MEÂLİ:
30- İşte (Hac ibâdeti) budur. Kim Allahʹın yasakladığı hususlara yapılmasını emrettiği şeylere saygılı olur da gereğini yerine getirirse, bu onun için Rabbinin yanında daha hayırlıdır. Size (yenilmesi haram olduğu Mâide Sûresiʹnde) okunarak bildirilen şeyler müstesnâ olmak üzere davarlar helâl kılınmıştır. O halde Allahʹa (Oʹnun hak dinine) yönelerek Oʹna ortak koşmaksızın murdar putlardan uzaklaşın; yalan sözden kaçının.
31- Kim Allahʹa ortak koşarsa, sanki o gökten düşüp de kuş onu tutarak kapıyor veya rüzgar onu ücra bir yere sürükleyip atıyor (gibi kendini boşlukta hisseder).
32- (Gerçek) budur. Kim Allah’ın ibâdet için koyduğu alâmet ve ölçülere uyup saygı gösterirse, şüphesiz ki bu kalblerin takvâsı (Allahʹtan korkup saygısızlıktan sakınması)dır.
33- Sizin için onlarda belli bir süreye kadar birtakım yararlar vardır. Sonra da (boğazlanıp dağıtılacakları) yerleri Beytüʹl-Atîkʹdir.
34- Her ümmete nüsük (ibâdet) mâhiyetinde kurban kesmeyi meşruʹ kıldık; tâ ki Allahʹın kendilerine rızık olarak sunduğu davarların üzerine Allah’ın ismini anıp (öylece boğazlasınlar). İlahınız bir tek ilâhtır. Artık ona (müslimler olarak) teslim olun.. Tevâzu, gönül yatışkanlığı ve ürpertisi içinde Allahʹa yönelenleri müjdele!
35- Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalpleri korku ve saygıdan titrer; kendilerine dokunan şeye (sıkıntı ve üzüntüye) karşı sabrederler; namazı vaktinde kılarlar ve kendilerine sunduğumuz rızıktan (Allah için) harcarlar.
36- Kurbanlık develeri de sizin için Allahʹa ibâdet nişânelerinden kıldık. Sizin için onda hayır vardır. O halde bir dizi halinde (ayakta) boğazlanırken üzerlerine Allahʹın ismini anın; yanüstü yere yıkılınca da onlardan yeyin ve hem kanaat edip istemiyene, hem de isteyen fakire yedirin. İşte böylece biz, onları size boyun eğdirdik, ola ki şükredersiniz.
37- Boğazlanan kurbanlık hayvanların ne eti, ne de kam elbette Allahʹa ulaşmaz; ama Allahʹa ulaşacak olan, sizin takvânızdır. Böylece Allah size doğru yolu, ibâdet ölçüsünü gösterdiğinden Oʹna TEKBÎR getirip ululamanız için bu hayvanları sizin buyruğunuza baş eğdirdi; sen iyiliği huy edinenleri müjdele!
İLGİLİ HADÎSLER
Ashab-ı Kirâmʹdan Ebû Bekre (R. A. ) anlatıyor:
- Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz buyurdu ki: «Size büyük günahların en büyüğünü haber vereyim mi? » Biz de: «Evet, ya Resûlellah! » dedik. Buyurdu ki: «Allahʹa ortak koşmak ve ana-babaya karşı gelmektir. »
Sonra diz üzeri kalkıp şöyle ilâve etti: «Yalan sözden sakının, yalan yere şahitlikten sakının! » Bu cümleyi o kadar tekrarladı ki biz, «keşke sussa» diye temennide bulunduk. (Buharî/edeb: 6, imân: 16, vasayâ: 23, tıb: 48, hudud: 44- Müslim/imân: 143, 144- Ebû Dâvud/vasaya: 10- Tirmizî/büyû’: 3, tefsîr: 4/4- Nesâî/tahrîm: 3- Ahmed: 2/362- 3/131- 4/227)
«Ey insanlar! yalan yere şahitlik, Allahʹa ortak koşmaya denk tutulmuştur. » (Tirmizî/şehadat: 3- Ebû Dâvud/akziye: 15- İbn Mâce/ahkâm: 32- Ahmed: 4/178, 233, 321, 322)
Hz. Enes (R. A. ) anlatıyor:
- Bir adam kurbanlık devesini sürüp götürüyordu. Peygamberimiz (A. S. ) ona: «Devene bin! » diye seslendi. Adam: «Ya Resûlellah! bu kurbanlıktır» dedi. Bunun üzerine Peygamber (A. S. ) Efendimiz ona: «Allah iyiliğini versin, bin ona.. » buyurdu ve bu sözünü iki veya üç defa tekrarladı. (Buharî/hac: 112, edeb: 95- Ebû Dâvud/menâsik: 17- Tirmizî/hac: 72- Nesâî/hac: 73- Taberânî/hac: 144- Ahmed: 3/99)
Bir defasında Ashab-ı Kirâm sordu:
- Ey Allahʹın Resûlü! bu kurbanlar nedir?
- Babanız İbrahimʹin (A. S. ) sünnetidir, buyurdu.
- Ondan bize ne (gibi ecir) var? diye sordular.
- Her kılına karşılık bir sevap vardır, buyurdu. (İbn Mâce/adâhî: 3- Tirmizî/adâhî: 1- Ahmed: 4/368- 5/250, 265)
«Âdemoğlu kurban bayramında -Allah yanında- kan akıtmaktan daha sevimli bir amelde bulunamaz. Şüphesiz ki, kurbanlık hayvan kıyâmet günü boynuzuyla, tırnaklarıyla, kıllarıyla birlikte gelir. Akan kan yere düşmeden Allahʹın yanındaki yerini alır. O halde kurban kesmekle kendinizi hoş (ve müsterih) tutun. » (İbn Mâce/adâhî: 3)
Câbir b. Abdullah (R. A. )) diyor ki:
- Peygamber (A. S. ) Efendimizle birlikte kurban bayramı namazını kıldıktan sonra Onun bir koç getirip keserken şöyle duâ ettiğini işittim: Bismillahi, vallahi ekber. Allahım! bu benden ve ümmetimden kurban kesmeyenlerden taraf (sunulan) bir kurbandır. » (Müslim/adâhî: 19- Ebû Dâvud/adâhî: 3, 4, 8- Tirmizî/adâhî: 20- Ahmed: 3/362- 6/78)
İbn İshak da Peygamberin (A. S. ) kurban keserken şu duâyı okuduğunu nakletmiştir: «Yüzümü, gökleri ve yeri yaratana, Hakkʹa yönelerek çevirdim. Ben Allahʹa ortak koşanlardan değilim. Şüphesiz ki benim namazım, ibâdetim, dirimim ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allahʹa aittir. Oʹnun ortağı yoktur ve ben böyle (demekle) emrolundum; ben Müslümanların ilkiyim. Allahım, bu sendendir ve senin içindir; Muhammedʹden ve Onun ümmetindendir. » (İbn İshak - İbn Kesîr: 3/222)
«Şüphesiz ki Allah sizin şekillerinize ve mallarınıza bakmaz; ama kalplerinize ve amellerinize bakar. » (Müslim/birr: 32- İbn Mâce/zühd: 9- Ahmed: 2/285, 539)
ALLAHʹIN HARAM KILIP YASAKLADIĞI ŞEYLERDEN KAÇINMAK
«İşte (hac ibâdeti) budur. Kim Allahʹın yasakladığı hususlara, yapılmasını emrettiği şeylere saygılı olur da gereğini yerine getirirse, bu onun için Rabbinin yanında daha hayırlıdır. »
Allah’ın dünya ve âhiretimize; ruh ve bedenimize zararlı olan şeyleri haram kılması, şüphesiz ki bize olan rahmetinin gereğidir. O’nun yasaklarına uymak elbette bizim için mutlak anlamda hayırlıdır. Özellikle Mekke’de hac ve umre ibâdetinde yasaklanan hususlardan kaçınmak, samimi bir saygının ve ta’zîmin, sağlam bir imânın belirtisidir.
Hac ibâdetini yerine getirirken dikkat edilecek birçok hususlar söz konusudur. İhramlı bulunduğumuz sürece yasaklanan bazı şeyler olmakla beraber, ihramdan çıktıktan sonra yine riâyet edeceğimiz birtakım yasaklar vardır. Bunların geniş açıklaması fıkıh kitaplarında yapılmıştır. Hacmimiz müsait olmadığından buraya almadık.
Unutmamak gerekir ki, İlâhî yasaklar ve tahrîmler nisbî ve İzafîdir, yani bizimle ilgili hükümlerdir; yoksa Allah’a göre helâl ve haram söz konusu değildir; o mutlak ganîdir. Yarattığı eşyayı kendisi için değil, insan için var kılmıştır. Yasaklar hem kulun imân derecesinin tesbitine, hem de sabrının ölçüsüne yarayan şeylerdir. Aynı zamanda denge ve düzenin korunmasında birtakım yararları da söz konusudur.
YALAN VE PUTPERESTLİK
«O halde Allahʹa (Oʹnun hak dinine) yönelerek O’na ortak koşmaksızın murdar putlardan uzaklaşın; yalan sözden kaçının.. »
Kur’ân-ı Kerîm bu âyetle önemli bir noktaya parmak basıyor: Putperestlikle yalanı, yalan yere yemini, yalancı şahitliği bir bakıma eş değerde tutuyor. Zira birincisi ne kadar Allah’tan uzaklaştırıcı, azâba itici ise, İkincisi de o nisbette ilâhî rahmet ve gufrandan uzaklaştırıcı ve Allah’ın gazabını çekicidir. Ayrıca ikisi arasında birtakım benzerlikler de vardır. Şöyle ki:
a) Puta tapmak, hakkı red ve inkâr etmektir. Yalan söylemek, yalan şahitlikte bulunmak, hakkı gizlemek, haksızı kollamaktır.
b) Puta tapmak, insanın kişiliğini sıfıra düşürür. Yalan söylemek ve yalan yere şâhitlik yapmak, insanın şahsiyetsizliğini ortaya koyar.
c) Puta tapmak, küçülmek, insanlık şeref düzeyinden aşağıya düşmek anlamına gelir. Yalan söylemek, yalan şahitlikte bulunmak da insanı küçülten ve değerini zedeleyen kötü amellerden biridir.
Bunun için Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ümmetini uyararak şöyle buyurmuştur: «Ey insanlar! yalan yere şâhitlik, Allah’a ortak koşmaya denk tutulmuştur. » (Tirmizî/şehadat: 3- Ebû Dâvud/akziye: 15- İbn Mâce/ahkâm: 32- Ahmed: 4/178, 233, 321, 322)
Bu hadîsin ışığında ünlü müctehit Süfyân es-Sevrî şöyle demiştir: «Yalan yere şâhitlik, Allahʹa ortak koşmaya denktir. » (Tefsîr-i İbn Kesîr: 3/219)
İşte böylece Allahʹın koymuş olduğu ibâdet belirtilerine saygılı olmak, emredileni yerine getirmek kalbin takvâsının belirgin ürünlerinden biridir.
ALLAHʹA ORTAK KOŞANLAR BOŞLUK İÇİNDE BOCALARLAR
«Kim Allah’a ortak koşarsa, sanki o gökten düşüp de kuş onu tutarak kapıyor veya rüzgâr onu ücra bir yere sürükleyip atıyor (gibi kendini boşlukta hisseder). »
İmân, insanın içindeki boşluğu doldurur. Ümitsizliği kaldırır. Olaylar karşısında dayanma gücünü artırır. Lüks ve konfordan uzaklaştırıp daha rahat ve huzurlu bir hayat yaşamayı ilhâm eder. Dünya hayatının amaç olmadığını, amaca erişmek için araç olduğunu telkîn eder. Böylece imân cevherine sahip olan mü’min, fakir de olsa, esir de olsa hep mutlu ve huzurludur. Açlık onun için pehriz ve oruçtur; hapishane onun için Yusuf Peygamberʹin komşuluğudur. Dünya dağdağası onun yanında olgunlaşmaktan yana birtakım İlâhî sınavlardır.
İmansız ise, kararsızdır, ümitsizdir ve tedirgindir. Dünya hayatı ve nîmeti onun tek amacı, mide tek kaygısı, şehvet değişmeyen yolu ve zevkidir. Fakirlik onun için büyük müsîbet, zindan onun için yıkım ve hüsrandır. Ölümü hatırlamak büyük bir uçurumdur. O sık sık bu uçurumu önünde görür ve ürker de kendini büyük bir boşluk içinde hissetmeye başlar. Yaşlanmak onun için büyük bir musîbettir.
O bakımdan Cenâb-ı Hak, imânsız putperesti, sapık müşriki tasvîr ederken, yâni onların psikolojik yapılarını belirtirken ilgili âyetle çok dikkat çekici bir anlatım tarzı ortaya koymuştur.
HER ÜMMETTE KURBAN İBADETİ
«Her ümmette nüsük (ibâdet) mahiyetinde kurban kesmeyi meşru kıldık. Tâ ki Allah’ın kendilerine rızık olarak sunduğu davarlar üzerine Allahʹın ismini anıp (öylece boğazlasınlar).. »
Kur’ân-ı Kerîm bu âyetle, Allah adına, Allah için ibâdet niyetiyle kurban kesmenin semavî dinlerde bir takdime anlamında meşru kılındığını haber vermektedir. Nitekim Tevratʹta İsrâil oğullarıʹnın takdime anlamında kurban kestikleri yer yer anlatılır. Aynı zamanda Allah’tan başkası için kurban kesenin helâk edileceği şu sözlerle belirtilir: «Ancak Rabden başka bir ilâha kurban kesen helâk edilecektir.. » (Tevrat/Çıkış: 22/20)
DEVENİN AYAKTA BOĞAZLANMASI
«Bedene»nin çoğulu olan «büdn» kelimesi, kurbanlık deve ve sığıra delâlet eden bir isimdir. Ancak ilgili âyette bununla sadece kurbanlık develerin kasdedildiği anlaşılıyor. Çünkü ayakta kesilmesi yarı kapalı bir ifadeyle belirtilmektedir. Sığırlar ise ayakta değil, yere yatırılarak boğazlanırlar. Resûlüllah’ın (A. S. ) sünneti bu ölçü ve anlamda cereyan etmiştir.
Hac mevsiminde o maksatla kesilecek kurbanlar ancak Haram sınırları dahilinde kesilip dağıtılır. O halde gerek hacc-ı kırân’den, gerekse hacc-ıtemettü’den, gerekse menasikle ilgili bir cinayetten dolayı vâcip olan kurbanların mutlaka harem dahilinde kesilmesi gerekmektedir. Bu sebeplerden dolayı vâcip olan kurbanı orada kesecek malî kudreti olmayan kimse, evine döndükten sonra imkânlar elverince, hacca giden bir müslümana kurban alınacak nisbette para verir ve kendi adına orada kesilmesini sağlar.
KESİLEN KURBANDAN HEM YEMEK, HEM DE FAKİRLERE YEDİRMEK
«Onlardan yeyin ve hem kanaat edip istemeyene, hem de isteyen fakire yedirin. »
İster hac günlerinde Minaʹda kesilenler, ister zenginlerin kurban günlerinde kurban niyetiyle kestikleri hayvanların etinin bir kısmını aile fertlerine ayırmak, bir bölümünü de muhtaç fakirlere yedirmek tavsiye ediliyor. Şüphesiz ki, böyle bir davranış toplum yapısında sevgi, rahmet ve yakın ilgi bağlarını kuvvetlendirir. Böylece Allahʹa ve Âhirete imân edip imânın diğer şartlarına gönülden bağlanan bir müʹminin yalnız kendi nefsi için çalışmadığı ve sadece kendini düşünmediği; bir o kadar din kardeşlerini düşündüğü ve onlar için de çalıştığı kuvveden fiile çıkmış olur.
Nitekim dostunu görmeğe giden bir kişinin anlattığı şu olay oldukça dikkat çekicidir: Arkadaşı onu büyük bir sevinçle karşılamış, bütün gece tatlı tatlı konuşmuş, misafirinin her haliyle ilgilenmiş, yalnız ayrılırken yavaşça: «Bugün benim hayatımın bir güneşi söndü, biricik oğlum öldü» demiş.. Şüphesiz bu söz köklü bir imânın ve sağlam bir irâdenin ürünüdür. Müslümanların güzel âdetlerinden biri de bu değil midir: Kendine ait meselelerle başkasını üzmemek, gelen misafire hiç olmazsa bir süre duyulan acıyı sezdirmemek olgunluğun bir başka görüntüsüdür.
DAVARLARIN İNSANIN HİZMETİNE VERİLMESİ
«İşte böylece biz, onları size boyun eğdirdik. Ola ki şükredersiniz. »
Davarları bizlerden yana yaratan Cenâb-ı Hak, bununla bize büyük bir lûtufta bulunmuştur. Onları azgın, eğitilmez ve zaptedilmez vasıfta yaratmamış, «teshîr emri»nden tecelli eden kanuna bağlamıştır. Bu da, davarlar başta olmak üzere diğer bütün hayvanların insan için yaratıldığının bir başka delilidir. Kur’ânʹda bu hakikat açıklanırken insanların O Yüce Yaratan’a şükretmeleri hatırlatılıyor.
ALLAH KİŞİNİN ŞEKLİNE VE MALINA BAKMAZ, ONUN KALBİNE VE AMELİNE BAKAR
«Boğazlanan kurbanlık hayvanların ne eti, ne de kanı elbette Allahʹa ulaşmaz; ama Allah’a ulaşacak olan sizin takvânızdır. »
Kesilen kurbanların eti ve kanı Allah’a ulaşmaz, ama O’na gerçek anlamda ulaşacak olan kulun iyi niyet, takvâ ve samimi amelidir. O halde kim yaptığı ibâdetle daha çok Allah’tan korkar, saygı duyar ve kötülüklerden sakınırsa. Allah’a o nisbette yakınlık sağlamış olur. O’na yakınlık sağladıkça Allah onu sevmeye başlar. Sevince de onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli ve yürüyen ayağı olur; yani takvâ sâhibi kul, Allah ile görür, O’nunla işitir, O’nunla tutar ve O’nunla yürür.
Bütün bunlar Cenâb-ı Hakk’ın kişinin fiziksel yapısına, kıyafetine, makam ve servetine değil niyetine, takvâ üzere olan ameline değer verdiğini ve kulunu bu meziyetlerinden dolayı mükâfatlandıracağını göstermektedir. Nitekim Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz -konunun hadîs bölümünde naklettiğimiz üzere-, «Şüphesiz ki Allah sizin şekillerinize ve mallarınıza bakmaz; ama kalplerinize ve amellerinize bakar» buyurarak ilgili âyeti bize daha iyi açıklamış bulunuyor.
İYİLİĞİ HUY EDİNENLER MÜJDELENMEKTEDİR
«Böylece Allah size doğru yolu, ibâdet ölçüsünü gösterdiğinden O’na tekbîr getirip ululamanız için bu hayvanları sizin buyruğunuza baş eğdirdi. Sen iyiliği huy edinenleri müjdele! »
Her nîmet İlâhî tezgâhın alâmetini, her canlı Oʹnun sanatının benzersizliğini, her düzen Oʹnun kudretinin eşsizliğini yansıtmaktadır. O bakımdan davarları emrimize veren Cenâb-ı Hakk’ın büyüklük ve yüceliğini dile getirerek «Allahu Ekber» dememiz kadar tabii ne olabilir? Şüphesiz ki davarları bizim elimize -baş eğdirerek- teslîm eden Yüce Mevlâ, bir gün bizi de daha kudretli ellere teslim edecektir.
O halde her şeyde Allah’ın kudretinin izlerini görüp Oʹnu hatırlamak ve hatırladıkça da «Sübhanellah», «Allahu Ekber» ve «el-Hamdü lillah» demek kadirbilirliğin kelimeyle ifade edilen belgesidir. Böyle bir düşünce ve fazîlet düzeyine erişen müʹmin, günlük hayatını iyilikler, güzel huylar ve samimi ilgiler doğrultusunda değerlendirir. Kurʹân bunu «ihsan» sözüyle belirterek iyilik işleyenlere «muhsinîn» vasfını lâyık görmüştür. O bakımdan ihsanın delâlet ettiği bu iyiliği şöyle sıralayabiliriz:
İyilik: Hakk’a dosdoğru inanıp O’na yönelmektir.
İyilik : İlâhî buyruklara uyup sıkıntı duymaksızın yerine getirmektir.
İyilik: Allahʹın haram kıldığı her şeyden kaçınmaktır.
İyilik: Allahʹın verdiği nîmetleri gönül hoşnutluğu ve yatışkanlığıyla yine Oʹnun yolunda, rızası doğrultusunda harcamaktır.
İyilik: Yapılan yardımı, gösterilen sıcak ilgi ve desteği başa kakmamak ve her vesileyle güler yüz gösterip tatlı dil kullanmaktır.
İyilik: Gösterişten uzak amel ve ibâdette bulunmaktır.
İyilik: Her hususta Hakk’ın rızasını gözetmek ve Allah’ı görürcesine ibâdet etmektir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, hac menasikiyle ilgili kurallara ve vecibelere uyulması konu edildi, Allahʹa ortak koşanların, O’nu inkâr edenlerin ümitsizlik veren bir boşluk içinde bocaladıklarına dikkatler çekilerek, insana iç huzuru, gönül yatışkanlığı kazandıran en tesirli âmilin, Hakk’a imân olduğuna işâret edildi. Sonra da kesilecek kurbanlık hayvanlara dikkatler çekilerek, Allahʹa bu nîmetlerine karşı şükretmemiz hatırlatıldı.
Aşağıdaki âyetlerle, müʹminlerin korunacağı konu ediliyor. Nankörlük edenlerin ilâhî sevgiye erişmiyecekleri hatırlatılarak mü’minlerin de bu konuda çok dikkatli olmaları belirtiliyor. Sonra da bundan böyle Mekke döneminin geride kaldığı, artık İslâmʹa saldıranlarla savaşa izin verileceği üzerinde duruluyor ve müʹminlere geçmişte yapılan eza, cefa ve işkencelere atıf yapılarak, ileride İslâm devletini kuracak olan o müʹminlerin şımarmayıp İlâhî emirleri yerine getirecekleri haber veriliyor.