Enfal Suresi 24-26. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ اِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَاَنَّهُٓ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً وَاعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ وَاذْكُرُوا اِذْ اَنْتُمْ قَلِيلٌ مُسْتَضْعَفُونَ فِي الْاَرْضِ تَخَافُونَ اَنْ يَتَخَطَّفَكُمُ النَّاسُ فَاٰوٰيكُمْ وَاَيَّدَكُمْ بِنَصْرِهِ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

26.

Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah'ın ve Resulü'nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O'nun huzurunda toplanacaksınız.

Diyanet İşleri

25.

Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah, azabı çetin olandır.

26.

O vakti hatırlayın ki siz yeryüzünde güçsüz ve zayıf idiniz. İnsanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz. Derken Allah sizi barındırdı, yardımıyla destekledi ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı ki şükredesiniz.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

24- Ey imân edenler! Allah ve Peygamber, hayat veren şeye sizi ça­ğırdığında icâbet edin. Bilin ki Allah kişi ile kalbi arasına girer ve sonun­da (dirilip hepiniz) Oʹnun huzurunda biraraya getirilerek toplanacaksınız.

25- Öyle bir fitneden korkup sakının ki, o yalnız sizden zâlimlere do­kunmaz. Bilin ki, gerçekten Allahʹın cezâ olarak vereceği azâp çok şid­detlidir.

26- Hatırlayın ki, bir zamanlar siz yeryüzünde hem az, hem de zayıf ve âcizdiniz; insanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz; bu du­rumda iken Allah size yer-yurt verip barındırdı, sizi yardımıyla destekleyip kuvvetlendirdi ve sizi temiz ve helâl şeylerle rızıklandırdı ki şükredesiniz.

İLGİLİ HADİSLER

Ashab-ı kirâmdan Ebû Saîd el-Muallâ (R. A. ) anlatıyor: Mescid-i Saa­dette namaz kılıyordum, tam o sırada Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz beni ça­ğırdı. Namazda bulunduğum için hem cevap veremedim, hem de gideme­dim. Namazdan sonra huzuruna vardım ve namazda bulunduğum için ge­lemedim, diyerek özür diledim. Bunun üzerine Resûlüllâh (A. S. ) bana: «Al­lah Kur’ânʹda, Allah ve Peygamberi sizi çağırdığında icabet edin, buyur­muyor mu? » buyurarak uyarıda bulundu. (Buharî: Ebû Saîd el-Muallâ (R. A. )den)

Ebû Hüreyre (R. A. ) de şöyle anlatıyor: Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, Übey b. Kâbʹe gitmek üzere çıktı. O sırada Übey namaz kılıyordu. Pey­gamber (A. S. ) «Ya Übey! » diyerek seslendi. Übey (R. A. ) göz ucuyla baktı, fakat icabet etmedi. Namazını hafif tutup bitirdikten sonra Resûlüllahʹa (A. S. ) geldi ve «es-Selâmü aleyke ya Resûlellah! » dedi. Resûlüllâh (A. S. ) onun selâmını alıp cevapladı ve «Benim dâvetime icabet etmekten seni alıkoyan nedir? » diye sordu. O da, «namaz... » diye cevap verince Efendi­miz (A. S. ) şöyle buyurdu: «Allah’ın bana vahyettiği kitapta, Allah ve Pey­gamberi, hayat veren şeye sizi çağırdığında icabet edin, buyurulduğunu görmedin mi? » Übey (R. A. ) «evet gördüm, inşaallah bundan böyle (o ha­taya bir daha) dönmem» diye (af diledi). (Müslim/kader: 17- İbn Mâce/duâ: 2- Ahmed: 2/168-3/112, 257)

Tabii bu sırf Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize has bir saygıdır. Başka bi­rinin çağırması, farz namazı yarıda kesmemizi gerektirmez. Ancak nâfile namaz kılarken adamın ana veya babası çağırırsa, onu olduğu yerde ke­sip onların çağrısına koşar.

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz buyurdu:

«Doğrusu âdemoğullarının kalbi Rahmânʹın iki parmağı arasında bu­lunuyor, onu dilediği gibi çevirir. »

«Ey kalbleri çeviren Allahım! bizim kalbimizi sana itaât üzere sâbit kıl. » (Buharî/tevhîd: 11- Ahmed: 2/168, 173)

«Herhangi bir kavim ve topluluk arasında bir adam günah işler de on­lar onu değiştirmeye (vazgeçirmeye) güçleri yettiği halde değiştirmezler (ona engel olmazlar)sa, kendileri ölmeden önce Allah onlara herhalde bir azâp eriştirecektir. » (Ebû Dâvud: Cerîr b. Abdullah (R. A. )den)

«İleride birtakım fitneler olacak; o günlerde oturan, ayakta durandan; ayakta duran, yürüyenden; yürüyen, koşandan hayırlı olacak. Kim o fitne­ye doğru yüzçevirip onu görmeye çalışırsa, herhalde fitne de onu görecek ve onu kahredecek. Kim de fitne zamanı iltica edecek veya sığınacak bir yer bulacak olursa, hemen oraya sığınsın. » (Buharî/fiten: 9, menakıb: 25- Müslim/fiten: 10. 13- Tirmizî/fiten: 29- Ahmed: 1/169, 185- 2/282, 408)

«Canımı kudret elinde tutan zata and olsun ki, ya iyilikle emreder ve kötülükten menʹedersiniz ya da çok sürmez Allah kendi yanından üzeri­nize bir azâp gönderir de ondan sonra duâ edersiniz, duânız kabul ol­maz. » (Ebû Dâvud/melâhim: 16- Tirmizî/fiten: 9- Ahmed: 5/388, 390, 391)

«Allahʹın koyduğu sınırlar üzerinde durup (onu aşmayan) kimse ile o sınırı aşan kimsenin misali, bir gemi yolcularının misaline benzer: On­lar gemiye yerleşmek hususunda kur’a çektiler; bir kısmına geminin üstü, bir kısmına da altı isabet etti. Geminin alt kısmındakiler (deniz) suyundan yararlanmak istedikleri zaman, yukarı kısmındakilere başvurup dediler ki: Bize ait yerden bir delik açıp yararlansak da üstümüzdekilere bir zarar ver­mezsek (ne dersiniz?) Üsttekiler, onları arzuladıkları şeyi yapmaya terke­der de müdahale etmiyecek olurlarsa, hepsi birden helâk olurlar. Ama on­ların ellerinden tutup engel olurlarsa, hem kendileri, hem de onlar birlikte kurtulurlar. » (Sahîh-i Buharî/şirket: 6. şehadet: 30- Tirmizî/fiten: 12- Ahmed: 4/268, 269, 270, 273)

İLÂHÎ DAVETTE EĞİTİMİN ÖNEMİ

«Ey imân edenler! Al­lah ve Peygamberi, hayat veren şeye sizi çağırdığında icabet edin.. »

Meâlindeki âyetle, insanlara maddî ve mânevî hayat veren, insana gerçek yaratanını tanıtan, kulluğun anlam ve hikmetini öğreten, görevini belleten; insanı hayvanî sıfatların tesirinden bir ölçüye kadar uzaklaştıran, onu melek tabiatlı yapan; aileye düzen, topluma huzur, ülkelere adâlet gü­neşini doğuran Allah ve Peygamberinin talim ve terbiye (öğretim ve eğitim) çağrılarına kulak verip gitmemiz emrediliyor. Çünkü sözü edilen ger­çekleri yalnız ilim ve akılla bulup bütünüyle kavramamız, hikmetiyle an­layıp amel etmemiz bir bakıma mümkün değildir. Beşer aklının ürünü olan eğitim sistemi, beşer kadar kusurlu ve onun kadar kısa ömürlüdür; aynı zamanda öyle bir eğitimin hedefi de sadece dünya ve maddedir. Allah’ın gösterdiği eğitim yolu ise hem iki yönlüdür, bir yüzü dünyaya, diğer yüzü âhirete yöneliktir, hem de kalıcıdır.

O bakımdan beşer aklının ürünü olan eğitimde imân ve din ahlâkının mayası bulunduğu takdirde, çok başarılı ve netice vericidir. Tecrübeler bunu isbatlamıştır. Akıl, zekâ, kulak, göz, dil ve duygularımız böylesine ka­lıcı ve olumlu sonuç verici bir eğitime yönelmeye birer vasıta niteliğindedirler; her biri yerinde, yaratıldığı amaca göre kullanıldığı ölçüde mutluluk vaʹdeden

«Bilin ki Allah, kişiyle kalbi arasına girer.. »

Kalb, ilâhî çağrıya yöneldiği nisbette O’nun sevgi ve yardımına eri­şir; uzaklaştığı oranda yardımsız kalıp katılaşır. Bu hal de onu asıl ama­cından uzaklaştırıp manevî gıdadan yoksun bırakır.

Kalb katılaşma düzeyinde inkâr ve azgınlıkta ısrar ettiği sürece ka­rarır, üzerine kılıf geçirilir, o yüzden ilâhî feyiz ve rahmeti alamaz olur. O kılıfı ya da kesif perdeyi yırttığı takdirde amacına yönelme imkânını bul­muş olur. Işığını ilâhî sevgiden, gıdasını O’nun rahmet ve gufranından alır. Çok sürmez Allah ile beraber olma mutluluğuna erişir. İşte o zaman ne yaparsa Allah için yapar; düşünce ve duyguları ilâhî süzgüden geçer. Artık o hem kendini, hem de çevresini aydınlatan bir lamba olur.

ALLAHʹTAN KAÇMAK NE MÜMKÜN

«Ve sonunda (hepiniz dirilerek) onun huzurun­da biraraya getirilip toplanacaksınız. »

Allahʹtan kaçmak, O’nun irâde, ilim, kudret ve tasarrufunun dışına çık­mak mümkün müdür? Kâinat her parçasıyla O’nun kabza-i kudretinde ya­ratıldığı gayeye yöneltilmemiş midir? Hiçbir şey yaratıldığı kanunun, bağlı bulunduğu plan ve proğramın dışına çıkabilmekte midir? Koyun süt ver­mekte, tavuk yumurtlamakta, arı bal yapmaktadır.

Ne var ki, kişinin beyni inkâr suyuyla yıkanıp, vicdanı madde ve şeh­vetle katılaşınca kutsî âlemden gelen esintiden zevk almaz olur. O yüzden Hakʹın daveti onu rahatsız eder, kalbini ve kulağını tıkayıp huzura kavuş­mak ister. Oysa o tıkamanın neticesi ebedî huzursuzluktur. Allah sözünü işitmek istemez, hep O’ndan uzak kalmayı tercîh eder. Ama Allah Oʹna on­dan yakındır, eninde sonunda dönüş Allah’adır. İlgili âyetle bu gerçek ha­tırlatılıyor.

«Öyle bir fitneden korkup sakının ki, o yalnız sizden zâlimlere dokunmaz. »

İslâm, toplum yapısında tam bir otokontrol sağlanmasını emreder. Sa­hanın ahlâksızlara, midecilere bırakılmasını aslâ hoş karşılamaz. Nitekim âyetin yorum ve açıklanmasıyla ilgili hadîsler bu gerçeği yansıtmaktadır.

Toplumun bu yönüyle ilgili sünnetullahın ölçülerine hem âyette, hem de hadîslerde işâret edilmiştir. Toplum, kendi bünyesine giren mikrop ve parazitleri yok etme, hiç değilse zararsız hale getirme gücüne sahip oldu­ğu halde bunu ihmal ederse, gelen müsîbet ve fitne yalnız zalimleri ve fit­necileri değil, yaş-kuru ayırt etmeden hepsini kasıp kavurur. Bu bir İlâhî âdettir ki pek az istisnası olabilir.

Kur’ân özellikle toplum içindeki bir bakıma hayvanlaşıp akletmeyen, sağırlaşıp dilsizleşenlere dikkatleri çektikten sonra bunları tesirsiz duru­ma getirmeyi; barış ve huzur, din ve vicdan hürriyeti içinde yaşayabilme­nin yol ve çaresi olarak ortaya koyuyor: «Öyle bir fitneden korkup sakının ki, o yalnız sizden zâlimlere dokunmaz. » buyuruyor.

Onun için iyilikle emretmek, kötülükten menʹetmek farz-ı kifâye sayıl­mıştır. Buna günümüzde «otokontrol» denilmektedir. Aksine bir anlayış ve tutumdan dolayı herkes sorumlu ve günahkârdır.

ALLAHʹIN MÜ’MİNLERE OLAN LÜTFU

«Hatırlayın ki, bir zamanlar siz yeryüzünde hem az, hem de zayıf ve âcizdiniz.... »

İslâm’ın ilk yıllarında çaresiz, az ve âciz olan mü’minler, düşmanın kahr-ü istilâsına uğramalarından hayli endişe duymuşlardı. Allah onları çoğalttı ve güçlendirdi; bunun için sebepleri kolaylaştırdı. Onlara barınak olarak yurt ihsân etti. Mekkeli’lerin zulmünden, işkencesinden kurtarıp Medineliʹlerin sevgi ve kardeşlik kucağına eriştirdi. Onlara tertemiz şeyleri rızık olarak verdi, her türlü murdar şeylerden onları arındırdı ve uzaklaş­tırdı. Böylece imân cephesi, haktan yana olanlar bir çığ gibi büyümeye başladılar da çeyrek asır sonra kıtalar üzerine yayıldılar. Yukarıdaki âyet­le Müslümanların o günleri hatırlatılarak geleceklerini ona göre düzene sokmaları emrediliyor.

Her nîmet bir külfet sonucu gelir ve her nîmet katı bir nankörlük ne­ticesi elden alınır. Bunu hiçbir zaman unutmamak gerekir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, gerçek kurtuluşun ve huzurun Allah ve Peygamberinin çağrılarına olumlu cevap vermekte olduğu belirtildi. Toplum yapı­sında otokontrolün sağlanmasına işâret edilerek, bu yola girilmediği tak­dirde gelecek olan fitne ve felâketin hepsini tedirgin edeceği haber verildi.

Aşağıdaki âyetlerle, Allahʹın indirdiği ve insanlık için mutlak saadet vadettiği büyük emaneti olan Kurʹânʹa ve kendini insanlığın saadetine ada­yan son Peygamber Hz. Muhammedʹin (A. S. ) koyduğu ahlâk düsturuna, hayat düzenine hâinlik edilmemesi bildiriliyor; hiyânette bulunup yan çi­zenlerin kendilerine elim bir sonuç hazırlayacakları belirtiliyor.