MEÂLİ:
254- Ey imân edenler! İçinde hiçbir alım-satım, içten dostluk ve şefaatin olmadığı gün gelmeden önce sizi rızıklandırdığımızdan (Allah için, Allah yolunda) harcayın. İnkârcılar ise hep o haksızlıkta bulunanlardır.
KİŞİSEL TASARRUFUN OLMADIĞI GÜN
Dünya ile âhiret bir bakıma ikiz kardeşlerdir; biri diğerini tamamlayan iki birim gibidir. Dünya asıl hayata erişmenin yolu ve uğrağıdır. Ruhlarımız yaratıldığı andan itibaren hep yolculuk halinde bulunuyor, birçok kademeler aşmış, tedricen hayat süzgecinden geçerek dünyaya kadar yolculuğunu sürdürmüştür. Burası işâret edildiği gibi sadece bir uğraktır; ruh elbise değiştirmek, yeni bir hazırlık yapmak zorundadır. Aksi halde gideceği âleme intibak sağlaması mümkün değildir.
Evet, dünya uğrağına ayak basan insanoğluna tasarruf imkânı verilmiş ve sayısız vasıtalar emrine sunulmuştur. Yanlış bir tutum ve düşünceyle hedeflerinden sapmamaları, dosdoğru yoldan ayrılmamaları için de yol gösterici, tehlikeye karşı uyarıcı, rahmet ile müjdeleyici ve hakikatı çekinmeden Allah adına söyleyici evsafta kendilerine peygamber ve kitap gönderilmiştir,
İşte bu ortam içinde bulunan her insanın kişisel tasarruf hakkı sınırlı biçimde vardır: Alım-satımda bulunabilir, kazanç sağlayabilir, dost edinebilir, kendisine yardımcı ve aracı bulabilir; sıkıntıya, ya da felâkete uğradığında mal ve servetiyle, şahsî nüfuzuyla bir çıkış yolu bulabilir.
Ne var ki, bu tasarruf sağlam imân, güzel amel ile birleşirse hayatı, Allah’ın dilediği anlamda değerlendirme düzeyine getirmiş olur. O sayede ruh, âhiret hayatına en uygun elbisenin malzemesine erişmiş sayılır.
Yukarıdaki âyet bu hakikatin anlatım düzeyinde, söze: «Ey imân edenler! » ünlemiyle başlıyor; hayatın umut dolu yolunu Allahʹa doğru uzatıp, bir umuttan ziyade katıksız bir inanç ölçüsüne kavuşturuyor. Sonra da dünya hayatında sosyal, ekonomik ve kültürel dengenin sağlanmasına kapı açıyor; kişisel gayretin, fedakârlık ve ferağatin bunda önemli payı bulunduğunu hatırlatıyor. Âhirette ise -Allah’ın izni olmaksızın- ne kişisel, ne de toplumsal bir tasarrufa imkân bulunmadığına işâret ediliyor.
Bu konuda âyet bize Allah’a inanan her kişiye hem dünyada, hem âhirette dengeli, ölçülü, huzurlu ve düzenli bir hayatın üç önemli unsurunu sergiliyor:
1. Zekât, vergi, sadaka ve fâizsiz ödünç,
2. Alım-satımda tüketiciyi de korumak, fahiş kâr sağlama hevesine kapılmamak,
3. Allah için gönül dostu edinmek, beşerî münasebetleri geliştirmek, sosyal yapıyı bu yönden de kuvvetlendirmek.
Böylece dünyayı birbirini seven insanların ülkesi haline getirmek...
Âyetin son bölümünde ise bu unsurları verimsiz kılacak, kişisel çıkarları ön plâna alıp her türlü fazîlet ve kutsal değerlerin üstüne çıkaracak iki tehlikeli anlayış ve tutumu, gönülleri harekete geçirecek ve insanı derinden derine düşünmeye itecek bir anlatım biçimiyle bağlıyor:
1. Hakk’ı, gerçeği görmemek ve katı bir inkâr içinde olmak,
2. Bunun sonucu bütün bir ömrü haksızlığın boğucu, üzücü ve öldürücü havasına sokup zararlı hale getirmek.
Kur’ân burada çok anlamlı iki tabir getirmiş ve bunları mübteda- haber ölçüsünde koyarken birinci mübtedanın haberini isim cümlesi şeklinde belirleyerek kâfirlerin ancak zâlimler olduğunu, İlâhî bir teşhis olarak ortaya koymuştur.
Küfür: Hakk’ı inkâr etmek, hakikatı gizlemek ve böylece hem ruhî, hem sosyal yapıda dengeyi bozmaktır.
Zulüm: Allah’tan başkasına kulluk etmek, hakkın sınırlarını aşıp insan haklarına el uzatmaktır. Aynı zamanda hiçbir şeyi lâyık olduğu yere koymamak, işi ehil olana vermemektir. Diğer bir tarifle, İlâhî hududu çiğnemek, eşyanın tabiatını değiştirmeye çalışmaktır.
YORUMLAR - RİVÂYETLER
Âyette (Allah için, Allah yolunda) harcayın! » diye çevirisini yaptığımız «Enfiku» emri üzerinde ilim adamlarının farklı, fakat temelde birleşen yorum ve görüşleri olmuştur:
a) El-Hasan’a göre zekât günü gelince kuruşuna kadar vermek, fakirin hakkını geciktirmemektir.
b) Saîd bin Cübeyr’e göre, hem fakirin hakkı olan zekâtı vermek, hem de millet yapısını sağlam temeller üzerinde tutmak için diğer bağışları vermeyi âdet haline getirmektir.
c) İbn Atiyye’ye göre, zekât ve sadaka vermekle beraber, bir de savaş için Allah yolunda orduyu donatmak konusunda gereken harcamayı yapmaktır.
d) Savaşarak küfür ve tuğyanı atfetmektir; malî yardımda bulunarak haksızlığı, düzensizliği önlemektir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle kişisel çıkarların bir tarafa itilmesi, imân gücüyle ekonomik gücün bir araya getirilmesi; Allah için Allah yolunda bilerek harcamada bulunulması, böylece hem dünya hayatında dengeli, seviyeli ve düzenli bir devreye girilmesinin gerçekleştirilmesi, hem dünya ile âhiret arasında sağlam bir ilginin kurulmasının sağlanması emir ve tavsiye edilmektedir.
Aşağıdaki âyetle, her zaman diri olan, yarattığını, kusursuz önlemleriyle ayakta tutan ve her canlı üzerinde kudretiyle durup kimin ne kazandığını bilen; hiç uyumayan, uyuklamıyan ve şefaat iznini ancak kendi katında bulunduran Allah’ın yüceliğini, sonsuzluğunu, kudret ve kuvvetini düşünerek günlük hayatımızı plânlamamız öğütlenmektedir.