MEÂLİ:
23- Müʹminlerden öyle erler (yiğit kahramanlar) vardır ki, Allahʹa verdikleri sözü yerine getirip sadakatlerini isbat ettiler. Onlardan kimi ahde vefa, söze bağlılık edip canını verdi; kimi de (canını vermek için) beklemektedir. Verdikleri sözü aslâ değiştirmediler (ikiyüzlüler gibi döneklik yapmadılar).
24- Allah bu sebeple doğruları doğruluklarına karşılık mükâfatlandıracak; münâfıkları da dilerse azâba uğratacak veya tevbe nasîb edip tövbelerini kabul edecek. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.
25- Allah, o küfredenleri öfke ve kinleriyle geri çevirdi de hiç bir ha ra eremediler. Allah savaşta (yardımcı olarak) mü’minlere yetti. Allah çok güçlüdür, çok üstündür.
26- Allah, Kitap Ehliʹnden düşmanlara arka çıkıp yardım edenleri kalelerinden indirdi de kalplerine korku saldı. Onlardan kimini öldürüyordunuz, kimini de esir ediyordunuz.
27- Sizi, onların arazisine, yurtlarına, mallarına ve bir de henüz ayak basmadığınız bir yere vâris kıldı. Allahʹın kudreti her şeye yeter.
İNİŞ SEBEBİ
Enes b. Mâlik (R. A. )den yapılan rivâyete göre, bu âyetler, kahraman mücahitlerden Enes b. Nadr (R. A. ) hakkında inmiştir. Hz. Enes b. Nadr (R. A. ) Bedir Savaşıʹna katılamadığı için çok üzülmüş ve «eğer Allah bana bundan sonra Hz. Peygamber’le birlikte bir savaşta bulunmamı nasip ederse neler yapacağımı Rabbim sîzlere gösterecektir» demişti. Nitekim öyle oldu; Uhud Savaşı’na katıldı. Ölmeden önce, «vallahi cennetin kokusunu alıyorum» diyerek ön safta savaşa atıldı. Üstün yararlıklar ve kahramanlıklar gösterdikten sonra şehîd edildi. Seksenden fazla yara aldığından tanınmaz hale gelmişti; ancak kızkardeşi onu parmaklarındaki birtakım belirtilerden tanıyabildi. (Müslim - Tirmizî - Tefsîr-i Kurtubî - Tefsîr-i İbn Cerîr et-Taberî - Tefsîr-i İbn Kesîr)
Enes misali kahraman mücahitler Allah yolunda can vermek üzere âdeta sıra bekliyorlardı. Ahzâb Savaşı onlar için bir bakıma bayram sayıldı.
İLGİLİ HADÎSLER
«Hz. Peygamber (A. S. ) Uhud Savaşı günü, savaştan sonra meydanda şehitleri bulmaya çalışırken Mus’âb b. Umeyr’in (R. A. ) cesedine rastladı ve oracıkta durdu, duâ ettikten sonra konumuzu oluşturan âyeti okudu ve arkasından şöyle buyurdu:
«Ben şehadet ediyorum ki, bunlar kıyâmet gününde de Allah yanında şehittirler. Geliniz ziyaret ediniz. Canımı kudret elinde tutan zata yemin ederim ki kıyâmete kadar bunlara kim selâm verirse, mutlaka onun selâmı alınıp karşılık görür. » (Tefsîr-i Kurtubî: 14/159)
«Talha da savaşta geri çekilmemek üzere verdiği sözü yerine getirenlerdendir. » (Tirmizî/menakıb: 21- İbn Mâce/mukaddeme: 11)
«Allahʹtan başka ilâh yoktur. O birdir, ortağı yoktur. Askerini üstün kılmıştır; kuluna yardım etmiştir. Yalnız başına düşman birliklerini hezimete uğratmıştır. Artık Oʹndan öteye bir şey yoktur. » (Buharî/meğâzî: 29- Müslim/zikir: 77- Ahmed: 2/307, 341, 494)
SAVAŞ, MÜ’MİNİ MÜNAFIKTAN AYIRAN MİHENKTİR
Uhud Savaşı meydana gelmeden önce Müslümanların Bedir Savaşı’nda elde ettikleri zafer ve başarıyı dikkate alanlar, ikinci bir savaş olursa düşmana karşı çıkacaklarını, hiç bir suretle arka çevirmiyeceklerini yeminle ifade etmişlerdi. Uhud Savaşı patlak verince Müslümanlar gâlip durumdayken okçuların yanlış bir kararı yüzünden savaşın kaderi değişiverdi, derken müʹminler mağlup duruma düştüler. Bu sıkıntılı ve tehlikeli anlarda gerçek müʹminler sabr-u sebat gösterirken, münafıklar paniğe kapılıp canlarını kurtarma kaygısına düştüler ve o sebeple savaş alanını bırakıp geriye çekildiler; hattâ bir kısmı kaçmakta bile bir sakınca görmedi. Böylece Cenâb-ı Hak bu olayla doğruları yalancılardan, mü’minleri münafıklardan ayırt edip, bundan böyle Hz. Peygamber’in (A. S. ) kimlere güvenebileceği hakkında sağlam bir kıstas ortaya koydu.
AHZÂB SAVAŞI VE DOĞURDUĞU OLUMLU SONUÇLAR
Ahzâb, «hizb»in çoğuludur. Putperestlerle yahudilerden bir kısmı birleşerek Medine’yi kuşattılar. Tarihte buna «Hendek Savaşı» da denilmektedir. Günlerce bu kuşatma devam etmişti. Sonunda Cenâb-ı Hak şiddetli bir rüzgâr estirip müşriklerin, yahudilerin çadırlarını söktürerek darmadağın etmiş: binek ve diğer hayvanlarının kaçıp etrafa yayılmasını sağlamış ve Allahʹın nurunu söndürmek isteyen inkârcıların gözlerini, ağız ve burunlarını kumla doldurup etrafı göremez hale getirmişti. Bunun üzerine düşman kuvvetleri perişan olup geldikleri yere dönmek zorunda kalmışlardı. Böylece kuşatma sona ermiş; Hz. Peygamber ve mü’minler evlerine dönüp zırh ve kılıçlarını çıkarmaya başlamışlardı ki, anlaşmayı bozup düşmanla işbirliği yapan yahudilerden Benî Kurayza’nın işini bitirmek ve bu iç pürüzü kaldırmak gerekiyordu. O yüzden moral veren melekler mânevî silahlarını bırakmamışlardı. Hz. Peygamber (A. S. ) silahını çözüp bırakmaktan vaz geçti ve «Allah, Benî Kurayza üzerine yürümemizi emrediyor, ben de onlara doğru gidiyorum» buyurarak savaşın henüz bitmediğini ve İslâm’a karşı tam ihanet içinde olan bu yahudi kabilesine gereken dersi vermenin zamanı geldiğini arkadaşlarına bildirdi. Böylece geceleyin yürüyüp Beni Kurayza kalesini kuşattılar. Başka çare bulamayan bu yahudi kabilesi, ölümden kurtulmak için başka bir ülkeye göç etmeyi kabul etti ve Hz. Peygamber (A. S. ) Medine’yi bu fesat yuvasından temizlemiş oldu.
İlgili âyetle yahudilerin dönekliği ve her fırsatta İslâmiyet aleyhine faaliyet gösterdikleri, verdikleri söze, yaptıkları andlaşmaya bağlı ve sadık kalmadıkları; o yüzden İlâhî lânet ve gazaba uğratıldıkları belirtilmektedir.
Böylece İslâm ülkesinde vatandaş olarak bulunan ve mevcut yasalarla hakları korunan gayr-i müslim azınlıklar, verdikleri söze ve yapılan anlaşma ve andlaşmaya bağlı kaldıkları sürece hakları mahfuzdur ve devletin himayesi altındadırlar. İslâmiyet aleyhine gizli-açık faaliyette bulunmaya başladıkları; fitne ve fesat çıkartmak için türlü entrikalar çevirmeye yöneldikleri gün, ülkeden çıkarılmaları vâciptir.
AHZÂB SAVAŞININ VE BENİ KURAYZA OLAYININ SONUÇLARI
İslâm, şehir devletinin temelini atmış; yazılı anayasasını hazırlayıp ortaya koymuş; Mekkeli müşrikleri yenilgiye uğratmış; çevre yahudileri tesirsiz hale getirmiş ve Kurayza Oğulları’nı kalelerinden söküp başka bir ülkeye sürmüş bulunuyordu. Artık Arap Yarımadası’nda İslâmʹın varlığı ve tesiri iyice hissedilir bir düzeye gelmiş; baş kaldırmak isteyen bazı kabileler sindirilmişti. İslâm düşmanları bundan böyle çok dikkatli olmak zorundaydılar. Çoğu ise, İslâm Devleti’ne baş eğmekten başka çare bulamamıştı.
Böylece Arap Yarımadası inkârcı azgınlara her yandan daralıyor; her geçen gün İslâm yeni zaferler sağlıyordu. Müʹminlerin sarsılmayan azmi, gayreti tazeliğine tazelik katıyor, «gelecek İslâmʹındır» diyordu.
AHZÂB VE UHÛD SAVAŞI ANLATILIRKEN MÜʹMİNLERE VERİLEN MESAJLAR
1- Allah’a dosdoğru imân edenlerle birlikte savaşa çıkmak,
2- İç düşman sayılan ikiyüzlü dönek münafıkların oyununa gelmemek,
3- Mümkün olduğu nisbette içi küfürle dolup taşan, dıştan müslüman görünen kimseleri savaşa götürmemek,
4- Anlaşma, andlaşma ve yasaları bozup çiğneyen ve İslâmʹa karşı fitne ve fesat çıkartmaya yönelen gayr-i müslim azınlıkları vatandaşlıktan çıkarıp ülke dışına sürmek,
5- Savaşa nasıl başlanacağı, ne gibi taktikler uygulanacağı hakkında tecrübeli, bilgili askerlerin ve güngörmüş kişilerin görüşüne baş vurmak; istişarede bulunmak,
6- Düşmana karşı her türlü önlemi aldıktan sonra Allah’a güvenip dayanmak bu cümledendir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Allahʹa ve Peygamberine verdiği sözü tutup yerine getiren kahraman mücahitler övülüyor ve Uhud Savaşı ile Ahzâb Savaşı, aynı zamanda Beni Kurayza olayı konu ediliyor. Böylece sözlerine sadık kalanlarla, döneklik yapanlar hakkında aydınlatıcı bilgiler veriliyor.
Aşağıdaki âyetlerle, ardarda savaşların sürmesi neticesi, ev halkıyla sıkı temas kuramadığına işâretle, Resûlüllah’ın (A. S. ) zevcelerinden bir kısmının daha fazla dünyalık edinme hevesine kapıldıkları konu ediliyor. Bu durumda eriştikleri mânevî saadet ve zenginliği istemiyenler varsa, arzu ettikleri takdirde Hz. Peygamberʹin (A. S. ) onları boşayabileceğine dikkatler çekiliyor. Sonra da ezvac-i tahirattan açık bir hayasızlıkta bulunacak biri çıkarsa, mutlaka ona iki kat azap verileceği bildirilerek, Allah’ın kendilerine lütfettiği o yüksek nîmete sahip olmaları tenbîh ediliyor.