Mü'minun Suresi 23-30. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِهِ فَقَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُ اَفَلَا تَتَّقُونَ فَقَالَ الْمَلَؤُا الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُرِيدُ اَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَاءَ اللّٰهُ لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةً مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا فِي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّلِينَ اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌ بِهِ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِهِ حَتّٰى حِينٍ قَالَ رَبِّ انْصُرْنِي بِمَا كَذَّبُونِ فَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَاِذَا جَاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ فَاسْلُكْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْ وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ فَاِذَا اسْتَوَيْتَ اَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي نَجّٰينَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ وَقُلْ رَبِّ اَنْزِلْنِي مُنْزَلًا مُبَارَكًا وَاَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِلِينَ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ وَاِنْ كُنَّا لَمُبْتَلِينَ

25.

Andolsun biz, Nuh'u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka hiçbir ilahınız yoktur. Allah'a karşı gelmekten hala sakınmaz mısınız?" dedi.

Diyanet İşleri

24.

Bunun üzerine kendi kavminden inkar eden ileri gelenler şöyle dediler: "Bu ancak sizin gibi bir beşerdir, size üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi, bir melek gönderirdi. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık."

25.

"Bu, ancak cinnet getirmiş bir adamdır. Öyle ise bir müddet onu gözetleyiniz."

26.

(Nuh), "Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!" dedi.

27.

Bunun üzerine Nuh'a, "Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre o gemiyi yap" diye vahyettik. "Bizim emrimiz gelip de tandır kaynamaya başlayınca, (sular coşup taştığında Nuh'a) dedik ki: "Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri aleyhinde daha önce hüküm verilmiş olanlardan başka aileni gemiye al ve zulmeden kimseler hakkında bana hiç yalvarma! Şüphesiz onlar suda boğulacaklardır."

28.

Sen ve beraberindeki kimseler, gemiye bindiğiniz zaman: "Bizi zalim kavmin elinden kurtaran Allah'a hamd olsun" de.

29.

Yine de ki: "Ey Rabbim! Beni bereketli bir yere kondur. Sen, konuk edenlerin en hayırlısısın."

30.

Şüphesiz bu olayda ibretler vardır. Biz gerçekten (kullarımızı) imtihan ederiz.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

23- And olsun ki, biz Nûh’u kavmine gönderdik. O, «ey kavmim! dedi, Allahʹa ibâdet edin, O’ndan başka sizin hiçbir (hakiki) ilâhınız yok­tur. Artık (putlara tapmaktan, azgınlıktan ve kötülüklerden) sakınmaz mı­sınız? »

24- Bunun üzerine kavminin ileri gelenlerinden inkâra sapan bir grup dedi ki: «Bu da ancak sizin gibi bir insandır. Size karşı üstünlük sağ­lamak ister. Allah, (peygamber göndermeyi) dilemiş olsaydı, herhalde me­lekleri (görevlendirip) gönderirdi. Hem ilk atalarımızdan da böyle bir şey işitmedik.

25- Bu herhalde kendisinde cinnet (belirtisi) bulunan bir adamdır. Bir süre onu gözetip bekleyiniz. »

26- Nûh, «ey Rabbim! beni yalanlamalarına karşılık sen bana yar­dım et» dedi.

27- Nûhʹa, «gemiyi gözümüzün önünde (talimatımız altında) vahyi­miz uyarınca yap; emrimiz gelip tandırdan su kaynayıp fışkırınca ona her (cins hayvandan) ikişer çift (veya birer çift) ve aleyhlerinde emir (hüküm) geçmiş olanın dışında aileni getirip yerleştir ve sakın o zâlimler hakkında bana hitap etme; çünkü onlar mutlaka boğulacaklardır» diye vahyettik.

28- Artık sen ve beraberindekiler gemiye yerleşip yerinizi alınca, de ki: «Bizi zâlim bir kavimden kurtaran Allahʹa hamd olsun. »

29- Ve de ki: «Rabbim! beni mubârek bir konağa indir, sen (konak­lara) indirenlerin en hayırlısısın. »

30- Şüphesiz ki (bu önemli ve ibretli olayda) birçok öğütler ve ders­ler vardır. Doğrusu biz hep (böyle) sınava çekeriz.

NUH (A. S. ) KISSASI

İlgili âyetlerle Nûh (A. S. ) kıssasına dönüş, hafızalardaki izi derinleş­tirmek; geçmişte meydana gelen ibretli, önemli olaylarla bir bölge halkı­nın yok edilme sebeplerini -düşündürücü misal olarak- hatırlatma hikme­tine yöneliktir. Aynı zamanda İslâmiyete karşı olup, tecelli eden İlâhî nu­ru Mekke vadisinde söndürmeye çalışan Yahudilerle putperest müşrikle­ri iyice geçmiş olaylarla yüzyüze getirmek ve mü’minleri de İslâmʹın mut­laka başarı sağlayacağıyla müjdelemek de söz konusudur. Böylece İlâhî kudretin üstünlüğünü, hükümlerinin şaşmazlığını yansıtan bu gibi tarihî olayları birer belge, delil ve ibret şeklinde gözler önüne serilirken; inkâr­cıların sergiledikleri haksızlık ve ahlâksızlığın sonunun nereye varacağına dikkatler çekilmekte, akıl ve idrakleri körelmiş olanlar gafletten uyandırıl­mak istenmektedir.

NUH (A. S. )IN KENDİ KAVMİNE İKİ ÖNEMLİ TAVSİYESİ

Nuh Peygamber’in (A. S. ) kendi kavmine daha çok şu iki şeyi tavsiye ettiği anlaşılmaktadır:

1- Putları bırakıp bir olan, ortağı bulunmayan Allah’a ibâdet etmek,

2- İnkâr ve sapıklığın, zulüm ve hayâsızlığın büyük bir belâ getire­ceğinden korkmak..

Buna karşı, büyüklük, şeref ve itibarı mal ve evlâtta gören kavminin ileri gelenlerinin tepkisi ise beş madde halinde özetlenmektedir:

1- Nuh da sizin gibi bir insandır.

2- Allah tarafından gönderildiğini iddia ederek size karşı üstünlük sağlamak ve lider olmak hevesindedir.

3- Allah bir elçi göndermeyi dileseydi, herhalde onu meleklerden seçip göndermesi gerekirdi.

4- Gelip geçen baba ve dedelerimizden de böyle bir şey duymadık.

5- Olsa olsa bu adam cinnet getirmiştir. Bir süre onu gözleyip ne­ticenin ne olacağını bekleyin.

Mekke müşrikleriyle Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz arasında geçen sür­tüşme ve tartışmaları, İslâmʹa karşı vaki saldırı ve hezeyanları incelediği­miz zaman Nuh Peygamber (A. S. ) aleyhinde söylenen bu sözlerin ve or­taya atılan iddiaların bir benzerinin Hz. Muhammed (A. S. ) Efendimiz aley­hinde de söylendiğini görürüz. Demek oluyor ki, inkârcı azgın kavimlere ve milletlere gönderilen hemen her peygamberin karşısına çıkanların, o kav­min veya milletin ileri gelen şımarıkları olmuş ve benzeri suçlamalarla pey­gamberlerin aleyhinde bulunulmuştur.

Sûrenin başında mü’minlerin özellikleri, örnek alınacak vasıfları açık­landıktan ve İlâhî kudretin her şeye nüfuz ettiğine parmak basıldıktan sonra Nuh (A. S. ) kıssasına geçilmesi, o dönemde Mekkeʹde çok sıkıntılı günler yaşayan mü’minleri teselli etmeyi ve yakında küfür diyarından kur­tulup üstünlük sağlayacaklarını dolaylı şekilde haber vermeyi amaçlıyor.

Nûh (A. S. ) bütün uğraşmalarına, uyarılarına ve tavsiyelerine rağmen olumlu bir sonuç elde edemeyince, İlâhî azâbın inmesinin yakın olduğunu sezdi ve son olarak da yalancılıkla suçlanmasına büsbütün üzülerek ya­pılacak başka bir şeyin kalmadığını anladı ve o sebeple Allah’tan yardım diledi.

Nuh (A. S. )ın duâsı kabul olundu; İlâhî sünnetin hükmünü yürütme vakti-saati yaklaştı. Küfür ve ahlâksızlık grafiği yükselip son çizgisini gös­terirken, İlâhî azabın inmesi kaçınılmaz oldu.

Tufan çok geniş bir alanı kapsayacağından o bölgede canlı adına her şeyin yok olacağı muhakkaktı. O bakımdan İlâhî gözetim altında yapılan gemiye o bölgede yaşamakta olan her hayvan türünden bir veya birkaç çift alındı. Bismillah ile gemiye binildi, duâ ve tazarru’ ile yol alınmaya baş­landı. Allah’a hamd ile gemi selâmete erdi ve karar kılacağı yerde arızasız olarak durdu. Ölenler öldü, kalanlara geride ibretler ve öğütler kaldı. İlâ­hî imtihanı kaybeden inkârcı şaşkınlar sonunda daire-i rahmetten kovul­dular.

Geminin İlâhî talimata göre yapılması, tandırdan su kaynayıp fışkır­ması ve hayvan türlerinden birer çift gemiye alınması, zalimler için İlâhî rahmetten yardım beklenilmemesi hususları hakkında Hûd Sûresi 40, 41. âyetlerin tefsîrinde geniş açıklamada bulunduğumuzdan burada tekrar etmek istemedik.

Ayrıca Nuh Peygamberʹin (A. S. ) kendi kavmini Allahʹın varlığını ve birliğini tasdîka dâvet ederken nasıl bir metot uyguladığını ve mücadele­sini hangi çizgide sürdürdüğünü Nuh Sûresinde açıklamış bulunuyoruz. Belirttiğimiz hususlarda geniş bilgi için bu iki bölüme bakılmasını tavsiye ederiz.

NUH PEYGAMBERʹDEN (A. S. ) BİZE ÜÇ ÖNEMLİ SÜNNET KALMIŞTIR

1- Bir vasıtaya «Bismillah» deyip binmek; Allah’ın çok bağışlayan ve çok merhamet eden olduğunu anmak,

2- Yolculuk ve seyahat bitmek üzere iken «Rabbim! beni mübârek bir konağa indir; sen konaklara indirenlerin en hayırlısısın» diye duâ et­mek,

3- Varılacak yere selâmetle ulaşıldığında Allahʹa hamd etmek..

ALLAH HEP BÖYLE SINAVA ÇEKER

«Şüphesiz ki (bu önemli ve ibretli olayda) birçok öğütler ve dersler vardır. Doğrusu biz hep böyle sınava çe­keriz. »

Her kişi bulunduğu ortam ve şartlar içinde birtakım sınavlarla karşı karşıyadır. Ortam ve şartlar çok farklı ve çeşitli olduğu gibi, sınavların da ölçü ve özellikleri o nisbette değişiktir. Şöyle ki:

a) Kimileri makam ve liderlik ortamında,

b) Kimileri mal ve servet edinme düzeyinde,

c) Kimileri kadın ve şehevî duygular doğrultusunda,

d) Kimileri küfür ve ahlâksızlık çevresinde,

e) Kimileri aile dramı çizgisinde,

f) Kimileri arkadaş ve muhit edinme havasında,

g) Kimileri ibâdet ve mâbet muhitinde,

h) Kimileri maddeci ve mideci bir toplum içinde,

i) Kimileri ilim ve irfan çevresinde,

j) Kimileri de bunlardan birkaçıyla veya çoğuyla içiçe bir ortamda imtihan vermektedir. Başarı ve mutlu sonuç, her konu ve çizgide, her doğ­rultu ve düzeyde İlâhî sınırları bilip hilkatin hikmet ve amacına göre bir hayat düzeni kuranlardan yanadır. Tıpkı Nuh Peygamberʹin (A. S. ) ve ken­disine inanan mü’minlerin Tevhîd İnancıʹnı kurtarmak için bindikleri ge­miyle mutlu sonuca erişmeleri gibi..

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, hem müʹminleri teselli etmek, hem de başarının haktan yana olanlara tecelli edeceğini müjdelemek için Nuh (A. S. )ın kıs­sasından önemli ve ibretli safhalar anlatıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, Nuh (A. S. ) olayından sonra insanların yine za­manla Tevhîd İnancı’ndan uzaklaştıkları, çok tanrılı sistemlere heveslen­dikleri ve o sebeple ardarda peygamberler gönderildiği konu ediliyor. Son­ra da küfrün aynı ölçüsüzlük ve şarlatanlıkla peygamberlere karşı gelerek onları yalanladıkları, o yüzden çetin mücadelelerin sürüp gittiği ve sonun­da ıslâh olmayan kavimlerin yerle bir edilip çer-çöp haline getirildiği an­latılıyor.