MEÂLİ:
17- Şüphesiz ki muttâkîler (Allahʹtan saygı ile korkup kötülüklerden sakınan müʹminler) Cennetlerde nîmet içindedirler.
18- Rablarının kendilerine verdikleriyle neşelenip zevk-u safa sürmektedirler. Rabları, onları o çok yakıcı Cehennem azâbından korumuştur.
19- İşlediklerinize karşılık âfiyetle gönül huzuru içinde yeyiniz içiniz.
20- Bunlar, birer dizi halinde sıralanan kanepelere, tahtlara yaslanırlar ve biz, kendilerini iri kara gözlü eşlerle evlendiririz.
21- Onlar ki imân ettiler ve soyları da kendilerine imân ile uydular, soylarını onlara eriştirip katarız ve biz, onların amellerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Her kişi kazandığına karşılık rehîndir.
22- Onlara (Cennetʹtekilere), canlarının çektiği meyvalardan ve etten sunarız.
23- Orada kadeh tokuştururlar ki, bunda ne bir boş-anlamsız saçmalama, ne de günaha sokma vardır.
24- Kendilerine ait hizmetçiler etraflarında dönüp dolaşırlar da sanki herbiri sedefteki saklı inciler gibi..
25- Birbirlerine dönüp sorarlar;
26- Derler ki: «Hakikat biz bundan önce (dünyaʹda) âilemiz hakkında korkup endişe duyardık?
27- Allah, bize bol lûtufta bulundu da Cehennem’in kavurucu azâbından korudu.
28- Şüphesiz biz, bundan önce de Oʹna yalvarıp ibâdet ederdik. Çünkü O, iyiliği bol, rahmeti geniştir. »
İLGİLİ HADÎSLER VE RİVÂYETLER
Tabiîn’den Saîd b. Cübeyr’in İbn Abbas (R. A. )dan mevkufen yaptığı rivâyette buyuruluyor ki:
«Adam Cennetʹe girince, ana-babasını, eşini ve çocuklarını sorar. Ona: «Sözünü ettiğin yakınların senin derecene erişememişlerdir» denilir. O da: «Ya Rabbi! Ben hem kendim için, hem de onlar için amel ettim» diyerek dileğini arzeder. Bunun üzerine, yakınlarının ona kavuşturulması emredilir. » (Taberânî: İbn Abbas (R. A. )dan - İbn Kesîr: 4/242)
«Şüphesiz ki Allah, sâlih kulun cennetteki derecesini yükseltir. O da: «Ya Rabbi! Bu derece bana nereden, nasıl olabilir? » diyerek hayretini dile getirir. Allah ona: «Bu, evlâdının senin için yaptığı duâ ve istiğfarın karşılığıdır» buyurur. » (Taberânî/Kur’ân: 38)
«Ademoğlu ölünce ameli kesilir. Ancak şu üç cihetten değil: Cârî bir sadaka veya istifade edilen bir ilim veya kendisi için duâ eden bir evlât.. » (Müslim/vasiyyet: 14- Ebû Dâvud/vasayâ: 14- Tirmizî/ahkâm: 36- Nesâî/vasayâ: 8- Ahmed: 2/316, 350, 372)
«Cennetlikler Cennetʹe girdikten sonra, (din) kardeşlerini ve dostlarını görmek isterler. Bunun üzerine (kardeşinin veya dostunun) kanepesi getirilir de onun kanepesinin hizasına konulur. Herbiri kendine ait kanepesine oturup dayandığı halde dünyada olup bitenlerden, (o günlerde cereyan eden olaylardan) söz ederler. Biri diğerine şöyle der: «Dostum! Allah’ın hangi günde bizi bağışladığını bilir misin? Biz şu yerde bulunduğumuz günde Azîz ve Celîl olan Allah’a duâ etmiştik de O bizi bağışlamıştı. » (Müsned-i Bezzar: Enes b. Mâlik (R. A. )den - İbn Kesîr: 4/242)
TAKVÂ DERECESİNE EREN MÜ’MİNLERİN MÜKÂFATI
«Şüphesiz ki muttakîler (Allahʹtan saygı ile korkup kötülüklerden sakınan müʹminler) cennetlerde nîmet içindedirler.. »
Kurʹân İlâhî metod gereği, önce insanlıktan yana çok yararlı olan beş önemli şeyi sıraladı ve arkasından kıyâmet günündeki safhalardan birkaçına dikkatleri çektikten sonra, inkârcı sapıkları, azgın zâlimleri nasıl korkunç bir azâbın beklediğini haber verdi. Sonra da kendini inkâr ve haksızlık fırtınasından; cehalet ve azgınlık karanlığından kurtarıp Allah sevgisi ve korkusu doğrultusunda hayatını İlâhî buyrukların ışığı altında düzene sokan mü’minlerin erişeceği on kadar gönül açıcı, mutluluk verici nîmetleri sıralamaktadır:
1- Takvâ derecesine eren mü’minler cennetlerde nîmetler içinde olacaklar.
Dünyada imân ve irfanın kalp ve ruhta oluşturduğu haz ve iştiyak, âhiret âleminde İlâhî iltifatın belirtisi olan Cennet’in nîmetleriyle ve cemalüllah ile son çizgisine ermiş olacak. Çünkü tahkîki imânın mükâfatı ancak Cennet’tir.
2- Mü’minler ebediyet yurdunda Rablarının verdiği mükâfatlarla neşelenip zevk ve safa süreceklerdir.
Çünkü orada teklîf ve tekellüf yoktur. Sınavlar, mücadeleler, teklîf ve tekellüfler çok gerilerde kalır; daha doğrusu onların dönemi kapanmış olur. Kişinin beraberinde getirdiği sağlam imân ve onun ürünü olan sâlih ameller değerlendirilir.
3- Cenâb-ı Hak o takvâ sâhibi müʹminleri Cehennem azabından koruyacaktır.
Zira onların imân temeli üzerinde yükselttikleri iyi-yararlı amelleri, samimi niyetleri, kötülüklerine ağır gelir ve böylece «hüküm eksere göredir» kuralınca, onlar, suçlu günahkârlarla aynı çizgide tutulmazlar.
4- Dünyada ömrünü hak yolunda değerlendirip nefis ve İblîs’le mücadele ederek sâlih amellerde bulunan o mü’minler, Allah’ın şu iltifatına lâyık görüleceklerdir: «İşlediğinize karşılık âfiyetle, gönül huzuru içinde yeyiniz, içiniz! »
5- Dünyada hak yolunda mücadele eden o bahtiyarlar, âhirette Cennet’in gönül çekici havası içinde karşılıklı tahtlar üzerinde oturup tatlı sohbetlerde bulunma imkânına kavuşturulacaklardır.
6- Dünyada nefis ve şehvetinin aşırılıklarını frenleyip kendini meşru sınırlar içinde tutarak cadde-i haktan sapmayan o mü’minler için Cennetʹte eş olarak hûriler hazırlanmıştır.
7- Sözü edilen o mü’minlerin soylarından da imân edenler arkalarından onlara kavuşturulacaktır. Kimsenin amelinden bir şey eksilmeksizin öncekilerin mükâfatının bir benzeri diğerlerine de verilecektir.
Kurʹân’ın bu beyânı, mü’min bir neslin müʹmin nesil yetiştirmesinin lüzumunu tahrîk ve teşvîke yönelik bulunmaktadır.
8- Cennet mutlak anlamda mutluluk ve bolluk yurdudur. Mü’minlerin İştiha ettiği her şey orada mevcuttur. Dünyada kendini haramdan koruyup şüpheli şeylerden uzak tutan takvâ erbabına, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve kalplerin tasavvur edemediği sonsuz mükâfatlar hazırlanmıştır.
9- Cennet yiyeceklerinin posası olmadığı ve alınan gıda ile vücut hep tazelendiği gibi, içkilerinin de sarhoş edici nitelikte bulunmadığı, insanı saçmalamaya itmediği bir gerçektir. O bakımdan Cennet’te pislik, kir, toz, moloz, çöp ve benzeri rahatsız edecek hiçbir şey söz konusu değildir. Bütünüyle huzur, güven, rahatlık, temizlik, saadet, neşe ve gönül yatışkanlığıdır.
10- Takvâ erbabı mü’minlerin etrafında hizmet aşkıyla dolaşan hizmetçilerden her biri sedefteki inci kadar temiz ve zariftir. Dünyada kendini Hakkʹın yoluna ve hizmetine veren mü’minlere Cennet’te devamlı hizmet edenler olacaktır.
HER KİŞİ KAZANDIĞINA KARŞILIK REHİNDİR
«Her kişi kazandığına karşılık rehindir. »
Burada «her kişi» sözü, zahirî itibariyle umum ifade ediyorsa da, Müddessir Sûresi 38. âyette, meymenetli mü’minler bu genellemenin dışında tutulmuştur. O halde «her kişi»den maksad, inkârcı sapıklar, zâlim mütecavizler, suçlu günahkârlardır. Kâfirler küfürlerinden kaynaklanan amellerine karşılık Cehennemʹde rehîn tutulurlar. O amellerinin doğurduğu günahlardan başka kendilerine bir günah yükletilmeyeceği gibi, mükelleflerin de günahları kaldırılıp onlara yükletilmeyecektir. Ancak kişinin dünyada açtığı kötü çığırda yürüyenlerin kazandığı günahın bir misli kendisine yazılır. Böylece kötü amel bir borç, sâhibi ise ona karşılık rehindir. Borç ödenmedikçe rehîn geri verilmez. İyi ve yararlı amel işlemek borcu ödemek demektir. Âhirette iyi-yararlı amel işleme diye bir teklîf olmadığına göre, kötü amelinden dolayı rehîn tutulan kişinin kurtulma şansı da yok demektir. Ancak suçlu günahkâr müʹminlerin dünyada işledikleri sâlih amelleri, kötü amelleri karşısında ağır gelirse, o takdirde kurtulma şansı söz konusudur.
CENNET’TE MEYVA VE ET NÎMETİ
Kur’ân’da cennet nîmetleri sayılıp açıklanırken meyva ve etten ismen söz edilerek dikkatler bu iki maddeye çekilmektedir. Zira bu iki nîmet, dünya hayatında da insanın dengeli beslenmesi için son derece lüzumludur. Âhirette de onların gerekli olduğu anlaşılıyor. Ancak oradaki meyva ve et, dünyadakinden çok farklıdır. Meyvadaki vitaminler, etteki proteinler temel gıdalardır. Cennet’te bunlar en verimli ve hayatı devam ettirici özellikte hazırlanmıştır.
SARHOŞ ETMEYEN İÇKİLER
«Orada kadeh tokuştururlar ki, bunda ne bir boş ve anlamsız saçmalama, ne de günaha sokma vardır. »
Cenâb-ı Hak ilgili âyetle alkolsüz meşrubatı överek Cennetʹteki içkileri misal vermektedir. Anlaşılan odur ki, alkollü içkiler hem dünyada, hem de Cennetʹte zararlıdır. O bakımdan bize emânet olarak verilen bu bedeni, zararlı maddelerle tahrîp etmeden sağlığını, zindeliğini korumamız farzdır. Aksi halde hem emânete hiyânet, hem de kendimize haksızlık etmiş oluruz.
Âyette, Cennetʹteki faydalı içkilerin iki özelliği konu edilmektedir: «lağv» ve «te’sîm». Birincisi, içenleri sarhoş etmiyeceğine ve o nedenle onlardan boş, anlamsız ve saçma sözlerin çıkmayacağına delâlet etmektedir. İkincisi ise, insanı dengesizliğe itmeyeceğini, günaha sokmayacağını, Hakkʹı unutturmayacağını belirtmektedir.
ĞILMAN VE VİLDÂN
«Kendilerine ait hizmetçiler etraflarında dönüp dolaşırlar da sanki herbiri sedefteki saklı inciler gibi.. »
«Gılman» ismi Kur’ânʹda bir yerde geçer. «gulam»ın çoğuludur. Daha çok on yaşın üstündeki taze çocuklar hakkında kullanılır. Bu tarîften anlaşılan şu ki: Cennet’te müʹminlere hizmet eden on yaş üstü çocuklar vardır. Ancak onların menşei nedir? Dünya’da henüz ergen olmadan ölen çocuklar mıdır, yoksa Cennetʹte sırf hizmet için yaratılan ayrı varlıklar mıdır? Müfessirlerin bu hususta farklı tesbit ve yorumları olmuştur:
a) Mü’minlerin belirtilen yaşlarda ölen çocuklarıdır. Böylece Cenâb-ı Hak, cennetliklerin gönlünü ve gözünü çocuklarıyla da aydınlatacak ve onları orada biraraya getirecektir.
b) Başkalarının çocuklarıdır. Bunlar teklîf çağına girmeden ölenlerdir ki, daha çok ana-babaları küfür üzere ölen kâfir ve müşriklerin çocukları olup, İlâhî teklîflerle henüz mükellef yaşa gelmeden dünyadan ayrılmışlardır ve «Her doğan çocuk fıtrat üzere (din ve Allah duygusu, İslâm ruhu ve mayası) üzere doğar.. » meâlindeki hadîste ifadesini bulduğu üzere, bunlar kâfir ve müşrik sayılmadığından Cennet’e girme nîmetine erdirilmiş ve mü’minlerin hizmetine verilmişlerdir.
c) Cennet’te hûri misali, sırf müʹminlere hizmette bulunmaları için yaratılmışlardır. Ne yaşlanırlar, ne de tazelik ve zerafetlerini kaybederler.
Kur’ân’ın bir de altı yerinde «vildân» ismi geçmektedir. Onlardan dördü dünyadaki çocuklarla ilgilidir; ikisi ise, Cennette hizmet edecek çocuklar hakkında kullanılmıştır.
Bunun tekili «velîd» gelir. Hem çocuğa, hem de köleye delâlet ettiğini görmekteyiz. Ebûʹl-Hasanʹa göre: Bu isim hem erkek, hem de kız çocukları hakkında kullanılabilir. Tekili olan «velîd» ise, daha çok yeni doğan çocuk hakkında kullanılmıştır.
«Ğılman» ve «vildân» isimlerinin aynı mânaya gelmediği anlaşılıyor. Ancak bu iki kavramdan, Cennetʹte müʹminlere, kimi on yaşından az yukarı, kimi de on yaşından aşağı olan çocukların hizmet edeceği İstidlâl edilmiştir. Bununla beraber bazı ilim adamları bunların eş anlamlı isimler olduğunu söylemiştir. Allah daha iyisini bilir.
AİLENİN SAPMASINDAN ENDİŞE DUYUP TEDBİR ALMAK
«Birbirine dönüp sorarlar: Derler ki, «hakikat biz bundan önce (dünyada) âilemiz hakkında korkup endişe duyardık. »
Kur’ân-ı Kerîm, 25 ve 26. âyetlere göre, cennettekiler yerlerini alıp nimetlere erişince, dünyada geçen hayatlarının önemli safha ve dönemlerini düşünerek, o dönem ve safhalarda İlâhî buyrukların dışına çıkmaktan ne kadar korktuklarını; özellikle âile fertleri hakkında çok endişeli olduklarını birbirlerine anlatırlar. Karşılıklı sorular ve cevaplar sürüp gider.
Olacak olayın olmuş gibi anlatılmasına gelince: Allah’a göre, olması kesinlik arzeden olaylar olmuş gibi kabul edilir. Zira geçmiş, gelecek gibi zaman kavramları biz insanlara göredir; Cenâb-ı Hak için söz konusu değildir.
Böylece Kur’ân, âilesini düzen içinde yetiştiren, onların hak yolundan sapmalarını düşünerek tedbîr alan mü’minlerin Cennetʹe lâyık olduklarını açıklamakta ve anlayabilenler için çok sağlam ve kalıcı kıstas ortaya koymaktadır.
Sonra da sapıtabilirim ve kötülüklere dalabilirim endişesiyle Allahʹa duâ etmek, O’nun bu konuda yardımını beklemek konusu işlenmekte ve Cennet’e girecek olan takvâ sâhibi mü’minlerin dünyada iken Allah’a yalvarıp duâ ettikleri misal verilmekte ve Cenâb-ı Hakkʹın iki sıfatı anılmaktadır: Berr ve Rahîm.
Birincisi, Cenâb-ı Hakkʹın bütün incelik, zerafet, doğruluk ve iyiliğin tek kaynağı olduğuna; İkincisi, dünyada imân doğrultusunda sâlih amellerde bulunan mü’minleri âhiret gününde de geniş rahmetine kavuşturacağına delâlet etmektedir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, sâlih amellerde bulunan müʹminlerden yana âhirette hazırlanan altı kadar yüksek nîmetten söz edildi. Sonra da Cennetʹin diğer göz ve gönül açan nîmetlerinden bir kısmı haber verilerek imân edenlerin hevesi kamçılandı. Dünyada aile fertlerini doğru yolda tutmanın önemi üzerinde durularak uyarıcı işâretlerde bulunuldu.
Aşağıdaki âyetlerle, Peygamber (A. S. )ın öğüt ve teblîğe devam etmesi emrediliyor. Ona «deli» damgasını vuranların yakın gelecekte kimlerin deli olduğunu görecekleri tehdît yoluyla haber veriliyor. Sonra da inkârcı müşriklerin akıl ve mantık dışı, gerçeğe ters düşen söz ve davranışları üzerinde durularak uyarıcı bilgiler sıralanıyor ve yakın gelecekte İlâhî hükmün tecelli edeceği müjdeleniyor.