MEÂLİ:
36-37- Fir’avn dedi ki: «Ya Hâmân! Bana yüksekçe bir kule yap; umarım ki ulaştırıcı yollara, göklerin kapılarına ulaşırım da Musaʹnın Tanrıʹsını görebilirim. Çünkü ben gerçekten Musaʹyı yalancı sanıyorum. » Böylece Firʹavn’ın kötü işleri kendisine çok çekici göründü de onu doğru yoldan alıkoydu. Fir’avn’ın hile ve düzeni hüsrâna uğramaktan ve yok olmaktan başka bir şeye yaramadı.
38- İmân eden adam dedi ki: «Ey Milletim! Bana uyun ki, size doğru yolu göstereyim.
39- Ey Milletim! Şu Dünya hayatı kısa süreli bir geçim ve yararlanmadan ibârettir. Şüphesiz ki Âhiret, karar kılınacak yurttur.
40- Kim bir kötülük işlerse, ancak misliyle cezâ görür. Erkek ve kadından mü’min olduğu halde kim iyi-yararlı amelde bulunursa, işte onlar Cennetʹe girerler ve orada hesapsız rızıklanırlar.
41- Ey milletim! Ne tuhaftır ki, ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz ise beni ateşe dâvet ediyorsunuz!
42- Siz beni Allah’ı tanımamaya, bilgim olmayan şeyi Oʹna ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi O çok güçlüye, çok üstüne, çok bağışlayana dâvet ediyorum.
43- Hiç şüphe yok ki, beni dâvet ettiğiniz şeyin Dünyaʹda da, Âhirette de dâvete (lâyık hiçbir yanı ve yetkisi) yoktur. Hepimizin dönüşü Allahʹadır. Ve ölçüyü kaçırıp aşırı gidenler ateşin dostlarıdır.
44- Benim size dediklerimi ileride hatırlayacaksınız. Ben, işimi ve durumumu Allahʹa ısmarlıyorum. Şüphesiz ki Allah, kullarını görendir. »
45- Allah, onu, onların hile ve düzeninin kötülüklerinden korudu. Firʹavn ve yandaşlarını azâbın kötüsü sarıverdi.
46- Sabah akşam ateşe arzolunurlar. Kıyâmetʹin kopuşu meydana gelince, «Fir’avnʹın yandaşlarını azâbın en şiddetlisine sokun! » (denilir).
FİR’AVN’IN SAHTE SİYASETİ
«Fir’avn dedi ki : «Ya Hamân! Bana yüksekçe bir kule yap; umarım ki ulaştırıcı yollara, göklerin kapılarına ulaşırım da.. »
Musa Peygamberʹin (A. S. ) vücudunu ortadan kaldırma hususunda konseyden bir karar çıkaramayan, üstelik kendi hanedanından ve devletin ileri gelenlerinden bir üyenin açıktan karşı çıkması ve uyarıcı, öğüt verici sözler sarfetmesi; aynı zamanda Allahʹın kudretinin üstünlüğünden ve hükmünden bahsetmesi, Fir’avnʹı iyice sarsmıştı. Nitekim Fir’avn bu sarsıntıyı sezdirmemek için halka inandırıcı olabilmenin yollarını düşünmüş ve mantık dışı şu çareyi ortaya koymuştu: Veziri Hamân, tuğladan yüksekçe bir kule yapacak, o da o kuleden gökleri, dolayısıyla Musaʹnın Rabbim araştıracak; ortalıkta bir şey görülmeyince de Musa’nın yalancı bir sihirbaz olduğunu isbatlamış olacaktı. İşte o böylesine gayr-i ciddi, gayr-i mantıkî bir politika gütmeye başlamıştı.
Fir’avnʹın kendine göre kurnazca olan bu plânının altında üç ayrı şeytanlık yatıyordu :
a) Eğer gökte bir ilâh bulunsaydı, yapılan yüksekçe kuleden gözetlemek suretiyle onu görmek mümkün olurdu. Oysa hiçbir şey tesbit edilememiştir.
b) Eğer Musa’nın iddia ettiği bir ilâh varsa, Oʹna uzanan yolu herhalde bulup görebilirdik. Oysa bütün araştırma ve gözetlemeye rağmen bir yol veya ize rastlanmamıştır.
c) Biz bu kadar imkânlarımızla yüksekçe kule inşa ettirip gözetleme yaptığımız halde bir şey göremedik; Musa hiçbir kuleye çıkmadan nasıl görebiliyor veya böyle bir iddiada bulunabiliyor?
Şüphesiz ki bütün bu cahilce, fakat kurnazca plânlar halkı uyutmaya ve ikna etmeye yönelik bulunuyordu. Ama o kahraman müʹmin gibi aklı başında olanlara ve az-çok Allah hakkında bir şey bilenlere göre çok gülünç bir yöntemdi. Zira Musa (A. S. )dan önce Yusuf Peygamber’in Mısırʹda «Tevhîd İnancı»yla ilgili meşaleyi yakması ve ülkede çok geniş çapta İslahatta bulunup halka güven ve huzur dolu yıllar yaşatması bütünüyle unutulmamıştı; yer yer o büyük peygamberin koyduğu eserleri görmek mümkündü. O yüzden de Firʹavn’ın güttüğü siyaset onu istediği hedefe ulaştırıcı olmadı ve sonunda hak bâtılın beynini parçalayıp azgın kâfirlerin kökünü kesti.
KAHRAMAN MÜʹMİNİN TEKRAR DEVREYE GİRMESİ
«İman eden adam dedi ki: «Ey milletim! Bana uyun ki size doğru yolu göstereyim.. »
Fir’avn’ın sinsi emelini ve izlediği çok hatalı politikayı yakından görüp izleyen o kahraman mü’min, son çare olarak ona karşı bir kuvvet oluşturmayı ve Allahʹın hidâyet nasip edeceği kimseleri hakka davet etmeyi kararlaştırdı.. Nitekim merhûm Elmalılı Hamdi Yazırʹın kendi tefsirinde Murat Beyʹin «Tarih-i Umumî»sinden naklettiğine göre: Uzarsif adında bir kişinin Hiksüsler tarafına geçerek önemli bir orduyla Fir’avnʹa karşı baş kaldırdığından ve bu olayın bilhassa Mısır Tarihiʹnde belirtildiğinden söz edilmektedir.
Şüphesiz bu, olaya yakınlık görünümünde bir ihtimaldir ki, gerçeği araştırıp bulmak tarihçilerin görevidir. Biz ise, Kur’ân’ın ışığı altında o müʹmin kulun Fir’avnʹa karşı bir kuvvet oluştururken nasıl bir uyarı ve öğüt metodu kullandığı üzerinde durmak istiyoruz. Zira uyarı ve öğüdün, hakka dâvetin seyri, o günkü Mısırʹda yaşayan halkın sosyal, ekonomik ve ahlâkî yapılarını yansıtır.
O halde önce uyarı ve öğütleri bir dizi halinde özetliyerek sıralamamızda fayda vardır. Bunları on madde şeklinde tesbit etmiş bulunuyoruz. Şöyle ki:
1- Dünya hayatı kısa süreli bir geçimlikten ibarettir. Onun için zillete, hürriyetsizliğe katlanmaya değer mi?
2- Asıl karar kılınacak yurt ve sonsuz mutluluk Âhiretʹtedir. Bu bakımdan sıkıntılara göğüs germeğe değmez mi? Hakkʹa baş kaldırıp tuğyan eden bir hükümdara dalkavukluktan kaçınıp hakkın sesini ona duyurmaya çalışmak bu mutluluğun yolunu açan sebeplerden biridir.
3- Âhiret bütünüyle adâlet, hakkaniyet ve Hakk’a teslimiyet yurdudur. Kötülük ancak misliyle karşılık görür. İyiliğin ise karşılığı ebedî saadettir. Oysa Firʹavn sizi köle gibi kullanmakta ve kendini ilâhlaştırmaktadır. Aristokratlardan kötülük işleyenlere cezâ, halktan ciddi hizmet verenlere mükâfat verilmemektedir. Böylesine gayr-i âdil ve dengesiz bir ömür sürmek daha mı iyidir?
4- Ne tuhaftır ki, ben sizi kurtuluşa, siz ise beni ateşe çağırıyorsunuz! Fir’avn’ın hışmından korkup kendinizi sonu gelmeyecek bir azaba itiyorsunuz. Külfetsiz, mücadelesiz nîmet var mıdır? Öyle bir nîmet varsa gerçekte onun anlam ve değeri yoktur.
5- Sizden pısırık ve korkaklar, durmadan o bir olan yüce kudret sâhibi Allah’ı inkâr etmemi, bilmediğim şeyi Oʹna ortak koşmamı istiyorlar. Birkaç günlük dünya hayatı için böylesine alçakça ve nankörce bir sapıklığı tercîh etmek, aklın ve sağ duyunun yolu mudur?
6- Ben ise, dikkat edecek olursanız sizi o en güçlü, en üstün ve de çok bağışlayan Cenâb-ı Hakk’a çağırıyorum. Günah ve kusurunu dile getirip pişmanlık duyanları bağışlamıyan Fir’avn’ı mı ilâh edinmek istiyorsunuz?!
7- Beni çağırdığınız şeyin dünyada da, âhirette de dâvete lâyık hiçbir yanı ve yetkisi yoktur. Bizim gibi bir insana, ölümlü olan bir fâniye tapmak aşağılık, rüsvaylık ve akılsızlık değil midir?
Mutlak sûrette hepimizin dönüşü Allah’a olacaktır. Zira O’ndan geldik ve yine O’na dönmek zorundayız; başka dönülecek bir kudret yoktur. Fir’avnʹdan gelmedik ki yine ona dönmüş olalım. O da her insan gibi, kendisini yaratıp varlık alanına getiren O Yüce Kudretʹe dönecektir. Gelip geçen firʹavnlar hep ölüp o kudrete dönmek zorunda kalmadılar mı?
8- Ölçü ve kıstası kaçırmamaya dikkat edin; fâniyi bâki görüp ilâh edinmeyin. Sonra cehennemliklerden olursunuz da sizi kurtaran bulunmaz.
9- Size dediklerimin ne kadar gerçek olduğunu ileride hem hatırlayacak, hem de anlayacaksınız. Allah’ın azabı inmeden İlâhlık iddiasında bulunan Fir’avn’ın kendini bile kurtaramıyacağına şâhit olacaksınız.
10- Ben gerçeği görüp sizi ona dâvet ederken, Allah’ın ve mü’minlerin en büyük düşmanlarından biri olan Fir’avn ve ordusunu karşıma alıyorum. O bakımdan durumumu Cenâb-ı Hakk’a ısmarlıyorum. Ben, beşer gücünün yettiği sınıra gelmiş bulunuyorum. Gerisi İlâhî takdire kalmıştır.
İşte bu on maddeyi incelediğimizde, halkın sefaleti, köle gibi çalıştırıldığı, zulmün at oynattığı ve birçok insanların şahsiyetsizliğe itildiği; gerçek anlamda din hürriyetinin olmadığı hazin bir tablo şeklinde ortaya çıkar.
Mekkeli putperestlerin sosyal hayatı da buna benzer bir görünümde idi. Fakirlere hiç itibar edilmez; zenginlerin, ileri gelen söz sahiplerinin meclisinde onlara yer verilmezdi. Yağmacılık neticesi elde edilen esirler, bir hayat boyu kölelik kaydından kurtulamazlardı.
Ebû Cehl ve yandaşları birer firʹavn tavrında halka tepeden bakarlardı. Ebû Bekir, Ömer, Ali ve arkadaşları (Allah hepsinden razı olsun) bu azgınlara karşı koyup köle ve fakirleri savunur ve himâye ederlerdi.
Firʹavnʹın sonu nasıl hüsrân olduysa, Ebû Cehl’lerin de sonlarının felâket olacağında şüphe yoktur. Nitekim âyet-i kerîmede buna işâret edilmekte ve mü’minler dolaylı şekilde başarıyla müjdelenmektedir.
İÇ SAVAŞI BAŞLATMA
O kahraman müʹminin, bir gün oluşturduğu gücü harekete geçirip Fir’avnʹa karşı isyân ettiği kesindir. Ortalık böylece birbirine karışmıştı. Bir yanda Musa Peygamber (A. S. ) ve İsrâil oğulları’nın çözüm bekleyen problemleri, diğer yandan bir grup isyancı. Bu durumda hem Fir’avn’ın, hem de temsîl ettiği devletin sarsılan otoritesini iâde etmek gerekiyordu. Aksi halde yeni birtakım olaylar çıkıp isyan zincirine yeni halkalar ekliyebilirdi. Bunun için Fir’avn, tenkîl ve imha için ordusunu hazırlamaya başladı; ama İlâhî hüküm daha önce iniverdi. Musa Peygamber (A. S. ) aldığı vahiy üzerine İsrâil oğulları’nı toplayıp bir gece yarısı Mısır’ı terketti. Onu takibe koyulan Firʹavn, o kahraman mü’minin üzerine hemen varamadı, onu gelecek günlere bıraktı; önce Musa’nın (A. S. ) işini bitirmeye yöneldi. Kırk beşinci âyetle bu plânın eriştiği netice belirtiliyor: Cenâb-ı Hak o kahraman müʹmini Fir’avn ve yandaşlarının hile ve tuzağından korudu. Fir’avn ve ordusunu ise, azabın en murdarı sarıverdi.
Mekkeli müşriklerin de sonu bir başka oldu. İleri gelenlerinden azgınlığı huy edinip Hakkʹa yönelmeyi gururlarına yediremiyen bedbahtlar Bedir ve Uhud savaşlarında can verdiler. Geriye kalanlar ise, Mekke’nin fethinde hiç sevmedikleri O Büyük Peygamberin önünde baş eğip teslimiyet gösterdiler.
KABİR AZABI
«Sabah-akşam ateşe arzolunurlar.. »
Ayetin açık anlatımından, kâfirlerin ruhlarının sabah ve akşam kabir azabına tabi’ tutuldukları anlaşılıyor. «Sabah-akşam ateşe arz olunurlar» sözünden, onların Cehennemʹe atıldıkları İstidlâl edilemez. Zira Cehennem’e atılma ancak Âhiret’te gerçekleşir. Bu, Berzah Âlemiʹnde kâfirlerin, suçlu günahkârların bulunduğu kesimle Cehennem arasında bir menfezin bulunduğuna, o bakımdan Cehennemʹin son derece kerih kokusunu duyacaklarına ve bununla kıyâmete kadar bir kabir azâbı geçireceklerine işârettir. Kıyâmet meydana gelince, bu defa onların ruhları hazırlanan bedenlerine yerleşip öylece Cehennemʹe atılacaklardır. Bu da azâbın en şiddetlisi olacaktır.
Nitekim Ahmed b. Hanbel’in rivâyet ettiği bir hadîste; bir gün Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, gözleri kızarmış bir halde yüksek sesle şöyle buyurdu: «Kabir, karanlık gecenin bir bölümü gibidir. İnsanlar! Eğer benim bildiğimi bilseydiniz çok ağlar, az gülerdiniz. İnsanlar! Kabir azabından Allah’a sığının. Çünkü kabir azabı haktır. »
Sahîh isnadla rivâyet edilen bu hadîs, aynı zamanda Akaid kitaplarına bir bölüm olarak konulmuştur.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, kendini ilâhlaştıran Firʹavnʹın hakka karşı birtakım tertiplere baş vurduğu belirtildi. Ona karşı çıkan ve uyarıda bulunan kahraman bir mü’minden söz edilerek misal verildi ve bu arada hem Mekkeliler, hem de yaşamakta olan inkârcı sapıklar uyarıldı.
Aşağıdaki âyetlerle, Kıyâmet gününde Cehennem’de biraraya getirilecek olan zâlim inkârcı idarecilerle, onlara uyan halkın nasıl tartışacakları konu ediliyor ve hem ölmeden önce Hakkʹa dönmenin gereğine işâret ediliyor, hem de yönlendirici bir metod sergileniyor.