Furkan Suresi 32-34. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ الْقُرْاٰنُ جُمْلَةً وَاحِدَةً كَذٰلِكَ لِنُثَبِّتَ بِهِ فُؤٰادَكَ وَرَتَّلْنَاهُ تَرْتِيلًا وَلَا يَأْتُونَكَ بِمَثَلٍ اِلَّا جِئْنَاكَ بِالْحَقِّ وَاَحْسَنَ تَفْسِيرًا اَلَّذِينَ يُحْشَرُونَ عَلٰى وُجُوهِهِمْ اِلٰى جَهَنَّمَ اُو۬لٰٓئِكَ شَرٌّ مَكَانًا وَاَضَلُّ سَبِيلًا

34.

İnkar edenler, "Kur'an ona bir defada toptan indirilseydi ya!" dediler. Biz, Kur'an'la senin kalbini pekiştirmek için onu böyle kısım kısım indirdik ve onu ağır ağır okuduk.

Diyanet İşleri

33.

Onlar sana hiçbir misal getirmezler ki (buna karşılık) sana gerçeği ve en güzel açıklamayı getirmiş olmayalım.

34.

Yüzüstü cehenneme sürüklenecek olanlar var ya; işte onlar konumları itibariyle daha kötü, tuttukları yol itibariyle daha sapıktırlar.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

32- İnkâra saplanıp kalanlar dediler ki: «Kur’ân Oʹna (Muham­medʹe) bir defada bütünüyle indirilseydi ya.. » Biz onunla senin kalbini iyi­ce yatıştırıp pekiştirmek ve tane tane okuman için böylece (parça parça ve uzun sürede) indirdik.

33- Sana bir misâl getirmezler ki mutlaka biz (ona karşılık) hakkı yorum ve açıklama cihetiyle en güzelini getirmiş olmayalım.

34- Onlar ki toplanıp yüzükoyun Cehennemʹe sevkedilirler, işte onlar yer cihetiyle daha şerli, yol cihetiyle daha sapıktırlar.

İNİŞ SEBEBİ

Yahudi din adamlarından bir kısmı, «Tevrat bir defada indirildiği gibi, Kur’ân da -eğer Allah tarafından gönderilen bir kitap ise- bir defada indi­rilmeli değil miydi? » diyerek birtakım şüphelere ortam hazırlamak iste­diler. Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (Tefsîr-i Merağî: 19/12- Tefsîr-i İbn Kesîr: 3/317)

İLGİLİ HADÎS

«Bir adam Peygamber (A. S. ) Efendimizʹe sordu: «Ey Allahʹın Peygam­beri! Kıyâmet gününde kâfir nasıl yüzükoyun haşredilecek? » Peygamber (A. S. ) Efendimiz ona şu cevabı verdi: «Onu iki ayağı üzerine yürütmeye kudreti yeten Allahʹın kıyâmet gününde yüzükoyun yürütmeye elbetteki kudreti yeter. » (Buharî/tefsîr: 1/25- Müslim/münafikûn: 54- Tirmizî/tefsîr: 12/17- Ahmed: 2/354, 363)

KURʹÂNʹIN PARÇA PARÇA İNMESİ

«İnkâra saplanıp kalanlar dediler ki: «Kurʹân Ona (Muhammedʹe) bir defada bütünüyle indirilseydi ya. » Biz onunla senin kalbini iyice yatış­tırıp pekiştirmek ve tane tane okuman için böylece (parça parça ve uzun sürede) indirdik. »

Tevrat ile İncilʹin parça parça değil de bir defada bütün halinde in­dirildikleri söylenirse de bunu kesin isbat edecek delil ve belge mevcut değildir. Zira günümüzde mevcut Tevrat ve İncil nüshalarında buna delâ­let eden açık bir belgeye rastlamak mümkün olmamakla beraber Kur’ân’­da da bu hususta bir açıklama yapılmamıştır. (Bilgi için bak: İsrâ Sûresi: 106) Ancak bu tarz iddianın birtakım yorumlara dayandırıldığını biliyoruz.

Nitekim ilim adamlarımızın bir kısmı bu iki eski kitabın da Kur’ân gibi parça parça, bölüm bölüm indirildiğini söylerler. Yahudîler ise, Tevrat’ın bir bütün halinde bir defada indirildiğine inanırlar.

Müfessir Alâaddin Aliʹye göre: Tevrat ve İncil, Okur-yazar olan pey­gamberlere indirildiği ve ayrıca onlarda nâsih ve mensûha yer verilmedi­ği için birer bütün halinde bir defada indirilmişlerdir. Kur’ân ise Okur-yazar olmayan bir peygambere indirilmiş ve aynı zamanda Kur’ânʹda birtakım nâsih ve mensûh hükümler de yer almıştır. O bakımdan da parça parça indirilmesine gerek görülmüştür. (Bilgi için bak: Tefsîr-i Hâzin: 3/349)

Şüphesiz ki bu, adı geçen müfessire has bir yorumdur. Delil ve da­yanak olarak bir kaynak vermemiştir.

Kur’ânʹın ise, yapılan ciddi tesbitlere göre, yirmi üç yıla yakın bir sü­re içinde olayları hedef alarak parça parça, bölüm bölüm indiği kesindir. Yukarıdaki âyetle de bu husus açıkça belirtilmekte ve İsrâ Sûresi 106. âyetle de bu hususa yer verilmektedir. Şöyle ki: «İnsanlara ağır ağır, ara­lıklı, nefes ala ala okuyasın diye Kur’ân’ı parça parça sunduk, gerektikçe (ihtiyaca göre) indirdik. »

Kur’ânʹın parça parça uzun bir sürede indirilmesinin, konumuzu oluş­turan âyette sadece hikmetlerinden ikisi açıklanmaktadır. Ancak İsrâ Sû­resinde ve ilgili hadîslerde bundan başka birkaç sebep ve hikmetin de bulunduğunu anlıyoruz. Onları şöyle özetliyerek sıralayabiliriz:

1- Peygamber (A. S. ) Efendimiz’in kalbinin iyice yatışması ve bir da­ha unutmamak üzere hafızasına iyice nakşedilip derin iz bırakması,

2- Tane tane, kelimelerin üstüne basa basa rahat okumasının sağ­lanması,

3- Hangi âyetin hangi sebeple veya hangi olayı hedef alarak indiği­nin bilinmesi,

4- Hangi hükmün hangi hâdiseden dolayı indirildiğinin tesbit edil­mesi,

5- Peygamber (A. S. ) Efendimizʹin sık sık Melek Cebrail ile buluş­ması,

6- Ashab-ı Kiram tarafından rahatlıkla yazılıp ezberlenmesi bu cüm­ledendir.

KURʹÂNʹIN YÜCELİĞİ

«Sana bir misal getirmez­ler ki, mutlaka biz (ona karşılık) hakkı yorum ve açıklama cihetiyle en gü­zelini getirmiş olmayalım. »

Kur’ân: Sözüyle, anlamıyla İlâhîdir. İnsan sözünün çok üstünde, ben­zer kabul etmez bir kudrettedir. Koyduğu hükümler, taşıdığı ana fikirler, sergilediği hikmetler, açtığı ilmî kapılar her türlü takdîr ve kıyasın üstün­dedir.

Bu bakımdan Kur’ân varlık âlemini aydınlatan bir güneştir. Beşer ka­fasından çıkan bütün buluşlar ve bilgiler bu güneş karşısında birer lamba gibidir.

İnkârcı edipler, şâirler, hatipler bu güneşi balçıkla sıvamak için çe­şitli yollara başvurmuş, akla gelmedik yalan ve iftira atmışlardır; ama her defasında onun parlaklığı, erişilmez yüceliği karşısında silinip belirsiz ha­le gelmişlerdir. Getirdikleri her misal, Kur’ân’ın İlâhî beyanı karşısında sa­bun köpüğü gibi sönmeye mahkûm oldu ve olmaya devam etmektedir. Her fikir, her sistem ve kural zamanla tazeliğini, geçerliliğini kaybetmekte, Kur’ân’ın getirdiği İlâhî sistem ve hükümler gün geçtikçe cilâlanmakta ve tazelenmektedir. Böylece Kur’ân kıyâmet kopuncaya kadar hep ışık ve­recek, kararıp silinmiyecektir. İlgili âyetle Kur’ân’ın İlâhî özelliklerine par­mak basılarak her yönüyle tetkike, araştırma ve incelemeye değer oldu­ğuna işârette bulunuluyor. Sonra da bu hakikatler karşısında inkârlarında ısrar eden şaşkınların yer cihetiyle daha şerli, yol cihetiyle daha sapık olduklarına dikkatler çekilerek, öylelerinin dünyada da, âhirette de hakkın karşısında alaşağı olup küçülecekleri bildiriliyor.

KURʹÂNʹIN TERTÎL ÜZERE OKUNMASI

Tertîl: Tane tane, ağır ağır, harflerin mahreçlerine dikkat ede ede, ke­limelerin telâffuz hakkını vere vere ahenkli okumak anlamına gelir: Nite­kim ünlü lûgatçi Şeyh Mecdüddin Firuzabâdî el-Kamus’da «tertîl»i şöyle tarif etmiştir: «Sözü yerli yerinde güzel ve uygun bir düzen üzere te’lîf ve tertip etmektir. Aynı zamanda Kurʹân’ı tane tane, âheste âheste okumak­tır. »

Kök masdarı «retel»dir ki bu, inci dizisi gibi latîf bir vech, uslûb-i mü­tenasip üzere muntazam ve mürettep olmak anlamınadır.

Râğıb, el-Müfredatında bunun ise şu kısa tanımlamasını yapmıştır. «Tertîl: Sözü ağızdan kolaylıkla ve düzgün telâffuz edip çıkarmaktır. »

Melek Cebrâîl Kur’ân’ı tertîl üzere Resûlüllahʹın (A. S. ) kalbine ilka eder; Peygamber de (A. S. ) aynı ahenge ve üslûba bağlı kalarak okur ve öylece okunmasını sağlardı. İşte ilgili 32. âyetin son cümlesiyle bu önemli husus hatırlatılmaktadır.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, inkârcı maddecilerin, putperest şaşkınların Kurʹân ve Peygambere karşı anlamsız düşmanlık beslemeleri konu edildi. Son­ra da hakkın üstünlüğüne atıflar yapılarak İlâhî sistem ve üslûba eriş­menin mümkün olamıyacağına işârette bulunuldu.

Aşağıdaki âyetlerle, gelip geçen kavim ve milletlerin hayatından buna benzer misaller verilmekte ve küfrün hemen her devirde azgınlık, saygısız­lık, ölçüsüzlük ve şirretlik gösterdiği bildirilerek, buna karşı müʹminlerin dayanma güçlerini ortaya koymaları, yani sabırlı hareket etmeleri isten­mektedir.