Furkan Suresi 35-41. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَجَعَلْنَا مَعَهُ اَخَاهُ هٰرُونَ وَزِيرًا فَقُلْنَا اذْهَبَا اِلَى الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا فَدَمَّرْنَاهُمْ تَدْمِيرًا وَقَوْمَ نُوحٍ لَمَّا كَذَّبُوا الرُّسُلَ اَغْرَقْنَاهُمْ وَجَعَلْنَاهُمْ لِلنَّاسِ اٰيَةً وَاَعْتَدْنَا لِلظَّالِمِينَ عَذَابًا اَلِيمًا وَعَادًا وَثَمُودَا۬ وَاَصْحَابَ الرَّسِّ وَقُرُونًا بَيْنَ ذٰلِكَ كَثِيرًا وَكُلًّا ضَرَبْنَا لَهُ الْاَمْثَالَ وَكُلًّا تَبَّرْنَا تَتْبِيرًا وَلَقَدْ اَتَوْا عَلَى الْقَرْيَةِ الَّتِي اُمْطِرَتْ مَطَرَ السَّوْءِ اَفَلَمْ يَكُونُوا يَرَوْنَهَا بَلْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ نُشُورًا وَاِذَا رَاَوْكَ اِنْ يَتَّخِذُونَكَ اِلَّا هُزُوًا اَهٰذَا الَّذِي بَعَثَ اللّٰهُ رَسُولًا

39.

Andolsun, Biz, Musa'ya Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik ve kardeşi Harun'u da ona yardımcı kıldık.

Diyanet İşleri

36.

Onlara, "Ayetlerimizi yalanlayan topluluğa gidin" dedik. Nihayet o kavmi yerle bir ettik.

37.

Nuh kavmini de, Peygamberleri yalanladıkları vakit suda boğduk. Onları insanlara bir ibret yaptık ve zalimlere elem dolu bir azap hazırladık.

38.

Ad ve Semud kavimlerini, Ress halkını ve bunların arasında pek çok nesilleri de helak ettik.

39.

Bunların her birine misaller getirdik, (öğüt almadıkları için) hepsini kırıp geçirdik.

40.

Andolsun, senin kavmin, bela yağmuruna tutularak yok edilen kente uğramışlardır. Yoksa onu görmüyorlar mıydı (ki ibret almadılar)? Hayır! (Görüyorlardı fakat) tekrar dirilmeyi ummuyorlardı.

41.

(41-42) Onlar seni görünce ancak eğlenceye alırlar. "Allah'ın peygamber olarak gönderdiği adam bu mu? Biz, ilahlarımıza sımsıkı sarılmasaydık neredeyse bizi ilahlarımızdan uzaklaştıracaktı" (derler.) Onlar yakında azabı gördükleri zaman, yolca kimin daha sapık olduğunu görecekler.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

35- And olsun ki Musaʹya kitap verdik ve kardeşi Harunʹu maiye­tinde (bulunmak üzere) vezir yaptık.

36- Onlara, âyetlerimizi yalanlayan millete gidin, dedik. (O millet buna rağmen yalanlama ve inkârdan vazgeçmeyince) çok geçmeden on­ları fena halde yok ettik.

37- Nuh kavmine de (uyarıcı peygamber) gönderdik; peygamberleri yalanlayınca onları (suda) boğduk ve kendilerini (geride kalan) insanlara bir öğüt ve ibret kıldık. Zâlimlere de elem verici bir azâp hazırladık.

38- Âdʹı da, Semûd’u da, Ress (Yemâme yöresindeki kasaba veya taşla örülmüş kuyu) halkını da ve bunlar arasında (gelip geçen) birçok nesilleri de (yine aynı sebeplerle) yok ettik.

39- Onların herbirleri için (doğru yola dönerler diye) misâller ver­dik ve (sonunda) herbirini yıkıp belirsiz hale getirdik.

40- And olsun ki onlar (inkârcı sapıklar) âfet yağmuruna tutulup (yok edilen) kasabaya varmışlardı, onu görmediler mi? Hayır, yeniden di­rilip kalkmayı ummazlar.

41- Seni gördükleri zaman, «Allahʹın elçi olarak gönderdiği bu mu­dur? » diyerek (ciddi hiçbir tavır takınmazlar), sadece alaya alırlar.

MÜʹMİNLERİ MÜJDELEMEK, KÂFİRLERİ TEHDİT EDİP UYARMAK

Mekke’de aralıksız haksız saldırılara uğrayan, her türlü mal ve can emniyetinden mahrûm edilen; din ve vicdan hürriyetlerine zincir vurulan ilk cefakâr mü’minleri Cenâb-ı Hak önce teselli etmekte, sonra da yakın gelecekte küfrün başaşağı gelip silineceğine işâretle müjde vermektedir. Bununla, Nuh ve Musa (salât-ü selâm ikisine olsun) kıssalarının birer öze­tini vererek müʹminlerin biraz daha sabretmelerini tavsiye etmektedir.

Böylece gelip geçen kavim ve milletlerden, onlara gönderilen pey­gamberleri yalanlayanların bir bir yıkılıp yok edilmelerinden söz edilirken birer özet verilmesi elbette ki çok anlamlıdır. Şöyle ki: Önce Mekkeli put­perestler, sonra da yaşamakta olan hak düşmanları uyarılmakta ve sı­kıntıda olan mü’minlere Kurʹânʹa bağlı kaldıkları takdirde kurtuluşa erişe­cekleri müjdelenmektedir. Zira hakka karşı baş kaldırıp geçmiş milletler­deki gibi aynı inkâr ve azgınlığı gösteren mîlletlere karşı İlâhî sünnetin hük­mü aynen inecektir.

Araplarca çok iyi bilinen Nuh Tufan’ı bir defa dana gözler önüne se­riliyor. Kur’ân bununla Mekkeliʹlerin sonlarının yaklaşmakta olduğunu do­laylı şekilde haber veriyor. Musa Peygamberle Firʹavn kıssası da aynı ha­beri kuvvetlendiriyor ve Mekkeliʹlerin Fir’avn kadar kuvvetli olmadığına işâretle müʹminlerin önünde baş eğecekleri günlerin çok yakın olduğuna kapalı şekilde değiniliyor.

Böylece zâlim inkârcılara elem verici bir azabın hazırlandığı bir defa daha hatırlatılıyor. Küfür ve zulmü kendine sanat edinen hiçbir milletin ayakta duramıyacağına dikkatler çekiliyor.

Tarihi az-çok bilinen ve yıkılan yurtlarında kalıntılarına rastlanan Âd ve Semûd kavimlerinin acıklı sonuçları üzerinde daha iyi düşünmeleri için hem Mekkeli putperestlere, hem de yaşamakta olan inkârcı zâlim madde­cilere birer fırsat veriliyor. Umman ile Dahraman arasındaki yıkıntılarının bakiyesini, Hicaz’a yakın Hicr bölgesindeki Semûd kalıntılarını görmeyen Arap mı kalmıştı..

Ress: Bu isim hakkında farklı tesbit ve yorumlar yapılmıştır. Şöyle ki:

a) Büyükçe bir kuyu çevresinde yer alan bir kavimdir. Şuayb Peygam­ber (A. S. ) onlara gönderilmişti. İnkâr ve azgınlıkta ısrar edince de kuyu­ları ile birlikte yerin dibine geçirilmişlerdi.

b) Yemâme yöresinde bir kuyu ve bu kuyuya sahip olan bir kavimdir.

c) Tabiînden Saîd b. Cübeyr’e göre, Hanzele b. Safvan adında bir peygamberin gönderildiği bir kavimdir ki, inkâr ve zulümde çok ileri git­tiklerinden dolayı yok edilmişlerdir.

d) Antakyalıʹlardır ki Habib en-Neccar’ı öldürmüşlerdi.

e) Homoseksüel olan bir kavimdir. Zina ve livatada hiçbir sınır tanı­madıklarından ve gönderilen peygambere işkence ettiklerinden dolayı yok edilmişlerdir.

Kötü bir afet yağmuruna tutulup yok edilen millet ise: Kuvvetli bir ih­timalle Şam yolu üzerinde yer alan Lût kavmidir. Püskürük lavların altın­da taş yağmuruna tutulup ahlâksızlıklarının cezasını en acı şekilde tat­mışlardı. Mekke ve çevresinde yaşayanların önemli bir kısmı ticaretle meşgul olup Şam ve Yemenʹe ticarî kervanlar tertiplerlerdi. Böylece gü­zergâhta sözü edilen bazı kavimlerin kalıntılarını görme fırsatını bulur­lardı. Ne var ki, kalıntıları sadece baş gözüyle görmenin onlar için pek ibretli bir yanı yoktu. Kalp ve akıl gözüyle inceleyip yıkılışlarının sebep ve hikmetlerini düşünmeleri gerekirdi. Ama onlarda ne böyle bir kalp, ne de akıl gözü vardı.

İlgili âyetle bu inceliğe işâret edilerek tarihî kalıntıları iyice inceleme­miz isteniliyor.

Kur’ân inkârcı sapıkların yıkılıp yok edilmelerinin birtakım sebepleri üzerinde dururken zulüm ve ahlâksızlıklarını ve bir de öldükten sonra diriltileceklerine inanmamalarını başta gösteriyor. Böylece Kur’ân Allah’ın varlığına ve birliğine imânı adâlet ve ahlâkla ve âhirete dosdoğru inan­makla birleştirip bütünleştiriyor.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle inkârcı zâlimlere, gelip geçen milletlerin benzeri küfür ve inat sebebiyle yok edildikleri hatırlatıldıktan sonra Mekkeli’lerin Hz. Peygamber’e (A. S. ) karşı alaylı tavırları konu edildi. Körü körüne ata­larının bâtıl inançlarına bağlı kalmada ısrarlı oldukları belirtilerek müʹminlerden yana zaferin yakın olduğu müjdesi kapalı bir anlatımla işlendi.

Aşağıdaki âyetlerle, müşriklerin bâtılı hak sanıp, putlara tapmanın doğruluğunu iddia ettiklerine yer veriliyor. Sonra da nefsanî heveslerinin peşine takılıp şehevî arzularından başka bir himmetleri olmayan ve böylece haktan uzaklaşan sapıklara dikkatler çekilerek aklını ve vicdanını doğruyu bulmada kullanmayan o kimselerin davarlardan daha şaşkın ol­dukları hatırlatılıyor.