Enfal Suresi 2-4. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَاِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ اٰيَاتُهُ زَادَتْهُمْ اِيمَانًا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ اَلَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّا لَهُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَمَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ

4.

Mü'minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O'nun ayetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler.

Diyanet İşleri

3.

Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir.

4.

İşte onlar gerçekten mü'minlerdir. Onlara, Rableri katında yüksek mertebeler, bağışlanma ve cömertçe verilmiş rızık vardır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

2- Gerçek müʹminler o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalble­ri ürperir; karşılarında Oʹnun âyetleri okununca bu onların imânını artırır ve onlar Rablarına güvenip dayanırlar.

3- Hem onlar namazı dosdoğru kılarlar ve bizim rızık olarak kendi­lerine sunduğumuzdan (Allah için) harcarlar.

4- İşte bunlar, gerçekten müʹminler bunlardır. Rabları yanında onlar için dereceler, mağfiret ve güzel-şerefli rızık(lar) vardır.

İLGİLİ RİVÂYET VE HADÎSLER

Yapılan sahîh tesbite göre, ashab-ı kirâmdan Hâris b. Mâlik el-Ansarî (R. A. ), Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’e uğradığında, Efendimiz ona sordu:

- Ya Hâris! nasıl sabahladın?

O da şu cevabı verdi:

Hakikaten mü’min olarak sabahladım.

Peygamber (A. S. ):

- Ne dediğine dikkat et! Çünkü her şeyin bir hakikatı vardır, senin imânının hakikatı nedir? diye sordu. O da şu cevabı verdi:

- Kendimi dünyaʹdan çekip aldım, ona sırt çevirdim; gecemi daha çok uykusuz geçirdim; gündüzümü susuzluk içinde geçirip (oruç tuttum). Şu anda sanki Rabbımın Arş’ına ayan-beyan bakıyor gibiyim; Cennet ehli­ne de bakıyor gibiyim, onlar birbirlerini ziyaret ediyorlar. Cehennemliklere de bakıyor gibiyim, aşağılanmış bir halde çığrışarak inliyorlar..

Peygamber (A. S. ) ona:

- Ya Hâris! imânın hakikatini biliyorsun, ona gerekli ol... buyurdu ve bu sözünü üç defa tekrarladı. (Taberânî: Hâris b. Mâlik (R. A. )den)

«Şüphesiz ki (Cennette) yüce makamlarda bulunanları, kendilerinden derece bakımından aşağıda olanlar, sizin göğün ufkunda sâbit duran yıl­dızı gördüğünüz gibi, görürler. »

Bunun üzerine denildi ki: «Ey Allah’ın Peygamberi! sizin bahsettiğiniz ancak peygamberlerin makam ve derecesidir ki başkaları oralara erişe­mez. » Peygamber (A. S. ) şu cevabı verdi: «Hayır, canımı kudret elinde bu­lunduran zata and olsun ki, onlar Allahʹa imân edip, peygamberleri tasdik edenlerdir. » (Buharî-Müslim-Ahmed: 3/61)

«Doğrusu Cennet ehli, yüksek derecelere erişenleri, sizin göğün uf­kunda yerinde duran yıldızı gördüğünüz gibi görürler. Herhalde Ebû Bekir ile Ömer de onlardandır ve nîmete erişenlerdir. » (Müsned-i Ahmed: 3/50)

«Şüphesiz Cennette yüz derece vardır; her iki derece arası yüz yıl­dır. » (Tirmizî/cennet: 4, menakıb: 1)

MÜʹMİNİN BEŞ VASFI

«Gerçek müʹminler o kim­selerdir ki, Allah anıldığı zaman kalbleri ürperir.... »

İman zevkini, akıl, irâde, idrâk ve vicdan yoluyla alıp benliğine yedi­ren müʹminin beş ana vasfı vardır ki, diğer insanlarda bunların tamamı bir­arada bulunmaz:

1- Allah anıldığında kalbleri ürperir. Bu, aşk derecesine yükselen sevgidir ki, saygı ve tâzimin üst kademesine tırmanan korkunun en açık belirtisidir. Mecnûnʹun yanında Leylâ anıldığında kalbi hoplar, rengi deği­şirdi. Mecazî aşk bu ölçüde insanı çekip alırsa, hakikî aşk neler yapmaz?..

Artık böylesi Allah ile görür, O’nunla işitir, Oʹnunla tutar ve O’nunla yürür..

2- Allah’ın âyetleri okununca, onların imânını artırır. Öyle ki, her âyet bir tasdîk ve bilgiye kapı açar; her belge, İlâhî kudret ve sünnetullahı yansıtır. Her tasdîk ve yeni bilgi imâna güç ve kuvvet verir; her belge imâ­nın zevk ve heyecanını artırır.

Hani Hz. İbrahim (A. S. ), «Rabbim! ölüleri nasıl diriltirsin, bana gös­ter? » demişti. Allah ona: «Yoksa inanmadın mı? » buyurmuştu. O da: «Hayır, inandım (ve inanıyorum), fakat kalbim iyice yatışsın diye (arzulu­yorum)» demişti. (Bakara sûresi: 260)

İşte gerçek mü’minlerin durumu da öyle.. İnen her âyet onların kalb­lerini yatıştırıyor; zevk ve aşklarını artırıyor; arttıkça da Allahʹa daha çok yaklaşıyor; yaklaştıkça da O’nun inâyetine daha fazla erişiyor ve o nis­bette dünya kirlerinden arınıyorlar.

Bu iki maddede gaybden şuhuda geçiş vardır. Tıpkı Allahʹın bir ışık suretinde ağaçta, bir ses biçiminde bulutta Hz. Musa’ya tecellisi gibi..

Mü’min önce gaybî hakikate inanır; kalbde kök salınca da gaybî ha­kikat ona âyet ve belgelerle tecelli eder. Kur’ân-ı Kerîm, bu âyet ve bel­gelerin tamamıdır.

3- Onlar Rablerine güvenip dayanırlar. Her şeyde Allahʹın varlığının, birliğinin ve kudretinin eşsiz eserlerini gören; her varlığın İlâhî sünnete bağlı kalarak varlığını sürdürdüğünü idrâk eden; kâinatın her zerresinde İlâhî ilmin, kudretin ve rahmetin nâfız olduğunu anlayan müʹminin, hilkat kanununa ve bu kanunun yegâne sahibine uyup her hâl-ü kârda O’na te­vekkül etmesi kadar tabii ne olabilir? O bakımdan bu düzeye kendini ge­tiremiyen kişinin Allah’a olan güveni zayıf, itikadı sarsıktır.

4- Onlar namazlarını dosdoğru kılarlar. Şüphesiz ki, yukarıda belir­tilen üç sıfatı kendinde toplayan bir müʹmin için zevklerin en güzeli, Al­lah’a kulluğun en anlamlı yanı olan, namaz kılmaktır. Çünkü namaz benzeri olmayan bir ibâdettir. Allah ile konuşma şerefine erişmeye vasıtadır. O ba­kımdan bütün peygamberler namaz ile emrolunmuşlardır. Aynı zamanda insanın Allah’a en yakın olduğu vakit, secdeye kapandığı anlardır. O da namazın her rekâtında iki defa yapılarak kul ile Rabbi arasındaki yakın­lığa yeni bir anlam kazandırmaktadır. Nitekim Resûlüllâh (A. S. ) Efendi­miz, geceleri kalkıp yalnız başına namaz kılarken kıyamı uzattığı gibi, secdeleri de uzatırdı.

Şüphesiz ki, kulun namaz ile eriştiği bu yüksek mertebe, bütünüyle edep, terbiye, nezaket, saygı ve tâzim mertebesidir. Beden bir bakıma ruhlaşır; ruh da aslına yönelip gıdasını alır.

İşte onun içindir ki, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, «Namaz gözümün aydınlığı kılınmıştır. » Diğer bir rivâyette ise, «Gözümün aydınlığı namazda­dır. » (Nesâî/nisâ: 1. Müsned-i Ahmed: 3/128, 199, 285) buyurmuş ve ayakları şişinceye kadar namazını uzatmıştır.

5- Rızık olarak kendilerine sunduğumuzdan (Allah için Allah yolun­da) harcarlar. Gerçekten yukarıdaki dört vasfı ruhunda taşıyan müʹmin, mal ve makamı, servet ve ihtişamı, şöhret ve bencilliği birer âdi araç ola­rak görür; bunların hepsini gayeler gayesi olan ilâhî rızaya uygun şekilde kullanır. Öylesi malın ve makamın bekçisi değil, mal ve makam onun hiz­metçisidir. Bu düzeye gelip ruhunun kanatlarını açarak Hak’a doğru dur­madan yükselen kimse her işinde Allah’ı görürcesine hareket eder ve yap­tığı iyilik ve işlediği hasenat dolayısıyla fânilerden hiçbir şey beklemez.

İşte bu vasıflarla kendini donatan müʹminler, gerçekten imân zevkini almış kişilerdir. Onlar için Allah yanında yüksek dereceler, mağfiret ve rıdvanlar hazırlanmıştır. Ardı arkası kesilmeyen sonsuz rızıklar da onlar içindir.

TASAVVUFÎ YÖNÜ

«Allah anıldığı zaman kalbleri ürperir. »

«Hakikat ehline göre, korku iki kısımdır. »

Konuyu ve meselenin gerçek yüzünü, hakiki anlam ve amacını, hikmet ve sırrını araştıranlara göre, Allah’tan korkmak iki türlü olur: Biri, Oʹnun adâleti gereği vereceği azâptan; diğeri, O’nun sonsuz kudretinden, azamet ve celâlından korkmaktır. Birincisi, günah içinde yüzüp zaman zaman İlâ­hî emirlere uymayanlara hastır. İkincisi, Allah’ın varlığını, birliğini, kudret ve azametini, âdet ve değişmeyen kanunlarını eşyada müşahede edip plân­daki yerini almaya çalışan ve bir hatâ yaparım diye endişelenenlerin duy­duğu korkudur.

Onun içindir ki, Kur’ânʹda bu iki zümreye seslenilirken bir yerde Al­lah’ın azâbının şiddetinden söz edilir ve arkasından hemen Allah’ın azamet ve celâlinden bahsedilir ve bu iki sıfatın tecellisi en duyarlı bir anlatımla işlenir.

Beş sıfattan biri bulunmazsa, diğerleri tehlikeye girebilir. Tıpkı beş kapılı bir kale misali, kapılardan biri güvene alınmaz, muhafızsız bırakılır­sa, diğer dört kapıyı ve kalenin kendisini tehlikeye düşürür. O bakımdan mü’minde toplanan beş sıfat birbirini tamamlar ve korur. Bütün peygam­berler insanlar için lüzumlu olan o beş sıfatı anlatmaya, kalb ve kafalara işlemeye ve bulundukları her yerde kendi yaşayışlarıyla onların model ve misallerini vermeye çalışmışlardır. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹin 23 yıllık risâlet devrinde bu beş sıfatın yeri çok büyük ve o nisbette önemlidir.

Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla seve seve savaşanlar da ancak bu sıfatları kendinde toplayıp birleştiren bahtiyarlardır.

NAMAZ, ALLAH İÇİN HARCAMANIN KAPISIDIR

«Onlar namazı dosdoğru kılarlar ve... »

Namaz dış görünüşüyle bedenî bir ibâdettir; gerçekte ise, kalbi ve kafayı malî ibâdete hazırlayan İlâhî bir iksirdir. Temelinde hakikî imân, çatısında gerçek tevekkül bulunan bir namaz, insana bütün iyilik ve hayır­ların kapısını açar; bencillik ve ihtiras damarlarını koparıp atar, merhamet ve cömertlik duygusunu geliştirir; insanı kötülüklerden çekip uzaklaştırır. Allah için Allah yolunda harcama, namazın en tabii ürünlerinden biri ola­rak içten dışa vurup filizlenir. O bakımdan Cenâb-ı Hak, namazdan sonra intaktan söz etmiştir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, savaşta elde edilen ganimetin taksimatının Al­lah ve Peygamberine ait bulunduğu açıklanarak, bu hususta herhangi bir tartışmanın yeri olmadığı hatırlatıldı. Sonra da gerçek müʹminlerin beş önemli sıfatı sıralanarak ortaya sağlam bir kıstas konuldu.

Aşağıdaki âyetlerle, ganimet hakkında tartışanlar bulunduğu gibi, Hz. Peygamberin (A. S. ) aldığı emir üzerine Bedir savaşına karar verip çıkma­ya hazırlanırken mü’minlerden bir kısmının bunu hoş karşılamadığı ve hak­lı bir karar hakkında Peygamberle tartıştıkları konu ediliyor. Sonra da müʹ­minlerin ganimet ve savaş gibi iki olayla karşı karşıya bulundukları, Al­lah’ın savaştan yana, mü’minlerin ganimetten yana oldukları belirtiliyor. Böylece Bedir savaşının hikmeti açıklanmış oluyor.