MEÂLİ:
23- İmân edip, iyi-yararlı amellerde bulunanlar, altlarından ırmaklar akan Cennetlere sokulacaklardır. Rablerinin izniyle orada devamlı kalırlar. Oradaki kutlamaları «selâm»dır.
24- Allahʹın sana nasıl misâl verdiğine baksana: Güzel bir söz, kökü sağlam, sâbit, dalları gökte güzel bir ağaç gibidir.
25- Rabbinin izniyle her an meyva verir; düşünüp öğüt alsınlar diye Allah insanlara (böyle) misâller verir.
26- Kötü bir söz ise, yerin üstünde gövdesi koparılmış hiçbir kararı olmayan bir ağaç gibidir.
27- Allah imân edenleri Dünya hayatında da, Âhirette de sâbit bir söz ile sağlamlaştırır. Zâlimleri ise saptırır ve Allah dilediğini yapar.
İLGİLİ HADÎSLER
Abdullah b. Ömer (R. A. ) anlatıyor:
- Bir gün Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ashabına seslenerek şöyle buyurdu: «Bana bir ağaçtan haber verin ki, o müslüman kimseye benzer; yaprakları dökülmez. Her zaman (her mevsim) meyvasını verir? »
Râvî diyor ki: Hatırıma onun hurma ağacı olduğu geldi; ancak Ebû Bekir (R. A. ) ile Ömerʹin (R. A. ) konuşmadıklarını görünce, ben de konuşmaktan çekindim. Kimse bir cevap vermeyince de Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz: «O hurma ağacıdır» buyurdu. (Buharî/ilim: 14, et’ime: 46, büyû’: 94- Müslim/münafikîn: 62- Ahmed: 2/12, 41)
«Kul (ölüp) kabrine konulduktan sonra arkadaş ve yakınları ayrılınca, onların ayakkabılarının takırtı sesini duyar. Onlar ayrılıp gidince iki melek gelip onun (ruhunu) oturturlar (karşılarına alırlar) ve ona şöyle sorarlar: «Şu Muhammed adındaki zat hakkında ne dersin? » Ölü müslüman ise, şu cevabı verir: «Onun Allahʹın kulu ve peygamberi olduğuna şehadet ediyorum. » Bunun üzerine ona: «Cehennemdeki yerine bir bak, Allah onu Cennette bir yere tebdil etti! » derler. Böylece ölü her iki yeri de görür. » (Ebû Dâvud/sünnet : 24- Nesâî/cenâiz: 108, 110) «Müʹminin misali, sabit bir ağaç gibidir. İman onun damarları, namaz gövdesi; zekât, kökünden fışkıran fidanları; oruç onun dalları; Allah yolunda eziyet çekmek çiçekleri; güzel ahlâk yaprakları ve Allahʹın haram kıldığı şeylerden sakınmak onun meyvalarıdır. » (Tefsîr-i Kurtubî: Enes b. Mâlik (R. A. )den.. Ancak bu hadîsin senedini tesbit edemedik. Mevkuf olduğu kesindir.)
İMANIN KARŞILIĞI
«İman edip iyi-yararlı amellerde bulunanlar, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokulacaklardır. Rablarının izniyle orada devamlı kalırlar.. »
Allah’a dosdoğru iman, bütün hayırların menbaı, fazîletlerin kaynağıdır. Susuzluktan veya köklerinin kesilmesinden dolayı kuruyan bir ağaç ne ise, imansız bir beden de odur. İkisi de yakıt olmaktan başka neye yarar?
Cennet’i saadet yurdu yapan, imânın sönmeyen nurudur. Onsuz Cennet varla yok arasındadır. Cehennemʹi ateşle dolduran, şüphesiz ki hakkı inkâr etmek, azgınlık gösterip zulmetmek ve ahlâk dışı yaşamaktır. Bu gibi sapmalar ve kötülükler olmasaydı, Cehennem’e gerek kalmazdı.
O halde ruhu her ân canlı ve yemyeşil tutan imân cevherinin mükâfatı, her an canlılık ve huzur veren Cennetʹtir. Bunun için Cenâb-ı Hak, sapık inkârcılara verilecek azâbı açıkladıktan sonra, imân edip iyi-yararlı amellerde bulunan mü’minlere vereceği mükâfata dikkatleri çekmektedir.
Selâm vermek ise, Cennetʹte mü’minlerin dirlik temennileri, kutlama mesajlarıdır.
NEDEN SELÂM
«Oradaki kutlamaları selâmdır. »
Selâm, Allah’ın sıfatlarından, diğer bir deyişle, Oʹnun 99 isminden biridir. Sözlük mânası: İç ve dış, açık ve gizli afetlerden sıyrılıp esenlikte kalmaktır. Terim olarak: İnsan olmanın anlam ve hikmetini idrâkla ruhuna İlâhî selâmet havasını teneffüs ettirmek suretiyle ruhla beden, dünya ile âhiret arasında selâmet köprüsünü dengeli biçimde kurmaktır.
Âhirette ise, bu selâmetin hakikatına erişmek, Allah’ın selâmet tecellisiyle, yine O’nun selâmet yurduna girmek ve orada hem Allah’ın, hem meleklerin, hem de mü’minlerin dirlik temennilerine lâyık görülmektir.
Dünya’da iken birbirlerini Allah için selâmlayanlar ve bununla birbirlerine güven, huzur, destek, kardeşlik ve yakınlık telkîn edenler Allah’ın Selâm sıfatının tecellisine mazhar olurlar. İmân üzere öldükleri takdirde Âhirette bu mazhariyetin canlı örneğini Cennette görme bahtiyarlığına erişirler.
GÜZEL SÖZ
«Allahʹın sana nasıl misal verdiğine baksan ya: Güzel bir söz, kökü sağlam, sâbit, dalları gökte güzel bir ağaç gibidir.. »
Şüphesiz ki, sözlerin en güzeli, Allah’ın varlığını ve birliğini anlatan ve her peygamberin teblîğ ve irşatta temel hareket noktası sayılan «Lâ ilâhe illâllah»tır. Arş-i A’lâ üzerinde de yazılı bulunan bu mübarek ve kutsal kelimeyi, manasını, amacını idrak içinde gönül toprağına ebediyet tohumu olarak atmak, ilim ve irfan suyuyla sulamak, kökü derinlerde, dalları göğe yükselmiş, her an meyva veren bir ağaç gibi feyizli kılmak, Allah’a dosdoğru imân eden kimsenin tek amacı olmalıdır. Çünkü kalpte yeşeren «Kelime-i Tevhîd» ağacı, imanı oluşturur. İbâdetler, hayırlar, iyilikler, faziletler ve güzel ahlâk bu ağacın aralıksız verdiği meyvalardır.
Ayrıca «güzel söz» çok yönlü bir tabirdir. Doğruluğu, zerafeti, güler yüzlülüğü, yakınlığı, kardeşliği, emniyeti ve huzuru telkîn eder. O bakımdan temelinde «Lâ ilâhe illallah» bulunan güzel sözün birçok yararları söz konusudur. Onları şöyle özetleyebiliriz:
a) Ruhlara serinlik, gönüllere yatışkanlık verir. İç sıkıntılarını giderir.
b) Kötü duygu ve düşünceleri yönlendirir, iyiye, güzele ve doğruya çevirir.
c) Kardeşlik, dostluk ve yakınlık bağlarını kuvvetlendirir. Toplumu birbirine daha iyi kaynaştırıp bütünleştirir.
d) Âileye mutluluk, çevreye güven ve huzur havası estirir. O bakımdan sıcak bir ilgi ve güvenli bir yaklaşıma neden olur.
e) Devlet bünyesinde kişilere şeref, itibar, sevgi ve saygı kazandırır. Vatandaşla devlet kadrosu arasında güven havası estirir.
Kötü, kaba ve sert söz ise, bunların tam tersine bir yol açar.
İMAN İLE AMEL
Görüldüğü gibi, Kur’ân’ın eşsiz benzetmesiyle «imân», kökü çok derinlerde, dalları ise göğe yükselmiş, her an meyva veren bir ağaca benzetilmiştir. Bu bize neyi telkîn ediyor veya neleri öğretiyor? Tek kelimeyle, imân ile amelin birbiriyle ilgisini, aralarındaki bağın kopmazlığını haber veriyor.
Zira gerçekten sağlam bir imân her yönüyle feyiz ve bereket kaynağıdır. Rahmet saçan ürünleri birbirini izler. O bakımdan imânı amelden ayırdığımız takdirde, kısmen olsun özelliğini kaybettirme tehlikesine kapı açmış oluruz. Bu, bir bakıma meyvasız ağaca benzer. Yararı çok az, feyiz ve bereketi noksandır.
Güzel sözün benzetildiği ağaç, dört sıfatla anılmıştır:
Kur’ân-ı Kerîm güzel bir sözü, güzel bir ağaca benzetirken o ağacı dört sıfatla anarak bize geniş, fakat üzerinde düşünmemizi ilham eden mânalar vermiştir:
1- O ağaç güzeldir.
Bu, onun ya şeklinin, ya görünümünün, ya da kokusunun veya meyvasının güzel olduğunu anlatır.
2- Kökü derinlerde sabittir.
Bu, onun bir dış tesirden dolayı devrilmiyeceğini, yerinden kopmayacağını ifade eder. Dış tesirle kopup devrilmeye yüz tutacak kadar güçsüz ve köksüz olsaydı, sözü edilen güzellik vasfını kaybederdi.
3- Dalları göktedir.
Dallarının genişleyip yükselmesi, kökünün ve gövdesinin gücünü simgeler. Aynı zamanda yeryüzünün bazı olumsuz tesirlerinden selâmette kaldığını belirtir. O nisbette de meyvaları tertemiz ve nefis olur.
4- Her an meyvasını verir.
Bu kadar sağlam, yüksek ve verimli bir ağacın elbetteki istisnaî de olsa her zaman meyva vermesi beklenir. Allahʹın rızası, aklını kullanan her insanın böylesine feyizli bir ağaca sâhip olmasını ister. Peygamber ve kitap böyle bir ağacın yetiştirilme yol ve yöntemini öğretir.
İşte kalplerin derinliğine kök salan, hücrelere kadar inen sağlam bir imân da böyledir.
TASAVVUFÎ YÖNÜ
İlâhî mârifet ve İlâhî sevgiye gark olmak, İlâhî hizmete yönelmek ve O’na teât-ü ibâdette bulunmak, sözünü ettiğimiz dört sıfata dört yönüyle benzer ve böylece mârifet ağacı her dem ilâhî feyiz, rahmet ve inâyet meyvalarını verir. Evi ayakta tutan, sağlam temele dayalı dört rükündür. Dinin temeli ve onun mânevî yapısını ayakta tutan rüknü mârifettir. Zira mârifet, Allahʹı şüpheden uzak, yakîn derecesinde bilmek ve o bakımdan Allah’a karşı üstün sevgi ve saygı duymaktır. Böyle bir bilgi ve derunî zevkten mahrum olan bir imân şüpheyle yüzyüze demektir. Mârifetle birleşip bütünleşen bir imân ise, ağaçla ilgili dört vasfı kendinde taşımakta ve her an feyiz ve rahmet ürünlerini vermektedir.
FENA SÖZ, KÖTÜ AĞACA BENZER
«Kötü bir söz ise, yerin üstünde gövdesi koparılmış hiçbir kararı olmayan bir ağaç gibidir. »
Kötü söz, daha çok Allahʹı tanımamak, Oʹnun varlığı, kudreti ve plânı hakkında bilgisiz ve ilgisiz kalıp inkâra delâlet eden söz ve davranışlarda bulunmaktır.
O halde Hakk’ı inkâr, hakikatı örtüp gizlemek ve Allah hakkında bilgisiz ve ilgisiz kalmak, üç kötü sıfatı kendinde taşıyan kötü bir ağaca benzetilebilir. Nitekim ilgili âyette bu benzetme çok özlü ve anlamlı şekilde ifade edilmiştir. Şöyle ki:
1- Ağaç yararsız ve kötüdür.
2- Zira kökü kopuktur.
3- Gövdesi kararsız olup, dış tesirle şuraya buraya sürüklenmektedir.
Küfür de böyledir: Onda feyiz ve rahmet, bereket ve güven yoktur.. Ne göğe doğru yükselen dalları, ne yerin derinliğine inen kökleri, ne sapasağlam ayakta duran gövdesi, ne de yarar sağlayan bir meyvası vardır. O bakımdan küfür, tuğyan ve hakkı ret her zaman köksüzdür, kararsızdır, şüphecidir, umutsuzdur, şaşkın ve tedirgindir. Verimli hiç bir ürün söz konusu değildir.
Kötü sözün zararları:
Kur’ân-ı Kerîm müstesnâ bir benzetmede bulunurken bize çok zengin malzeme ve bilgi vermektedir. O bakımdan «kötü söz»ün günlük hayatımızdaki zararları da söz konusudur, şöyle ki:
a) Ruhlara tiksinti ve sıkıntı verir, sinir sistemini bozar.
b) Kalplerin kırılmasına yol açar, kin ve nefret duygularını kabartır.
c) Kardeşlik bağlarını koparır. Toplum yapısında güven ve huzuru sarsar, bütünleşmeyi önler.
d) Aileyi huzursuz eder, sevgi ve saygı havasını bozar.
O bakımdan rahatlıkla diyebiliriz ki, güzel ve yapıcı söz, temelinde Allahʹa imân cevheri bulunduğu ölçüde faydalı ve feyizlidir, kötü söz de temelinde küfür ve azgınlık bulunduğu nisbette zararlı ve yıkıcıdır.
KAVL-İ SABİT (SABİT BİR SÖZ)
«Allah imân edenleri Dünya hayatında da, Âhirette de sâbit bir söz ile sağlamlaştırır. »
Sabit bir söz ile çevirisini yaptığımız «kavl-i sâbit», iki şehadet kelimesine işârettir. Allahʹın varlığına ve birliğine, Hz. Muhammed’in (A. S. ) Allah’ın kulu ve peygamberi olduğuna şehadet etmek, imânın temelini oluşturur. İmanın diğer şartları bu iki cümlenin kapsamına girer. Güzel bir söz, güzel bir ağaca benzetildikten sonra, bu sözün ancak iki şehadeti getirmek suretiyle inanan bir gönülde karar kılabileceğine dikkatler çekiliyor. Allah’ın mü’minleri böylesine kökü derinlerde, dalları gökte, her an meyva veren bir söz ile dünya hayatında da, âhiret hayatında da sabit kılacağı müjde mahiyetinde haber veriliyor. Çünkü gerçek imân, selim ve köklü bir zevk ve aşk doğurur. Dünyada hiç bir nîmet bu zevki veremez. Dış tesirler ne kadar olumsuz yönde gelişirse gelişsin, mümkün değil o zevk ve aşkı sarsamaz. Nitekim Ashab-ı Kirâm’ın hayatı incelendiğinde imânın doğurduğu derunî zevk ve aşkın neler yaptığı, nelere mukavemet gösterdiği, ne büyük başarılar elde ettiği rahatlıkla görülebilir. İşte Cenâb-ı Hakk’ın dünya hayatında da mü’minleri böylesine bir söz üzerinde sâbit kılmasının bir bakıma anlamı budur.
Kendini bu irfan düzeyine getiren müʹmin son nefesini, yine dudakları iki şehadet sözünün ıslaklığını taşıdığı halde verir. Kabir âleminde meleklere böyle bir ıslak dudakla cevap verme bahtiyarlığına erişir. Âhiretʹte de bu kelimenin verdiği sabr-ı sebatla Sıratʹı geçer.
Kötü ağaca benzetilen kötü söz, iki şehadeti ret ve inkâra delâlet eden söz ve davranışlardır. O bakımdan inkârcı zalim, kökleri kopmuş, yerde sürüklenen kararsız, meyvasız, yararsız bir ağaç gibidir. Dünyada şüphe, vesvese içinde büyük bir inkâr fırtınasına tutulduğu için hep tedirgin ve şaşkın olmuştur. Öleceği zaman da sabit bir sözü yoktur. Böyleleri bir bakıma ayarı bozuk saate benzerler, kâh ileri gider, kâh geri kalır. Ölüm anında ümitsizlik ve bütünüyle yok olma sıkıntısı, kabirde cevap verememe üzüntüsü, âhirette yardımcı ve dost bulamama vahşeti, onu yerden yere çarpar. Zira kökü yok, dalı yok, meyvası yoktur. Zararı ise çok yaygındır.
İşte böylece Allah, İlâhî plâna uymayan, hilkat kanununun dayandığı hikmete ters düşen ve aklını, irâdesini -sünnetullahın belirlediği- imkân sınırına erişme yolunda kullanmayan inkârcı zâlimleri böylece saptırır, sapıklıklarıyla başbaşa bırakır. Allah ancak hikmeti gereği dilediğini işler.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, imân doğrultusunda iyi, yararlı amellerde bulunan müʹminlere âhirette verilecek mükâfatlardan söz edildi. Allahʹa dosdoğru imânı ifade eden «Kelime-i Şehadet» sözü, dört vasfı bulunan güzel bir ağaca; Allahʹı inkâra delâlet eden kötü bir söz ise, üç kötü vasfı bulunan fena bir ağaca benzetildi. Sonra da o güzel sözü kalbinin derinliğine indirip zevk ve aşkına bürünen müʹminin hem dünyada, hem de âhirette o söz üzerine sabit kalacağı açıklandı.
Aşağıdaki âyetlerle böyle bir güzel sözü kalbinde taşımayan nankörlerden söz ediliyor. Öylelerinin hem kendilerini, hem çevrelerini mahvettiklerine dikkatler çekiliyor. Sonra da Allahʹa ortak koşanların sakat tutumu kınanıyor; üç günlük bir geçim için nefsin emrine girenlerin sonlarının hüsran olacağına işâret ediliyor. Arkasından toplum hayatına birlik, dirlik ve sosyal güvence getiren; kardeşlik ve dostluk bağlarını kuvvetlendiren namaz ve zekât, ya da sadaka gibi iki önemli ibâdete devam edilmesi emredilerek müʹminlerin kendi çevrelerinde örnek insanlar, rahmet saçan melekler gibi oldukları kapalı bir anlatımla hatırlatılıyor.