MEALİ:
264- Ey imân edenler! Allahʹa ve âhiret gününe inanmayıp malını insanlara gösteriş için harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül incitmekle boşa çıkarmayın. Çünkü onun misâli, kaygan bir kayaya benzer ki, üzerinde azıcık toprak vardır, derken ona şiddetli bir yağmur dokunur da dazlak bırakır; işleyegeldikleri hiç bir şeye karşılık (bir sevâp ve mükâfat) kazanmaya güç getiremezler. Allah inkârcıları doğru yola eriştirmez. (Fazla bilgi için bak: İbrâhim sûresi âyet: 18’in tefsirine.)
265- Allahʹın hoşnutluğunu isteyerek ve kendilerini (imân ve İslâm, hürriyet ve bağımsızlık vâdisinde) kökleştirip sağlam bir düzeye eriştirmek için mallarını harcayanların misâli, yüksekçe bir arazideki güzel bahçeye benzer ki, ona bol bol yağmur dokunmuş da yemişlerini iki kat vermiştir. Ona bol bol yağmur dokunmasa bile bir çisenti (dokunmak yeter). Allah işleyegeldiklerinizi görüp bilendir.
İLGİLİ HADÎSLER
«Size karşı korktuğumun en korkuncu, küçük şirktir. »
Bunun üzerine Ashab sordu:
- Ey Allahʹın Resûlü! küçük şirk nedir?
Buyurdu ki:
- «Riya (gösteriş)dır. Kullar amelleri karşılığında cezâ ve mükâfatlandırılacakları gün gösterişçilere: Dünyada kime gösteriş yaptınızsa onlara gidin, yanlarında bir karşılık bulabilecek misiniz bir bakın?! denilecektir. » (Ahmed bin Hanbel - Beyhakî.)
«Ortaklıkta ben ortakların en doygunuyum, hiçbir ihtiyacım yoktur. Kim bir amel işler de ona benimle birlikte başkasını ortak eder (ibâdeti yaparken başkası görsün diye bir niyet taşır)sa, onunla o ortağını başbaşa bırakırım. » (Müslim: Ebû Hüreyre (R. A. )den.)
«Kim Allah yolunda bir harcamada bulunursa, kendisine yediyüz katı yazılır. » (Nesâî - Tirmizî: Huraym bin Fâtik (R. A. )den.)
«Kim Allah yolunda bir savaşçıyı donatırsa, gerçekten o da savaşmış sayılır. Kim bir savaşçının çoluk-çocuğuna hayır ile muamele edip onun yerine velilik yaparsa, doğrusu o da savaşmış kabul edilir. » (Buharî - Müslim - Ebû Dâvud - Tirmizî - Nesâî: Zeyd b. Halid’den.)
«Kim bir savaşçının başına gölge sağlar (ona iyi bir yer hazırlar, sıkıntısını giderir de yardımcı olur)sa Allah da kıyâmet günü onu gölgelendirir. Kim de bir savaşçıyı Allah yolunda donatırsa, ona o savaşçının sevâbının bir misli verilir. Kim de içinde Allah ismi anılan bir mescid yaparsa, Allah onun için Cennette bir ev yapar. » (İbn Hibbân kendi Sahîh’inde - Beyhakî: Ömer b. Hattab (R. A. )den.)
GÖSTERİŞ İÇİN HARCANAN MAL
«Malını insanlara gösteriş için harcayan kimse gibi... »
264. âyetin son bölümünden mallarını gösteriş için harcayanların daha çok küfre sapmış inkârcılar olduğunu anlıyoruz. Kurʹân böylesine bir düşünce ve davranışın köklü bir imân, mutluluk va’deden güzel bir ahlâkla bağdaşmıyacağına dikkatleri çekiyor ve bu kadar önünü göremiyen, yarınını düşünemiyen zavallılar gibi olmayın, diye uyarısını yapıyor ve konunun önemini gönüllere daha etkin biçimde işlemek için de en uygun örneği sergiliyor.
Allahʹa ve âhiret gününe inanmadığı halde dünya ile ilgili bir takım gaye ve amaçlarını, ideal ve ihtiraslarını tatmin edip gerçekleştirmek için mal harcayanların doğru yolu bulup ona erişmede başarılı olamıyacakları hatırlatılıyor.
265. âyette Allah rızasını dileyerek ve imânlarını sağlamlaştırarak, hürriyet ve bağımsızlık içinde yaşamayı amaç edinen ve bu inanç ve düşünce atmosferi içinde mallarını Allah yolunda harcayanlardan söz ediliyor. Bunlara kat kat ecir verileceği ve bol rahmet ve berekete erişecekleri açıklanıyor.
Kur’ân bu açık, fakat çok zarif ve veciz uslûbuyla önemli iki hususa parmak basıyor :
1. Küfür bataklığında azgınlık ve tuğyan içinde bulunan milletler ve toplumlar sapık ideolojilerini yaymak, bu konuda halkın dikkatini toplayıp onları kendi saflarına çekmek için iki türlü harcamada bulunurlar: Biri inançları yıkmaya, diğeri beyinleri yıkamaya yöneliktir. Gösteriş ve gözboyama onların sanatıdır.
2. Buna karşılık inanmışlar hakkın sesini duyurmak, küfür ve tuğyanı durdurmak, ya da te’sirsiz hale getirmek; Allah mülkünde Allah’a kul olanları üstün kılmak için her türlü gösterişten, basit bir takım beşerî zaaflardan uzak bir harcamada bulunurlarsa, inkârcıların ektikleri tohum kaygan kaya üzerindeki azıcık toprağa atılmış gibi olur ki, imânın feyizli hamlelerinden meydana gelen rahmet o toprağı bir anda silip süpürür de kayayı cascavlak bırakır. Böylece küfrün bütün çaba ve gayreti boşa gider. Başarısızlık onlaradır. İnanmışlar bu feyizli hamleyi yapmadıkları, ya da yapamadıkları takdirde, inkâr tohumları o azıcık toprakta yeşerme imkânı bulabilir. Bu da küfür ve tuğyanın daha çok tırmanmasına yardımcı olur.
Mü’minler bu ortamda fazla sayıda olmasa bile onların şahlanan imânlarından gelen himmet, Allah yolundaki harcamaları yine de gelişen İslâm bahçesini korur, göz ve gönül doldurucu ürün sağlamaya bir çisenti sayılır.
İşte Kur’ân bu hakikati gönüllere işliyor ve bir ara hareketsiz kalan mü’minlere seslenerek, «ne duruyorsunuz, az da olsa bu bahçeyi sağlıklı sürdürebilmek için bir katkınız görülsün! » diyor.
Ayrıca dış görünüşüyle inanmış sayılanlardan mallarını gösteriş için harcayanların durumu, inkârcıların tutumuna benzetiliyor. Bunların da küçük şirke (bir bakıma Allah’a ortak koşmak) düştükleri, bu nedenle İslâmʹa kayda değer bir hizmetleri olmadığı çok anlamlı ve duyarlı biçimde noktalanıyor.
İSLÂM TEZGÂHINDA ŞEKİLLENEN MÜʹMİNİN HARCAMASI BAŞKA OLUR
«Yüksekçe bir arazideki güzel bahçeye benzer. »
İslâm, ruha enginlik, vicdana açıklık, kafaya berraklık, gönüllere serinlik verir. Terbiyede kemâl, edepte zerafet, öğretimde aşk ve heyecan, ibâdette sadelik ve gösterişsizlik ister,
Günlük işlerimizde doğruluğu, kazançta helâl lokmayı, âile ve toplum hayatımızda düzenli olmayı, hayırhah davranmayı, insanlıktan yana yararlı olanı düşünmeyi, Allah için cömert olmayı emreder.
İmânda tahkiki, Allah yolunda sınırsız fedakârlığı, Rahmet Peygamberi Hazreti Muhammedʹin (A. S. ) güzel ahlâkını yaymada vakf-ı can etmeyi hizmetlerin en güzeli sayar. Gerçek cihadın, Allah’a uzanan saadet caddesini bu gibi sâlih amellerle aydınlatmak olduğunu bildirir.
Bu ölçü ve anlamda yetişen ve yetiştirilen bir nesli, gönül çekici bir tepe üstünde özenle ve bilinerek yetiştirilen bir bahçeye benzetir. Böyle bir bahçe uzman ustalarla ve çok tecrübeli ve bilgili, aynı zamanda imânlı ve kültürlü ellerle geliştirildiğinden, bol yağmur yağınca ürününü kat kat verir. Bol yağmur yağmasa bile bir çisenti kâfi gelir. Ama ilgisizlik, nemelazımcılık ve kayıtsızlık asla istemez. Yoksa başkasının yağmasına uğrama tehlikesiyle karşılaşır. Çünkü toprağı, gübresi ve bakımı arzulanan düzeyde bulunuyor. Onun peyzaj mimarı Hazreti Muhammed (A. S. ) dır. Plânı ise, Cibrîl-i Emîne hazırlatılmıştır.
İşte Hazreti Muhammed’in (A. S. ) imân ve irfan mektebinde sağlam bir eğitim ve öğretim görerek biçimlenen nesil de böyledir. Onların her hareketi feyiz, her düşüncesi berekettir. Bol yağmur gibi bir harcama ve hizmetleri -bir zaman için olmasa bile- kendi durumlarına göre bilerek attıkları kısa adım, harcadıkları az bir mal tıpkı bahçeye yarar sağlayan bir çisenti gibidir. Çünkü böylesinin hayrı sürekli, iyiliği kesintisiz, harcaması gösterişsizdir.
O halde bilerek ve gayesi belirlenerek atılan her adım, verilen her kuruş kat kat ürün verir. Bunun aksine İslâm’ı yıkmak, mânevî değerleri silmek, nesli bozup yozlaştırmak, tarihî bağları koparmak ve böylece Allah ve Resulüne inananları asıl değerlerinden uzaklaştırmak için inkârcılar, maddeciler ve fitneciler ne kadar harcamada bulunurlarsa bulunsunlar, karşılarında Allah için, Oʹnun emaneti olan dini için harcayan, hizmet eden bir nesil bulunduğundan olumlu bir sonuç alamazlar; gayret ve himmetleri boşa gider. Çünkü Allah inkârcıları böyle bir ortamda doğru yola eriştirmez, başarılı kılmaz. Gösteriş için mallarını harcayanların iç yapıları bunlara yakındır. İslâmʹın yüce dâvası böylesine basit ve zavallı kişilerle güç kazanmaz.
YORUMLAR - RİVÂYETLER
«Tesbîten min enfüsihim. »
«Ve kendilerini kökleştirip sağlam bir düzeye eriştirmek için» şeklinde çevirisini yaptığımız bu cümle üzerinde farklı açıklama ve yorumda bulunulmuştur:
a) Mallarını harcamak, diğer ibâdetlerini yerine getirmek suretiyle kendilerini kökleştirip sağlam tutmaya çalışmak için.
b) Kendilerinden bir fedakârlık gösterip İslâm’ı bir kez daha doğrulamak için..
c) İslâm’ı tasdîk, imânı tahkik derecesinde tutmak için.
d) Hayır ve iyilikte bulunmayı kendilerine değişmiyen köklü bir görev saymak için..
e) Ektikleri fazîlet ve hayırhahlık tohumlarını tutturmak ve yeşertmek için..
f) Karşılığının sırf Allah’tan beklendiğini tesbit edip ortaya koymak için..
Nitekim Tabiînin ileri gelenlerinden Hasan Basrî Hazretleri diyor ki:
«Peygamber terbiyesi alan mü’minler, Allah yolunda bir harcama yapmak istediğinde niyetlerini iyice tesbite çalışırlardı. Niyetinde Allah rızası katıksız bir ölçüye gelince harcamada bulunur, şüphe başlayınca beklerlerdi. »
Ayetler arasında bağlantı
Nefs terbiyesinden uzak, ruhunu ihmâl etmiş ve kendini çevresine beğendirme hevesine kapılmış, bu yüzden gösteriş hastalığına tutulmuş kişilerden söz edildi. Bu gibilerde sağlam bir imân, kâmil bir irfan kökleşmediği için hayatları boyunca iki büyük günah ve gizli şirkin havasında dönüp dolaştıklarına dikkatler çekildi. Onlar yaptığı iyiliği başa kakar, gönül incitir; ortaya koyduğu harcama ile halkın övgüsünü kazanmağa çalışırlar.
Kurʹân bu yolda olanları yerdi ve Allahʹın hoşnutluğunu kazanmanın gerçek yolunu gösterdi; bol yağmur alan ve kat kat ürün veren güzel bir bahçeyi misal olarak sundu.
Aşağıdaki âyetle, Allah rızasını kazanmayı amaç edinmiyen ve her geçen gün hırsı artan, başa kakmayı, gösteriş yapmayı sanat haline getiren kişilerin bu zavallıca durumları, ateşli kasırgayla yanan bir bahçeye benzetiliyor. Bu karakterde olan insanların toplumu ve daha çok kendi çocuklarını nasıl bir felâkete sürükledikleri anlatılıyor.