Nisa Suresi 26-28. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

يُرِيدُ اللّٰهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ وَاللّٰهُ يُرِيدُ اَنْ يَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَيُرِيدُ الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الشَّهَوَاتِ اَنْ تَمِيلُوا مَيْلًا عَظِيمًا يُرِيدُ اللّٰهُ اَنْ يُخَفِّفَ عَنْكُمْ وَخُلِقَ الْاِنْسَانُ ضَعِيفًا

27.

Allah, size (hükümlerini) açıklamak, size, sizden öncekilerin yollarını göstermek ve tövbelerinizi kabul etmek istiyor. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Diyanet İşleri

27.

Allah, sizin tövbenizi kabul etmek istiyor. Şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi istiyorlar.

28.

Allah, sizden (yükümlülükleri) hafifletmek istiyor. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

26- Allah size (dinî hükümleri ve hükümlerin bağlı bulunduğu ahlâ­kî ölçüleri) açıklamak, sizden öncekilerin yollarını (örnekleriyle sergileyip) göstermek ve tevbenizi kabul etmek ister. Allah bilendir ve yegâne hikmet sâhibidir.

27- (Öyle ya) Allah tevbelerinizi kabul etmek ister. Şehvetlerine uyup gidenler ise, sizin( doğru yoldan) iyice sapmanızı arzu ederler.

28- Allah sizden (ağır sorumlulukları, taşınması zor yükleri) hafif­letmek ister. İnsan oldukça zayıf (irâdeli) yaratılmıştır.

İLGİLİ HADÎSLER

«Dinin (ve dindarlığın) Allah katında en sevimlisi, bâtıldan uzak hak­ka yönelik koskolay olanıdır. » (Buharî/imân: 29 - Tirmizî/menakîb: 32, 64 - Ahmed: 1/236)

«Ben, bâtıldan uzak hakka yönelik koskolay bir dinle gönderildim. » (Ahmed: 5/266-6/116, 233)

DİNÎ HÜKÜMLER AKIL YOLUYLA DEĞİL, VAHİY YOLUYLA BİLİNİR

Gerçi insan, zekâsıyla, aklıyla ve bir takım yetenekleriyle hakikatı bulmaya, bulup kavramaya çalışır, ama bu hep sınırlıdır. Objektifleşme gayretimizin durmadan aklımızı harekete geçirmesi, eşyayı daha iyi an­lamamıza yardım eder. Ne var ki hakikat bunun çok ötesindedir. Aklın ve zekânın hududunu aşar. Bunun için Hazreti Peygamber (A. S. ): «Allahım! Eşyanın hakikatini olduğu gibi bana göster.. » diye duâ etmiştir. (Bunun hadîs olduğunu daha çok tasavvufçular söylerler.)

O’nun gibi, Bir olan, öncesiz ve sonrasız bulunan Allahʹı, Oʹna kulluk görevimizin hikmet ve manasını, bunun ölçü ve biçimini, âhireti ve ilgili hakikatleri, kabir âlemini aklımızla çözüp anlamamız mümkün değildir. Çünkü aklın sınırı ve ilgilendiği şey, fizik âlemidir. Bunlar ise daha çok metafizikle ilgilidir.

İşte konumuzu oluşturan 26. âyetle bu hususa temas edilerek, «Allah size (dinî hükümleri ve hükümlerin bağlı bulunduğu ahlâkî ölçüleri) açık­lamak ister.. » buyurulmuştur. Bu bakımdan «Dinsiz akıl kör, akılsız din to­paldır.. » diyenler yanılmamışlardır. İşte peygamber ve kitap gönderilme­sinin sebeplerinden bir kısmı bunlardır; yani aklın sözü edilen hususlarda mutlaka vahye ihtiyacı vardır.

HAK DİNLERİN KAYNAĞI BİRDİR

«Allah size açıklamak, sizden öncekilerin yollarını göstermek ve tevbenizi kabul etmek ister. »

Aynı kaynaktan süzülüp gelen hak dinler arasında ortaklaşa nokta­lar mevcuttur. Toplumun selâmeti, âilenin saadeti ve devamlılığı için kut­sal kitaplarda yer alan hükümler ve tavsiyeler arasındaki yakınlık, benzer­lik ve derece derece daha tekâmül edilmişlik bize kaynağın aynı olduğu­nu, aynı amaçlar güdülerek vahiy yoluyla indirildiğini göstermektedir. Di­ğer kutsal kitaplarda beşer e I i dokunarak değiştirilen İlâhî beyân ve belgelerin Kurʹân tarafından tashîh edildiğini de bilmekteyiz. Kurʹân son kitap olma özelliğiyle kendisinden önceki kitap ve sahifelerin Allah tara­fından indirildiğini ve gönderilen her peygamberin hak olduğunu ilân eder­ken, kasıtlı ve çok tutucu ellerin tahrif ettiği kutsal kitaplardaki son din ve son peygamberle ilgili belgelerin çoğu anlaşılmaz hale sokulmuş ve böylece dinler arasındaki bağlantılar koparılmıştır. Bu yüzden Kurʹân bir­çok âyetlerle Musa ve İsa Peygamberleri saygı ile anar, onların hak pey­gamber olduklarını ilân eder. Ama haham ve papazların bu kitaplar ara­sında ciddi ve objektif bir mukayese zahmetine katlanmadıkları, aksine bazı hükümleri değiştirip, tanınmaz hâle soktukları ve o sebeple de Yahu­dilerle Hıristiyanların Hazreti Muhammedʹi peygamber, Kur’ân’ı da İlâhî kitap olarak kabul etmedikleri bilinmektedir.

Allah ise Kurʹân’da daha önce gelip geçen peygamberlerin yollarını hatırlatarak onlara iman edip doğru yolda yürüyen mutlu toplulukları ör­nek veriyor ve böylece dinler arasında ortaklaşa bağların bulunduğunu bilhassa belirtiyor.

AHLÂKÎ YÖNÜ

«Şehvetlerine uyup gidenler ise, sizin (doğru yoldan) iyice sapmanızı arzu ederler. »

Her çağda ve devirde mide ve uçkuruna bağlı kalıp günlük hayatını bu doğrultuda acımasızca harcayan donuk ruhlu, tıkanık kalpli, silik vic­danlı, körpe dimağlı nice şehvet mübtelası kimseler vardır. Bunların din­darlığa, güzel ahlâka, erdemliğe hiç ama hiç tahammülleri yoktur. Fırsat buldukça bu düzeyde bulunan kişileri alaya alarak kendilerini aşağılık çu­kurundan çıkarma görüntüsü vermeye çalışırlar.

Ve yine bu tipler, içine düştükleri bataklığın, ister istemez hayatın tek yolu ve amacı olduğunu, çevrelerine aşılamak ve yoldaşlarının sayısını ar­tırmak için büyük gayretler harcarlar. Toplumun posası sayılan bu tipleri ıslâh etmek çok zor, hattâ bazı bölgelerde imkânsızdır. Meğerki Cenâb-ı Hak hidayet verip inayet buyura...

Yıllar yılı din adamlarını alay konusu edinen, şiir, roman, hikâye, si­nema, tiyatro ve benzeri sanat dallarıyla dine ve ondan kaynaklanan gü­zel ahlâka en ağır darbeyi indirenler de daha çok bunlardır.

Dün peygamberin karşısına çıkıp onu alaya alan, olmadık yalan ve iftiraları atan, bir sürü beyinsiz şirreti onun yakasına salıveren Ebu Ce­hiller ne ise, bugün Kurʹân hükümlerini çağdışı ilân edip, onu çöl kanunu diye vasıflandıranlar; kadının vücut hattını göstermiyen geniş mantoyu gericilik sayıp din ve ahlâk düşmanlığı kusanlar da odur.

Kur’ân’da mü’minlerin dikkati bu şehvet mübtelâlarına çekilerek, «Şehvetlerine uyup gidenler ise, sizin (doğru yoldan) iyice sapmanızı arzu ederler. » cümlesiyle gereken uyarı yapılmıştır.

Evlenme konusunda bilhassa bu hususlara parmak basılması çok an­lamlıdır. İslâm, kadını şehvetperestlerin ağından ve ağzından kurtarmayı amaçlarken onun kadınlık ve annelik gibi iki önemli vasfını bütün vekar ve terbiyesiyle korumayı planlamış, bunu yıkmak isteyenlerin karakter ve tutumunun portresini çizmiştir.

HAFİFLETİLEN AĞIR YÜK

«Allah sizden (ağır sorumlulukları, ta­şınması zor yükleri) hafifletmek ister.. »

Bu konuda Tevrat ile Kurʹân arasında mukayese yaparak bir kaç mi­sal vermemiz, İlâhî muradı yansıtmamıza yardımcı olur:

TEVRAT: «Bir adam kızıyla anasını birlikte alırsa bu alçaklıktır; ara­nızda alçaklık olmasın diye kendisi ve kadınlar ateşte yakılacaklardır. » (Levililer: 10/14).

KURʹÂN: «Karılarınızın anaları (size) haram kılınmıştır. » (Nisâ: 23).

Zina suçu dört şahitle tesbit edildiği takdirde sadece zina eden er­kekle kadın öldürülür, ateşle yakılmaz.

TEVRAT: «Bir adam bir kız alır da kızın kız olarak bulunmadığını id­dia eder ve doğru çıkarsa, o zaman genç kadını babasının evinin kapısı­na çıkaracaklar ve şehrin adamları onu taşla taşlıyacaklar ve ölecek.. » (Tesniye: 22/21).

KURʹÂN ise, karısının zina ettiğini iddia eden koca, bu iddiasını göz­leriyle fiil halinde görmüş dört erkek şahitle isbat edemediği takdirde LİAN yapılır ki bu, kadını büyük bir iftiradan korumakta ve haksız bir id­diaya kurban etmemektedir. Nitekim Nur sûresi 6-9. âyetlerle konu şöyle açıklanmıştır: «Kendi eşlerine (zinâ suçu isnât edip iftira) atanlar ve ken­dilerinden başka şâhitleri bulunmayanlardan herbirinin şâhitliği, doğru­lardan olduğuna dair dört defa Allah ile (yemin edip) şehadette bulunma­sıdır.

Beşinci defa, eğer yalancılardan ise Allahʹın lânetinin kendi üzerine olmasını söylemesidir.

Kocasının elbette yalancılardan olduğuna dair kadının dört defa Al­lah ile yemin edip şehadette bulunması,

Beşinci defa, eğer kocası doğrulardan ise Allah’ın gazabının kendisi üzerine (inmesini) dilemesi, kadından cezâyı savar. »

TEVRAT’ta zina konusunda evli, bekâr, hür ve câriye farkı gözetil­meksizin hepsinin öldürülmesi emredilmiştir.

KURʹANʹda ise, bekârlara yüz değnek vurulması, evlilerin öldürülme­si emredilir. Cariye ve köleye, hür kişiler hakkında uygulanan cezânın yarısının uygulanması hükme bağlanır.

Akrabadan kimlerle evlenmenin haram kılındığında Kurʹân ile Tevrat birleşir. (Bu konuda geniş bilgi için bak: Tevrat/Tesniye: 27/20 Kur’ân’da ise, Nisâ sûresi: 22, 23. âyetler)

Görülüyor ki Tevrat’taki bazı ağır hükümler Kur’ânʹda hafifletilmiştir. Tabii bu misalleri çoğaltmak mümkün. Sosyal alandaki gelişme, daha me­denice yaşama şuurunun uyanması, İlmî hareketin başlaması, dinî hüküm­lerin tekâmülünü gerektirmiş ve böylece en son dinde beşere daha çok kolaylıklar sağlanmıştır.

Beyhakîʹnin «Şa’büʹl-İmân» bölümünde İbn Abbasʹın (R. A. ) bu âyet­lerle ilgili olarak şöyle dediği rivâyet edilmiştir:

«Nisâ sûresinde sekiz âyet var ki, bu ümmet için üzerine güneşin doğup battığı her şeyden hayırlıdır. » Konumuzu oluşturan üç âyet onlar­dan üçüdür.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Geçen âyetlerle yetimlere karşı nasıl davranılacağı, mallarının ko­runması, rüşde erince kendilerine şahit huzurunda teslim edilmesi hak­kındaki hükümler açıklandıktan; eline geçen malı harvurup harman sa­vuran sefihlere mal teslim edilmemesi tavsiye edildikten sonra kadın hak­larına geçildi, mehirlerin örfe uygun verilmesi emredildi. Hür kadınlarla câriyelerin nikah ahkamı ve bunun sebepleri üzerinde duruldu.

Aşağıdaki âyetlerle buraya kadar anlatılan hükümlerin bir özeti ve­riliyor. Zulüm ve haksızlıktan kaçınılması tenbih edilerek insan haklarının zedelenmemesine dikkatler çekiliyor ve meşru ticarete teşvik ediliyor.