Hucurat Suresi 4-5. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اِنَّ الَّذِينَ يُنَادُونَكَ مِنْ وَرَاءِ الْحُجُرَاتِ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ وَلَوْ اَنَّهُمْ صَبَرُوا حَتّٰى تَخْرُجَ اِلَيْهِمْ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ

4.

(Ey Muhammed!) Odaların arkasından sana bağıranların çoğu aklı ermeyen kimselerdir.

Diyanet İşleri

5.

Onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette kendileri için daha iyi olurdu. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

4- Şüphesiz onlar ki (sana ait) odaların arkasından sana seslenir­ler, çoğunun aklı ermez.

5- Eğer onlar, sen kendilerine çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette haklarında çok daha hayırlı olurdu. Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

İNİŞ SEBEBİ

Tabiîn’den Mücahidʹe göre: Bu âyet Benî Tamîm Kabilesi’ni temsîlen gelen bir grup elçiyle ilgilidir. Şöyle ki: Onlar Medine’ye gelip Mescid-i Saadet’e girdiler ve hücrelerin arkasında durup yüksek sesle Resûlüllah’ı (A. S. ), görüşmek üzere dışarıya çağırdılar ve şunu ilâve ettiler: «Şüphe­siz bizim övgümüz bir süs, yergimiz bir kusurdur. »

Bu sırada Resûlüllâh (A. S. ) sıcaktan bunalıp istirahata çekilmiş bulu­nuyordu. Onların bu sözüne karşılık: «Övgüsü zînet, yergisi kusur ve leke hususu ancak Allahʹa aittir. O, kimi överse, ona zînet bahşetmiş olur; kimi de yererse o elbette kusurlu kabul edilir» buyurarak gelenleri uyardı ve o sebeple yukarıdaki âyetler indi. (Tefsîr-i Kurtubî: 16/309 - Tirmizî - Lübabu’t-te’vîl: 4/166)

İSLÂM BÜTÜNÜYLE EDEP VE TERBİYE TELKÎN EDER

İslâm Dini her yanı ve yönüyle medeniyettir; edep ve terbiye, nezaket ve nezahettir. Büyüklerin, inanmış ilim adamlarının huzurunda davranış ve konuşmadan tutun da önemli bir kişiye seslenmeye kadar her şeyi birta­kım edep ve terbiye, sevgi ve saygı kurallarına bağlamıştır.

O bakımdan medeniyet ve nezaketten; edep ve terbiyeden yoksun ye­tişen kaba ve hırçın bedevîleri bile eğiterek, onları dünyanın en medenî ve terbiyeli insanları yapma şerefi bütünüyle İslâm’a aittir. Dünya milletleri daha yirminci asrın son yarısında bile o yüksek ve feyizli medeniyete eri­şememiştir. Bu bir gerçektir. Zira teknolojide baş döndürücü bir hızla iler­lemek ve ekonomik güç oluşturmak, milletleri ne ahlâklı ve dindar yapar, ne de topluma edep ve terbiye havası estirir.

Milletleri gerçek anlamda medenî yapan dört unsur söz konusudur:

1- Allah’a ve Âhiret’e dosdoğru inanmak ve gençliği bu ruh ve inanç­la yetiştirmek,

2- Son kitaba ve son peygamberin sünnetine göre bir hayat düzeni kurmaya çalışmak,

3- İlim ve teknikte durmadan ilerlemek ve bunu barış ve kardeşliğin kökleşmesi, yaygınlaşması doğrultusunda kullanmak,

4- Ekonomik güç oluşturup insanları sefaletten kurtarmaya yönel­mek..

Bu bakımdan Yesrib şehrine, Resûlüllah’ın (A. S. ) «Medine» demesinin anlamı elbetteki çok geniştir. Zira O, gerçek medeniyetin temelini bu kut­sal şehirde atmıştır.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Hz. Peygamber’e (A. S. ) ve Onun izinde yürüyen büyük ilim adamlarına, yaşını başını almış müʹminlere, sonra da her aklı başında olan insana seslenilirken, bir takım kuralları göz önünde bulundur­manın yararı üzerinde duruldu.

Aşağıdaki âyetlerle, dinî ve ahlâkî kurallara riâyet etmiyen kişilerin verdiği habere inanmayıp araştırmanın lüzumu belirtiliyor ve birçok konu ve meselelerde Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹin, ashabının teklîf ve görü­şüne uymadığının hikmeti konu edilerek mü’minler aydınlatılıyor.