MEÂLİ:
34- Şüphesiz ki Kıyâmet’in kopuş saatiyle ilgili bilgi Allahʹın yanındadır. Yağmuru O yağdırır; ana rahmindekini O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanıp elde edeceğini bilmez. Hiç kimse hangi yerde öleceğini bilmez. Allah elbette (her şeyi hakkıyla) bilendir, (her şeyden mutlaka) haberlidir.
İLGİLİ HADÎSLER
«Beş şey var ki onları Allahʹtan başkası bilmez: Kıyâmet saati (kopuş tarihi)nin bilgisi Allah yanındadır. Yağmuru o yağdırır, (nereye, ne zaman sevk edeceğini o belirleyip bilir ve ona göre birtakım belirtiler gösterir). Ana rahmindekini (oluşan ceninin saîd mi, yoksa şakiy mi olacağını) O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilmez. Şüphesiz ki Allah bilendir ve her şeyden haberdardır. » (Müsned-İ Ahmed: 2/24, 52, 58)
«Gaybın anahtarı beştir ve onları Allahʹtan başka kimse bilmez:... » (Buharî/tefsîr: 1/6, 2/31, istiska: 29, tevhîd: 4- Ahmed: 2/122)
Abdullah b. Seleme (R. A. ) diyor ki:
«Peygamberimize (A. S. ) her şeyin anahtarı verildi, ancak (âyetle belirtilen) şu beş şeyin değil: » (Müsned-i Ahmed: 1/445)
Benî Âmir kabilesinden bir adam Peygamber (A. S. ) Efendimizʹin yanına girmek istedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (A. S. ) kendisine hizmet eden adama şu talimatı verdi: «Çık da ona, içeri girme adabını öğret: es- Selâmü aleyküm, içeri girebilir miyim? desin. » Gelen adam bu adabı öğrenince aynen söyleyerek izin istedi. Kendisine izin verilince de içeri girdi.
Şimdi onunla Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz arasında geçen konuşmayı hep birlikte okuyalım.
- Ey Allah’ın Peygamberi! bize neler getirdin?
- Size hayır ve iyilik getirdim. Bir olan, ortağı bulunmayan Allah’a ibâdet etmenizi; Lât ve Uzzaʹyı terketmenizi; gece gündüz beş vakit namaz kılmanızı; zekâtı zenginlerinizden alıp fakirlerinize dağıtmanızı (hüküm olarak) getirdim.
- İlimden bilmediğiniz bir şey kaldı mı?
- Allah şüphesiz bana hayırlı şeyler öğretti. Ama ilimden öyle şeyler de vardır ki, onları Allahʹtan başkası bilmez… buyurarak yukarıdaki âyeti okudu. (Müsned-i Ahmed: 1/448)
«Allah bir kulunun ne yerde öleceğini takdir etmişse, o kulun eceli gelince bir ihtiyacı çıkar da o yere gider. » (Hafız Ebû’l-Kasım et-Taberânî/el-Mu’cemü’l-Kebîr)
İNSAN ZEKÂSININ VE İLMİNİN KAPSAYIP BİLMEDİĞİ ŞEYLERDEN BEŞİ
«Şüphesiz ki kıyâmetin kopuş saatiyle ilgili bilgi Allahʹın yanındadır.. »
Âyetin açık anlatımına göre, insan zekâsı ve ilmi şu beş şeyi bilemez:
1- Kıyâmetin ne zaman kopacağını, yani kopuş saatinin hangi tarihte meydana geleceğini,
2- Yağmurun -alâmetleri ortaya çıkmadan- takdîr edilen vaktini ve ne yere yağacağını,
3- Ana rahmindeki ceninin ne olduğunu,
4- Kimin yarın ne kazanacağını,
5- Kimin nerede öleceğini..
Açıklama:
1- Kıyâmet’in kopacağı saatin bilgisinin gizli tutulması, hiç kimseye bildirilmemesi birtakım hikmetlere yönelik bir anlam taşımaktadır. Şöyle ki:
a) Büyük rakamlarla, meselâ şu kadar milyon veya milyar yıl sonra denilseydi, insanların çoğu bunun rastgele söylenmiş bir rakam olduğunu sanır ve o yüzden kıyâmet olayına inanmak istemezdi.
b) Aynı zamanda büyük rakamlarla ifade edilecek bir güne hazırlanmaya gerek duyulmazdı.
c) Yakın olduğu bilinip tarihi kesin belli olsaydı, insanların hayata bakış açısı değişir ve bir yandan da hayat canlılığını kaybeder, İlmî araştırmalar dururdu.
d) Dünyanın hareketlerindeki şaşmazlığa, güneşteki enerjinin tükenmek bilmeyen büyük bir kaynak olduğuna bakanlar, kıyâmetin öyle yakın gelecekte kopmasının mümkün olmayacağını sanıp Allah ve Peygamberini yalanlamaya cesaret edebilirlerdi.
Bu ve benzeri sebep ve hikmetlerden ve bizim bilmediğimiz nice sır ve maksattan dolayı kıyâmetin kopma vakti gizli tutulmuş, bu husus insanlara açıklanmamıştır.
2- Yağmuru Allah’ın yağdırma konusuna gelince: Bu ifade ilk bakışta yağmuru oluşturan sebep ve kanunlara işâret edildiği sonucunu veriyor. Şüphesiz bu bir bakıma itiraz kabul etmez bir gerçektir. Zira sistemi kurup sebep ve kanunları koyan Cenâb-ı Hakʹtır, biz değiliz. O halde «Yağmuru O yağdırır» sözünden, bu olayı ancak O meydana getirmektedir, başkası değil neticesi doğuyor. Diğer bir yorumla, yağmuru ne vakit, nereye yağdıracağını ancak O bilir denilmektedir. Bu da ilk nazarda yadırganabilir ve günümüzdeki barometre ve uydular aracılığıyla hava tahmin ve tesbit raporlarına ters düştüğü sanılabilir. Oysa gerçek onların sandığı gibi değildir; yağmurun yağacağına dair birtakım belirtiler ortaya konmadan durumu ne barometre, ne de başka teknik bir imkânla tesbit mümkündür. Ne var ki, Cenâb-ı Hak, yağmur olayını meydana getirmeden önce birtakım alâmetler ve sebepleri yine belli kanunlara göre sevkeder. Bu Oʹnun devam edegelen sünnetlerinden biridir. Sünnetullah henüz belirtileri sevketmeden, insanın bir tahminde bulunması mümkün değildir. İşte bu manayla, yağmurun yağma vaktini ve nereye yağacağını, belirtilerden önce ancak Allah bilir neticesi ortaya çıkıyor.
3- «Ana rahmindekini Allah bilir. » Bu cümle oldukça kapalıdır. O bakımdan yoruma ihtiyaç söz konusudur. Allah’tan başkası, ana rahminde oluşan ceninin nesini bilmez? Kız veya erkek olduğunu mu; iyi yararlı veya sapık azgın olacağını mı? Bize göre, ana rahminde oluşan ceninin mü’min veya kâfir olacağını; iyi-yararlı veya kötü-zararlı bir kimse olarak hayata gözlerini açacağını; cennetlik veya cehennemlikler arasında yer alacağını ancak Allah bilir. Yoksa bazılarının sandığı gibi, kız veya erkek olacağını Allah bilir demek değildir. Nitekim günümüzde gelişen bilimsel araştırmalarla ceninin kız veya erkek olduğu doğmadan önce tesbit edilebiliyor. Ama iyi-yararlı bir mü’min veya zararlı bir inkârcı olacağını ilim tesbit edemiyor.
4- Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez; meğer ki, Cenâb-ı Hak ona ilham edip bildirmiş ola..
5- Hiç kimse ne yerde öleceğini de bilmez; meğer ki Cenâb-ı Hak ona bildirmiş ola..
Lukmân Sûresiʹne, Kur’ân’ın hikmet dolu bir kitap, doğru yolu gösteren rehber olduğu belirtilerek başlandı ve Allah’ın her şeyi bildiği, her şeyden haberdar olduğu, insanların ise az şey bildiği açıklanarak sûre noktalandı.
Bu sûrenin tefsirini kolaylaştırıp bizi başarılı kılan Allahʹa hamd-u senâlar; sünnetiyle bize ışık tutup basiretimizi açan Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’e de salât-ü selâm olsun.