MEÂLİ:
5- Güneşʹi ziya (ışık ve enerji), Ay’ı nûr (aydınlık) yapan ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için Ayʹa konaklar takdîr eden Oʹdur. Allah bunu ancak hak ile (katıksız, kusursuz, şaşmayan kanunla) yarattı. Bilip (anlayacak) bir millete âyetleri (böylece) bir bir açıklıyor.
6- Şüphesiz ki gece ile gündüzün birbirini izleyip değişmesinde ve Allah’ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde, O’ndan korkup kötülüklerden sakınan bir topluluk için âyetler-belgeler vardır.
GÜNEŞİ ZİYA, AY’I NUR KILMIŞTIR
«Güneşʹi ziya (ışık ve enerji), Ay’ı nûr (aydınlık) yapan... Oʹdur. »
İlgili âyetle Güneş ve Ay’ın önemli özelliklerinden biri belirtilerek bu konuda bilimsel araştırma yapanlara ön bilgi veriliyor.
Ziya, kelime olarak ateş ve benzeri parlak cisimlerden yayılan ışık ve enerjiye verilen bir isimdir. Nitekim Râğıb el-Asbahanî, Müfredatʹında «deviʹ» maddesinde bu tarif üzerinde durmuş ve gereken açıklamayı yapmıştır. Kamus mütercimi Asım da bu kelimeyi açıklarken şöyle diyor: «Bizzat olan aydınlığa ziya, bilfarz, yani sonradan ârız olanına nûr denir. »
Bu tarif ve delâletten, Güneşʹin ışık ve enerjisinin kendisinde mevcut olduğu, başka bir parlak cisimden ona gelmediği ve yansımadığı; Ayʹın nurunun, yani aydınlığının ise, kendisinden değil, başka bir cisimden gelip ona yansıdığı anlaşılıyor.
Ay üzerinde yapılan bilimsel araştırmalar Kurʹânʹın bu açıklamasını kesinlikle tasdîk etmiş ve Ayʹın Güneşʹten ışık alıp yansıttığını şüphe kabul etmiyecek bir katiyetle ortaya koymuştur.
Güneşʹe gelince: Son birkaç yıl içinde yapılan ilmî araştırmalarla şu hususlar tesbit edilip belirtilmiştir: «Güneşʹte büyük yer çekimi basıncı altında, merkezdeki madde sıkışır ve orada sıcaklığı 15 milyon C (24 milyon F) çıkarır. Böyle büyük bir sıcaklık ve basınç altında atomlar parçalara bölünür, atomların dış kabukları koparak çekirdekten uzaklaşır. Çekirdekler birbirlerine doğru saniyede binlerce mil hızla yaklaşır ve bazan da birbirine yapışır. Hidrojen çekirdekleri birbirine bağlanınca hidrojen çekirdeğinden biraz daha büyük helyum çekirdekleri oluşur. Buna «hidrojen füzyonu» denir. Herbir saniyede Güneşʹin merkezinde 650 milyon ton hidrojen, 645, 4 milyon ton helyuma dönüşmektedir. Bu süreç enerji meydana getirir. Herbir saniyede kaybolan 4. 6 milyon ton madde Güneşʹten etrafa yayılan enerjidir. Bunun çok küçük bir kısmı Dünya tarafından tutulur ve burada hayatı mümkün kılar. Bir saniyede çok büyük miktarda hidrojen füzyona uğradığı halde Güneşʹte o kadar bol hidrojen vardır ki, yaklaşık beş milyar yıldır süregelen füzyondan sonra Güneşʹin hemen tamamına yakını hâlâ hidrojendir. Belki de daha birçok milyar yıl füzyon sürüp gidecektir.
İşte Kurʹân’da ilgili âyetle birinci hayattan sonra ikinci hayatın başlayacağı haber verilirken İlâhî kudretin yüceliğine ve yaratmadaki sınırsız gücüne delil olarak Güneş ve Ay getiriliyor. Güneş’in bitip tükenmeyen bir enerji kaynağı olması, bütünüyle İlâhî takdîrin bir tezahürüdür.
AY’A KONAKLAR TAKDİR EDİLMESİ
«Ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için Ay’a konaklar takdîr eden O’dur. »
Ay batıdan doğuya doğru Dünyaʹnın çevresinde döner. Öte yandan Ay’ın diğer yıldızlara göre durumu da sürekli olarak değişir. Bunun nedeni de Ayʹın yer çevresindeki hareketidir. Ekliptiğe eğikliği 5° 8ʹ40ʺ olan elips biçiminde bir yörünge üzerinde dönerek diğer bir yıldıza göre, bu dönüşünü 27 gün, 7 saat, 43 dakika, 11, 5 saniyede tamamlar ve böylece diğer yıldızlara göre, yeniden aynı duruma gelmiş olur. Güneşʹin durumuna göre ise, bu dönüşünü 29 gün, 12 saat, 44 dakika, 2, 8 saniyede tamamlar.
Ayʹın yer çevresindeki daima doğuya doğru olan bu hareketi gökte yıldızlara göre her gün 13° 16ʹ 6ʺ gecikmesine, böylece her gün aşağı yukarı 50 dakika daha geç doğup batmasına yol açar.
Ay’ın aydınlatması Güneş’e oranla 650. 000’de biri kadardır.
Ay bir de yılları ve hesabı sağlıklı ölçüde tesbit etmemize bir kıstas olarak takdîr edilmiştir. Kurʹân-ı Kerîm’de Ayʹın sözünü ettiğimiz hareketleri ve her gün gökteki yıldızlara göre 50 dakika geç doğup ayrı bir görünüm arzetmesi İlâhî sünnetin şaşmayan belgelerinden biri olarak vasıflandırılıyor ve her şeyin kesin hesaplara göre düzenlendiğine işârette bulunularak insan aklına ışık tutuluyor; aynı zamanda Yüce Yaratanʹı insana hatırlatıp tanıtıyor. Zira bunca ince hesaplar, çekim kanunları ve meydana getirdiği düzeni tesadüflere bağlamak mümkün değildir.
ALLAH HAK İLE YARATTI
Hak kelimesi üzerinde sık sık durulmaktadır. Burada ise, Güneş ve Ayʹın hak ile yaratıldığı belirtiliyor ki, bundan şu manalar anlaşılmaktadır: Güneş ve Ay, kâinat planındaki yerlerine oturtulmuştur. Her ikisi de varlıktaki mutlak denge ve düzenin cüzleri olarak bulunuyor. İnsanların yararına yaratılan bu ikisi de şaşmayan kanunlara bağlanmıştır ve hayat şartlarıyla uyum halinde bir düzeye getirilmiş, her biri için ayrı bir yörünge takdîr edilmiştir.
İşte Kurʹânʹda bütün bu incelikler hak kelimesiyle anlatılmakta ve akıl sahiplerine seslenilmektedir: «Allah bunu ancak hak ile (katıksız, kusursuz, şaşmayan kanun ile) yarattı. Bilip (anlayacak) bir millete âyetleri (böylece) bir bir açıklar. »
GECE İLE GÜNDÜZÜN BİRBİRİNİ İZLEYİP DEĞİŞMESİ
«Şüphesiz ki gece ile gündüzün birbirini izleyip değişmesinde… âyetler, belgeler vardır. »
Kur’ân bu âyetle Dünya’nın Güneşʹin çevresinde bir elips çizip dönmekle kalmadığını, aynı zamanda kendi ekseni etrafında da dönerek gece ile gündüzün meydana gelmesini sağladığı ve bu birbirini izlemenin sürüp gittiğini açıklıyor.
Başta insan olmak üzere hayvanların ve bitkilerin yaşamlarını sürdürebilmeleri, gelişip çoğalabilmeleri için Dünya’nın bu iki ayrı hareketine mutlak sûrette ihtiyaç bulunduğuna işâret edilerek Allahʹın değişmeyen sünnetiyle gece ile gündüzün belli hareket ve kesin hesaplarla oluştuğu bildiriliyor ve bunlar Allah’ın varlığının ve sonsuz kudretinin belgeleri olarak gösteriliyor. Sonra da bu kudretin insanları yeniden diriltip ikinci hayata döndürmeye muktedir bulunduğu hatırlatılıyor.
Kur’ân insanla Allah arasındaki engelleri kaldırmak, duyguları yönlendirmek, düşüncelere berraklık kazandırmak ve akıllara ışık tutup insanla hakikatı yüzyüze getirmek için dört ayrı belge sıralıyor:
1- Güneş’in ışık ve enerji kaynağı olduğu, İlâhî kudretin dışında başka bir kaynaktan enerji almadığı,
2- Ayʹın ışık kaynağı olmadığı, onu Güneş’ten alıp yansıttığı ve Dünya çevresinde onunla birlikte hareketini sürdürürken yörünge düzlemine göre 83° 30ʹ eğik bir eksen üzerinde döndüğü, dönüş süresinin yer etrafında dolanma süresine tamamen eşit bulunduğu ve bu sürenin eşitliği nedeniyle, Dünyaʹya da uzaklığının 363. 300 km. ile 405. 500 km. arasında değişmesi sebebiyle hilâllerin meydana geldiği,
3- Gece ile gündüzün birbirini takip etmesinin, Dünya’nın kendi ekseni etrafında ve Güneşʹin çevresinde dönmesiyle vücut bulduğu,
4- Göklerde ve yerde yaratılanların Allah yanında belli hesaplar ve belli kanunlarla varlıklarını ve hareketlerini sürdürmeleri, Allahʹın varlığını isbat etmekte ve insan aklını harekete geçirip ona ön bilgi vermektedir.
Bütün bunların hak ile yaratıldığına baktığımızda, ilimle malûmat arasında bir uyumsuzluk ve farklılık olmadığını görürüz. Zira her düzen ve denge, her plân ve proğram mutlak sûrette bir düzenleyicinin, bir planlayıcı ve proğramlayıcının varlığına delâlet eder.
Rağıp el-Asbahanî, Müfredat adlı eserinde hak tabirini açıklarken diyor ki: «Kök mana olarak mutabakat ve muvafakat demektir. Bir şeyi hikmetin gerektirdiği şekilde icat edene ve icat edilene de hak denilmiştir. Bu manayla Allahʹa HAK denildiği gibi, yarattığı şeye de hak denilmiştir. »
Şüphesiz ki, mevcut düzenin bir düzenleyicisi bulunduğunu İstidlâl edebilmek için daha çok üç şeye ihtiyaç vardır: Bilgiye dayalı sağlam imân, hakkı ve gerçeği arayıp bulmak için irfan ve Allahʹtan saygı ile korkmayı ilham eden takvâ.. Onun için 6. âyetin son cümlesinde, «Ondan korkup kötülüklerden sakınan bir millet için âyetler, belgeler vardır» denilmiştir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle Allah’ın varlığına, birliğine, sanatının benzersizliğine delâlet eden delil ve belgeler sıralandı. Güneş ve Ayʹla ilgili ana fikirler verildi. Sonra da bunlardan ancak Allahʹtan saygı ile korkup inkâr ve maddecilikten sakınan akıl sahiplerinin öğüt alacağı belirtildi.
Aşağıdaki âyetlerle, mevcut düzeni sapasağlam kuran ve mutlak denge sağlayıp kâinatı kusursuz bir plâna göre ayakta tutan Allahʹın, insanları öldürdükten sonra dirilteceği haber veriliyor. Bunca delil ve belgeye rağmen Âhiret’e inanmayıp dünya hayatına razı olan ve sadece onunla yetinenlerin kendilerine çok kötü bir gelecek hazırladıkları bildiriliyor. Bunların aksine akıl ve idrâkini, zekâ ve yeteneklerini gerçeği arayıp bulmak için kullanan ve öylece Allahʹa ve Âhiret gününe inanıp iyi, yararlı iş ve amellerde bulunanların göz ve gönül dolduracak bir gelecekleri, sonsuz mükâfatları olacağı müjdeleniyor. Bu bahtiyarların Cennetteki duâları, esenlik dilekleri ve sözlerinin sonu tesbîh, selâm ve hamd kapsamında olacağı ayrı bir lütuf olarak öğretiliyor.