulunuyordu. Defin işi yerine getirilirken bir avuç toprak alıp kabre attı ve şöyle dedi: «Sizi topraktan yarattık. » Sonra bir avuç toprak daha alıp kabre attı ve: «Sizi buraya döndüreceğiz» dedi ve sonra yine bir avuç toprak alıp attı: «ve sizi tekrar buradan çıkaracağız.. » dedi. (Müsned-i Ahmed: 1/303, 368)
MUSA (A. S. ) İLE FİR’AVN ARASINDAKİ TARTIŞMA
İlâhlık iddiasında bulunan Fir’avn, Musa (A. S. ) ile Harun’un (A. S. ) uyarısını dinledikten sonra onlarla tartışma ihtiyacını duydu. Çünkü tek ilâh hakkında ciddi hiçbir bilgisi yoktu. O nedenle sordu:
- Ya sizin Rabbiniz kimdir?
Musa (A. S. ) cevap verdi:
- Her şeye hilkatini (yaratılışta türünün özelliğini ye her birinin hangi amaca yönelik bulunduğunu) veren, sonra da doğru yolu gösterendir.
Musa Peygamber bu cevabıyla biyolojik kanuna dokunup insan aklını harekete geçirmeyi amaçlamıştır. Sonra da dikkatleri binlerce bitkilere ve diğer canlılara çekmiş; bunların bir su gibi akıp gittiğini, fakat gidenlerin yerine yenilerinin gelmekte olduğunu belirterek kâinatta her olay ve harekette İlâhî kudretin mutlak anlamda tasarruf ettiğini belirtmeye çalışmıştır. Gelişigüzel, gayesiz ve amaçsız hiçbir şeyin yaratılmadığını dolaylı şekilde vurgularken insandan başka her canlının taşıdığı iki önemli özelliğiyle sürüp gittiğine parmak basmıştır: Bir özelliği, türünü devam ettirmek; diğeri ise, taşıdığı her türlü faydayı insanlara cömertçe sunmaktır.
Musa Peygamber’in bu hakîmane cevabını anlayamayan Firʹavn sordu:
- Ya gelip geçen nesillerin durumu ne oluyor? Yani eğer senin dediğin gibi bir ilâh varsa ve o da doğru yolu gösteriyorsa, gelip geçen putperestler, inkârcılar neden doğru yolu bulamadılar ve onların bu durumlarına nasıl bir cevap bulabilirsin?
Musa Peygamber (A. S. ) hayatın sadece dünya olmadığını, bir hesap ve ceza gününün geleceğini hatırlatarak şöyle cevap verdi:
- Onların durumu hakkındaki bilgi Allah yanında yazılıdır. Rabbim ne şaşırır, ne de unutur. Günü gelince âdil bir sultan olarak hükmünü yürütür.
Onun bu cevabı biraz olsun Fir’avn’ı düşünmeye itti. Musa (A. S. ) bu ortamdan yararlanmayı fırsat bilerek Allahʹın varlığına, birliğine delâlet eden kevnî belgeleri bir dizi halinde şöyle sıraladı:
1- O Rab ki, yeryüzünü bir beşik yapmıştır.
Musa Peygamber bununla yeryüzünün boşlukta bir beşik gibi asılı bulunduğunu, hareket halinde olduğunu anlatmak istemiştir. Zira beşik, iki ucundan sehpaya asılı olup boşlukta sallanmaya elverişli bir araç demektir. Yerkürenin buna benzetilmesi çok düşündürücü ve anlamlıdır.
2- Yeryüzünde yollar ve geçitler açmıştır.
Bu, jeolojik devirlerde meydana gelen değişmelerin çok düzenli ve amaçlı bulunduğuna; dağların, tepelerin, ovaların insan hayatına elverişli ve yararlı ölçüde yaratıldığına bir ana fikir olarak ortaya konulmuştur.
3- Gökten su indirmiştir.
Bu, bir tesadüf eseri değildir. Yeryüzünün onda yedisinin denizlerle kaplı bulunması ancak onda üçünü oluşturan kara parçasının su ihtiyacını karşılayabilmektedir. Aynı zamanda su zerrelerinin biraraya gelip yağmur damlaları halinde çok ölçülü ve ahenkli biçimde inmesi, yerçekim kanunu ile atmosferin hafifliği arasındaki denge ile yakından ilgilidir. Fiziksel olarak böyle bir denge bulunmasaydı yağmur ve dolunun düşüş şekli üzücü ve zararlı olurdu.
4- Tür tür, çift çift bitkiler çıkarmışızdır.
Her bitki aynı suyu emer, aynı toprakta yeşerir ve aynı güneşi alır, ama ayrı ayrı özellik taşır: Rengi, kokusu, taşıdığı kimyasal madde ve vitaminler değişiktir. Aynı zamanda biyolojik olarak devamlı aşılanma söz konusudur.
Bütün bu ameliyelerin ve özelliklerin taşıdıkları yararlar kendileri için değil, insanlar içindir. Yüce Yaratanın sanatının eşsizliğini, plânının mükemmelliğini, hikmetinin yüceliğini kanıtlamaktadır.
Akıl ve sağduyu sahipleri için açık belgelerdir bunlar.
5- Sizi topraktan yarattık.
İlk insan Âdem (A. S. ) topraktan ayrı bir kanunla yaratıldığı gibi onun soyu da bizim bildiğimiz biyolojik kanunla yaratılmış, ama elde ettiği gıdaları yine topraktan alıp yaşamakta, toprakla içiçe bulunmaktadır. Aynı zamanda yenilen gıda maddelerinden baba sulbünde sperma oluşmakta ve bu açıdan insan yine topraktan yaratılmaktadır. Kadının rahminde oluşan yumurta da öyle..
Bitkiler de buna benzer bir üreme sistemi içindedir: Toprakta yeşerirler, bir süre sonra kuruyup toprağa düşerler ve yine şartlar biraraya gelince o bitkilerin tohumlarından veya köklerinden yenileri yeşerip çıkar.
İnsanlar da ölüp toprağa dönüşecek. Sonra ikinci hayata kaldırılma emri tecelli edecek, bedenler yeniden oluşacak ve ruhlar âlemindeki, diğer bir tabirle Berzah âlemindeki ruhlar gelip kendilerine ait bedenlere yerleşecekler.
Ne var ki Fir’avn ve onun paralelinde olanların bu İlâhî belgeleri görecek gözleri, işitecek kulakları, anlayıp idrâk edecek kalpleri yoktu.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Musa Peygamber ile Firʹavn arasında geçen konuşmadan bazı önemli parçalar anlatıldı. Allah’ın varlığına, birliğine ve kudretinin eşsizliğine delâlet eden belgeler sıralanarak beşer aklına ışık tutulmak istendi.
Aşağıdaki âyetlerle, Fir’avnʹın Musa’ya (A. S. ) sihirbaz damgasını vurup ülkenin uzman sihirbazlarıyla onu tesirsiz hale sokmayı plânladığı ve öylece Musa ile sihirbazların karşılaştırılma safhaları üzerinde duruluyor. Hakkʹın mutlaka üstün geleceğine misal verilerek hem Mekkeʹde zor günler geçiren ashab-ı kiram, hem de yaşamakta olup din ve vicdan hürriyetlerine saldırılan mü’minler teselli ediliyor ve müjdeler veriliyor.