Mearic Suresi 36-44. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

فَمَالِ الَّذِينَ كَفَرُوا قِبَلَكَ مُهْطِعِينَ عَنِ الْيَمِينِ وَعَنِ الشِّمَالِ عِزِينَ اَيَطْمَعُ كُلُّ امْرِئٍ مِنْهُمْ اَنْ يُدْخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٍ كَلَّا اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِمَّا يَعْلَمُونَ فَلَا اُقْسِمُ بِرَبِّ الْمَشَارِقِ وَالْمَغَارِبِ اِنَّا لَقَادِرُونَ عَلٰٓى اَنْ نُبَدِّلَ خَيْرًا مِنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا وَيَلْعَبُوا حَتّٰى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذِي يُوعَدُونَ يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ الْاَجْدَاثِ سِرَاعًا كَاَنَّهُمْ اِلٰى نُصُبٍ يُوفِضُونَ خَاشِعَةً اَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ ذٰلِكَ الْيَوْمُ الَّذِي كَانُوا يُوعَدُونَ

38.

(36-37) Şimdi, inkar edenlere ne oluyor ki, boyunlarını uzatarak (alay etmek için) sağdan soldan gruplar halinde sana doğru koşuyorlar?

Diyanet İşleri

38.

Onlardan her biri Naim cennetine sokulacağını mı umuyor?

39.

Hayır (ne mümkün)! Şüphesiz biz onları kendilerinin de bildikleri şeyden (meniden) yarattık.

40-41.

(40-41) Doğuların ve Batıların Rabbine yemin ederim ki, şüphesiz onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter. Bizim önümüze geçilemez.

42.

Sen onları bırak, uyarıldıkları günlerine kavuşuncaya kadar batıl inançlarına dalsınlar ve oynasınlar.

43-44.

(43-44) Dikili putlara akın akın gidercesine, gözleri inmiş, kendilerini zillet kaplamış bir halde mezarlarından süratle çıkacakları o günü hatırla! İşte o, uyarıldıkları gündür.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

36-37- O inkâr edenlere ne oluyor ki, sağdan soldan bölük bölük bo­yunlarını uzatarak sana doğru koşuyorlar?

38- Onlardan her kişi Nîmet Cenneti (veya Naîm Cenneti)ne yerleş­tirilmeyi mi umuyor?

39- Hayır, elbette biz, onları bildikleri şeyden yarattık..

40-41- Hayır, (İlâhî sünnet onların sandığı gibi değildir). Doğuların ve batıların Rabbına and içerim ki, elbette bizim onların yerine kendilerin­den hayırlısını getirmeğe kudretimiz yeter ve bizim önümüze de geçilmez.

42- Artık sen, onları bırak da, kendileri için vaʹdolunan güne kavu­şuncaya kadar (inkâr ve azgınlıklarına) dalıp eğlensinler.

43- O gün onlar, sanki dikili hedefe acele akın edip gidiyorlarmış gi­bi kabirlerinden sürʹatle çıkarlar.

44- Gözleri korkudan alçalıp düşük bir haldedir; zillet kendilerini sa­racaktır. İşte bu, vaʹdolundukları gündür.

İNİŞ SEBEBİ

Mekkeli münafıklar gruplar halinde koşarak Resûlüllah’ın (A. S. ) sa­ğında ve solunda otururlardı da Onun konuştuğu şeyleri yalanlayabilmek için iyice hazırlanırlar ve sonra da Onun sözlerini alay konusu edinirlerdi.

Müşriklerin ileri gelenleri de düzensiz bir şekilde Hz. Peygamberʹin (A. S. ) yanına yaklaşırlar ve Onun ağzından çıkan sözleri değiştirmek su­retiyle yalanlar ve alay konusu yaparlardı. Şöyle ki: «Ya Muhammed! Eğer şu seviyesiz, zayıf ve önemsiz kişiler cennete girecek olurlarsa, herhalde biz onlardan önce oraya gireriz» diyecek kadar küstahlaşırlardı.

Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (el-Câmi’u Li Ahkâmi’l-Kur’ân: 18/294’den özetlenerek)

CENNET ANCAK İMAN, AHLÂK VE FAZÎLETİN MÜKÂFATIDIR

«Onlardan her kişi Nîmet Cen­neti (veya Naîm Cenneti)ne yerleştirilmeyi mi umuyor?. »

Dünya hayatının âhiret hayatına hazırlanma dönemi olduğunu bile­rek her türlü imkân ve nîmetini gücü nisbetinde hak yolunda, din ve ahlâk uğrunda kullanan, bilinen her şeyin insan için, insanın da Allah’a kul ol­mak için yaratıldığına akıl erdiren kişilerdir ki, imân, ahlâk ve fazîlet dü­zeyinde en güzel misâli oluştururlar ve dünyayı da, âhireti de huzur ve güven havasıyla dolduran ancak bunlardır. Onun için gösterdikleri anla­yış, fedakârlık ve âlicenaplıkları en güzel şekilde mükâfatlandırılıyor. İlâhî nîmetlerin köpürüp taştığı Naîm Cennetiʹne her bakımdan lâyık görülmüş­lerdir. 37, 38. âyetlerle bu gerçekler belirtilerek bize özet veriliyor. Sonra da kendilerini o fakir, fakat fazîletli mü’minlerden üstün tutan müşriklere şu hakikat bir defa daha hatırlatılıyor: İnsanların hepsi bir baba ile bir anadan üreyip çoğalmışlardır; maddeleri, asılları ve menşeʹleri birdir. Kim­se kimseden üstün değildir; ancak dosdoğru imân edip Allah’a karşı gel­mekten sakınan ve her türlü kötülükten kaçınanlar müstesna. Zira bun­ların Allah yanındaki kadr-u kıymeti üstündür.

O halde üstünlük sadece takvâ iledir. Mal, makam, mevki, servet hep eğreti şeylerdir; kalıcı olan imân ve sâlih amellerdir. 39. âyetle bu incelik işlenip aklın, sağduyunun önüne konulmaktadır.

DOĞULARIN VE BATILARIN RABBİ

«Hayır, (İlâhî sünnet onların sandığı gibi değildir. ) Doğuların ve batıların Rabbına and içerim ki, elbette bizim onların yerine, kendilerinden hayırlısını getirmeğe kudreti­miz yeter ve bizim önümüze de geçilmez. »

Şüphesiz ki gerek Hz. Muhammed’in (A. S. ) Mekkeʹde ortaya çıkması, gerekse Kur’ân’ın orada inmesi ve ilk mâbedin (ibâdet evinin) orada kurul­ması, o belde halkı için paha biçilmez birer büyük, üstün ve kalıcı nimet­lerdi. Ne yazık ki çoğu bunu anlayamadı. Şüphesiz kıymeti bilinmeyen bir nîmetin, kıymetini bilenlere devredilmesi ilâhî adaletin tecellilerinden biri­dir. Nitekim çok geçmeden Hz. Muhammed (A. S. ) Medine’ye hicret etti ve bir süre sonra Mekke fethedilerek kutsal Kâbe ve mübarek toprak, Allah’ın varlığına, birliğine, Hz. Muhammed’in (A. S. ) peygamberliğine ve Kur’ân’ın da İlâhî kelâm (söz) olduğuna inananların eline geçti. Böylece sözü edilen İlâhî nîmet lâyık olanlara devredildi.

41. âyetle İslâmʹın yakın gelecekteki parlak zaferleri kısa ve özlü bir cümleyle müjdeleniyor.

Doğuların ve batıların Rabbi:

Batıdan doğuya doğru hem kendi ekseni etrafında, hem de güneşin çevresinde elips çizerek belirlenmiş bir hızla dönen yerkürede her merid­yene ve her mahallî saate göre bir doğu, bir de batı oluşmaktadır. İlgili 40. âyetle «doğular» ve «batılar» kelimeleri kullanılarak dünyanın dönmekte olduğu hakkında anafikir veriliyor. Sonra kâinatta hükümran olan İlâhî sün­netin şaşmazlığı hatırlatılarak, akla ışık tutuluyor, yardımcı malzeme ve­riliyor.

Magellan’ın dünyayı çepeçevre dolaşmasıyla ancak dünyanın yuvarlak olduğu anlaşılmış ve öylece bu konuyla ilgili şüpheler ortadan kalkmıştır. Copernic ise 1543’de dünyanın ve gezegenlerin güneşin çevresinde dön­düğünü yazmıştır. Galileo de teleskopu ile yaptığı incelemelerle Copernic’u doğrulamıştır.

Oysa Kur’ân-ı Kerîm bu iki bilginden bin yıla yakın bir zaman önce dünyanın yuvarlak olduğunu; hem kendi ekseni etrafında, hem de güneşin çevresinde döndüğünü çeşitli ifadelerle açıklamıştır. Yukarıdaki âyet de bunlardan biridir.

DOĞRU YOLA ERİŞTİRMEK ALLAHʹA AİTTİR

«Artık sen, onları bırak da, kendileri için vaʹdolunan güne kavuşuncaya kadar (inkâr ve azgınlık­larına) dalıp eğlensinler. »

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ile arkadaşları ve Onun yolunda yürüyen mürşitler sadece kendilerine düşen vazifeyi yerine getirmekle yükümlü­dürler; o da Allah’ın emirlerini kusursuz şekilde teblîğ edip insanları inzâr ve eğiterek tebşîrde bulunmaktır. Gerisini Cenâb-ı Hakk’ın yüksek takdiri­ne bırakmak şarttır. Nitekim 13 yıllık bir irşâd ve teblîğ pek az kişinin hi­dâyetine sebep olabilmiş; çoğu ise küfür ve azgınlığını artırarak doğru yo­la girmemiştir.

Cenâb-ı Hak ezelî ilmiyle, onlardan bir kısmının imân etmiyeceğini bil­diğinden teblîğ proğramının Hz. Muhammed (A. S. ) tarafından kusursuz yerine getirildiğini, yapılacak başka şeyin kalmadığını beyânla, vaʹdolunan güne kavuşuluncaya kadar onların, inkâr ve azgınlıklarına dalıp eğlenme­leriyle başbaşa bırakılmasını emretmektedir.

Sonra da va’dolunan âhiret gününde ve biraz da Mekke’nin fethinde onların nasıl bir halet-i ruhiye içinde bulunacakları tasvîr ediliyor.

Böylece, Hakk’a inanıp bağlanan müʹminlerin, Allah’ın dinine birlik ve beraberlik içinde hizmet ettikleri ve kendi çıkarlarını daima geri plâna ittik­leri, İlâhî rızayı hep ön plânda tutukları takdirde, dünyada da, âhirette de başarının onlardan yana tecelli edeceğinde şüphe yoktur.

Meâric Sûresiʹne, kâfirlerin başına gelecek olan azap konu edilerek başlandı ve bu azâbın vaʹdolunan günde gerçekleşince, inkârcı sapıkları, suçlu günahkârları saracak olan zillete dikkat çekilerek sûre noktalandı.

Bizi bu sûrenin de tefsîrine muvaffak kılan Cenâb-ı Hakk’a hamd-u se­nâlar; İlâhî beyânları bize teblîğ edip irşadda bulunan Sevgili Peygamberi­mize salât-ü selâmlar olsun.