MEÂLİ:
25- O gün gök beyaz bulutlar şeklinde (bir görünüm vererek) yarılıp dağılacak; melekler grup grup indirilecek.
26- O gün hak olan mülk (ve hükümranlık bütünüyle) Rahmânʹındır. O gün kâfirler için pek sıkıntılıdır.
27- O gün zâlim zorba, ellerini ısırıp «keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım! » diyecek.
28- Eyvah, yazıklar olsun bana! keşke falânı dost edinmeseydim.
29- And olsun ki bana Kurʹân geldikten sonra o dost (dediğim kimse) beni saptırdı. Şeytan ise insanı aşağılık halde yapayalnız bırakandır.
İNİŞ SEBEBİ
Mekke’nin ileri gelenlerinden Akabe b. Ebî Muayt, çıkmış olduğu uzun seyahatinden dönünce Mekkeli dostları için mükellef bir sofra hazırlattı. Bu arada Hz. Muhammed’i de (A. S. ) davet etmeyi ihmal etmedi. Bunun üzerine Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ona: «Allah’ın varlığına, birliğine ve benim de hak peygamber olduğuma inanıp şehadette bulunursan ancak senin sofranda oturabilirim» dedi. Akabe, sırf sofrasının neşesi kaçmasın diye iki şehadet kelimesini getirmek suretiyle İslâm’a girdiğini açıkladı. Ama çok geçmeden Peygamber (A. S. ) Efendimiz’in baş düşmanlarından Ubey b. Halef, Akabe’yi ağır bir dille kınayıp takbîh etti ve sonunda onu baba ve dedelerinin dinine döndürmeyi başardı. O sebeple yukarıdaki 28 ve 29. âyetler indi. (Lübabu’t-te’vîl: 3/348- Esbabü’n-Nüzûl/Nisabûrî: 225, 226)
Diğer bir rivâyet:
İbn Cerîrʹin İbn Abbas (R. A. )dan yaptığı rivâyete göre: Müşriklerden Ubey b. Halef ara sıra Peygamber (A. S. ) Efendimiz’in meclisinde bulunurdu. Akabe b. Muayt onu bu meclise katılmaktan alıkoydu, daha doğrusu engel oldu. O sebeple 27. âyet indi. (Esbabu Nüzûli’l-Kur’ân/Süyutî: 86)
İLGİLİ HADÎSLER
«İyi ve kötü arkadaşın yanında oturmanın misali, beraberinde misk taşıyan ve bir de ocağın başında körük çeken kimseye benzer. Misk taşıyan ya sana biraz ayırıp verir, ya da sen ondan biraz satın alırsın veya hiç değilse ondan güzel bir koku duyarsın. Körük çekenin yanında iken ise ya (bir kıvılcım sıçrar da) elbisesini yakar, ya da ondan fena, tiksindirici bir koku duyarsın. » (Buharî/zebâyih: 31- Müslim/birr: 146- Ebû Dâvud/edeb: 16)
«Kişi yakın dostunun dini üzeredir. Artık sizden her biriniz kiminle dostluk kuruyorsa ona dikkat etsin. » (Ahmed: 3/75)
«Peygamber (A. S. ) Efendimiz’e soruldu:
- Miktarı elli bin yıl olan kıyâmet günü ne uzun gündür?!
Peygamber (A. S. ) şu karşılığı verdi:
- Canımı kudret elinde tutan Allahʹa and olsun ki, o gün müʹmine öyle hafifletilir ki, dünyada kaldığı bir vakit namazından daha hafif (ve kısa) olur. » (Tirmizî/zühd: 45)
GÖĞÜN YARILIP BEYAZ BULUTLAR ŞEKLİNDE BİR GÖRÜNÜM ARZETMESİ
«O gün gök beyaz bulutlar şeklinde (bir görünüm vererek) yarılacak da melekler grup grup indirilecek.. »
Kıyâmet olayında göğün yarılıp beyaz bulut görünümünü arzetmesi, gökteki mevcut sistemlerin ve yıldızların yörüngelerinden çıkıp çarpışması ve o yüzden bazı cisimlerin toz haline gelmesi ile yorumlanabilir. Diğer bir ihtimal, bize en yakın olan güneş sisteminin de bozulup parçalanması sebebiyle böyle bir olayın vukuu hatıra gelebilir. Çünkü kıyâmet demek, her şeyin alt-üst olması, mevcut düzenin bozulup yeni bir düzenin oluşması demektir.
Ancak kıyâmet olayında güneşin de kararıp sarık misali dürüldüğünü dikkate alırsak göğün beyaz bulut şeklinde bir görünüm arzetmesinin nasıl farkedileceği sorusu ortaya çıkar. Zira güneş dürülüp kararacak veya parçalanıp dağılacak olsa, kâinat karanlıklar içinde kalır ve artık bu durumda âyetin delâlet ettiği manadan maksat ne olabilir? Denilebilir ki, kâinatta birçok güneşler vardır. Doğru ama dünyamızı ve çevremizi aydınlatan sadece bize yaklaşık 149 milyon kilometre uzaklıkta olan güneştir ve Kur’ân bilhassa o güneşten söz ediyor.
Kıyâmet sûresinde ise, o gün ayın tutulup kararacağı, güneşle ayın biraraya geleceği haber veriliyor. Bundan anlaşılıyor ki, güneşin dürülmesi, büsbütün kararması demek değildir, ayın bir süre kararıp tutulması ise, yörüngesinden çıkan güneşin diğer gezegenlerle bir araya gelmesi sebebiyle ayın ondan ışık alma imkânının ortadan kalkması demektir. Ayla güneşin birleşmesi ise, kıyâmet olayında dünyanın da kendi yörüngesinden çıkıp bozulan sistemler içinde kalacağından güneşle birleşen ayın belirsiz hale gelmesini insanların farketmesinin mümkün olmayacağı; zira o durumda hiçbir insanın hayatta bulunmayacağı şeklinde yorumlanabilir.
Tekvîr Sûresinde ise yıldızların parçalanacağından söz edilirken, güneşin tekvîre uğrayacağı, yani dürüleceği belirtilmektedir. Tekvîr kelime olarak, Zamahşerîʹnin de açıkladığı gibi iki manaya delâlet eder. Birincisi: Sarık misali dürülüp katlanması ve böylece ziyasının yayılmaması, inkıtaa uğramasıdır. İkincisi: Yörüngesinden çıkarılıp atılmasıdır.
Her iki yoruma göre de güneşin kıyâmet olayı sebebiyle bulunacağı kesimde çevresini aydınlatacağı neticesi ortaya çıkıyor. Nitekim İnfitar Sûresi 1-3. âyetlerde göğün yarılacağı, yıldızların yerlerinden koparak parçalanıp dağılacağı, denizlerin kaynayıp birbirine karışacağı konu edilirken güneşten söz edilmemektedir. Burada ya güneş de bir yıldız sayılarak genel bir anlatıma tabi tutulmuştur, ya da güneşin bir istisna teşkil edip parçalanmayacağına işâret edilmiştir. İkinci yorum daha uygundur. Zira güneş büsbütün kararacak veya parçalanıp dağılacak olsa, göklerin beyaz bulutlar gibi bir görüntü arzetmesini görmek ve anlamak mümkün değildir.
Diğer bir husus da şudur: Kıyâmetin ani kopması söz konusudur ki bu, sahîh hadîslerle açıklanmıştır. Öyle ki: Kişi lokmasını hazırlayıp ağzına götürmek üzere iken onu yemeğe, davarından süt sağanın ondan içmeğe, malını müşterisine tezgâh üzerine açıp arzeden satıcı onu dürüp kaldırmaya fırsat bulamıyacaktır. Bu durumda insanlar hemen ölecekler mi, yoksa o müthiş olayı görüp öylece ruhları alınacak mı? Kıyâmet Sûresinin 8-10. âyetlerden insanın hemen ölmeyeceği ve müthiş bir şaşkınlığa uğrayıp «eyne’l-mefer» yani «kaçış nereye? » diyecekleri ifâde ediliyor ki bu, kıyâmet olayına kısa bir süre şahit olacaklarını göstermektedir.
Ayrıca kıyâmet kopup yeni düzen kurulunca güneşin mahşer alanına yaklaştırılacağı da sahîh hadîslerle belirtilmiştir ki, bu da kıyâmet olayıyla güneşin büsbütün yok edilmiyeceğinin bir başka delili sayılabilir.
KIYÂMETTE MELEKLERİN İNDİRİLMESİ
«Melekler grup grup indirilecek.. »
Kıyâmet olayıyla mevcut düzen bozulup yeni ve kalıcı bir düzen meydana gelirken meleklerin bölük, bölük indirileceği haber veriliyor. Bu hususu büyük sahabi İbn Abbas (R. A. ) özetle şöyle anlatıyor: «Allah (c. c. ) kıyâmet gününde insan, cin, hayvan ve diğer bütün canlıları bir yerde toplar. Bunun hemen arkasından birinci gök yarılıp ondaki melekler iner ki onlar yeryüzündeki insanlardan ve cinlerden çoktur. İnsan ve cinleri kuşatırlar. Sonra ikinci ve üçüncü... tâ yedinci göğe varıncaya kadar bütün gökler sırayla yarılıp ondaki melekler iner. Bir sonraki göğün melekleri bir öncekinden çok olduğundan sonrakiler öncekileri kuşatırlar. Sonra da Cenâb-ı Hak kudret ve azametiyle nurdan gölgelikler halinde Karrubiyyûn veya Karubiyûn (İlâhî tecellilere en yakın olan ileri gelen melekler)le beraber tecelli eder.. » (Tefsîr-i İbn Kesîr: 3/316)
HAK OLAN MÜLK
«O gün hak olan mülk (ve hükümranlık bütünüyle) Rahmân’ındır.
Cenâb-ı Hak bu âyetle bir gerçeğe daha değinerek aklı eren mü’minlere iyice düşünmeleri için temel bilgi vermektedir. Şöyle ki: Kıyâmet olayından sonra kurulan yeni ve kalıcı düzene «hak olan mülk» denilmektedir. Bundan, yıkılıp dağıtılan eski düzenin yani içinde bulunduğumuz hayat ve nizamın hak olmadığı anlaşılıyorsa da gerçek öyle değildir. Mevcut hayat ve nizam da haktır; ancak yıkılıp yok edilme, elden çıkma açısından hak değildir. Zira «hak» çok yönlü ve geniş manalar taşıyan bir kavramdır. Burada ise, eski kurulu düzenin plân ve proğramıyla ilgili olmayıp, onun günü ve saati gelince yıkılmaya mahkûm olduğuyla ve ayrıca kişilerle, aile ve milletlerle ilgili eğreti mülkün gerçek sahiplerinin onlar olmadığıyla ilgili bir anlam taşımaktadır. Zira hakiki mülk elden gitmeyen, zeval bulmayan, sâhibi de ölümsüz olan mülktür.
Böylece âhiret âleminde hak olan mülk bütünüyle yegâne hükümran olan Rahmân’ındır. Zira âhirette artık mal, mülk, altın, gümüş ve sair kıymetli eşya kavgası yoktur. Aynı zamanda bunları elde etmek için çalışmaya ve uğraşıp didinmeye de lüzum söz konusu değildir. Orada tapu ve tescil de yoktur. İnsanların anladığı manada sınır ve koruluk da mevcut değildir. Cenâb-ı Hak cennetliklere istek ve arzularının çok üstünde kalıcı mülk ve nimetler verecektir.
HAYATTA İNSANIN GERÇEK ARKADAŞ VE DOSTU
«O gün zâlim zorba ellerini ısırıp «keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım» diyecek.. »
Peygambere ve getirdiği esas ve prensiplere uymamız, hılkatımızdaki amaca, kâinat plânındaki belirlenen yerimize uygun bir yol tutmamız ve ona göre hayatımızı düzenleyip yaşamamız demektir. Zira bizi ilim ve kudretiyle yaratan Allah, en uygun biçimde yaşamamızı da plânlamış ve bunu bize Peygamber ve kitap vasıtasıyla bildirmiştir.
Buna pratikten bir misal verecek olursak, bir elektronik cihazı gösterebiliriz. Onu icad edip yapan ilim adamı, onun sağlıklı ve verimli çalışmasına yönelik bir şema ve tanıtma broşürü de hazırlar.
O halde her konuyu ehline bırakmamız ve her işi uzmanından sorup öğrenmemiz gerekmiyor mu? Hak din Allah’tan indirildiğine ve Peygamber vasıtasıyla teblîğ edildiğine göre onu en iyi şekilde ancak Peygamber’den, indirilen kitaptan ve Peygamber yolunda olan yetkili ilim adamlarından öğrenmemizden daha tabii ne olabilir? O bakımdan ölümlü bir hayatta aklını kullanabilen bir insan için gerçek dost ve arkadaş Allah ve Peygamberidir. Zira bizi en doğruya, gerçeğe, saadete ve en kalıcı hayata çağıran ancak onlardır. Madde ve menfaate dayalı arkadaşlık ve dostluk maddenin ve menfaatin kesildiği yerde, hiç değilse ölümle biter. Allah için arkadaşlık ve dostluk ise ebediyen devam eder. Ne var ki bu hakikati bilenler pek azdır. İnsanların çoğu ancak öldükten sonra anlarlar ama neden sonra.. Cenâb-ı Hak 28 ve 29. âyetlerle bu gerçeği şöyle tasvîr etmektedir: «Eyvah, yazıklar olsun bana! Keşke falânı dost edinmeseydim. And olsun ki bana Kurʹân geldikten sonra o dost (dediğim kimse) beni saptırdı. Şeytan ise insanı aşağılık halde yapayalnız bırakandır. »
İYİ ARKADAŞ EDİNMENİN YARARLARI
«Eyvah, yazıklar olsun bana! Keşke falânı dost edinmeseydim.. »
«İyi arkadaş»ın tarifi, dinlere, inançlara, ideallere ve kültürlere göre değişir. O kadar ki, birinin iyi arkadaş diye tanımladığını, diğeri kötü arkadaş diye tanımlar.
Bizim «iyi arkadaş» ve «iyi dost»tan kasdımız, Kur’ân’a ve Resûlüllah’ın (A. S. ) sünnetine göre tarifi yapılan din kardeşlerimizdir.
Kur’ân neden iyi arkadaş, samimi dost üzerinde ısrarla durmaktadır? Çünkü her insan psikolojik olarak çevrenin ve yakın bildiği kişilerin az veya çok tesiri altındadır. İstese de, istemese de kendini bu tesir alanının dışına tamamen çıkaramaz; daha doğrusu böyle bir duyguyu bütünüyle içinden söküp atamaz. O halde insan iyi, ya da kötü tesirler bırakan çevre ve yakınlarını çok iyi seçmesini bilmelidir. Zira dünya ve âhiret saadetinin bir ucu da buna dayanmakta ve kişi yakın dost ve arkadaşıyla tanınmakta ve bir bakıma değer ölçüsü almaktadır.
Unutmamak gerekir ki, iyi insan olmak zor, kötü insan olmak kolaydır. Nefis ve İblîs ise insanı daima kolay olana iter ve onu çekici olarak takdim eder.
Kur’ân bu inceliklere parmak basıp, Allah’a imân edenleri uyarmaktadır. Dünyada bu ölçü ve prensibin dışına çıkıp kötü arkadaş edinenlerin nasıl bir pişmanlık duyacaklarını haber vermektedir.
Şüphesiz dünyada da, âhirette de, hayatın sıkıcı taraflarından biri de, imansızlıktan sonra arkadaşsız ve dostsuz yaşamaktır. Allah için dost edindiğimiz arkadaş bir bakıma sağlık gibidir; değeri ancak uzak olduktan sonra anlaşılır. O bakımdan dünyada da, kabirde de ve âhiret gününde de Allah için sevdiğimiz ve güvendiğimiz arkadaşlara ihtiyacımız vardır. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bu gerçeği şöyle belirtmişlerdir: «Ölülerinizi sâlih bir kavim (topluluk) arasına gömünüz. » (Ebû Nuaym - İbn Asâkir. (Süyûtî bu hadîsin zayıf olduğunu kaydetmiştir. ))
Özetliyecek olursak, iyi arkadaşın kim olduğunu şöyle belirtebiliriz: «İlâhî rıza terazisinde değer bulup tartılan tek arkadaş, doğru yolu gösteren, yanlış yolda yürüdüğümüzü görünce bizi uyaran ve sıkıntılı günlerimizde bize destek olan kimsedir. »
Ancak tek taraflı arkadaşlık ve dostluk pek sağlıklı olmaz. O bakımdan dost ve arkadaş olan iki kişi şunu hiçbir zaman hatırından çıkarmamalıdır: Dostluk itina isteyen bir gül fidanına benzer. İlâhî rıza ile gönül toprağına dikilmeli, kitap ve sünnet ile bakımı yapılmalıdır.
Ayetler arasında bağlantı
Yukarıdaki âyetlerle âhiret gününün kâfirler için çok sıkıcı olacağı konu edildi. Sonra da dünyada arkadaş edinirken nelere dikkat etmemiz gerektiği üzerinde durularak aydınlatıcı bilgi verildi.
Aşağıdaki âyetlerle, çevrenin, âdet ve geleneklerin tesiri altında kalıp Kurʹân’ı bir tarafa iterek hayat dizginini nefis ve şeytanın eline terkeden inkârcılar ve iki yüzlü dönekler üzerinde duruluyor. Sonra da hemen her peygamberin karşısına bu karakterde olan kimselerin çıktığı ve hakka karşı bir bakıma savaş açtığı hatırlatılarak hem Hz. Muhammed (A. S. ), hem de çok sıkıntılı günler geçiren arkadaşları teselli ediliyor.