MEÂLİ:
19- Ve bir kervan geldi, sucularını gönderdiler, o da kovasını (kuyudaki) suya saldı; «Ey müjde, işte bir oğlan! » dedi. Onu ticarî bir mal olarak sakladılar. Allah, onların ne yaptıklarını bilendir.
20- Onlar (böylece) Yusuf’u pek az bir fiatla, birkaç dirheme sattılar; onun hakkında isteksizlerden idiler.
21- Onu satın alan Mısırlı adam, karısına: «Buna iyi bakıp ikrâmda bulun. Umulur ki bize yararı dokunur veya oğul ediniriz. İşte Yusufʹu böylece (Mısır) toprağına yerleştirdik ve ona rüyaların yorumunu öğrettik. Allah kendi emrinde (mutlak) üstündür. Ne var ki, insanların çoğu bilmezler.
22- Olgunluk çağına erişince ona hikmetle hükmetme becerisi ve ilim verdik. Ve işte iyiliği, yardımseverliği huy edinenleri böyle mükâfatlandırırız.
YUSUFʹUN AZ BİR FİATLA SATILMASI
Kervanda bulunanlar, Yusuf’u kuyuda bulunca önce sevindiler sonra da sahibi çıkar diye çevreden gizleyerek bir Mısırlıʹya yok pahasına sattılar. Şüphesiz ki bu satışta büyük bir hayır ve mutlu bir gelecek gizliydi.
Mekkeli müşrikler de, Hz. Muhammed’e (A. S. ) peygamberlik verilmeden önce, Onun varlığıyla mutluluk duyuyorlardı. Risâlet göreviyle işe başlayınca, Onun gerçek kıymetini bilemediler. Maddeye ve putlara olan şuursuzca bağlılıkları, en yüksek kıymetin ülkelerinden ayrılmasına sebep oldu Medineliʹler o kıymete sahip çıktılar. Bunlar o zaman için az bir topluluk idi, ama Mekke’den istemiyerek ayrılması ve Medineʹye kabul edilmesi başarıya erişmenin en kuvvetli adımlarından biri olarak düşünülebilir. Zira bütün bu olayların arkasında ilâhî plân kusursuzca uygulanıyor; mutlu yarınlar, üstün başarılar Onu sabırsızlıkla bekliyordu. Nitekim öyle oldu. Şüphesiz ki Allah kendi emrinde ve işinde daima üstündür. Ne var ki, insanların çoğu bu hakikati bilmezler.
Anlaşıldığı üzere, iki ayrı olay arasında büyük benzerlik söz konusudur. Biri diğerini aydınlatmakta, önceki olay sonrakinin hedef ve sonucunu belirlemektedir.
OLGUNLUK ÇAĞI
«Olgunluk çağına erişince, ona hikmetle hükmetme becerisi ve ilim verdik. Ve işte iyiliği, yardımseverliği huy edinenleri böyle mükâfatlandırırız. »
İlgili âyetle, milletlere, kavim ve toplumlara idare edilme yolunda güzel bir ölçü ve kıstas veriliyor ve Yusuf Peygamberʹin hayatı buna misal olarak gösteriliyor. Şöyle ki: Her peygamberde olduğu gibi Yusuf Peygamber de tam olgunluk çağına girmeden kendisine İlâhî emanet, yani nübüvvet ve onun içerdiği ilim, hikmet, sevk ve idare etme becerisi verilmemiştir. Bu yetenekler onun yaş bakımından büyümesiyle tekâmül etmiş ve sonunda Allahʹın vahyetmesiyle zenginleşmiştir.
O bakımdan bir kurumu veya ülkeyi toy, tecrübesiz ellere teslim etmenin birçok sıkıntıları da beraberinde getireceğini unutmamak gerekir. Genç kişi tahsilli ve bilgili olabilir, ama tecrübe, beceri, basiretle idare etme ayrı konulardır. Bunlar tahsil ve bilgiyle birleştiği takdirde feyizli hizmetler verilebilir.
Kurʹân’ın anlatım uslûbuna ve kıssayı şekillendirme metoduna dikkatle baktığımızda, Yusuf Peygamber tam olgunluk çağına girince kendisine önce hikmetle hükmetme becerisinin, sonra da geniş bilginin, yani halkı idare etmenin yol ve yöntemlerinin verildiğini anlıyoruz. Bu olay, yalnız bilginin veya yalnız becerinin yeterli olmadığını, bunların hikmet ve basiretle birleşip bütünleşmesinin lüzumlu bulunduğunu açık şekilde vurgulamaktadır.
YÜKSELMENİN YOLU VE LİDERLİK
Kur’ân yükselmenin yolunu belirlerken, kökünde iyilik, fazîlet, adâlet ve hoşgörü mayasının bulunmasının gereğine işâret etmektedir. Temelinde bu mayası bulunmayanların fazîlet burcuna yükselmesi çok zordur. Yusuf Peygamberʹin soydan ve aileden gelme bazı özellikleri vardı: İyilik, sevgi, saygı, merhamet, sabır, Allah’a güvenip dayanma şuur ve inancı, fiziksel yapısının da mükemmelliği bunlardan bir kaçıdır. Kuşkusuz İslâmʹa göre, belirtilen özelliklerin ve vasıfların liderde aranılan şartlardan bir kısmı olduğu söylenebilir. Nitekim Bakara sûresi 247. âyetin tefsirinde Talût kıssasında bu konuya geniş yer verilmiş ve yeterli açıklama yapılmıştır.
Ancak şu hususu belirtelim ki, İslâm, imân temeli üzerinde yükselen olgunluk, bilgi, beceri, ahlâk, fazîlet, idare etme kabiliyeti, hoşgörü, merhamet ve sabır gibi vasıfları liderde ararken, bu arada cesaret, kahramanlık ve fizikî yapının da göz dolduracak bir ölçüde olması gibi özellikleri tercîh nedeni olarak ortaya koymuştur. O bakımdan birinci gruptaki vasıfları kendinde taşıyan, ikinci gruptaki özellikleri bulunmayan lider namzetine, yanında her iki gruptaki sıfat ve özellikleri birlikte taşıyan başka lider namzeti bulunmadığı takdirde, itibar edilir.
BÖYLE DEĞERLERİ BULUP SEÇME BASİRETİ
İslâmʹın liderle ilgili kıstası elbetteki, aklı eren her millet ve toplum için geçerlidir. Zira unutmamak gerekir ki, makam ve mevkileri para ile satın alanlar, masraflarını geri alma gayretine düşerler. Kişisel çıkarından dolayı, haktan yana gözüküp koltuğa oturanlardan fazla bir fazîlet örneği beklemek safdillik olur. Kediyi ipekli koltuklara da oturtsak, bir parça et veya bir fare görünce koltuğun şerefini unutup avını yakalamaya atılır. Kurbağayı bir koltuğa oturtsan, o yine çamura atlar. O bakımdan Eflatun’un dediği gibi, iktidar, iktidara düşkün olmayan ve iktidardan gelecek yararlara ihtiyaç duymayanlara verilmelidir.
Evet, bir mevki kapmak ne kadar güç olursa, o mevkie lâyık olmak daha güçtür. O bakımdan Kur’ân’da Talût ve Yusuf gibi iki önemli liderden ve onların özelliklerinden bahsedilmesi boşuna değildir; milletlere liderlik konusunda yol gösterecek anlamda birer misaldir.
Yusuf Peygamberi satın alan zatın, Mısır azizi, yani veziri, ya da vâlisi olduğu ve zamanla Yusuf Peygamber’in o zatın yerine aziz tayin edildiği anlaşılıyor.
Önemli olan bu vezirin, Yusuf gibi üstün bir değeri az-çok fark etmesi ve eşine: «Buna iyi bakıp ikrâmda bulun. Umulur ki bize yararı dokunur veya oğul ediniriz. » demesidir. Nitekim Ashab-ı Kirâmdan Abdullah b. Mes’ud (R. A. ) şöyle demiştir: «İnsanların en ferasetlisi, çabuk sezip gerçeği kavrayanı şu üç kimsedir: Yusuf Peygamberi satın alıp eşine «Buna iyi bak... » diyen Mısır vâlisi veya veziri; Musa Peygamber hakkında babasına, «Babacığım bunu ücretle tut.... » diyen Şuayb Peygamberin kızı ve ölüm hastalığı içinde iken Hz. Ömer’i kendi yerine halîfe seçen Ebû Bekir Sıddîk (R. A. ).. »
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, suçsuz masum bir insanı Allahʹın nasıl koruyup başarıya eriştirdiği anlatıldı. Allah’a güvenip dayanan, üzücü olaylar karşısında dayanma gücünü ortaya koymasını bilen ve dünya hayatına getirilişinin hikmetini idrâk eden Yusufʹun adım adım önündeki zikzaklı yolu nasıl katettiği, bütün ibretli safhalarıyla konu edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, gençliğinin en ateşli döneminde, bekârlığına ve çekiciliğine rağmen, güzel soylu bir kadının çağrısına olumsuz cevap vererek Allah’tan korktuğunu ifade eden Yusuf Peygamber, hem gençlere örnek olarak gösteriliyor, hem de Allah’tan saygı ile korkan bir mü’minin ne kadar güvenilir bir kimse olduğu vurgulanıyor.