MEÂLİ:
31- Sonra onların ardından başka bir nesil ortaya çıkardık.
32- İçlerinden (seçip beğendiklerimizi) kendilerine peygamber olarak gönderdik. (O da onlara): «Allahʹa ibâdet edin, Oʹndan başka sizin için (hakikî) hiçbir ilâh yoktur; artık (inkârdan, puta tapmaktan, azgınlık göstermekten) sakınmaz mısınız? » dedi.
33- Oʹnun kavminden küfredip Âhiretʹe kavuşmayı yalan (ve saçma) sayan, dünya hayatında refaha kavuşturduğumuz ileri gelenler dediler ki: «Bu da ancak sizin gibi bir insandır; sizin yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor.
34- Eğer kendiniz gibi bir insana itaât edip peşine takılırsanız o takdirde hüsrâna uğrarsınız.
35- Siz öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman, herhalde (topraktan yeniden) çıkarılacağınızı mı vaʹdediyor O?
36- Vaʹdolunduğunuz şeyler pek uzaktır, pek uzak!.
37- Bizim ancak dünya hayatımızdır ki (bir kısmımız) ölürüz, (bir kısmımız) yaşarız ve biz bir daha diriltip kaldırılmıyacağız.
38- (Peygamberlik iddiâsında bulunan) o adam, Allahʹa karşı yalan uyduran (bir şaşkın)dan başkası değildir. Biz de ona inanacak değiliz. »
39- O (Peygamber) dedi ki: «Rabbim! beni yalancı saymalarına karşılık bana yardım et. »
40- (Rabbi da ona): «Az bir süre sonra şüphen olmasın ki pişmanlık duyacaklar, » dedi.
41- Derken korkunç bir ses gerçekten onları yakaladı da bu yüzden onları (kıyılara atılıp itilmiş) çer-çöp haline getirdik. Zâlim kavme (rahmet ve yardımdan) uzaklık (olsun)!
42- Sonra bunların ardından bir nice nesilleri ortaya çıkardık.
ÂD KAVMİ KISSASINDAN BAZI SAFHALAR
Kurʹân-ı Kerîmʹin bu on âyetiyle, Hûd Peygamberle ilgili kıssanın isim verilmeden Nuh (A. S. ) kıssasından sonra meydana gelen önemli bir olay olduğu belirtiliyor. Böylece tarihin tekerrür ettiği hatırlatılarak Nûh Tufanıʹnın yaptığı tahribatı unutan bir kavmin âkibetinden haber veriliyor. Oysa Nuh (A. S. ) olayı unutulacak türden değildi. Ama doğru yoldan sapıp maddeyi esas temel kabul eden ve böylece bütün kutsal değerlere sırt çeviren bir milletin veya kavmin onu düşünüp ibret alacak idrâklerinin açık olduğu söylenemez.
Âd ve Semûd kavimleri bu olayı bilmiyorlardı veya ondan hiç haberleri yoktu denilemez. Ne var ki, belirttiğimiz gibi, olayın iç yüzüne nüfuz edip sebep ve illetlerini dikkate alarak değerlendirmek büyük bir irfan ve açık basiret konusudur. Madde ve şehvet o insanların gözlerini kör, kulaklarını sağır, kalplerini mefluç, idrâklerini işlemez hale sokmuştu.
Diğer önemli bir husus da şu idi: Küfürde ısrar etmenin ve Hakk’a karşı baş kaldırmanın öncülüğünü yine o ülkenin refah içinde yüzen ileri gelenleri yapıyordu. Onlara göre, putlara tapılır, ama bir insana uyulmazdı. Âhiretin aldatmaca bir kavram olarak ileri sürüldüğünü; ölümden sonra ikinci bir hayatın söz konusu olamıyacağını iddia ediyorlardı. Doğarız, bir süre yaşarız ve ölüp yok oluruz. Bir daha çürüyen kemiklerin biraraya gelmesi mümkün değildir derlerdi.
Onların böyle bir inanç ve düşünce tarzı engel kabul etmez bir davranış getiriyordu: Nefsanî arzularını frenliyecek, heveslerine engel olacak, hürriyetlerini çerçeve içine alacak her söz ve tebliği reddetmek.. Bu yüzden onların ihtiras ve emellerini meşru sınırlar içine alacak, enerjilerini tehlikeli sınırla tehlikesiz sınırlar dikkate alınarak kanalize edecek hak din ile uyum sağlamaları çok zor, hattâ bazı ahvalde mümkün değildi. O yüzden peygamberlerin teblîğ ve irşatları onların sadece küfür ve tuğyanını artırmaktan başka bir sonuç doğuramamış ve çok geçmeden müthiş bir gürültü, uğultu, derken şiddetli bir kasırga ve deprem ülkelerinin altını üstüne getirmiş, fiziksel yapıları hayli kuvvetli olan o insanları birer saman misali yerden yere vurmak suretiyle yok etmiştir.
Şüphesiz ki sözünü ettiğimiz kıssanın önemli safhalarının burada anılması, inkârcı putperestlere, İslâm’a karşı kin besleyen Yahudilere ve günümüzün inkârcı sapıklarına şu hususu hatırlatıyor: Allahʹı red ve inkâr, azgınlık ve ahlâksızlıkla, zulüm ve tecavüzlerle birleşir de madde ve şehvet kalıplarında şekillenirse, İlâhî sünnet gereği hüküm iner ve inince de getireceği azâbın nasıl bir felâket olduğu önceden bilinmez. Nitekim Nuh kavmi, gölü ve denizi olmayan bir bölgede gemi inşa eden Hz. Nuh’u (A. S. ) alay konusu edinmişlerdi. Âd kavmi Hud Peygamber’in haber verdiği azabın neden inmediğini alaylı tavırlarla sorarak onunla eğlenmişlerdi. Çok geçmeden önüne geçilmez tufan, Nuh kavmini; karşısında durulmaz şiddetli kasırga ve deprem Âd kavmini yeryüzünden silip o bölgede yaşamakta olanları, bir varmış, bir yokmuş masalına çevirivermişti.
ÂD KISSASINDAN MESAJLAR
Cenâb-ı Hak, Âd kavminin kıssasından bazı önemli ve ibretli safhaları açıklamakla, yaşamakta olan toplum ve milletlere şu mesajları veriyor:
1- Küfrün saldırılarına hedef olan mü’minlerin biraz daha sabretmeleri gerekmektedir. Çünkü İlâhî azâp ancak belli kanun ve ölçülere göre iner. Vakti ve saati gelince de kimseye aman vermez.
2- Peygamberler, Allahʹa imân ve ibâdete dâvet etmekle, muhakkak ki insanlara hem kişilik kazandırırlar, hem de en büyük hayır ve iyilikte bulunurlar.
3- Allah korkusunu Âhiret kavramıyla birleştirip insanın iç ve dış âleminde onunla disiplin, düzen ve otokontrol sağlarlar.
4- Ülke halkının Allah’a inanmasına daha çok oranın refah içinde olan ileri gelenleri engel olurlar. O bakımdan kalpleri hakka meyleden kişilerin, o şımarıklara uymamaları, onların telkinlerine kulak vermemeleri gerekir.
5- Aşırılık, azgınlık ve ihtirasları frenleyecek peygamberlerin teblîğ ve irşadını tesirsiz hale getirmek için basit mantıkî yollara başvuranlar da yine o refah içinde günlerini gün edenlerdir. Peygamberlerin kadrini küçük düşürmek için, onların da herkes gibi sıradan birer insan olduklarını söyleyerek, Allahʹa iftirada bulunduklarını iddia ederler.
6- Teblîğ ve irşat olumlu sonuç vermeyince, peygamberler üzülmeğe ve sıkılmaya başlarlar. Üzülmeleri, yakında İlâhî hükmün ineceğini bilmelerinden kaynaklanır. Aynı zamanda o insanları doğru yola dâvette başarılı olamadıklarının da bunda payı vardır. Sıkılmaları, Allah’ı bırakıp putlara, canlı-cansız eşyaya tapan insanların doğru yolu bulup seçmeden dünyadan ayrılmaları düşüncesinden kaynaklanır. Derken Cenâb-ı Hak hükmünü yürütür ve iş bitirilmiş, küfrün kökü kazınmış olur.
İşte Cenâb-ı Hak sözü edilen kıssadan verdiği bu mesajlarla, önce Mekkeli putperestleri, sonra da yaşamakta olan inkârcı mütecavizleri uyarmakta ve tarihin tekerrür edeceğini haber vermektedir. Nitekim Mekkeli putperestlerin çok geçmeden hem azgınlıklarına, hem saltanatlarına son verildi ve hakir gördükleri mü’min köle ve fakirlerin önünde başeğmek zorunda bırakıldılar.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, kapalı bir anlatımla Âd kavminden ve onların ibret ve öğüt alınacak kıssalarından söz edildi. Böylece Hakk’a karşı baş kaldırıp tuğyan edenler uyarıldı.
Aşağıdaki âyetlerle, Âd kavminden sonra birçok nesillerin geldiği ve çoğunun imân etmedikleri gibi, küfür ve tuğyanlarını artırdıklarından dolayı yok edildikleri haber veriliyor. Sonra da Musa (A. S. ) ile Fir’avn kıssasından bir özet verilerek Mekkeli putperest müşrikler uyarılıyor ve yaşamakta olan inkârcı milletlerin tarihi olayları çok iyi araştırıp değerlendirmeleri işâret yoluyla hatırlatılıyor.