Mutaffifin Suresi 18-28. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

كَلَّا اِنَّ كِتَابَ الْاَبْرَارِ لَفِي عِلِّيِّينَ وَمَا اَدْرٰيكَ مَا عِلِّيُّونَ كِتَابٌ مَرْقُومٌ يَشْهَدُهُ الْمُقَرَّبُونَ اِنَّ الْاَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ عَلَى الْاَرَٓائِكِ يَنْظُرُونَ تَعْرِفُ فِي وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ النَّعِيمِ يُسْقَوْنَ مِنْ رَحِيقٍ مَخْتُومٍ خِتَامُهُ مِسْكٌ وَفِي ذٰلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَ وَمِزَاجُهُ مِنْ تَسْنِيمٍ عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَ

28.

Hayır (sandıkları gibi değil!) iyilerin yazısı "İlliyyun"dadır.

Diyanet İşleri

19.

"İlliyyun"un ne olduğunu sen ne bileceksin.

20.

O, yazılmış bir kitaptır.

21.

Ona, Allah'a yakın olanlar şahit olur.

22.

Şüphesiz iyi kimseler, Naim cennetindedirler.

23.

Koltuklar üzerinde, (etrafı) seyrederler.

24.

Onların yüzlerinde, nimetlerin sevincini görürsün.

25.

Onlara, mühürlü (el değmemiş) saf bir içecekten içirilir.

26.

Onun (içiminin) sonu bir misktir (ağızda misk gibi koku bırakır). İşte yarışanlar, bunun için yarışsınlar.

27.

O içeceğin katkısı tesnimdir.

28.

Bir pınar ki, Allah'a yakın olanlar ondan içerler.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

18- Hayır, hayır; (yalan saymak ne demek? ) İyilerin amel defteri «İlliyyîn» dedir.

19- «İlliyyîn» nedir bilir misin?

20- Yazılı bir kitaptır.

21- Allahʹa çok yakın melekler ona şâhid olurlar.

22- Şüphesiz ki iyiler nîmet içindedirler.

23- Tahtlar üzerinde (çevreyi) seyredeceklerdir.

24- Yüzlerinde, nîmet içinde bulunmanın pırıltısını tanırsın.

25- Ağzı mühürlü saf şaraptan içirilirler,

26- Ki sonu misk (gibi)dir. Artık nefaset isteyenler bunun için yarış­sınlar.

27- Onun katkısı «tesnîm»dir.

28- Bir pınar ki, (Allahʹa) yakın olma şerefine erişenler ondan içerler.

EBRARIN KİTABI İLLİYYÎNʹDEDİR

«Hayır, hayır; (yalan saymak ne demek? ) İyilerin amel defteri «İlliyyîn»dedir.. »

Yine İnfitâr Sûresi 13. âyetin tefsîrinde belirttiğimiz gibi, «ebrar», «berr»in çoğuludur. Berr: İmân düzeyinde iyiliği, doğruluğu şiâr edinen, Cenâb-ı Hakk’ın rızası doğrultusunda iyilik işleyen, doğru yolda yürüyen kimse hakkında sıfat olarak kullanılmıştır.

Dünya hayatını belirtilen çizgide değerlendiren bu iyi kişilerin amel defterleri «İlliyyîn»dedir. Bu kelimenin tekil veya çoğul olma ihtimali vardır. Allahʹın Arş’ının Cennet’in tavanı görünümünde bulunduğuna bakacak olursak, bu yüksek ve yüce makamın Arş’ın sağında ve Cennetʹin üstünde özel bir makam olduğu ortaya çıkar.

Bundan başka müfessirler bu isim üzerinde beş, altı kadar daha yorum ortaya koymuşlardır. Onları buraya almaya gerek görmüyoruz. Çünkü «Siccîn» Cehennem’de derin ve dar bir zindan olunca, «İlliyyîn» in de Cennet’in üstünde İlâhî rahmeti yansıtan bir makam olduğunu söylemek uygun bir yorum olabilir.

Nitekim 20 ve 21. âyetlerle, «İlliyyîn» kısmen açıklanmaktadır. Şöyle ki, o, yazılı bir kitaptır. Allahʹa çok yakın olan melekler ona şâhit (hazır) olurlar. Bu açıklamayla ilgili İbn Abbas (R. A. ) sözü edilen makamın Cennet’de olduğunu söyleyerek yukarıdaki yoruma yakın bir görüş ortaya koy­muştur. (Bilgi için bak: Tefsîr-i Kurtubî: 19/257, 263)

Kitabı, yani amel defteri yüce bir makamda bulunan iyi kişiler için ha­zırlanan nîmetlerden yedi kadarı üzerinde durularak, mü’minlerin iyilikle­rini hep artırmaları, bu yolda olmayan kötülerin de pişmanlık duyup iyi bir insan olmaya çalışmaları isteniliyor.

Vaadedilen yedi nîmet:

1- Şüphesiz ki iyiler nîmet içindedirler.

Allahʹa ve âhiret gününe imân temeli üzerinde yükselen iyilik, doğruluk ve fazîlet şüphesiz büyük külfetlerle, sabır ve hoşgörüyle vücut bulur. Aynı zamanda nefsin ihtiras, bencillik ve aşırılıklarını yenmek suretiyle gelişme kaydeder. O halde bu doğrultuda katlanılan her külfet ve sıkıntı, sarfedilen her emek ve gayret geniş ve sonsuz nîmetlerin habercisi sayılır. Unutma­yalım ki, nîmetin en güzeli de âhiret gününde mü’minler için hazırlanan Cen­net ve ondaki ferahlatıcı, dinlendirici ortamdır.

2- Tahtlar üzerinde çevreyi seyrederler.

Damatlara mahsus bezenmiş kanepeler üzerinde, dünyada iken üzer­lerinde biriken yorgunlukları, sıkıntı ve üzüntüleri giderirler.

Tabii, Cennetʹteki tahtlar dahil her şey Allahʹın kudret eliyle yapılıp de­kore edilmiştir. Bunların evsaf ve özelliklerini bütünüyle anlamamız veya kavramamız çok zor, hattâ imkânsızdır. Cenâb-ı Hak bizim anlamamıza kolaylık sağlamak için o nîmetleri dünya nîmetlerinin isimlerini anarak ha­ber vermektedir.

3- Yüzlerinde nîmet içinde bulunmanın pırıltı ve parıltısı görülür.

Cennetʹin göz ve gönül dolduran nîmetleri hiçbir zaman bıkkınlık duy­gusu doğurmayacak güzellik ve mükemmelliktedir. Aynı zamanda çokluğu, çeşitliliği ve sık sık görüntü değişikliği insan zevkine hitap etmekte ve il­gisini fazlasıyla çekmektedir. O bakımdan sevinç pırıltıları her an kendini hissettirir.

4- Ağzı mühürlü saf beyaz şaraptan içerler.

«Cennet şarabı» tabiri, yine bizim anlamamıza kolaylık sağlamaya yö­nelik bir anlatım tarzıdır. Resûlüllahʹın (A. S. ) beyanıyla oradaki içki sarhoş edici vasıfta değildir; yani içinde alkol yoktur. Sadece keyif verici, neşelen­dirici, rahatlatıcı özelliktedir.

Saffat Sûresi’nde bu şaraptan söz edilirken şu bilgi verilmektedir: «Bembeyaz, içenlere lezzet verir. İçinde tiksindirici hiçbir şey yoktur ve on­lar bundan sarhoş da olmazlar, kendilerinden de geçmezler. » (Saffat Sûresi: 47)

Muhammed Sûresiʹnde ise şu bilgi verilmektedir: «Orada bozulmayan su ırmakları, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şarap­tan ırmaklar, iyice süzülmüş baldan ırmaklar vardır.. » (Muhammed Sûresi: 15)

5- Ki sonu misk (gibi)dir.

Her nefis şey içildikten sonra ağızda kendine has bir tat ve koku bırakır. Cennet şarabı ise, miske benzer bir koku bırakır. Şüphesiz ki bura­da «misk» sözü, son derece güzel, nefis ve çarpıcı bir kokuyu ifâde ediyor.

Artık âhirette nefaset isteyenler, dünyada iken bunun için yarışsınlar; amellerini buna erişmeye çevirsinler. Niyetlerini de İlâhî hoşnutluğa uygun kılıp Oʹnun sonsuz rahmetine lâyık olmaya gayret etsinler.

6- Onun katkısı «tesnîm»dir.

Tesnîm: Cennetʹte müʹminler üzerine ihtiyaç nisbetinde meleklerin sık sık getirip serptiği nefis rayiha neşreden bir şerbettir. Kokusu etrafa ya­yılsın diye yüksekten bardaklarla akıtılır ki bunun kaynağı bir pınardır.

7- Öyle pınar ki, (Allah’a) yakın olma şerefine ve bahtiyarlığına eri­şenler ondan içerler.

Demek oluyor ki, Cennet’teki pınarlar, akarlar ve ırmakların her biri ayrı bir özellik, başka bir nefaset, tat ve koku taşımaktadır. Şüphesiz on­ların gerçek anlamda bileşimini bilmemiz mümkün değildir. Çünkü dünyada benzerleri bile yoktur.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, imân temeli üzerinde iyi amellerde bulunan mü’minler için hazırlanan yüce nîmetlerin güzelliği ve nefaseti üzerinde du­rularak ferahlatıcı bilgiler verildi.

Aşağıdaki âyetlerle, dünya hayatının şatafatıyla gururlanıp Hakkʹı red ve inkâr etmeyi mârifet sayan beyinsizlerin mü’minleri nasıl alaya aldıkları üzerinde durularak, âhiret gününde durumun tersine döneceği ve o âlem­de mü’minlerin yüksek makamlara erişip azâba uğratılan inkârcıların hali­ne gülecekleri bildiriliyor ve böylece mü’minlerin dünyada bu gibi şarla­tanlık ve hezeyanlara karşı sabretmelerinde birçok yararların bulunduğuna işâret ediliyor.