Meryem Suresi 16-25. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مَرْيَمَ اِذِ انْتَبَذَتْ مِنْ اَهْلِهَا مَكَانًا شَرْقِيًّا فَاتَّخَذَتْ مِنْ دُونِهِمْ حِجَابًا فَاَرْسَلْنَٓا اِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا قَالَتْ اِنِّٓي اَعُوذُ بِالرَّحْمٰنِ مِنْكَ اِنْ كُنْتَ تَقِيًّا قَالَ اِنَّمَٓا اَنَا۬ رَسُولُ رَبِّكِۗ لِاَهَبَ لَكِ غُلَامًا زَكِيًّا قَالَتْ اَنّٰى يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِي بَشَرٌ وَلَمْ اَكُ بَغِيًّا قَالَ كَذٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَلِنَجْعَلَهُ اٰيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِنَّا وَكَانَ اَمْرًا مَقْضِيًّا فَحَمَلَتْهُ فَانْتَبَذَتْ بِهِ مَكَانًا قَصِيًّا فَاَجَٓاءَهَا الْمَخَاضُ اِلٰى جِذْعِ النَّخْلَةِ قَالَتْ يَالَيْتَنِي مِتُّ قَبْلَ هٰذَا وَكُنْتُ نَسْيًا مَنْسِيًّا فَنَادٰيهَا مِنْ تَحْتِهَا اَلَّا تَحْزَنِي قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِيًّا وَهُزِّي اِلَيْكِ بِجِذْعِ النَّخْلَةِ تُسَاقِطْ عَلَيْكِ رُطَبًا جَنِيًّا

18.

(16-17) (Ey Muhammed!) Kitap'ta (Kur'an'da) Meryem'i de an. Hani ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiş ve (kendini onlardan uzak tutmak için) onlarla arasında bir perde germişti. Biz, ona Cebrail'i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü.

Diyanet İşleri

18.

Meryem, "Senden, Rahman'a sığınırım. Eğer Allah'tan çekinen biri isen (bana kötülük etme)" dedi.

19.

Cebrail, "Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim" dedi.

20.

Meryem, "Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım halde, benim nasıl çocuğum olabilir?" dedi.

21.

Cebrail, "Evet, öyle. Rabbin diyor ki: O benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu, zaten (ezelde) hükme bağlanmış bir iştir" dedi.

22.

Böylece Meryem, çocuğa gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi.

23.

Doğum sancısı onu bir hurma ağacına yöneltti. "Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım!" dedi.

24.

Bunun üzerine (Cebrail) ağacın altından ona şöyle seslendi: "Üzülme, Rabbin senin alt tarafında bir dere akıttı."

25.

"Hurma ağacını kendine doğru silkele ki sana taze hurma dökülsün."

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

16- Kitapta Meryemʹi de ân; hani o, âilesinden ayrılıp doğu tarafına çekilmişti.

17- Sonra da onlardan tarafa bir perde tutup germişti. Biz de ona ruhumuzu (Melek Cebrailʹi) göndermiştik de O, ona endamlı, yakışıklı bir insan şeklinde temessül edip görünmüştü.

18- Meryem, «eğer (Allahʹtan) korkup sakınan bir kimse isen, sen­den herhalde Allahʹa sığınırım» demişti.

19- Cibril ona: «Ben ancak sana tertemiz-pak bir oğlan bağışlamak için Rabbinin elçisiyim, » demişti.

20- Meryem de, «bana bir insan dokunmamışken bir oğlum nasıl olur? Ben kötü ahlâklı bir kadın da değilim» demişti.

21- Cibril ona: «Öyle de olsa, Rabbin buyurdu: Bu bana göre pek kolaydır; hem onu insanlara (kudretimizin yüceliğine delâlet eden müs­tesnâ) bir belge ve bizden bir rahmet olarak sunacağız. Ve artık bu hük­medilmiş bir iştir ki olup bitmiştir. » demişti.

22- Meryem, oğluna gebe kaldı ve bu haliyle uzak bir yere çekildi.

23- Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına çekip götürdü. «Ah keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim, (bu iş başıma gel­meseydi! ) dedi.

24- 25- Altından bir ses, şöyle dedi ona: «Üzülme, Rabbin senin al­tında bir su arkı meydana getirdi, hurma dalını kendine doğru çekip silke­le, üzerine taze hurma dökülsün. »

BABASIZ DÜNYAYA GELEN ÇOCUK

Dünya saltanatına ve maddeye karşı aşırı düşkün olan İsrâil oğulları, Tevrat ile amel etmez olmuşlardı. Kendilerine İlâhî rahmetin birer eseri olan her peygambere karşı geliyor, azgınlıklarını sürdürüyorlardı. Çünkü İlâhî düzen ile onların kendi arzularına göre kurdukları düzen birbiriyle uyum sağlamıyor, bir bakıma çatışıyordu. Onun için Tevratʹın hükümleri­ni yeniden ihya edip ona geçerlilik kazandırmak için gönderilen peygam­berlere uymadılar ve bir kısmını öldürdüler, bir kısmını da ülkelerinden kovdular. Cenâb-ı Hak, önce çok yaşlı bir baba ile onun kısır eşinden bir peygamber dünyaya getirerek kudretinin yüceliğini onlara hatırlatmayı di­ledi. Bunun hemen arkasından kendini bütünüyle mâbede veren iffet ve namus timsali Meryem’e, Melek Cebrâilʹi, yakışıklı bir insan şeklinde gön­dererek onun İsa Peygamberʹe (A. S. ) gebe kalmasını sağladı. Böylece ikin­ci, fakat daha büyük bir mu’cizeyle İsrâil oğullarını uyardı. Aynı zaman­da gönderdiği Zekeriya, Yahya ve arkalarından irşat alanına çıkardığı İsa Peygamber (salât-ü selâm hepsine olsun), zühd ve takvânın doruğunda bulunuyorlardı. Amaç, âhiretten yüzlerini tamamıyla dünyaya çeviren Ya­hudilerin hayatında dünya ile âhiret arasında sağlam bir köprü oluştur­mak ve Tevratʹın hükümlerine işlerlik kazandırmaktı.

BU OLAYDA TECELLİ EDEN MU’CİZELER

Melek Cebrâil’e «ruhumuz» denilerek onun taşıdığı İlâhî kudretin te­cellilerinden birine dikkatler çekilmiştir. Çünkü Melek Cebrâîl gerçekten İlâhî kudretten kaynaklanan büyük bir ruh ve hayattır ve her bakımdan enerji ve güç simgesidir. Onun için uzaklık, yakınlık pek söz konusu de­ğildir.

İlâhî kudreti yansıtan bu büyük ruh, ölüye üflese dirilir, hastaya do­kunsa iyileşir, marize dokunsa şifa bulur, bakire kıza üflese gebe kalır. Kuru ağaca dokunsa yeşerir. Gerçekten bu bizim alışageldiğimiz sebep­leri ve kanunları iptal etmekte, doğrudan hayat ve hareket sağlamaktadır.

Ne var ki bu, câri bir kanun değildir. Sırf İlâhî kudretin her şeyde na­fiz olduğunu, kudretinin her konuda mutlak netice alıcı bulunduğunu ha­tırlatmaya, bütün sebep ve illetlerin yine İlâhî kudret elinde bulunduğuna dilediği zaman sebepsiz, illetsiz olay meydana getireceğine yönelik bir mu’cizedir.

Spermayı, topraktan çıkan gıda maddelerinden meydana getiren, onu erkeğin sulbünde hayvanî hayatla oluşturan Yüce Kudret, Melek Cebrâilʹ­in üflemesiyle ana rahminde bir anda sebepleri oluşturamaz mı? Ne var ki biz birisini belli biyolojik yollardan bildiğimiz için yadırgamıyoruz. İkin­cisinin bağlı bulunduğu fizikötesi kanun ve sebepleri bilmediğimiz için şa­şırıp kalıyoruz.

MELEK CEBRÂİL’İN ÜFLEMESİ

«Biz de ona ruhumuzu (Melek Cebrâil’i) göndermiştik de o, ona endamlı, yakışıklı bir insan şeklinde te­messül edip görünmüştü. »

Bu, bizim anlamamızı kolaylaştırmaya yönelik bir anlatım tarzıdır. As­lında meleğin ne havaya, ne de suya ihtiyacı vardır. Bizdeki iç organlar da onlarda mevcut değildir. O halde Meryemʹe üflemesi, yüce ruhtan Mer­yemʹe geçen mânevî cereyandır ki keyfiyetini fiziksel yollarla bilmemiz mümkün değildir. (Bilgi için bak: Enbiyâ Sûresi: 91) Nitekim Melek Cebrâil vahiy ile indiğinde getirdiği ilâhî kelâmı Peygamber (A. S. ) Efendimizʹin kalbine ilka etmesi de bu ce­reyanın ayrı bir tezahürü ile gerçekleşiyor, onu sadece Peygamberʹin (A. S. ) ruhu duyup anlıyordu.

Gerçi burada «nefh» tabiri geçmemekte, sadece büyük ruh olan me­lek Cebrâilʹin insan suretine girerek Meryem’e görünmesi anlatılmaktadır. Ama Enbiyâ Sûresinde adı geçen meleğin ona nefh ettiği, yani üflediği açıklanmaktadır. O bakımdan ruhun beşer suretinde temessül edip görün­mesinden yine İsa’ya (A. S. ) hamile kalması için üflemede bulunduğunu an­lıyoruz. Âdem Peygamber’in de bedeni teşekkül ettikten sonra yine buna benzer bir nefh olayı meydana gelmiş ve öylece kurumuş balçık; et, kan, kemik ve sinirlere dönüşmüştür.

MELEĞİN İNSAN SURETİNDE GÖRÜNMESİ

Kurʹân bunu «temessül» kelimesiyle açıklıyor. Bu, bir şekil ve surete girme, cisimleşme, benzeşme gibi manalara gelir.

Neden temessül?

Melek Cebrâil, insan suretine girmeden asıl hüviyetiyle inip Meryemʹe hitap etmiş olsaydı, ruhu bu hitaba hazır duruma gelmediği için Meryem bir anda kendini kaybeder, ölümle burun buruna gelir, saatlerce baygın kalırdı. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹin ruhu çok güçlü olmasına rağmen altı ay rüya ile bir eğitimden geçirildikten sonra meleğin getirdiği İlâhî vahyi alabilme kudretine erişebildi.

Bunu daha iyi kavrayabilmemiz için şöyle bir misalle değerlendirebi­liriz: Çok yüksek voltajlı bir elektrik akımını, ancak ona uygun hazırlanan bir aygıt alabilir. Aksi halde bağlantı yaptığı cihazı yakıp işlemez duruma sokar.

Allah’ın hitabının önce bir surette tezahür etmesi ve ancak o suret­ten Musa Peygamberʹe (A. S. ) seslenmesinin de izahı budur. Melek Ceb­râil’in insan suretine girip öylece Meryem’e seslenmesi buna yakın bir anlam taşır. Aynı zamanda Meryem, peygamber değildir. Böylece Cebrâil’­in sesleniş ve nefhasına ruhu müsait bulunmuyordu. Bu sesleniş ve nefha önce surette tecelli etmiş, sonra suretten surete geçiş yapmıştır.

Aynı zamanda Melek Cebrâîl büyük ruh olduğundan bütünüyle ha­yat ve kudrettir. Dokunduğu yerde hayat başlar. Meryem’e görünüp mâ­nevî bir üflemede bulunmasıyla İsa (A. S. ) vücut bulmuştur.

ALLAHʹTAN KORKANDAN ZARAR GELMEZ

Düşünce ve duyguları en iyi şekilde arındırıp berraklaştıran, iç disip­lini sağlayan, kalp ve kafayı iyiye, güzele ve doğruya yönlendiren ve so­rumluluk duygusunu en yüksek dozajda aşılayan tek faktör, Allah korku­su ve âhiretteki hesaptır. Aslında insan bu iki mânevî müeyyidenin ma­yasını kendinde taşıyarak gözlerini dünyaya açar. Sonra aile, çevre ve okul ya bu mayayı geliştirip amacına uygun düzeye getirir, ya da onu körel­tip belirsiz duruma sokar.

Hz. Meryem doğduğu günden itibaren mâbede adanıp verilmiş ve o hava içinde ciddi dinî eğitim görerek gelişmişti. Hattâ daha anasının kar­nında iken mâbede hizmet için adandığını yine Kur’ân’dan öğreniyoruz. Zekeriya Peygamberʹin (A. S. ) terbiye ve himayesinde yetiştirilmesi ise, ayrı bir mutluluktur. O bakımdan kimlerden kötülük gelebileceğini, kim­lerden gelmiyeceğini çok iyi biliyordu. Melek Cebrâîl yakışıklı bir adam suretine girip görününce, Meryem bir anda korkup irkilmiş ve hemen ar­kasından şöyle demişti: «Eğer Allah’tan korkup sakınan bir kimse isen, senden Allah’a sığınırım. » Bununla Allah’tan korkup sorumluluk duygusu taşıyan insandan zarar gelmeyeceği hatırlatılıyor, aynı zamanda böyle bir inançta olan kimsenin kalbine bir an için birtakım vesvese ve kötü duygu havası doğabileceğini düşünerek de «Senden Allahʹa sığınırım» dediği nak­ledilerek, Meryem’in dinî kültürünün ne kadar geniş olduğuna dikkatler çekiliyor.

MERYEMʹİN KENDİSİNE İNSAN SURETİNDE GÖRÜNEN MELEĞİN SÖZÜNE GÜVENMESİ

«Cibril ona: Ben ancak sa­na tertemiz-pâk bir oğlan bağışlamak için Rabbinin elçisiyim, demişti. »

İnsan suretinde görünen Melek Cebrâil, Meryem’in Allahʹa sığınması üzerine, ona güven vererek şöyle diyor: «Ben ancak sana tertemiz pâk bir oğlan bağışlamak için Rabbinin elçisiyim. » Bu söz, Meryem’i sakinleştiri­yor ve korkusu kalkıyor. Anlaşılan Hz. Meryem, Melek Cebrâilʹin sesleniş tarzından ve uslûbundan onun bir saldırgan olmadığını, İlâhî emirle gön­derilen bir melek olduğunu farkedecek bir olgunlukta ve kulağına gelen sesin ona hep güven verdiğini çarçabuk kavrayabilmekteydi.

Bu olaydan Hz. Meryemʹin peygamber değilse de, o mertebeye çok yakın bulunan büyük bir veliye olduğu anlaşılıyor.

Zira Melek Cebrâil’in sesi, bütünüyle rahmet, bereket, inâyet ve gü­ven havası estirir bir özellikteydi. Başka bir sesin bu özelliği taşıması pek mümkün değildi. Aynı zamanda alışılagelmiş bir tonda da bulunmuyordu. Hz. Meryem velâyet mertebesinden kaynaklanan seziş ve anlayışıyla bu­nu çok çabuk fark edebilmişti.

İSA PEYGAMBERʹİN İKİ ÖNEMLİ VASFI

1- Allah’ın yüce kudretini isbat eden belgelerden biri olması, bu ne­denle mevcut biyolojik kanunların üstünde bir muʹcizeyle vücut bulması,

2- Melek Cebrâil’in üflemesi ile Meryem gibi dindarlık ve iffetin; soyluluk ve takvânın simgesi bir anneden doğması..

Ezelde İlâhî irâde, İsa’nın (A. S. ) bu ölçü ve özellikte babasız doğaca­ğını belirlemiştir. Günü, saati gelince İlâhî plân aynen uygulanmış, hüküm yerine getirilmiş ve bakire bir kız, bir erkekle birleşmeksizin İsâ Peygam­bere gebe kalmıştır. Bunun reddi mümkün değildir. O nedenle Melek Ceb­râil, Meryem’e: «Gereksiz yere sıkılıp üzülme. Bu hükmedilmiş bir iştir ki olup bitmiştir. » uyarısında bulunmuş, bunun üzerine Meryem sakinleşip İlâhî takdire rıza gösterme basiretini ortaya koymuştur.

İSA PEYGAMBER’İN MU’CİZE DÜZEYİNDE DÜNYAYA GELMESİ İKİ AYRI HİKMETİ YANSITIYORDU

«Hem onu insanlara (kud­retimizin yüceliğine delâlet eden müstesnâ) bir belge ve bizden rahmet olarak sunacağız. Ve artık bu hükmedilmiş bir iştir ki olup bitmiştir. »

İlgili âyetle İsa Peygamberʹin insanlıktan yana yönlendirici ve düşün­dürücü mahiyette iki hikmet yansıttığına dikkatler çekilmektedir. Birincisi, onun İlâhî kudrete delâlet eden açık bir belge olması; diğeri ise berabe­rinde İlâhî feyiz ve gufranı insanların kalp ve kafalarına yansıtan bir rah­met getirmesidir.

Havarilerin üstün gayretiyle bu iki hikmet insanlığa mal edilmiş ve kitleleri, milletleri harekete geçirip en azından putperestliğin daha çok ya­yılmasına engel teşkil etmiştir. Ne yazık ki, İsa (A. S. )ın bu muʹcizevî yanı­nı yanlış anlayanlar zamanla onu «Allahʹın biricik oğlu» diye tanıtma gay­retine düştüler; İncil nüshalarında hatalı çeviriler yaparak «Rab» sıfatını «baba» şeklinde yorumladılar ve içinden çıkılmaz, dinî esaslarla, Tevhîd İnancı ile bağdaşmaz hükümlerin ortaya çıkmasına sebep oldular. Böyle­ce İlâhî muʹcizelerden biri olan İsa Peygamberʹin dünyaya gelişindeki yük­sek hikmeti kavrama yollarını kapadılar. O rahmeti gerçek ölçüsünün dı­şına çıkartıp İsaʹnın tek kurtarıcı olduğunu savunarak, Onun geleceğini müjdelediği son nebi Hz. Muhammed’i (A. S. ) ret ve inkâr edecek kadar hakikata sırt çevirdiler.

İSA PEYGAMBERʹİN BABASIZ DÜNYAYA GELDİĞİNİ GÖSTEREN DELİLLER

Kur’ân-ı Kerîm bu konuda İlâhî üslûp doğrultusunda çok veciz bir an­latımla bu delilleri altı madde halinde sıralamıştır. Şöyle ki:

1- Melek Cebrâil’in insan suretine girip ona görünmesi ve Enbiya sûresinde belirtildiği gibi, İlâhî kudretten ona bir nefha estirmesi,

2- Melek Cebrâil’in «Ben ancak sana tertemiz, pâk bir oğlan bağış­lamak için Rabbin elçisiyim» demesi,

3- Meryem’in, «Bana bir insan dokunmamışken bir oğlum nasıl ola­bilir» diye karşılık vermesi,

4- Melek Cebrâil’in ona: «Artık bu hükmedilmiş bir iştir ki, olup bit­miştir» diyerek İlâhî takdîrin tecelli gününün geldiğini haber vermesi,

5- İsa Peygambere hamile kalan Meryemʹin halka görünmemek için uzak bir yere çekilmesi,

6- Doğum sancıları çekerken halka ne söyleyebileceğini düşündük­çe sıkılması ve «Ah keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim» diye temennide bulunması..

Eğer Hz. Meryem biriyle evli olmuş olsaydı, bu altı maddede belirtilen­lerin hiç birine lüzum kalmaz, normal doğumunu yapar ve çekinmeden halk arasında bulunurdu.

İNCİLʹDE BU KONUYLA İLGİLİ BELGELER

Âl-i İmrân Sûresi 45-48. âyetlerin tefsîrinde de belirttiğimiz gibi, İn­cil’de İsâ (A. S. )ın doğum olayı Kurʹân’a yakın bir anlam ve muhtevada an­latılır. Ancak Matta ile Luka İncillerinde farklı bir ifade kullanılmış, biri diğerini açıklar şekilde konuya yer verilmiştir.

Matta İncil’inde :

«Yakub Meryem’in kocası Yusufʹun babası olup Meryem’den de Mesîh denilen İsa doğdu. » (Matta İncil’i: 1/16)

Bölümün alt kısmında bu kapalı ifade açıklanarak şöyle deniliyor: «Yusuf, Meryem’i kendine karı olarak almaktan korkma. Çünkü kendisin­den doğmuş olan Ruhulkudüs’tendir ve bir oğul doğuracaktır. »

Bu cümlelerden Meryemʹin Yusuf adında bir gençle nişanlı olduğu an­laşılıyor. Nitekim Lûka İncil’inde buna açıklık getirilerek şöyle deniliyor: «Altıncı ayda Allah tarafından Cebrâil melek Galile’de Nâsıra denilen şeh­re, Dâvud evinden Yusuf adındaki adama nişanlı olan kıza gönderildi. Kı­zın adı Meryem idi.. » (Luka İncil’i: 1/26-29)

Kur’ân-ı Kerîm’de konunun pek detayına inilmiyor. Sadece İsa Pey­gamber’in doğumunun bir mu’cize olduğu, Meryemʹin bakire iken böyle bir tecelliye mazhar kılındığı ve sonra da İsa Peygamberʹin insanlara bir rahmet olarak gönderildiği belirtiliyor. Ayrıca Meryemʹin doğum safhaların­dan önemli bir kaç tanesi nakledilerek üzerinde ciddi şekilde durup mü’minlere ne gibi mesajlar verilmek istendiğini bulup çıkarmamız ilhâm edi­liyor.

ALLAH İNSAN KUDRETİNİN YETECEĞİNİ, İNSANA BIRAKIR

«Hurma dalını kendine doğru çekip silkele, üzerine taze hurma dökülsün.. »

Yirmi beşinci âyet, bize İlâhî sünnetin bir başka yönünü öğretmekte; bu hususta az-çok bilgisi olanlara ip ucu verip iyice düşünmelerini istemektedir. Şöyle ki: Hayatımızın her dönem ve safhasında insan kud­retinin yetmiyeceğini Allah, vücuda getirmekte, onun kudretinin yetece­ğini ona bırakmaktadır. Bu, Cenâb-ı Hakkʹın değişmeyen sünnetlerinden biridir, pek az istisnası olabilir. Soğuk bir mevsimde hurma ağacında taze hurmaları bitirmek ve bulunduğu yerin altında da bir su akıtmak in­san kudretinin dışında kaldığından, Allah kendi kudretini harekete geçirip onları hemen vücuda getirmiştir. Böylece çok üzülen ve sıkılan Hz. Mer­yemʹi teselli etmek ve mâneviyatını yükseltmek için Cenâb-ı Hak ardarda iki muʹcizeyle, Meryem’e nisbetle kerametle tecelli etmiştir. Ama mevsimi dışında yeşerttiği taze hurmaları Meryemʹin üzerine dökmemiş; ona, onun kudretinin yeteceğini emretmiştir: «Hurma dalını kendine doğru çekip sil­kele, üzerine taze hurma dökülsün. »

Allah’ın bu emri, ya ilhâm şeklinde, ya da Melek Cebrâilʹin haber ver­mesiyle gerçekleşmiştir.

Şüphesiz bu bir ölçüdür ki, birçok işlerimizde ve karşılaşacağımız olaylarda bize rehber olur; neleri yapabileceğimizi, neleri yapamıyacağımızı ve ne zaman Allahʹtan yardım dilememizin makul olacağını öğretir. Öyle ki: Gücümüzün yettiğini herhalde yapmalıyız. Ama karşılaştığımız iş ve olay beşer kudretini, onun irâde ve ölçüsünü aştığı takdirde, aşan kıs­mı Allahʹa bırakmamız gerekir. Özetliyecek olursak, şöyle diyebiliriz: Biz bize düşeni yaptığımız ve irâdemizi kullanıp belli sınıra kendimizi getirdi­ğimiz takdirde Allah da kendisine düşeni yapar.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Cenâb-ı Hak, sebep ve illetleri ortadan kaldırıp kudretini izhar ederek, Meryemʹin bir erkekle evlenmediği, temas kurma­dığı halde Melek Cebrâilʹin nefhasıyla gebe kaldığını açıklıyor ve Meryemʹin doğum safhalarından ibretli yanları belirterek mü’minlere birtakım mesaj­lar veriyor.

Aşağıdaki âyetlerle, aynı kıssanın diğer safhaları anlatılıyor. İsa Pey­gamber’in bir diğer mu’cize anlamında beşikte iken konuştuğu ve birtakım dinî esaslardan söz ettiği açıklanıyor Sonra da İsaʹnın Allahʹın oğlu değil, yarattığı kullarından bir kul olduğuna dikkatler çekilerek Hıristiyan din adamlarının yanlış inançları tashîh ediliyor.