Nisa Suresi 2-3. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَاٰتُوا الْيَتَامٰٓى اَمْوَالَهُمْ وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ وَلَا تَأْكُلُوا اَمْوَالَهُمْ اِلٰٓى اَمْوَالِكُمْ اِنَّهُ كَانَ حُوبًا كَبِيرًا وَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامٰى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَ فَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا تَعْدِلُوا فَوَاحِدَةً اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَلَّا تَعُولُوا

2.

Yetimlere mallarını verin. Temizi pis olanla (helali haramla) değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Çünkü bu, büyük bir günahtır.

Diyanet İşleri

3.

Eğer, (velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helal olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın. Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız, o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

2- Yetimlere mallarını verin; temizi murdara değiştirmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza karıştırarak yemeyin. Çünkü böyle yapmanız muhakkak ki büyük bir vebâldir.

3- Eğer (velîsi bulunduğunuz) yetim kızlarla (evlenince) haklarını gözetemiyeceğinizden, adâlet sağlayamıyacağınızdan korkarsanız, (on­ları değil) size helâl olup hoşunuza giden diğer kadınları ikişer, üçer, dör­der nikâh ediniz. Eğer bu takdirde de aralarında adâlet kuramıyacağınızdan endişe ederseniz bir kadınla veya elinizin altındaki câriye ile yetinin. Bu, adâletten sapmamanıza daha yakındır.

İNİŞ SEBEBİ

Bir adam, kardeşinin yetim kalan oğlunu himayesine almıştı. Çocuk ergen olunca babasının malını istedi. Ama amcası vermek istemedi. Bu yüzden davacı ve davalı olarak Peygamber (A. S. ) Efendimize geldiler. Yu­karıdaki âyetin bu sebeple indiği söylenir. (Esbâb-ı Nüzûl/Nisaburî - İbn Cerîr)

Diğer bir rivâyet :

Bir adam vasilik ettiği yetim kızı elinin altında tutuyordu. Kızın hayli malı vardı, ama tutunacak bir dalı yoktu. Adam bu yetimle hem evlenmi­yor, hem başkasıyla evlenmesine imkân vermiyor, hem de sık sık dayak atıp tehdit ediyordu. Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (Esbâb-ı Nüzûl / Lübabu’t-Te’vîl/Alâeddin ALÎ)

Saîd bin Cübeyr (R. A. ) diyor ki:

«Araplar yetimlerle ve birden fazla kadınlarla evlenirler, ama hiçbi­rinin hakkını gözetmezlerdi. Özellikle birkaç yetim kızın malına göz dike­rek onlara önce vasilik eder, sonra da mallarına ve kendilerine sahip çı­karlardı.

Bu sebeple yukarıdaki âyetler indi ve hem yetim kızların hakları, hem kadın hakları korundu. »

BİRDEN FAZLA KADINLA EVLENMEK

«Eğer (velisi bulunduğunuz) yetim kızlarla (evlenince) haklarını gözetemiyeceğinizden, adâlet sağlayamıyacağınızdan korkarsanız, size helâl olup hoşunuza gi­den diğer kadınları ikişer, üçer, dörder nikâh ediniz. »

Dinimizde konumuzu oluşturan âyet ve ilgili hadîslerle birden fazla kadınla evlenmeye bazı şartlarla cevâz verilmiştir. Evlenmek sünnettir ve bu bir temel kaidedir. Birden fazla kadınla evlenmek ise bir istisnadır. Kur’ân’da bu istisnaî cevâz mutlak anlamda tutulmamış, bazı şartlarla takyit edilmiştir. Nisâ sûresi 3. ve 129. âyetlerle bu husus açıklanmış ve her türlü şüpheyi kaldıracak ölçüde bir anlatıma yer verilmiştir. Bun­ları özetliyecek olursak, şöyle sıralıyabiliriz:

a) Birden fazla kadına ihtiyaç duyulması,

b) Malî imkânların yeterli olması,

c) Zevceler arasında eşitliğin sağlanması,

d) Kadının annelik vekarının korunması, onurunun zedelenmemesi için âdil davranılması..

Önce şunu belirtelim ki, birden fazla kadınla evlenebilmek için sözü edilen şartlardan başka bir de kadınların erkeklerden sayı bakımından fazla olması gerekmektedir. Bir belde veya ülkede kadın sayısı erkeklere oranla az veya eşit durumda ise, birden fazla kadınla evlenme imkânını zorlaştırmış olur. Ama bunun aksine kadın sayısı fazla olduğu yerlerde her erkek ancak bir kadınla evlenebilir hükmü uygulanıyorsa, o takdirde geriye kalan kadınlar ne olacak?

Konumuzu oluşturan Nisâ sûresinin ve ilgili âyetlerin Uhud savaşın­dan sonra indiği ve daha çok kadın haklarını hükme bağladığı kesindir. Bu savaşta yetmişe yakın Müslüman mücahit şehît edilmiş, o yüzden bir­çok kadın dul, birçok kız yetim kalmıştı. Bir de İslâm’ı kabul etmediği için kocasını terkedip Medineʹye hicret eden hanımlar vardı. Çoğunun başını sokacak bir yuvası bile yoktu. Bu fedakâr ve cefakâr hanımları kendi ka­derleriyle başbaşa bırakmak mı, yoksa onları zevce edinip barındırmak mı daha âdil bir ölçü ve davranış olurdu?

İşte Kur’ân bu sosyal derde çare getirmiş; önce akrabalık bağlarına önem verilmesini emretmiş, sonra yetim haklarının korunmasını esasa bağlamış, sonra da kadınları sıkıntıdan kurtarmaya yönelik bir formül ge­tirmiştir.

Günümüzün ekonomik şartlarını da dikkate alırsak, ahlâk dışı yollara düşen kadın ve kızların çoğunun evlenme şansını kaybedenler olduğunu görürüz. Özellikle Batıʹda ve Amerika’da bu, tahminlerin üstünde yaygın­laşmış, fuhuş hat safhaya gelmiştir. Tek kadınla evli bulunan erkeklerin bu tip kadınlarla zinâ ettiğini, bu yüzden hem âile yuvasına ihanette bu­lunulduğunu, hem binlerce nesebi gayr-i sahih çocuğun dünyaya gelme­sine ve ülke için başlıbaşına bir problem doğmasına sebep olduğunu kim inkâr edebilir? Şartlar elverdiğinde gayr-i meşrû yollara düşmektense meşrû yoldan bu isteği karşılamak daha sağlıklı ve ülke yararına daha sıhhatli değil midir?

Konuya bu ciddiyetle eğilmiyen ve aslında İslâmʹa karşı olan bazı kişilerin, İslâmʹda birden fazla kadınla evlenmeyi alay konusu yaptığı, yerli-yersiz sataşmalarda bulunduğu sık sık görülmektedir. Şimdi onlara so­ruyoruz: Toplum bünyesinde kadın erkek arasında sayı dengesizliği var­sa, bir erkeğe üç-dört kadın düşüyorsa, bu dengesizliği ne ile düzeltmek, ya da gidermek mümkündür?

İslâm sosyologları, ahlâkçıları karşımıza şu üç çareyi koymakta ve bir tercih yapmamızı önermektedirler:

1. Her erkek bir kadınla evlensin, geriye kalan kadınlar kocasız ve âilesiz yaşasın.

2. Bir erkek bir kadınla evlensin, ama boşta kalan diğer kadınlardan birkaç tanesiyle gayr-i meşrû yaşasın.

3. Her erkek şartların elverdiği ölçüde birden fazla kadınla evlenerek kadınların annelik vekar ve şerefine yakışır ölçüde onlarla eşitliği gözete­rek yuva kursun.

Evet, karşımızda üç çare var. Ama hangisi insanlığımıza, aile yapımı­za, imanla beslenen vicdanımıza ve kadının iffet ve namusuna yakışır? Tek kelimeyle, bunlardan hangisi vicdanî ve İnsanîdir? Bir de buna erkek­lerin poligami karakterlerini eklersek tercîh ne olur?

NEDEN DÖRDE KADAR?

Bugüne kadar kadın erkek arasındaki sayı dengesizliğinin en çok bu rakama düştüğünü görüyoruz. İstisnaî bazı haller bu kaideyi bozmaz ve hükme dayanak sayılmaz.

Evliliğin ömrü uzattığı da bilinmektedir

Yapılan ciddi araştırmalardan, mutlu bir evliliğin ömrü uzattığını an­lıyoruz. Sosyal yapımızda bunun birçok örnekleri mevcuttur. Birkaç yıl önce Almanyaʹda yapılan araştırmalar sonucunda evli erkeklerin ortala­ma 71 yaşına kadar, bekâr olanların 65 yaşını zor buldukları ortaya çık­mıştır. Bu kaide sadece insanlar için değil, atlar, kediler, kanaryalar ve maymun, aslan, fil ve hatta yılanlar gibi evcil, ya da vahşi hayvanlar için de geçerlidir. Yalnızlık çoğu kez insanı huzursuz, sinirli ve endişeli yapar. Hele bir de kişinin inancı zayıf olur da mânevî yönden bir tatminsizlik için­de bulunursa, bu büsbütün yıpratıcı olur.

Bir de evlenemiyen erkek ve kadınları bu açıdan düşünmek gerekmez mi?

NİKÂH EMRİ

«Hoşunuza giden diğer kadınları.... nikâh ediniz. »

Kur’ân’da yer alan emirler, daha çok vücubu gerektirir. O bakımdan Zahiriyye mezhebi, evlenmenin vâcip olduğunu, kocalık görevini yerine ge­tirme güç ve imkânına sâhip olan erkeğin evlenmesinin gereğini belirt­mişlerdir.

Fıkıhta yetkili uzmanlara göre, şehvetini frenlemeye gücü yet­meyen ve o yüzden zinaya kayma endişesi olan erkeklerin evlenmesi vâ­cibdir. Böyle bir endişe söz konusu olmadığında ise, evlenmek müekked bir sünnettir.

Hanefî mezhebinde içtihat seviyesinde olan fakihler ise, ergen olup evlenme kudretine sâhip olan erkeklerin namuslu kadınları nikâh etmeleri farz-ı kifayedir, yani o toplumdan bazısının evlenmesiyle farz yerine gel­miş olur, evlenmiyenler hakkında ise, sünneti terketmelerinden dolayı âhi­rette muahaza edilecekleri söz konusu olur, demişlerdir. O halde toplu­mun tamamı evlenmeyi terkedecek olurlarsa, farz-ı kifaye yerine getiril­mediğinden hepsi günahkâr sayılırlar.

Sonuç olarak diyebiliriz ki: Günaha kayma, zinaya düşme tehlikesi söz konusu olduğunda, evlenmek farzdır. Böyle bir tehlike yoksa, yani ki­şi nefsine hâkimse, o takdirde farz değil, sadece onun hakkında müekked bir sünnettir; şartlar elverdiğinde bu sünneti yerine getirmesi tavsiye edil­miştir.

Âyette geçen «yetim kızlar» tabiri üzerinde hayli durulmuş, bazı mü­fessirler bunun sadece ana-babası olmayan kızları değil, dul kadınları da kapsamına aldığını beyân etmişlerdir. Bu yoruma göre, gerek yetim kız­ları, gerekse dul kadınları himaye edenler, sadece onların malından yarar­lanmayı düşünüyorlar da evliliği buna vasıta kılıyorlarsa, o takdirde hem onların haklarını, hem evlilik müessesesinin kutsallığını zedeliyorlar de­mektir. Bu durumda onlarla değil, diğer iffetli kadınlarla evlenmeleri ha­yırlı olur.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıda geçen âyetlerle, yetim kızların durumuna dikkatler çekildi, haklarının korunması emredildi. Mallarından dolayı nikâhlanmalarının iyi sonuç vermiyeceğine işâret edildi. Rüşde erdiklerinde -aklî dengeleri bo­zuk değilse- mallarının teslim edilmesi belirtildi.

Sonra şartlar elverdiği takdirde birden fazla kadınla evlenmenin câiz olduğu hatırlatıldı.

Aşağıdaki âyetle, tekrar kadın hakları söz konusu ediliyor; onlar için başlayacakları yeni bir hayat döneminde tutunacak parasal bir dalın, da­yanılacak malî bir desteğin gereği belirtilerek hükme bağlanıyor; MEHR veya SADAK adı altında onlara şerʹî bir hak tanınıyor.