A'raf Suresi 175-178. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ الَّذِي اٰتَيْنَاهُ اٰيَاتِنَا فَانْسَلَخَ مِنْهَا فَاَتْبَعَهُ الشَّيْطَانُ فَكَانَ مِنَ الْغَاوِينَ وَلَوْ شِئْنَا لَرَفَعْنَاهُ بِهَا وَلٰكِنَّهُٓ اَخْلَدَ اِلَى الْاَرْضِ وَاتَّبَعَ هَوٰيهُ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ الْكَلْبِ اِنْ تَحْمِلْ عَلَيْهِ يَلْهَثْ اَوْ تَتْرُكْهُ يَلْهَثْ ذٰلِكَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا فَاقْصُصِ الْقَصَصَ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ سَاءَ مَثَلًا الْقَوْمُ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَاَنْفُسَهُمْ كَانُوا يَظْلِمُونَ مَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِي وَمَنْ يُضْلِلْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

177.

Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz halde, onlardan sıyrılıp da şeytanın kendisini peşine taktığı, bu yüzden de azgınlardan olan kimsenin haberini onlara anlat.

Diyanet İşleri

176.

Dileseydik o ayetlerle onu elbette yüceltirdik. Fakat o, dünyaya saplanıp kaldı da kendi heva ve hevesine uydu. Onun durumu köpeğin durumu gibidir: Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte bu, ayetlerimizi yalanlayan toplumun durumudur. Şimdi onlara bu olayları anlat ki düşünsünler.

177.

Ayetlerimizi yalan sayan ve ancak kendilerine zulmeden bir kavmin durumu ne kötüdür!

178.

Allah, kimi doğru yola iletirse, odur doğru yolu bulan. Kimleri de saptırırsa, işte onlar, ziyana uğrayanların ta kendileridir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

175- (Ey Muhammed! ) Kendisine âyetlerimizi verdiğimiz kimsenin haberini (olayını) anlat: O verdiğimiz âyetlerden sıyrılıp çıktı; şeytan da onu kendi peşine takıp sürükledi ve böylece o azgınlardan oldu.

176- Dileseydik onu âyetlerimizle yükseltir (kadrini yüce kılar)dık; ne var ki o maddeye yönelip aşağılığa bağlı kalmayı (tercîh etti), hevesine uydu. Onun hali ve tutumu, üzerine varsan da, kendi durumuna bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğin haline benzer. İşte bu, âyetlerimizi ya­lanlayan topluluğun misâlidir. Artık sen olayı onlara nakledip anlat, olur ki düşünürler.

177- Âyetlerimizi yalanlayıp kendilerine haksızlık eden topluluğun misâli ne kötüdür!

178- Allah kime doğru yolu gösterirse, o doğru yolu bulur; kimi de saptırırsa, işte onlar da, evet onlar zarara uğrayanlardır.

İNİŞ SEBEBİ

İbn Mesʹud (R. A. ) diyor ki: «Bu âyetler İsrâiloğullarından Bel’am b. Bâûra adında duâsı makbul kişinin dikkat çekici olayını, hem Ya­hudilere, hem de Müslümanlara hatırlatmak üzere inmiştir. »

Rivâyete göre, bu âbit (çok ibâdet eden adam) zorbaların en çok yaşadığı Kenanîlere ait bir bölgede oturuyordu. Musa Peygamber ordusuy­la o bölgeyi fethetmeye geldiğinde, halk toplanıp Belʹâm’a gitmiş ve Musa Peygamber âleyhine duâ etmesini rica etmişlerdi. O da onlara, «olmaz; çünkü Musa bir peygamberdir, ordusu da vardır» diyerek reddetmişti. Is­rarlar fayda vermeyince kendisine dünyalıktan çok şeyler, paha biçilmez hediyeler getirmişler ve öylece bedduâ etmesini sağlamışlardı. Ne var ki, yaptığı bedduâ geri dönmüş ve Belʹâmʹın dili sarkmıştı. Bu yüzden o âbit hem dünyasını, hem de âhiretini kaybetmişti. (Lübabu’t-te’vîl - Esbabü’n-nüzul/Nisabûrî - İbn Kesîr - İbn Cerîr-Kurtubî - Mefatihü’l-gayb tefsirleri, ilgili âyet.)

Tevratʹta da bu adamdan geniş şekilde bahsedilir.

Ashab-ı kirâmdan Abdullah b. Amr’e (R. A. ) göre bu âyet, Sakıfli Ümeyye b. Ebî Salt hakkında inmiştir. Adı geçen, kutsal kitapları okumuş, son peygamberin gelmek üzere olduğunu anlamış ve kendisini bu paye ve göreve lâyık görerek birtakım hayallere kapılmıştı; derken Hz. Muhammed (A. S. ) nübüvvet güneşiyle doğup risâlet göreviyle ortaya çıkınca, onu kıs­kanmaya başlamış ve o yüzden irfan ve inancını kaybetmişti. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz onun hakkında şu cümleyi sarfetmiştir: «Ümeyye b. Ebî Saitʹin kılları imân etti, kalbi ise inkârda bulundu.. »

DİNİNİ DÜNYALIKLA DEĞİŞTİREN

«Şeytan da onu peşine takıp sürükledi. »

İlgili âyetle İlâhî feyiz ve keramete eriştirilen, duâsı makbul bir ada­mın acıklı hali misal veriliyor. Hani «bir tutam ot deveyi yardan atlatır» der­ler ya, işte İsrâiloğullarıʹndan Belʹamʹın da durumu öyle olmuştur. Geçici bir dünyalık uğruna ahlâk ve fazîleti çiğneyip dininden, iman ve irfan kaf­tanından sıyrılarak İblîs’e oyuncak olmak ne hazîn şey! Pırlantayı boncuk­la, kalıcı olanı geçici olanla değiştiren bir âbidin berbat olan son ömrün­den ibret ve öğüt almamak daha hazîn değil midir?

Değer mi birkaç günlük şatafat ve konfor için, erişilen mânevî değer­lerden sıyrılmaya? Hayat su gibi akmaktadır; onu temiz tutsan da, bulandırsan da akıp gitmektedir. Zamanı geri çevirmek mümkün müdür? Mev­lânâ Celâlettin ne güzel söylemiştir:

«Yolcu, kendine gel, kendine vakit geçti, ömür güneşi kuyuya doğ­ruldu. Bu iki günceğizinde olsun, kuvvetin varken, kocalığını Hak yoluna sarfet. Elinde kalan şu kadarcık tohumu olsun ek de bu iki anlık müddet­ten uzun bir ömür bitsin. Bu aydın çırağ sönmeden kendine gel de hemen fitilini düzelt, yağını tazele. Yarın yaparım deme. Nice yarınlar geçti. Ekin zamanı tamamıyla geçmesin, uyanık ol! »

Allah, kullarını daldıkları dünyalıktan biraz olsun geri çekip ebediye­tin kokusunu ulaştırmak için tarihe geçmiş bir âbidin ömrünün son yılları­nın nasıl berbat olduğunu misal vererek rahmetinin insanlara çok yakın bulunduğunu hatırlatıyor ve bâtıldan hakka, günahtan sevâba, gafletten intibaha çağırıyor..

DİLESEYDİK ONU ÂYETLERİMİZLE YÜKSELTİRDİK

«Dileseydik onu âyetlerimizle yükseltir (kadri­ni yüce kılar)dık. »

İlgili âyetle Allah bize, insan irâdesi hakkında bilgi veriyor. O, kulla­rını hayatın başlangıç noktasıyla bitiş noktası arasında -sünnetullah ge­reği- iyi ve kötü, doğru ve yanlış, sevâp ve günah yollarını göstererek ser­best bırakıyor. Ancak ezelî ilmiyle onların bu iki nokta arasında kendi hür irâdeleriyle nasıl bir yol seçeceklerini, nasıl bir hayat tablosu hazırlaya­caklarını önceden tesbit edip yazmıştır. İstisnaî bazı haller dışında müda­halede bulunması söz konusu değildir. Az-çok doğru yolu bulanları ve ilâ­hî füyuzata erişenleri, dilerse o doğrultuda tutar. Bu, O’nun câri sünnetine uygun geldiğinden hidâyetiyle tecelli eder. Maddeye gönül verip kendini onun gözalıcı nesneleriyle avutarak ömür sermayesini geçici bir hiç uğruna harcamakta azimli olanı da kendi haline terkeder. Sadece Peygamber ve Kitap aracılığıyla onu uyarıp yol gösterir. Bu da O’nun tak­dirinin ayrı bir yanıdır.

SOLUYAN KÖPEĞİN MİSAL VERİLMESİ

«Onun hali ve tu­tumu, üzerine varsan da, kendi durumuna bıraksan da, dilini sarkıtıp so­luyan köpeğin haline benzer. »

Aşağılığa bağlı kalıp nefsine esir olanlar hakkında çok dikkat çekici bir misal veriliyor. Köpeğin çoğu zaman soluması, ona daha da çirkinlik getirmektedir. Ama ne yapsın ki, onun nefsi hep kemik hayaliyle meşgul­dür. O bakımdan salıversen de, tutup bağlasan da dili dışarda, soluyup durur. Mevlânâ, kendini nefsin emrine verip onun hayal kurduğu şeyler peşinde aziz ömrünü harcamaya devam edenlere şöyle seslenerek, bir bakıma yukarıdaki âyeti tefsîr ediyor: «Köpek değilsen neden kemiğe âşık­sın, sülük gibi neden kanı seviyorsun? Ey başkalarına ağlayan göz, gel, bir müddetçik otur da kendine ağla! »

ALLAHʹIN DOĞRU YOLA İLETMESİ

«Allah kime doğru yolu gösterirse, o doğru yo­lu bulur. »

Allah, indirdiği kitaplar, gönderdiği peygamberler aracılığıyla insan­lara doğru yolu göstermiş; doğru yolu seçip onda yürümeleri için de gere­ken yetenekleri vermiştir. Artık kim aklını ve irâdesini sıhhatli şekilde kul­lanır da kendi irâdesini Hakk’ın irâdesiyle birleştirirse, o doğru yolu seç­miş olur. Yalnız kendi irâdesiyle yetinip Hakkʹın irâdesinin rahmet âyetle­rine iltifat etmeyenler ise, sonu felâket olacak bir yolu tercîh etmiş sayılır­lar.

Âyetin bir başka yorumu: Allah kimi doğruya eriştirmekle vasfetmişse, o, cidden doğru yolu bulmuştur. Kimi de küfür ve dalâletle vasfetmişse, o da gerçekten sapıtmıştır. Çünkü kullarının içini, dışını, niyet ve amacını O daha iyi bilir. Bu bakımdan Allahʹın kullarını iyi veya kötü şekilde vasıflaması, ezelî ilmine dayalı bir kıstastır ki aslâ şaşmaz.

Bir başka yorum: Allah kime fazla lûtufta bulunur da doğru yola yö­nelmesini artırırsa, o doğru yola girmiş olur. Kime de, kötü tutum, yanlış inancı nedeniyle lûtufta bulunmazsa, o da sapıtıp zarara uğrayanlardan olur.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, geçici hayatı ebedî saadete tercîh edip doğru yoldan ayrılan bir âbit misal verildi. Düşünce ve duygusu sadece dünya­lık olup nefsine yenik düşen kimsenin hali, hayali hep kemik olup dilini sar­kıtarak soluyan köpeğin bu haline benzetildi.

Aşağıdaki âyetlerle, kalbleriyle hakkı anlamayan, gözleriyle gerçeği görmeyen, kulaklarıyla doğruyu işitmeyen kimseler, hayvanlara benzetili­yor. Fıtratlarındaki cevheri belirsiz duruma getiren bu insanlar hem kınanı­yor, hem uyarılıyor. Hilkat kanunundaki yerlerine dönmeleri ve yaratıldık­ları amaç ve hikmete yönelmeleri isteniliyor.

Böylece «en güzel isimler Allah’ındır», denilerek İlâhî sıfatlarla Oʹnu da­ha iyi tanımamız ilham ediliyor. Sonra da Allahʹın âyetlerini yalanlayan­ların adım adım hüsrana gittikleri hatırlatılıyor.